All language subtitles for Dix.pour.cent.S01E03.1080p.BDRip.DTS.x264-SbR.tr

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Cécile! Peki, harika.

Tamam, oldu, evet...

Evet, beni geri ara. Görüşürüz.

Cécile...

-Ne? -Mali kontrol.

Bay Jarron'a mektubu gönderecektin.

Evet, gönderdim.

Mektubu alıp bir zarfa koydum ve...

Kahretsin!

Asistanına niçin para veriyorsun?

Laura. Hervé.

Kahve...

Sağ ol.

Gabriel toplantıda, şimdi gelir.

Hayır, Gabriel, her zaman telafi edemezsin!

Bercy'den aradılar, mali kontrol onaylanmış.

Dosya başka birime geçmiş.

Jarron tek çaremizdi.

Belki muhasebeyi düzgün yapmanın zamanı gelmiştir.

Dalga mı geçiyorsun?

Hayat senin için şakadan ibaret, değil mi?

Aptal mısın?

Laura geldi!

Kahve ikram et.

Çoktan içti!

"Ellerimi ne yapacağımı bilmiyordum, sesimi kontrol edemiyordum."

Berbat oynamanın nasıl hissettirdiğini bilmezsiniz.

Hatırlarsınız ki..." Yok, bu yanlış.

"Bir martıyım."

Mathias'a haber veriyorum.

"Martıyı nasıl da vurmuştunuz?

Birisi geçiyordu,

onu gördü ve öylesine öldürdü."

Çehov, Martı, dördüncü sahne. Nina'nın Treplev'e cevabı.

-Bir harika. -Bayılıyorum.

Konservatuvarda oynamıştım.

Anne?

Bak hele!

Mathias. Nathalie Baye geldi.

Bu kadar gürültüde senaryo ezberlemek zor olur.

Akşam evinizde konsantre olun.

Hayatınız boyunca hatırlayacaksınız.

Teşekkürler.

Merhaba.

Affedersiniz, bir kriz toplantısı düzenliyorduk.

Ufak bir aksaklık.

Kriz mi, aksaklık mı?

Büyük bir felaket bile Gabriel için sadece aksaklık!

-Gidelim mi? -Evet.

-Laura. -Evet?

Emmanuel, dik durmasını söyleyin.

Gabriel, anne!

Gabriel.

Konu güzel mi?

Bu kalitede senaryolar nadir gelir.

Yoğun, uyumlu... Kadının harika bir evreni var.

-Okuyun, reddedemeyeceksiniz. -Öyle bir niyetim yok zaten.

Laura Smet, Solveig Akerfelt'in yeni filmi için düşünülüyorsunuz.

Öyle mi? Harika!

Yarın, sırf seni görmek için Paris'e geliyor.

Hiç kimsenin haberi yok. Sadece sana özel!

-Başkasına teklif edildi mi? -Hayır.

Başkası yok. Rol sizin!

Fransa'daki tek nüsha.

Bir plastikle ciltlenmiş 120 sayfa gibi görünse de,

sana garanti ederim Laura,

bu bir bomba!

İşte.

Sabırsızlıkla bekliyorum.

Laura'yı bekleyeyim.

Bana bir yemek borcun var artık.

-Bir yer bulurum. -İyi edersin!

-Güle güle. -Yakında görüşürüz.

Tanıtım tarihlerini öğrenince sana ileteceğim.

Peki, tamam.

"Sadece sana özel!"

-Aranızda görüşmediniz mi? -Hayır.

-Aynı rol için mi? -Hayır, anne ve kız rolleri için.

Yapabilir misin?

Belki sizi ilk defa perdede beraber görürüz.

Peki...

-Bunu hep istemiştik. -Harika!

Yönetmen biliyor mu? Bizim, anne kız...

Hayır, bilmiyor. -Büyüleyici! -Şahane!

Peki, seni ararım.

-Güle güle. -Hoşça kalın. -Merhaba, ASK. -Güle güle.

-Senaryoyu nereden buldun? -Ajanlarım var, ağızları da daha sıkı!

Laura, Akerfelt ile çalışsın diye deli gibi çalıştım.

Ama sadece onun için.

Peki, denemelere girmeyecek mi?

Nathalie de anne rolü için girecek.

Bak şu kaderin cilvesine.

-Sorun ne ki? -Sorun mu?

Herkes konuşacak, Laura'nın rolü annesi...

Ajansı düşünüyordum.

Nathalie Baye ve Laura Smet'in aynı filmde buluşması herkes için iyi olabilir.

Yapacak işlerim var.

Peki, tabii.

Merhaba Dominique, ben Mathias Barneville. Nasılsın?

