Afrikaans
Akan
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Sayın Yargıç?
Bu bence oldukça açık ve net bir durum.
Açıkçası, savunmanın Bay Holloway'i
vicdan azabıyla dolup taşan bir adam olarak
gösterme çabaları gülünç.
Orada konuşup durursunuz... "Üzgünüm. Bir daha asla."
Ama yaptınız, değil mi? Yaptınız.
Tekrar, tekrar, ve tekrar.
Bu bir kerelik bir şey değil. Sürekli yapıyorsunuz.
Vicdanını dinlemek için sayısız şansın vardı.
Hiçbirini kullanmadın.
Bu yüzden...
bu nedenle...
bunu gözeterek...
bunu gözeterek, Bay Holloway, lütfen ayağa kalkın.
Grant Holloway, reşit olmayan birini
cinsel istismar suçundan 16 yıl hapse mahkum edildiniz.
Şartlı tahliye süresi en az dokuz yıl.
Teşekkür ederim.
Pervasızca terk etme suçundan...
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
...pervasızca terk etme suçundan...
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
Aslanların olmadığı yerde,
sırtlanlar hüküm sürer.
- Sizce de öyle değil mi, madam? - Ben...
Aslanların olmadığı yerde sırtlanlar mı hüküm sürer?
- Ben... - Bana teşekkür etme.
Teşekkürünü istemiyorum.
Sen de suçlusun.
Çocuklarını riske attın... beş çocuk.
Çaresiz, savunmasız.
Ve biliyordun. Neler olduğunu biliyordun ve hiçbir şey yapmadın.
İçler acısı bir durum.
O yüzden hayır, lütfen bana teşekkür etme.
Onun yerine vicdanınla hesaplaş.
Burada kurban sen değilsin.
Anlıyor musun? Değilsin.
Mazeretin yok. Sen suçlusun...
suçlusun.
İğrenç bir...
Büyükbaba, hediyeni aldın mı?
Evet, aldım. Güzel hanım hazırlıyor.
Tamam. Anladım.
Tieke, geri çekil... Saat 12:00.
Benim sıram. Çekilsene.
Selam, büyükbaba! Yeni saatini beğendin mi?
İyi misin, Nigel? Kayıp mı oldun?
Bir şeye ihtiyacın var mı? İyi misin?
Günaydın. İyi misin?
İyisin.
Tanrı aşkına.
Sağ ol.
Şuna dikkat etsen iyi olur.
Sanırım ne zaman şey yapacağını biliyor...
Hayır. Teşekkür ederim.
Sen... buralardan değilsin, ha?
Ben şehirde yargıcım.
Böyle bir pislik çukurunda ne işin var?
Şu anda kimse insanları kabul etmiyor,
yani en azından
benim gücümün yettiği hastaneler.
Emekli maaşını pokere yatırdın, değil mi?
Tanrım, hayır.
Yatırım dünyasındaki en tehlikeli dört kelime
"Bu sefer farklı."
Bize kaldın desene!
Hayır. Bu geçici bir durum.
İmdat!
İmdat!
- Olamaz! - Yardım edin!
İmdat!
İmdat!
Oradakilerden uzak dur.
Onlar deli.
Çocuk gibi oynamaları için oyuncak verilmiş.
Bazıları da hakikaten öyle olduklarını sanıyor.
Uzun süre mi kalacaksın? Ben de. Sadece Noel için.
Ailem tatil için Vanuatu'ya gitti de.
Ama yakında dönecekler.
Bana sorarsan hemen dönsünler isterim.
Ama yakında gideceğim... Noel biter bitmez.
Ailem Vanuatu'dayken beni buraya bıraktı.
Ben gitmek istemedim de. İyi olacağımı söyledim.
Şimdi dönmelerini bekliyorum. Uzun sürmez.
Noel biter bitmez.
Ne kadar sürer sence?
Ekim ayındayız. Ekim başı.
Kalk bakalım. Hadi.
Çift kişilik bir oda olduğunu açıkça belirtmiştik.
Evet, ve kusura bakmayın. Bu doğru olabilir.
Ama size anlatmaya çalıştığım şey şu,
bu bilgi bana iletilmedi.
Sosyal hizmet görevliniz bunu size söylemeli...
Ama söylemedi. Şu an durumumuz bu.
O yüzden lütfen beni sürüncemede bırakmayın.
"Sürünceme" ne demek biliyor musunuz?
Lafı dolandırmak, oyalamak, kaçmak,
vaktimi boşa harcamak demek.
Ne olması gerektiğini düşündüğünüz, ne olmasını
istediğiniz önemli değil.
Olan şu ki, yanlış bilgilendirildim
ve şimdi başka bir odaya nakledilmek istiyorum.