İyi.

Senden ufak bir iyilik isteyecektim.

Bir arkadaşımın kızı film endüstrisinde çalışmak istiyor.

Paris'e yeni geldi, 22 yaşında, hiç tecrübesi yok

ama akıllı ve azimli.

Bir sandviç için servet harcamak istemiyorum, ne kadar pahalı!

Burası Paris!

Harika olur.

Camille Valentini.

-Mathias! -Evet?

Bir şeye ihtiyacınız var mı? Yardım edeyim mi?

Hayır, bir senaryo arıyordum.

Evde bırakmışım sanırım.

-Sharon Stone aradı mı Antoine? -Hayır.

-Seni umursamıyor. -Paris'e geldiğinde beni arar.

"İhtiyacım var, seni görmeliyim!"

Peşimi bırakmıyor, arkadaş da değiliz!

-Beklediğin için sağ ol! -Affedersin ama yapacak işim var.

César gecesi için davetiye!

Bana gelmedi.

Bana da.

Asistanlar davet edilmez. Bu da nereden çıktı?

Bu davetiye de neyin nesi? Nereden geliyor?

Tamam, biliyorum!

Geçen Andréa ile beraberken...

Çok geç saate kadar çalışmıştım.

Çok sevdiği bir bluzunu da dikmiştim.

Sanırım bir davetiyeyle teşekkür etmek istedi.

Bir de ona pistou tarifi vermiştim.

Onun için vermiş bunu.

-Teşekkür etmek için... -Senden nefret ediyorum.

Mali kontrol için bir çare buldum.

Gabriel için yeni bir beyin mi? Maddi destek olabilirim.

Eski erkek arkadaşım maliyede çalışıyor.

"Erkek arkadaş?"

Görüşmeyeli çok oldu, ama belki bir şey yapabilir.

Bir erkekle yatmak boşuna olmamış olur.

Yok, sadece sıkıcı.

Ara onu. Çok seçeneğimiz yok.

Tamam.

İster misin?

Mathias'tan her kazık yediğinde açlık grevine giremezsin.

Senaryoyu nasıl aldı?

Akerfelt'in asistanıyla saatlerce telefonda konuştum.

Tek nüshanın bende olduğuna yemin etti.

Sen mi verdin?

Sen beni kim sandın?

Yanlışlıkla Noémie'ye söylemişsindir.

Tabii! "Tüh, Bilmeden İsa'nın yerini ağzımdan kaçırdım!"

Bu pislik bunu nasıl yaptı?

-Sinema bölümünde okuyorum. -Öyle mi? Ben de küçük bir rol aldım.

Bakıp geliyorum.

-Sinema mı okuyorsun? -Evet.

Eğitim masrafları için teslimat yapıyorum.

Pekâlâ.

Solveig Akerfelt filmi mi?

-Bakabilir miyim? -Peki, gizli ama...

Numaranı verirsen, haberdar ederim.

Tamam, süper.

Hugo... Ben de Hervé.

-Memnun oldum. -Hugo, güzel isim.

-Ne oldu? -Bir şey yok.

İşte.

Olan oldu. Üstüne gitmeye gerek yok.

Daha acil meseleler var.

Caroline Braudel kadro için bu ikisini seçti ve bir sorunumuz var.

-Sofia Leprince kim? -Sorun da bu.

Sofia. Zarfa resminizi siz mi koydunuz?

-İyi ki yaptım, beni istiyor. -Hayır! Sofia...

Ajansın bir oyuncusu gibi davranamazsınız.

Nasıl oynadığınızı bilmiyorum. Menajeriniz değilim. Etik meselesi!

-Bilmiyor musunuz? -Hayır.

O zaman gelin, gösterimi izleyin. Kimse seçmelere almıyor zaten!

Sonunda bir tane buldum, rahat bırakın!

Tamam da bulmadınız, çaldınız!

-Çalmak mı dediniz, ben mi? -Evet.

Hayır, ben resmimi ekledim, o kadar. -Beni görmek istiyor mu?

Mesele bu değil...

Yani görünüşümü beğenmiş?

Gitsem ne olacak ki?

Az bekle.

Cécile de France'a yalan söylerken sorun yoktu,

şimdi bir anda dürüstlüğünüz tuttu. Sakinleşin Sofia.

Birden dürüst oldunuz.

Hep böyle yapıyorsunuz...

-Alo, Laura? -Gabriel!

Evet.

Gabriel, konuşuyoruz burada! Gabriel!

Herkesi gösterime davet ettim. Kimse gelmedi!

Barneville'e, Andréa'ya söyledim, hatta köpekli kocakarıya bile!

Bir saniye, Laura, lütfen.

Tamam, yeter! Gösterinize geleceğim, tamam mı?

Öyle dersiniz, gelmezsiniz!

İzin verin de görüşmemi bitireyim.

-Sağ olun! -Tabii, geleceksiniz!

Menajer sözü.

Evet, Laura.

-Müsait misin? -Evet.

-Sorun ne? Senaryo mu? -Senaryoya bayıldım.

Düşünsene, üç ay boyunca çekim,

ya gemide ya da denizin ortasında bir adada...

Başaramam diye korkuyorum.

Deniz tutması için süper bir akupunkturcu biliyorum.

-Pi'nin Yaşamı'nda çalıştı... -Hayır... Ben annemden bahsediyorum.

Annemle üç ay! Bunun için de akupunkturcu var mı?

Beraber oynamak istiyorsun sanmıştım.

Onu seviyorum,

ama 7/24 onunla bir balıkçı teknesinde mahsur kalamam.

Gerçekten büyük şanssızlık!

Bekle biraz!

Akerfelt ile konuşunca, mevzuları

farklı göreceksin.

Eğer düşündüğüm kadar harikaysa

-hayır demek daha da zor olacak. -Laura, hayır diyemezsin!

Clément, seni görmek harika.

Andréa.

Ne kadar oldu?

-Yedi yıl? -Neredeyse. On.

Zaman akıp gidiyor, değil mi?

Evet. Ziyaret sebebini söyler misin?

Tabii, çok zamanın olmasa gerek.

Sanırım bu tarz bir iyilik isteyen ne ilk ne de son kişiyim

ama sonuçta bir geçmişimiz oldu.

-Mali kontrol? -Evet.

Benim değil, ajansım için.

Menajer oldum.

-Tanınmış oyuncular için. -Evet, duydum.

-Heyecanlı bir iş olmalı. -Evet.

-Kontrolü kim yapıyor? -Bir kadın. Bir saniye...

Affedersin.

Colette Brancillon.

Onu tanıyorum.

Onun olması kötü olmuş.

Genç, istekli, kendini ispat etmeye çalışıyor.

Mükemmeliyetçi.

Sizin için pek iyi değil.

-Bir şey yapabilir misin? -Biraz karmaşık.

-Sinemayı hâlâ seviyor musun? -Evet.

Festival boyunca Cannes'a serbest giriş izni.

En güzel partilere davetiye.

-Carlton'da oda. -Süit mi?

Tamam da, Clément!

Bir hükûmet yetkilisine rüşvet vermiyoruz burada!

-Eski arkadaşın olarak iyilik istiyorum. -Arkadaş mı? Olmaz.

Beni terk edip kız kardeşimle yattın.

Birincisi biz arkadaş değiliz! İkincisi, çok cüretkârsın.

Seni öylece terk etmedim, mesaj göndermiştim.

Harika!

Görüşürüz Andréa. Kontrolde kolay gelsin.

Bekle, Clément... Clément, bekle!

Süit tamam.

César gecesi için de bir davetiye.

Tamam.

Kontrolü iptal edemem ama Brancillon'u, seçeceğim ve kontrol edebileceğim

biriyle değiştirebilirim.

-Hemen mi? -Bir hafta ver.

Ya şimdiden başlarsa?

Şimdilik iyi davranın, bir hafta sonra hatırlamazsınız bile.

Baba.

Davetiye için teşekkürler.

-Önemli değil. -Tamam da, niçin?

Senin için iyi olabilir,

hem sektörden insanlarla tanışırsın.

-Sorun ne? -Yalan söylediğini biliyorum.

Ne yalanı?

Mathias davetiyeyi masana koyarken gördüm.

Yine başlama! Onunla yatmadım ve yatmayacağım da!

-Bıktırdın, Noémie! -Neden seni davet etti?

Çünkü Andréa'yla konuşmuş.

Yeni olduğum için iyi olacağını düşünmüşler.

Bak işte!

-Gözünü kırpıp yukarı, sola baktın! -Ne?

Anlamını biliyor musun?

Yalan söylüyorsun.

Mathias'ı tanırım. Böyle şeyler yapmaz.

Yeter bu kadar!

Dursana!

Sofia bana geldiğin gün Andréa'yı görmeden

Mathias'la buluştuğunu söyledi.

Onu tanıyorsun.

Şahsi olarak tanıyorsun.

Dikkatli ol!

Mathias'ın ajanı olduğunu öğrenirse Andréa sana güvenmez.

Anladın mı?

Tamam!

Dinliyorum.

Çünkü o...

O... babamın bir arkadaşı.