Tüm tıbbi süitlerimiz çift kişiliktir.
İyileşme süreciniz ilerledikten sonra
- sizi bekleme listesine alabiliriz. - Bekleme listesi mi?
Ama bu biraz zaman alacak.
Bu arada arkadaşlarınızla sohbet etmeye ne dersiniz?
Birkaç arkadaş edin.
Yakında daha iyi olacağım. Sonra gideceğim.
İkimiz de o günü dört gözle bekleyebiliriz, değil mi?
Madeleine?
Tony Garfield'ı seveceksin.
Madeleine, sana ihtiyacımız var.
Tony'yi herkes sever. Yeni Zelanda'da ragbi oynamış.
Korkarım ki ilgi alanlarımızın kesişme noktası dar olabilir.
Ragbiye olan ilgim, oyuncuların
tecavüz suçlamalarından kaçışını izlemekle sınırlı.
Kahretsin.
- Dur. Bir saniye... - Hayır. Kendim yapabilirim.
- Tamam. Sadece şeyi... - Hayır. Yapabilirim!
- Tamam. Ama sadece şey... - Yapabilirim.
Bir kez daha deneyelim, tamam mı?
Tamam mı?
Sorun yok. Acele etme. Acele etme.
Ben...Tamam. Geri geleceğim, tamam mı?
Hey, David. Jenny Pen'i alayım da rahatça ye, olur mu?
Tamam. Biz onu pek ellemeyiz.
Oraya gideceğiz.
- Saat 12:35. - Ne okuyorsun?
Okuyor sayılmam. Deniyorum, ama...Zorlanıyorum.
- Neredeyiz, aşkım? - Yeşil Papağan!
Orada bir çift gerçek mavi muhabbet kuşu var.
Delilerin körleri yönetmesi zamanın vebasıdır.
Doğru.
Saat 12...
Zamanın olabilir, dostum, ama kullanacak halin yok.
Josie... bu benim üç numara.
Babalar Günü'nde bana bir Tom Clancy kitabı vermişti.
Pek kitap okumam,
ama çok sürükleyici bir kitap.
Jack diye biri vardı, çok becerikli biri.
Biliyor musun? Gerçek bir avcı.
Adı neydi ya...
Lanet olsun.
- Şeylerin Toplamı...Neydi... - "Tüm Korkuların Toplamı."
- Okudun mu? - Evet.
İlginç bir kitap. Şeyle ilgili...
Neyle ilgili olduğunu biliyorum.
Ama...sen okumadın.
Bütün bu kitaplar aynı şey hakkında.
Çay isteyen var mı?
Kahve? Çay? Kahve? Çay?
Hazır olduğunuzda.
Evet. Hazır olduğunda.
- Hı? - Hazır olduğunuzda.
Elini masaya koy.
Sadece bunu kullanacağız. Bu kasların iyileşmesini istiyoruz.
İşte böyle. Masanın üzerinde kaydırın.
Parmaklarını aç.
Yaptığın şeye tüm dikkatini ver.
Beynin iyileşmesini istiyoruz.
Parmaklarını aç.
İşte böyle. Devam et. Devam et. Devam et.
Uzan, fincana doğru.
Sorun yok.
Tamam. Tekrar yapacağız. Ne yaptığına bir bak.
Parmaklarını uzat.
Elini masaya koy. Bardağı tutabilir misin?
Tutabiliyor musun?
Kaldırabilir misin?
Tekrar deneyelim.
Yaptığın şeyi izle.
Jasmine, bana bir havlu uzatabilir misin?
Jas?
Ben hallederim.
Sen...Emin misin? İki saniyeye geliyorum.
- Göründüğümden güçlüyüm. - Tamam.
Şey...Kahretsin. Tamam. Sadece...Evet.
Aman Tanrım! Nefes al. Nefes al.
Bir şeyin yok.
Tamam. Bundan sonra duş alalım, tamam mı Morty?
"U ile başlayan şehirler veya kasabalar."
Evet. Tamamdır. Bu da kim?
Dave Crealy değil mi bu?
Yaramazlık yapıyorsun, ha? Gece mesaisi?
Cidden, dostum. Yatma vakti.
Merhaba, Jenny Pen.
Evet. İyi geceler, Jenny Pen. İyi geceler, dostum. Hadi, yatağa.
İşte böyle.
İşte böyle.
Pekâlâ.
Şimdi sebzeli bir şaka.
Görünüşe göre küçük Arthur yemeğini yerken boğulabilir.
E-bir şey, N-bir şey, bir şey.
Bilmiyorum. E-bir şey, N-bir şey...
Enginar.
Mutlu Noeller.
Ailem geldi mi?
İki haftadır buradayım. Beni merak etmişlerdir.