-Yalan söylüyorsun. -Yemin ederim.

Niye en baştan söylemedin ki?

Çünkü babamın kim olduğunu söyleyemem.

Evli, ailesi ve çocukları var.

Sadece Mathias biliyor.

Ajansın yıldızlarından biri?

Evet.

-Mathias'ın müşterisi mi? -Evet.

-Kim? -Sana bunu söyleyemem.

Andréa'ya her şeyi söylerim.

Olamaz.

Christophe Lambert'in kızı mısın?

Evet.

Ama, bu...

Aman Tanrım!

Gerçekten benziyorsun.

Ben gerçekten...

öyle dediğim için...

Hem babanı çok seviyorum, o...

Kimseye söyleme.

Tabii ki, kimseye söylemem.

-Küçük sırrımız olur. -Aynen.

Oyuncuların sıra dışı hayatları olur.

Biz sadece menajerleriyiz.

Köpekleri sevmiyor musunuz?

-Hayır, sorun değil! -Andréa.

Hanımefendi, vergi dairesinden gelmiş.

-Merhaba. Andréa Martel. -Colette Brancillon.

Çalışacak bir büroya ihtiyacım var.

Patronumuz üç hafta önce öldü.

Bu ve mali kontrol, dengemizi bozdu biraz.

Sanki sizi bir yerden tanıyorum.

Hayır, sanmıyorum.

Başka bir hayatta belki de.

Başka bir...

ihtiyacınız var mı?

Yok, sağ olun.

Bir şey lazım olursa, bürom hemen şurada.

-Peki, teşekkürler. -Görüşmek üzere.

Merhaba Clément, ben Andréa.

Sanırım Colette Brancillon ile idare edebiliriz.

O yüzden konuştuklarımızı unut.

Kız kardeşini benim için öp.

Ne yani, haftalarca canımıza mı okuyacak?

Evet.

İflas tehlikesi?

Evet.

-Endişeliyim! -Evet.

-İç açıcı değil. -Hayır.

Hayır, değil.

Selam.

Senaryo harika, değil mi?

-Çok güçlü! -Harika bir fırsat.

Sıcak olmayacak.

Soğuğu sevmiyorsun. Endişelendirmiyor mu?

Soğuk yoğun bir şey ortaya çıkarabilir.

Her sahnede beraberiz.

Çok beraber olacağız.

Bundan daha fazla beraber olamazdık!

Kapılar açılıyor.

Kapılar kapanıyor.

Dik dur.

Selam, nasılsın?

Merhaba, Nathalie.

Laura.

-Geçelim mi? -Tabii ki.

-Biraz yalnız görüşebilir miyiz? -Tabii ki.

-Ben de görüşebilir miyim, Gabriel? -Evet.

Hadi, söyle bakalım.

Annenle bir gemide üç ay kalabilir misin?

Hayır.

Annemi tanımıyorsun. Bu çok...

Fakat...

Bu bağlamda, Laura...

Senin yerinde olsaydım...

annemle... Yani, annenle...

Senin annen, annem olsaydı, yani...

Boş ver.

İmkânsız! Neden uyarmadınız beni?

Sorun olmaz sanmıştım. Çok iyi anlaşıyordunuz.

Zaten o yüzden anlaşıyoruz biz.

Ama bir anneyle kızı üç ay aynı yere kapatırsan birbirini yerler.

Sadece biz değil, herkes böyle.

Senaryo da bu zaten!

Senaryonun da güzelliği bu işte. Oynamak isterdim...

ama yaşamak değil.

Böyle bir projeyi reddedemezsiniz, Nathalie.

Düşünmeye bile gerek yok.

Kızınız yok. Anlayamazsınız.

Bileğimi kırdığım zaman...

2011 yazı.

-Trambolin hadisesi mi? -Hatırlıyorum.

İki ay yürüyemedi.

Annemle kaldım.

-Cehennem! -Dehşet vericiydi!

13 yaşında bir ergen gibiydi.

-12 yaşında gibiydim. -Dinlemiyordu!

-Anlamıyordu... -Bencil...

Kendimi kaybettim.

Çığırından çıktı.

-Kötü laflar ettik. -Noel'e kadar.

-Bir daha asla. -Bir daha asla.

Durumdan ben de memnun değilim

ama ne kadar iyi olsa da, bir film için kızımla olan ilişkimi feda edemem.

-Hayır o zaman? -Evet.

Hayır!

Şimdi de onunla oynamak istemiyorum sanacak.

Bu korkunç olur!

Annen sebebini anlayacak.

Kalbi kırılır.

-Evet, reddedemem. -Evet.

Ama o seni istememiş gibi yapabilirsin.

Kim?

-Solveig. -Salak mısın?

Solveig ona bayılıyor.

-Her şeyi batırırız. -Bardot yap yeter.

O da ne? Cinsel bir şey mi?

Hayır, Brigitte Bardot gibi sürekli kapris yapmak demek.

Sus artık! Tamam da, bu şimdi...

Bir daha çalışamaz öyle yaparsa.

Hayır, sadece Akerfelt sevmez kaprisi.

Yoksa başkaları için oyuncu kaprisi sorun olmaz.

Onu dinleme Laura, saçmalıyor.

Çok kötü bir fikir.

Bardot yapacak

değilsin ya, değil mi?

Rahatsız ediyorum Bayan Akerfelt. Bir şey içer misiniz?

Hayır, teşekkürler.

Emin misiniz? Kahvemiz var...

Volluto, kafeinsiz kahve, kapuçino...

yeşil çay, tütsülenmiş çay, meyve suyu...

Bir bardak su.

Olmaz Nathalie, bunu yapamazsınız.

-Tabii ki yaparım. -Olmaz.

Nasıl yapacaksınız ki?

Nereden biliyorsunuz, Mathias?

Çok şiirsel bir metin. Beni çok etkiledi.

Peki... Başlıyorum.

"Ama gitmek isteyen sensin.

Seni zorlayan yok.

Gitsene hadi! Git!

İstediğin buysa, git.

Ama şunu da söyleyeyim ki şaşırmadım.

Küçüklüğünden beri bu günün geleceğini biliyordum.

Rüzgârı her zaman sevdin.

Rüzgârda uçuşan güzel mavi elbisenle

hep koşardın."

Aslında biraz daha...

dengeli yapabilirsiniz.

Daha az trajedi olabilir mi?

Daha nötr...

"Ama gitmek isteyen sensin.

Seni zorlayan yok.

Gitsene hadi! Git!

İstediğin buysa, git.

Ama şunu da söyleyeyim ki şaşırmadım.

Küçüklüğünden beri bu günün geleceğini biliyordum."

Daha nötr mü?

-Bana kızdınız mı? -Niye?

İyi oyuncusunuz diye mi?

Kapılar kapanıyor.

Bizim sıramız? Sizindir.

-Nasıl geçti? -Harika!

Rahatladım.

Bundan eminim.

Gidelim mi, Gabriel?

Kapılar açılıyor.

Oyuncularımın filmin atmosferine bürünmesi lazım.

Beni ilgilendiren anne ve kızın kapana kısılması,

Bergman Adası'ndaki yoğun ilişkileri...

Bu bir saatli bomba.

Peki.

Ben de öyle düşünmüştüm.

Bu yakınlaşma.

-Egolarının patlaması. -Evet.

Çay istemiştim.

Himalaya çiçeği çayı.

-Emin misin? -Kesinlikle.

Hervé, sana zahmet,

Laura için Himalaya çiçeği çayı.

Sağ ol.

Çayınız, Bayan Laura.

Sevdiğiniz şekilde bir damla badem sütü var.

Geçenki gibi yakmadınız değil mi?

Geçenki için özür dilerim.

Bitti mi?

Tabii ki.

Pharrell?

Selam Pharrel... Bu, Pharrell Williams!

Merhaba cadaloz!

Merhaba Pharrell! Nasılsın?

İyiyim, sen?

Bak ne diyeceğim...

Bu gece konserime gelmeni istiyorum.

Gelebilir misin?

Harika! Şey...

New York'ta. Dokuz saat sonra görüşürüz.

Az bekle!

Bu akşam John Malkovich ile provam var mı?

Evet.

Hasta olduğumu söyle, gelemiyorum.

Tamamdır, geliyorum.

Harika Laura!

-Güle güle. -Güle güle.

Laura?

Ben Gabriel.

Solveig Akerfelt'in menajeriyle konuştum.

Memnun olacaksın.

Rol için "çok nazlı" olduğunu düşünüyor.

"Çok sinir bozucu" diyeceği yoktu ya.

Kısacası, istemiyorlar.

-Partiye mi davet ediyor? -Bu César gecesi anne, bir kerelik.

-Ajanstaki herkes biliyor mu? -Hayır, kimse bilmiyor.

Tamamen profesyonel.

Bir dönsene.

-Seni evden alacak mı? -Hayır, metroyla gideceğim.

-Klasmış! -Anne!

Davet etmesi bile yeter. Başka giden asistan yok.

Kemerini biraz sık.

Nefes alamıyorum.

Çıkarma, vücuduna güzel şekil veriyor.