Sen yıllardır buradasın.
Merhaba?
Kimse yok mu?
Hayır. Hayır.
Hayır. Buna ihtiyacım yok.
Ta ki biri... Sonunda.
Hadi yatağa dönelim. Geldim. Hadi...Sorun yok, millet.
Her şey yolunda. Odalarınıza dönün, lütfen.
- Her şey yolunda falan değil. - Sakinleşelim, olur mu?
Bana yapılanlardan sonra Söylediğiniz tek şey
- sakin ol. - Durumun farkındayım.
Lütfen sesini alçalt.
O zaman bu konuda ne yapacağınızı bilmek istiyorum.
Seni temizleyeceğiz.
Bunu düşünmenize çok sevindim,
ama sorduğum bu değil.
Bana saldıran kişi hakkında ne yapacağınızı bilmek istiyorum.
- Kim? - Dave Crealy.
- Dave mi? - Onu...
Onu bunama bölümüne kapatamaz mısınız?
- Ya da bir yere yani işte? - Bay Mortensen,
Dave de sizin gibi buraya para ödüyor.
Ben burada kendi pisliğimin içinde oturuyorum, kadın.
- Demek sen yaptın? - Ben...
- İçinde oturduğun şeyi? - Evet, bu...
- Bak. Bunları açıkladım. - Tamam.
- Eğer o sorumluysa... - Eğer mi? Eğer mi?
Uydurduğunu ima etmiyorum...
İma etmiyorsun demek? Güzel!
...ama bazen insanlar kabus görebilirler...
- Kabus mu? - Yeni bir ortama
- alışmaya çalışırken yani. - Ben mesanesi zayıf,
bir çocuk değilim. Ne gördüğümü biliyorum.
- Bazen insanların kafası karışır. - Benim kafam karışık değil.
- Şu anda insanlar... - Lanet olsun.
Ulusal hazineye, yıldız tanığa sorun.
Tony?
Ne dediği hakkında hiçbir fikrim yok.
Bu adam gecenin bir yarısı durup dururken
yaygara koparmaya başladı.
Ödümü patlattı.
Dave, tahmin ettiğimiz gibi, odasında.
Size Dave Crealy odamdaydı diyorum.
Mike, lütfen diğer sakinlerin odalarına alır mısınız?
Hayır. Hayır. Hayır. Dinle beni.
Sabah ilgileneceğim.
Grace, Jasmine, Bay Mortensen'i temizleyip
yatağına yatırabilir misiniz? İyi geceler, Bay Mortensen.
- Gitme diyorum... - İyi geceler, Bay Mortensen.
Hayır. Bu şekilde gidemezsin.
Lily, yatağına lütfen.
Mike, şu pijamaları temizler misin?
Işıklar beş dakika içinde sönecek, millet.
...saat 12:35.
Salı günü balkabağı çorbası çok güzel, değil mi?
Salı balkabağı çorbası günü. Evet.
Biraz daha çay.
Dave. Seni aptal şey.
Yemekleri paylaşmadığımızı biliyorsun.
Biraz daha çorba istersen getirebilirim
ama bu Olive'in.
Anlaştık mı?
Merhaba, David. Hayır.
Evet. Çok yazık.
Evet. Sana biraz daha çay ya da kahve getirebilirim.
Çay mı?
Tamam mı?
Selam, Mary. Nasılsın?
Al bakalım, Olive. Sıcak ama. Çok sıcak.
Hepsi bitmiş.
Ne kadar kötü, değil mi Garbunkle?
Gerçekten mi?
Toplayabildiğinin en iyisi bu mu?
Bu adamın zengin bir başarısızlık ve pişmanlık geçmişi var.
Ne? Daha iyisini yapabiliriz. Bir bakalım.
Tony Garfield.
"Gunner" Garfield'dı, değil mi?
Kariyerinde başına gelen
en iyi şeyin diz sakatlığı olduğunu söylerler,
çünkü yedek kulübesinde oturup izlemiş.
Peki ya Dünya Kupası'nı kazandıklarında
koçun "Teşekkürler Tony. Sen oynasaydın
bunu asla başaramazdık," demesi.
Şey, ben... Biraz felç geçirdim.
Senin mazeretin ne?
Aşırı ilaç aptallığı mı?
Beynin yumuşaması, belki de?
Yoksa her zaman aptal bir pislik miydin?
Saat 16:21.
Akşama görüşeceğiz.
Ne oluyor burada?
Bay Mortensen'i odasına götürün lütfen.
Tabii ya. Doğru. Silahı ortadan kaldırın.
- Gece. - Görüşürüz.
Güç kimde, Tony?
Jenny Pen'de.
Bu doğru.
Aferin sana.
Jenny Pen'in tarafındasın, değil mi?