Sana şöyle bir bakayım.

Aşüfte mi olmuş?

Ne aşüftesi? Valentinilerden aşüfte çıkmaz!

Öyle ama...

Paris'te kızlar daha ince...

Çok az yiyip somurtuyorlar, o kadar.

Peki.

Hadi öptüm, anne.

Yıldızların resmini çek.

-Bakarım. -Ve Camille...

ondan bir şey bekleme.

Hayır.

Çok içme, kokain de kullanma.

Yapmam. Görüşürüz anne.

Sophie Marceau'yu görürsen, fotoğrafını çek...

Öptüm!

Bardan şampanya al.

Tamam.

Teşekkürler.

-Görüşürüz. -Peki.

Merhaba.

Merhaba.

Bütün oyuncular sende, bende bir şey yok.

-Mathias. -Merhaba, Zinedine.

Gallienne filmi?

-Bir Portekizli arıyorlar. -Ben altı ay Portekizli rolü yapmıştım.

-Gerçek Portekizli arıyorlar. -Aksanı da yaparım.

Altı ay Portekizli gibi düşündüm!

Pazartesi beni ara, ne yapabilirim bir bakarız.

Deneme çekimi bile yapabiliriz.

Camille! Buradayım.

Tanıştırayım, Dominique Besnehard.

-Merhaba, memnun oldum. -Yapımcı.

Merhaba, Camille. Mathias sizden çok bahsetti.

-Öyle mi? İyi şeylerdir umarım! -Kesinlikle.

Sinema dünyasını keşfetmek istiyormuşsunuz, öyle mi?

Hem de çok! Hayalim bu.

-Ve gerçekleşmek üzere, değil mi? -Evet.

-Çekim ziyareti mi? -Daha iyisi!

Yeni Guillaume Gallienne filminde stajyerlik verebilirim.

Gerçekten mi?

Tam ona göre.

-Bilmem ki. -Yaparsın!

Bu iş tamam!

-Kartım. -Teşekkürler.

Büromu arayın.

Hayırdır?

Bu gece çok düşündüm.

Onca içkiden sonra mı?

Yani, bu sabah diyelim.

Besnehard ile görüşmeyeceğim.

Neden? Çok iyi bir yapımcı!

Kesin öyledir ama burada mutluyum.

-Filmde çalışmak istiyorum demiştin... -Menajer olmak istiyorum.

Eğitimim yok ama öğrenebilirim.

Bu senin için işleri karıştırıyorsa söyleyebilirsin.

Başka bir ajansta iş bakarım.

Nathalie için üzülüyorum.

Gab, Laura Smet'in denemesi nasıl geçti?

Fena değildi.

-Öyle mi? -İyiydi.

Henüz cevap gelmedi ama iyiydi...

Belki onurumuzu kurtarabiliriz.

-Nathalie Baye'ı istemiyor. -Olamaz!

Gerçekten. Sorun neydi?

Çok da net değil.

-Akerfelt performansını beğenmedi. -Ne saçmalık!

Nathalie Baye! Aklını mı kaçırdı bunlar?

Zaten Akerfelt'i hiç sevemedim.

-Biraz kötü. -Evet.

Ajans için çok da iyi olmadı.

Neyse...

Merhaba.

Çok arayan oldu.

Antoine de Caunes'un çekim tarihleriyle alakalı sorunu,

Béatrice Dalle'ın banka sorunu

ve Isabelle Adjani'nin saç sorunu var.

-İlk hangisi? -Akerfelt.

-Listemde yok. -Nathalie Baye'ı istemiyor.

-Gerçekten mi? Çok kötü! -Evet, çok kötü.

Daha kötüsü, Laura boş yere Bardot yaptı!

Nathalie gittiğine göre Laura kızı canlandırabilirdi.

-Kovuldum mu? -Evet, üzgünüm.

Gerçekten kovuldum mu?

-Hayır, Bardot yapıyorum! -Hassiktir!

Dehşete kapıldım, kanım dondu.

Yardım lazım mı?

-Affedersiniz, sizi korkuttum. -Hayır.

-Ne istersiniz? -İdare ediyorum.

Söyleyin yeter!

-Kahve. -Tabii ki!

Affedersiniz, açacağım.

Bu bir Delta Q.

Bilir misiniz?

Önce ısınmasını beklemek gerekli.

Isınınca, şurayı şöyle okşamak lazım.

İşte oldu!

Bu bir Portekiz markası.

Delta Qoosh!

Ben, Solveig.

-Alo, Solveig? -Evet.

Ben Gabriel Sarda, Laura Smet'nin menajeri.

Sanırım Laura'nın davranışı sizi biraz sarstı...