Bu kadarı yeter mi? Ha?
Yetti mi, evlat?
Bunu yapamazsın!
Sakin ol bakalım, Yargıç.
Ve sakın bağırma
yoksa sana daha kötüsünü yaparım.
Bazı geceler bir iki tokatla yırtıyorum. Hepsi bu.
Şimdi lanet bir seyircisi var.
Elimiz rayda, Shirley. Tamam mı, Miriam?
Tamam. Sağa döneceğiz.
Hey, Dave. Biraz sohbet edebilir miyiz?
Şimdi, Stefan Mortensen bana dedi ki...
Hey, nereye gidiyorsun?
Nereye gidiyorsun, aptal çocuk Steve?
Gel bakalım. Buraya gel. Benimle gel.
Koridordan aşağı iniyoruz.
Bugün nasıl gidiyoruz?
Üç palyatif hasta için şırınga sürücülerini izliyoruz.
Frank, ne yapıyorsun? Frank, bana bak. Gel hadi.
Hadi, hadi. Gruba geri dön. İşte bu.
Teşekkürler, Frank. Zamanın için teşekkürler.
Evet, Frankie. Gelip Joy'a yardım etmeni istiyorum.
- Evet. - Biraz yardıma ihtiyacı var.
Evet. Tamam. Güzel.
Teşekkür ederim.
Bu çocukların gelip sizinle tanışmasını istedim.
Bir sürü hikaye duydular, bir sürü yerel efsane.
Ama hiçbirini birinci ağızdan duymamışlar.
Bugünlerde bu oğlanların dikkatini dağıtacak
o kadar çok şey var ki, bilirsiniz?
Telefonlar, TikTok, kızlar.
Gerçi kızlar her zaman sorun olmuştur, değil mi?
Ben sadece anlamalarını istedim,
bilirsiniz, başarı için gereken şeyi.
Ve siz bunun yaşayan bir kanıtısınız,
ve eğer...eğer odaklanırlarsa,
kendilerini verirlerse, küçük bir kasabadan gelmemiz
önemli değil, her şeyi başarabilirler.
Aaron C.!
Biraz saygı gösterin.
Beyler, Bay Tony "Gunner" Garfield!
Alkış lütfen.
Teşekkürler, Gunner. Minnettarız.
Pekâlâ, beyler. Hadi bakalım.
Hey, bu harikaydı. Harika değil miydi?
Evet. Güzeldi.
Tamam. On iki, kenara kay. Aaron C.
Peki bugün ne öğrendik?
Ha? Yaklaşım.
Oyuna odaklanın, dikkat dağıtan şeyleri bırakın.
- Evet! - Pekâlâ. Hadi bakalım.
Gidelim. Hadi.
Burayı hiç kullanmıyorlar, bu yüzden bazen
fena bilendiğinde buraya geliyorum.
Eğer sen de şahitlik edersen resmi bir şikayette
bulunmaya hazırlanıyorum.
Bir kızı nasıl tavlayacağını biliyorsun demek.
Başıma bela olmaktan
başka bir şey yapmadın, neden sana yardım edeyim?
Onun hikayesi ne?
Eski güzel günleri
yad etmekten hoşlanan biri gibi mi göründü sana?
Ben geldiğimde buradaydı.
Yakında gideceğim.
Bacaklarımı yeniden kullanmaya başladığımda,
evime giden merdivenleri çıkıp
hayatıma geri döneceğim.
Yine baş başa kalacaksınız.
Bu şeye ne zamandır müsaade ediyorsun sen?
Herkesi anladığını sanıyorsun.
Saklandığın deliğin tadını çıkar.
Bence sarı sana daha çok yakışıyor.
Tamam. Bu kadar yeter. Bu kadar yeter.
Ua lelei, Sonny. Ua lava Lena. Tamam mı?
Al bakalım.
...bir öğleden sonra 30 düzenli hasta
ve aile üyelerine ilaç viziti yap.
Resmi bir şikayette bulunmak istiyorum.
Bay Mortensen. Mükemmel zamanlama.
- Beni takip edin lütfen. - Affedersiniz.
Resmi bir şikayette bulunmak istediğimi söyledim.
Sağır mısın? Sana diyorum.
- Yaşlılık endemik mi? - Joy, Tobias gözlüklerini kaybetmiş.
- Şeyde yok mu... - Hayır. Boynunda değiller.
- Biraz yavaşlar mısın? - Sonra da vizite çıkarsın?
Dave Crealy dün gece yine odamdaydı
ve bana saldırdı.
- Bana saldırdı diyorum! - Sakin ol, Stefan.
- Ne? Hayır. Kendim yapabilirim. - Yapabileceğini biliyorum.
- Dur! Yapmana gerek yok. - Beni nereye götürüyorsun?
- Sakin ol. - Anlamıyorum.
Sana saldırıya uğradığımı söylüyorum.
Ona birazdan geleceğiz. Buyurun.
Bir şikayet var.
- Başka biri mi şikayet etti? - Sizinle ilgili.
Yani o şikayet edince, hemen harekete geçtiniz.
Dave Crealy ona karşı bir gareziniz olduğunu düşünüyor.
Haklı olabilir, çünkü o herif...
Ondan çaldığınızı söylüyor.
Öyle mi diyor? Hayır. Ne?
Ve diğerlerinden de.
Ben..O...
Sana anlatmaya çalıştığım şey bu.
Buradaki tehdit o. En başından beri bana saldırıyor.
- Dave Crealy mi sana saldırdı? - Evet.
İki personelden duyduğuma göre
dün ona sebepsiz yere sen saldırmışsın.
Saldırmak mı? Ne...Ben...
Ha, puding. Hayır. O...
O bir kas spazmıydı.
Hâlâ sağ kolumu kontrol etmeye uğraşıyorum.
Ve şimdi biz bu odayı arasak,
hiçbir şey bulamayacak mıyız?
Ben...inanamıyorum...
Hayır. Lütfen onu dinlemeyin.
O herif dün gece bu odaya geldi
ve beni ve Bay Garfield'ı korkuttu.
Ve şimdi de...
- Bak. Bu bir komplo. - Komplo mu?
Bunun gerekli olduğunu hiç sanmıyorum.
Bay Mortensen, görünüşe göre size bir özür borçluyuz.
Dur.
Lanet olsun!
İlaçlarınızı alıyor musunuz, Bay Mortensen?
Hiçbir pislik beni göremez.
Hiçbir pislik burada olduğunu bilmiyor.
Kesmemi ister misin?
- Hey! - Benim.
Saat 12:35.
Popanovich yavaş yer.
Taktik bu. Konuşmaya bayılır.
Shaw'la işim bittiğinde
her zaman bir sürü püre kalır.
Yani, benim gibi gözlemci bir adamsan,
buranın nasıl işlediğini öğrenebilirsin.
Burada her şey paylaşılır, Yargıç.
Komünizm her zaman en aza sahip olanlar için
çekici olmuştur.
Biraz gururlu bir adam olduğumu kabul ediyorum.
Bununla birlikte, kendimi küçük düşürmenin
ve seni pohpohlamanın, egonu bir iki iltifatla
okşamanın potansiyel faydalarını düşünmedim değil.
Ne yazık ki aklıma hiçbir şey gelmedi.
Olumlu özelliklerden tamamen yoksun birisin.
Kurumuş bir köpek dışkısı kabuğu gibi bir insansın.
Ben
burada otururken
sen biraz anlattın, öyle mi?
Kendi aramızda minik bir sohbet ettik, ha?
Neden bahsettiğini bilmiyorum...
Nereye gittiğine dikkat et, Yargıç.
Koridordaki şu alçak sehpalar çok fena çarpar.
Ben sana şimdi ne dedim?
Sen sakar bir herifsin.
Merak etme.
Bir daha yapmayacağım.
Senin için üzülüyorum, Yargıç.
Gerçekten. Sonun fena.
Nasıl fenaymış?
Şuradaki yaşlı Sean Dunn.
Gittiğin yol bu.
Bunu daha önce yüzlerce kez gördüm.
Daha fazla hatta.
Şöyle olacak, git gide kötüleşeceksin,
ta ki konuşamayana dek...
hatta parmağını bile kaldıramayacaksın.
Kendi bedenine öylesine hapsolacaksın ki
her şeyin bitmesi için dua edeceksin,
tabii hâlâ nasıl bir cehennemde olduğunu
bilecek kadar düzgün düşünebiliyorsan.
Bunu söylemek çok acı,
ama kabullenmen senin için en sağlıklısı.
Bir şalgam olacaksın.
Hadi o zaman! Tekrar tekmele!
- Hey! - Bırak beni!
Ben bir şey yapmadım!
Benim için tanıklık etmek isteyen var mı?
Özür dilerim! Crealy!
Beni uykumda öldürsün tabii!
Bir şey söyleyin! Bir şeyler yapın!
Hepiniz zayıfsınız!
Hepiniz çoktan ölmüşsünüz!
Chevrolet.
Zebra.
Dürüstlük.
Ezberledin mi?
Chevrolet. Zebra. Dürüstlük.
Güzel.
Peki ya söylediğim kelimeler?
Chevrolet. Zebra.
Dürüstlük.
Chevrolet. Zebra.
Peki odadaki işaret ettiğim nesneler?
Radyo.
Ve?