Sarsmak mı? Hayır...

-Ben de bu işi bırakma isteği uyandırdı. -Evet.

Size söylemeliydim. Benim hatam.

Neyi?

-Kendi ayağına sıktı. -Kendi ayağına mı sıktı? Tüh!

Kendi ayağına sıkmak bir Fransız deyimi

ve oyuncular arasında bir gelenek.

Bir rolü istediklerinde, kötü davranırlar

ki gerçekten istenip istenmediklerini öğrensinler.

Dogma gibi bir şey.

Biliyorsunuz Fransızlar romantiktir.

Talep edilmek isterler.

Biliyorum biraz tuhaf bir davranış şekli

ama hepsi yapıyor bunu.

Jean Dujardin, mesela, Artist filminde...

Denemelerde sürekli konuştu,

adamı susturamadılar

halbuki bir sesiz filmdi! Çılgınca değil mi?

Ve Malkovich?

-Kendi ayağına sıktı. -Sınıyordu!

Sizi sınıyordu.

Birbirinizi karşılıklı sınamak gibi bir şey.

"Onu rol için gerçekten istiyor musunuz?" Soru bu.

Ona bir şans daha verin. Pişman olmayacaksınız.

Solveig, yalvarırım.

-Tamam. -İşte!

Düşünün.

Toplantı odasını hâlâ kullanamıyor muyuz?

Nerede çalışacağız? Çöplerin orada mı?

Akerfelt, Laura Smet'i tekrar görmek istiyor. Yer lazım.

Kusura bakmayın, işimi çok iyi yapıyorum!

Mathias!

Akerfelt, Nathalie'yi tekrar görmek istiyor.

Hayır!

Uçağına binmeden Laura ve Nathalie'yi birlikte görmek istiyor.

Kendi ayağına sıkmak falan dedi.

Pek anlayamadım.

İşler açılıyor!

Çok tuhaf

ama sanki sizi daha önce gördüm.

Bir ipucu vereyim.

Biliyordum zaten.

Alıntı:

"Senin gibi kızlarla yatmam."

Senin gibi kızları sevmem!

Beni rahat bırak!

O bir yanlış anlaşılmaydı.

Bu bir yazma problemi, sonuna gülücük koymalıydım!

Colette, ilk randevumuzu kaçırmışız.

Lütfen kapıyı açık bırakın.

Gerçek hayatta daha güzelsin.

Çark ediyorsunuz

çünkü ajansınıza zarar verebilirim.

-Acınacak haldesiniz. -Hayır.

Ciddiyim.

Özel hayatımla işimi ayrı tutarım.

O benim "kız" tarafımdı!

Şimdi gidin yoksa bağırırım.

Bir şey yapmayacağım. Sadece konuşmak istiyorum.

Yani bu sıradan bir durum değil.

-Buna gülebiliriz. -Gülmek istemiyorum.

İnsanların menfaatleri için arkadaş canlısı davranmalarından nefret ederim.

Şimdi gidin.

Arkadaş olmak nereden çıktı?

Güle güle Bayan Martel. Hoşça kal, Colette.

Şunu söylemeliyim ki...

harikaydınız.

Kendi ayağına sıkmak. Harika!

İkinizi de istiyorum.

Filmim için yani.

İkinizi de çok beğendim.

İkiniz birlikte çok güzel olacaksınız.

Sizin isteğiniz mi?

Efendim?

Film. İsteğiniz mi? Evet, tabii ki.

Kapalı alanda çekim yapmak kolay olmayacak.

Fakat, neyse ki sevgi ve nefretinizi kullanabilirim.

Affedersiniz?

Birbirinize olan nefretiniz.

Bu... suskunluk...

birbirinize karşı.

Bu nefret… Etrafa yayılıyor, hissedebiliyorum.

Çok ilham verici.

Kabul edin, birlikte oynamak istemiyorsunuz.

İlgimi çeken bu. Bu sebeple birlikte oynayacaksınız.

İstemiyor musun?

Yok öyle bir şey.

-Doğruyu söyle. -İstemiyorum!

Ya sen?

-Benimle oynamak istemiyor musun? -Önce ben sordum.

Cevap vermiyorsun. Ben anladım anlayacağımı.

Ama sen annemsin, bu canice.

Öyle mi?

Kızının seni istememesinden de mi kötü?

Sorun ne? Benden utanıyor musun?

Okula götürürkenki gibi mi? Bir ömür devam mı ediyor bu?

Sürekli benim yerime konuşuyorsun!

Hiç söylemedim!

Bütün çekim boyunca bana çocuk muamelesi yaparsın.

"Dik dur!"