Chevrolet. Zebra. Dürüstlük.
Chevrolet. Zebra. Dürüstlük.
Chevrolet. Zebra. Dürüstlük.
Chevrolet. Zebra. Dürüstlük.
Bu gece biraz keyifsiz görünüyorsunuz.
Sorun nedir?
Bir şakaya ne dersiniz, Bay Crealy?
İyi fikir, Jenny. İyi bir şakan var mı?
Elbette var.
Aydaki bir Maori'ye ne denir?
Şey, bilmiyorum, Jenny.
Aydaki bir Maori'ye ne denir?
Bir sorun!
Ayda iki Maoriye ne denir?
Bilmiyorum, Jenny.
Ayda iki Maoriye ne denir?
Bir sorun!
Ay'daki tüm Maori ırkına,
hepsini oraya gitmiş haline ne denir?
Bilmiyorum, Jenny.
Ay'daki tüm Maori ırkına,
hepsini oraya gitmiş haline ne denir?
Sorun çözüldü!
Güç kimde, Tony?
Jenny Pen'de.
Poposunu yala. Hadi.
Oynamak ister misin, Stefan? Oyunu oynamak ister misin?
Güç kimde?
- Jenny'de. - Sen değil.
Yargıç söyleyecek.
Güç kimde, Stefan?
Kötü olan hangisi?
Bingo!
Bütün bunların asıl sebebi ne, Crealy?
Kalça nasıl, Garby?
Lütfen. Lütfen.
Hangi şeytanlar bunlar?
İyi değil. İyi değil!
Babanın kemerinin acısını azaltmaya yardımcı oldu mu?
Yetti mi, ihtiyar?
Seni mihrabın üzerine yatıran papazın
nefesinin kokusunu hafifletiyor mu?
Yoksa daha kişisel bir şey mi?
Bu yeni bir şey.
Sorunların mı var, Garby?
İntikam, değil mi?
Güç kimde, Stefan?
Güç kimde?
Ben lanet bir kuklayla konuşmuyorum.
Pekâlâ.
Hayır, hayır. Hayır, hayır!
Çok yakında gününü göreceksin, Yargıç.
Çok yakında!
"Dünya herkesi kırar
ve daha sonra birçokları kırılan yerlerden güçlenir.
Ama dünya, kırılmayanları öldürür.
Çok iyileri ve çok nazik olanları
- Dizler yukarı, Anne Brown - ...ve çok cesurları öldürür.
Dizler yukarı, Anne Brown
Eğer bunlardan hiçbiri değilsen, emin ol...
- Masanın altına gir - ...seni de öldürür."
Seni eğilirken yakalarsam, bacaklarını keserim
Dizler yukarı, dizler yukarı, Esintiye izin verme
Dizler yukarı, Anne Brown Hey!
Az önce saçmaladığın şey neydi?
"Silahlara Veda," Hemingway.
Hayatta kalmak hakkında bir iki şey biliyormuş, değil mi?
Beynini patlatmış.
Benzer bir şey düşünmüyorsun, değil mi, Yargıç?
- Bu hoşuna giderdi. - Hayır.
Çoktandır eğlenmediğimiz kadar eğleniyoruz.
Öyle değil mi, Jenny?
Bizim için kalma.
Arsız.
Güç kimde?
Ziyaretçi mi bekliyorsun?
Orada biri mi var?
Sence ailem beni görmeye mi geldi?
Bence ailen seni görmeye geldi, evet!
Seni bekliyorlar.
Gel hadi.
Sana gösterelim.
Benim o!
Yalnız biri değilsin. Yaygara koparabilirsin.
Seni dinlerler.
Bu kadar korkak olma.
Dudley Palmer'ı hatırlıyor musun?
Kimi?
Televizyondan hani.
Dudley...
Hava durumu sunucusu mu?
Onu Huka Şelalesi'nin altında
şişmiş bir şekilde yüzerken bulmuşlardı,
şeyinden pembe bir dildo çıkmıştı.
Meğerse baskın kadınları seviyormuş.
Ama bu sefer...
küçük bir aksilik olmuş.
Zavallı kız da paniklemiş, erkek arkadaşını aramış,
ve ikisi birden cesedi atmaya karar vermişler.
Onunla bir kez tanışmıştım.
İyi birine benziyordu.
İnsanlar onu severdi.
Piknik ve kamp zamanlamaları için
ona güvenirlerdi.
Ülkenin eğlenceli amcası.
Şu anda hatırladıkları tek şey...
dev bir pembe dildo.
Oğlumun en küçüğü
Thea...
bana öyle büyük bir saygıyla bakıyor ki.
O bakışın değişmesini istemiyorum.
Beni acınacak biri olarak görmesini istemiyorum.
Hey, kedi.
Benim!
Şuraya bak.
Ailen seni bekliyor.
Ben...onları göremiyorum.
Gözlerine baktırmalısın, hanım.
Evet. Onları görebiliyorum.
Hemen çıkman lazım.
- Onları görüyor musun? - Sanmıyorum.
Evet. Tam oradalar. Seni bekliyorlar.
İşte! Sana yardım edeyim.
Acele etsen iyi olur!
İşte böyle. Düz git.
Rastlayacaksın.
Tamam o zaman.
İşte böyle. Doğru yoldasın.
Adın neydi senin?
Gary, futbol çorabının içine paua böreği koymanın anlamı ne?
İyi akşamlar, akademik Wellington bölge finaline...
Ve "Tawa Talk "a bu akşam son veriyoruz.
Yüz elli dolar mı? Ne diyorum ben?
L-I-N-O-L-E...
Tasman Denizi'nin ötesinde,
Yeni Zelanda'nın yeşil otlaklarına.
Ve siz evdeki izleyiciler,
"Çantada Keklik"e tekrar hoş geldiniz.
Yeminiz sizi rahatsız ediyorsa, içine koyun.
Sürüden ayrılan genç erkek,
daha önce hiç olmadığı kadar uzağa gider
ve doğrudan bir sırtlan klanının ortasına düşer.
Sırtlanlar, aşağılık leş yiyiciler olarak bilinmelerine karşın
aslında kusursuz yırtıcılardır ve bu genç aslan da
bunu öğrenmeye başlamak üzeredir.
Stefan, duyuyor musun?
Buradan çıkmam gerek.
Fiziksel gelişim ele alındığında,
dokudaki hasarla birlikte,
bu aşamada pek bir gelişme göremiyorum.
Bu yüzden beklentileri yönetmemiz önemli.
Son gelişmelerle birlikte, minik değişiklikler...
bilişsel ilerlemeyi yakından takip etmemiz
çok önemli.
Burası gerçekten sizin için en iyi yer.
Stefan, duyuyor musun?
Stefan, duyuyor musun?
Stefan, duyuyor musun?
Stefan, duyuyor musun?
Evet, sizi duyuyorum.
Evet, duyuyorum.
Evet, duyuyorum.
Evet, duyuyorum.
Evet, duyuyorum.
Evet, duyuyorum.
Ne dedin, Yargıç?
Burada kurban sen değilsin.
Burada kurban sen değilsin. O kadın ilk miydi?
Öyleydi, değil mi?
Tekrar, tekrar, tekrar.
Tekrar, tekrar, tekrar.
Gerçekten düşünürsen, çok da mühim bir şey değil.
Sesim üzgün geliyor.
Sen suçlusun. Sen suçlusun.
Fazla zamanı kalmamıştı zaten, biliyorsun.
Aslanların olmadığı yerde
sırtlanlar hüküm sürer.
Biz sadece yardım ettik.
...ne olup bittiğini çok iyi biliyorduk.
Tekrar, tekrar, tekrar.
Tekrar, tekrar, tekrar.
"Hiçbir şey umrumda değildi, o süt beyaz günlerde,
zaman kucaklar kaldırırdı beni kırlangıçlı samanlığa
elimin gölgesinde, durmadan yükselen ay ışığında,
onun uçtuğunu duymazdım Yükselen tarlalarla
yol alırken uykuya
uyanıp o çocuksuz ülkeden sürgit kaçan çiftlikte.
İşte öyle gencecik, tasasızken Tanrı'nın esirgeyişinde
Zamana yakalandım körpecik ve ölürken
türkümü söylediysem de denizler gibi zincirlerimle."
Susar mısın artık?
Bitmişti.
Hep bir ölü herifin sözleri.
Ha?
İçinde bulunduğumuz bu pislik için ne diyeceksin?
Bir zamanlar kendim için sevdiklerimle dolu
bir oda hayal ederdim...
torunlarım
çiçekler...
tüm bunları hak ettiğimi düşünürdüm.
Şimdi düşünüyorum da...
ben ne zaman bu hale geldim?
Tatsız, tembel, aptal.
Kendimi unuttum.
İnsanlardan
vazgeçtim.
Neye taparak?
Bir kürsüye mi?
Ve bu arada,
daha iyi tanrılar için tapınaklar inşa ediyormuşsun.
"İşlerime bak, ey kudretli... ve umutsuzluğa kapıl."
"İşlerimi izle, ey kudretli, ve çaresizliğimi."
Yaklaşık 15 dakikamız var,
sonra Marcus'a geçmemiz gerekecek.
Bu hiç yorulmuyor, değil mi?
Hadi, Dave.
Sanırım bugün saçını yıkayacağız.