İşte tam bunu istiyorum!

Bu gerçeği istiyorum.

Canavar anne ve çekilmez kız.

-Neden bahsediyorsunuz? -Bu ne cüret!

Kızıma nasıl çekilmez dersiniz? Hiç de öyle değil!

Annemle kavga etmeyip kiminle edeceğim?

Aile de bunun için vardır.

Tartışıp içini boşaltmak için.

Bu sizi hiç ilgilendirmez. İnanılmaz bir şey!

-O benim annem, bıktırması normal! -Bıktırırım tabii!

Anneye başkaldırmak iyidir. Çok sağlıklı.

Ben bir yönetmenim, psikanalist değilim.

Nasıldı?

-Mükemmel. -Harika.

Filmi istemiyoruz.

-Görüşmek üzere. -Görüşürüz.

Seni ararım.

Kapılar açılıyor.

Ne yazık!

Aranızda biraz konuşsaydınız...

belki biri filme girerdi.

İşte erkekler...

Aletinizin boyu yatağımın dışında önemli değil!

Umarım bir gün beraber bir film yaparız.

Dik dur.

Belgelerimi vereyim mi?

Evet.

Buyurun.

Bayan Martel. Evet?

-Buna ihtiyacım yok. -Öyle mi?

Dışkı ve idrar tahlili.

Masamın üstündeymiş sanırım.

-Güle güle, Bayan Martel. -Güle güle.

Mali kontrol geriyor mu?

İşlerin kontrolünde olmamasını sevmiyorsun.

Sen iktidarın kadınısın, Andréa!

Peki...

Akşam yemeği yiyelim mi?

Hayır, eve gideyim.

Yine de sağ ol.

Evet, sen...

Haklısın.

Yarın görüşürüz.

-Gün gözden kaybolacak. -Her akşam olduğu gibi.

O gitti.

Adımları başka yerde çoğalarak gidiyor.

Sen gittin.

Ara Yok

Burada mekân boşalıyor.

Yokluğa yer açtın.

Onsuz.

Onsuzum şimdi.

Geri dönecek, emin olun prensim.

-Bilmiyorum. -Bilmiyor.

Bir şey bilmiyor.

Hiç kimse bilmiyor.

Bırak şüphe tutsun elimizden.

Şarkı söyleyen bir mahkûm? Ne kadar orijinal!

Hem de dokunaklı!

Bağlı, uysal, diz çökmüş!

Diz çökmem!

Çökmüş, evcil, yerde!

Yerde durmam!

Uzaktasın.

Derinlerde oradasın duyuyorum.

Uzaktaki varlığın beni neşeye boğuyor.

Gün doğacaktır.

Yarın ve ondan sonra da.

Geldiğinize inanamıyorum. Bu...

Selamlamaya kadar sizi görmedim. Çok şaşırdım!

Diğerleri nasıldı? İyiydiler, değil mi?

Evet, iyiydiler.

Fakat, özellikle siz ön plana çıktınız.

-Bu akşam harikaydınız. -Teşekkürler, bu...

Buraya kadar eşlik ettiğiniz için teşekkürler Gabriel,

en fazla da geldiğiniz için. Gerçekten!

Asıl ben teşekkür ederim. Zira...

bir oyuncusunuz.

Çok teşekkürler.

Yarın görüşürüz.

-Evet. -Peki.

-Yarın görüşürüz. -Hoşça kal.

-Sofia. -Evet?

Menajerin olurum.

Yani sizinle ilgilenirim.

-Ciddi misiniz? -Evet.

Biliyorsunuz ben çok iş almıyorum.

-Aç kalırsınız! -Sebebi de o zaten.

Size iş bulmada yardım edeceğim.

Pekâlâ.

Tamam.

Selam, François.

Mathias.

Buraya neden çağırdın?

Yalnız olalım diye.

Samuel'in size bir şey bırakmaması beni şaşırttı.

Birazcık olsun. En azından sana.

Bütün kariyerin boyunca ASK'daydın. Beyhude.

Takdir bile yok.

Ne istiyorsun?

StarMédia'da bize katılmanı istiyorum.

61 yaşındayım, bir gün öleceğim.

Bize gelmeni ve patronluğa hazırlanmanı istiyorum.

Peki senin menajerlerin? Bir tanesi başa geçebilir.

Senin gibisi yok.

Senin gibi güçlü ve azimli.

Sana katılayım...

Bütün müşterilerimle tabii ki?

Tabii ki.

Paris'teki en büyük ajans olacak, sen de patron.

Bu ASK'nın sonu olur.

Biraz düşün.

Mekânımı biliyorsun.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.