Kulağa iyi bir fikir gibi geliyor, değil mi?
Tamam.
Ve lütfen sandalyeyi kullan.
Kaymanı istemeyiz, değil mi?
Birkaç dakikaya dönerim, yardıma ihtiyacın olursa
sırtını yıkamana yardım edebilirim.
Hadi bakalım. Çok yakışıklı oldun.
Tamam. Adımına dikkat et.
Şimdi seni giydirelim.
İşte geldik.
İşte pantolonun.
Ve gömleğin.
Çorapların ve kemerin.
Ve işte... Cockney kraliçesi,
Bayan Jenny Pencarrow!
Dev müren, kokarca temizleyici karidesin
derisini parazitler için taramasına izin verir,
müreni enfeksiyondan uzak tutarken kendini besler.
Bu tür bir mutualizm resiflerde yaygındır.
Sanırım herkesin birine ihtiyacı var.
Affedersiniz. O benim...
Saat 4:21.
Tanrım! Bu da ne?
Hayır! Hey! Hey! Hey!
İçeride koşmak yok!
Çok güzel.
Kim o?
Bizim Georgie.
Neymiş o?
Georgie.
Evet, doğru.
Bizim Georgie.
Kimmiş o?
Banyo zamanımız geldi, anne.
Comfrey! Comfrey!
Seni hazırlamalıyız.
Ne...
Hey, neler oluyor?
Hey, her şey yolunda, Peter.
Sadece annemi banyoya hazırlıyorum.
Stefan amca da bize yardım edecek.
Neler oluyor, seni pislik?
Bırak...Bırak onu!
Neler oluyor?
Neler oluyor?
Ne yapıyorsun?
Ne yapıyorsun? Onu rahat bırak!
Ne...Georgie nerede?
Hayır, hayır, hayır.
Neredeyse tamam, annecik.
Comfrey!
Georgie'm?
Seni pislik!
Seni seviyorum, Comfrey!
Comfrey! Comfrey!
Pekâlâ. Ne yapıyorsun...
Hayır! Seni seviyorum, Comfrey!
Seni pislik! Pislik herif!
Hayır! Hayır!
Hayır! Hayır!
Rahatla.
40'lı yaşlarımda,
ikinci bir vardiya aldım.
Şehirdeki Grand'de gece vardiyası.
Bir gece, her zamanki gibi, kodamanların toplantısı vardı.
Sanırım bir ödül töreniydi.
Yerleri silmekle meşguldüm ve kalabalığın
normalden biraz daha canlı olduğunu fark ettim.
Yaptığım işi bıraktım ve servis kapısından baktım.
Ön tarafta,
kürsüde,
şık ceketinle
toplantıyı sen yönetiyordun.
Ve çok da iyiydin.
Herkes pür dikkat seni dinliyordu.
"İşte kendini
var etmiş bir adam,"
diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Peki ben ne yapmıştım?
Kırk küsur yıllık bir hiç.
Ama sen
o anda bir ilham kaynağıydın, Yargıç.
Elbette,
o zamanlar hâlâ umut dediğiniz şeyin kırıntılarına sahiptim.
Aynı şekilde devam edeceğime dair hiçbir fikrim yoktu.
Tüm hayatım boyunca...
Çok sıkıldım.
Geriye dönüp baktığımda, boş bir kutuya bakar gibiyim.
İrade yok, zeka yok.
Evet. Şans da yok.
Ama zaman bana bazı avantajlar
sağlamış gibi görünüyor.
Bunu onurlandırmamak yazık olur. Öyle değil mi?
Benden esirgenen deneyim zenginliğini talep etmeliyim.
Sonunda hepimiz başımıza gelecekleri yaşarız.
Neden yüzün asık?
Biraz gülümse.
Güç kimde?
Jen Pen.
Şimdi poposunu yala.
Hadi. Poposunu yala.
Yoksa hisseden tarafını yaparım.
O kadar da zor değilmiş, değil mi?
Bu zamanı birlikte geçirdiğimiz için çok mutluyum.
"Yaşlandığımız için oynamayı bırakmayız.
Oynamayı bıraktığımız için yaşlanırız."
Çok doğru.
Ne tuhaf değil mi? Bunca yerin içinde?
İşte buradayım, hayat doluyum.
Göründüğünden daha güçlüsün.
Bunu söylemek zorundayım.
Tamam. Pekâlâ, Tony. Tamam. Gel hadi. Gidelim.
Seni yatıralım.. Hadi, hadi. Her şey yolunda.
Bacaklarını tut!
Tanrım!
Oldu mu?
Oldu mu, ihtiyar?
Evet.
Hayır. Evet, evet, evet, evet.
Buraya koyalım.
Jenny Pen'in Kuralı
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.