Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Judy Hale.
Evet, o ressamın.
Pardon. Yeniyim de, o yüzden bu zamazingo gerekiyor.
Bir Judy Hale tablosu ne kadara patlar?
Boyutuna göre dokuz ile yirmi bin arası.
Dokuz ile...
İsa aşkına.
Hepsi satılmış. Herhâlde ünlü biri olmalı.
Evet, adını duymuştum.
Genelde kapıya park eden 66 model Mustang'le ilgili bilgin var mı?
Bilmem.
Gidip patronuma sorayım.
Teşekkürler.
-Merhaba. -Merhaba.
-Ben Steve Wood. -Steve mi?
Evet. Ya sen?
Mustang'in satılık mı acaba?
-Pardon. Adın neydi? -Söylemedim ki.
Arabayla hep galerinin önünden geçiyorum.
-Nedense hep kapalı. -Galeri saatleri.
Gerçekten öyle bir şey var.
Peki. Mustang'e gelelim. Nerede o?
Kusura bakma. O konuda yardımcı olamayacağım dostum.
-Belki sanatçılarımdan birinindir. -Öyle mi?
Evet. Muhtemelen kesinlikle.
Muhtemelen kesinlikle Judy Hale mi?
Hayır. Yani, bilmiyorum. Emin değilim.
Emin olunca beni arar mısın?
-Tamam mı? -Peki...
...dedektif.
Kahvaltın hazır, Judy.
Kendim yaptım.
Şuna bak. Ne tatlısın.
Evet, krep. Büyük oranda vegan.
-Afiyet olsun. -Eline sağlık.
Yerinde olsam yemem.
-Yeme. -Ciddi misin?
-Düşüncesi yeter. -Düşüncesi yeter.
Dans dersin nasıldı?
Harikuladeydi.
Her yanım sızlıyor ama beni iyi ki göndermişsin.
Sen nasılsın?
-Biraz daha iyiceyim. -Peki.
Değilsin.
-Değilim. Özür dilerim. -Tatlım.
Çok zor.
Asla çocuğum olamayacağı fikrini sindirmeye çalışıyorum.
Evlat edinebilirsin.
Tabii. Yaşım 41, evsizim. Çocuklarınızı bana yollayın.
Yerinde olsam lafa böyle başlamazdım.
Tek arzum aile sahibi olmaktı.
Biz varız.
Sen de bu ailenin bir üyesisin.
-Gerçekten mi? -Evet.
Sağ ol.
Tanrım. Kendini daha iyi hissetmen gerekiyordu.
-Hissediyorum. -Öyle görünüyor.
Anne, bana yeni dizüstü lazım. Benimki eskidi.
Şimdi olmaz Charlie. Judy'nin bir sıkıntısı var.
İhtiyaçlarım son sırada yani?
Yeni bir bilgisayar ne kadar, haberin var mı?
Bu ay ev kredisini bile ödeyemiyorum.
O yüzden bilgisayarın listemde biraz aşağılarda.
-Öyle işte. -Dur bir saniye.
-Her şey yolunda mı? -Evet.
Sadece biraz maddi sıkıntıdayız.
-Aslında çok sıkıştık. -Yardım edeyim.
Olmaz.
Ev kredisi kredi kartıyla ödeniyor mu?
Steve'le ortak kartım hâlâ duruyor.
-Öyle mi? -Evet.
Yığınla parası var. Ben el sürmüyorum ama ruhu bile duymaz.
Yok, olmaz. Ev taksidimi Steve Wood'a ödetmek istemiyorum.
Steve bana yeni dizüstü alır mı?
Yeni dizüstü istiyorsan git işe gir!
Henry o boktan koroya gitmek için işe mi girdi?
Sen de o boktan kilise korosuna girmek istersen sırf görmek için öderim.
Araba altında kalmayı yeğlerim.
-Lafını bil de konuş. -Çok geç.
Bir daha babana öyle saygısızlık etme!
Ben mi saygısızlık ediyorum? Diyene bak.
Git odana!
Babaannemi arayacağım. Hiç değilse o beni önemsiyor.
Her başın sıkıştığında Lorna'ya koşamazsın!
Kimse benim gibi satış yapamaz, Lorna. Sen de biliyorsun.
Takıma çok faydalı olurum.
Yani bana ihtiyacın var.
Kabul etmek istemesem de, evet.
Para akışım sekteye uğradı.
Çünkü ortağın kıçına tekmeyi vurdu.
-Öyle deme. -Çünkü emlak dünyasından dışlandın.
İsa aşkına, Lorna.
Benden bu kadar nefret etmek seni yormuyor mu?
-Senden nefret etmiyorum. -Sağ ol.
-Sadece, sürekli hüsrana uğruyorum. -Al işte.
Sen unutmuş gibi yapabilirsin, Jennifer. Ama ben unutmadım.
Bir zamanlar çırağımdın, sonra beni terk ettin.
Christopher seni hangi meyvelerle baştan çıkardıysa artık.
Bence çok uygun bir benzetme olmadı...
Terk edilmek nasıl bir histir, bilir misin?
Bilirim.
İşi kendim için istemiyorum, Lorna.
Çocuklar için.
İstikrar ve elektronik aygıt istiyorlar.
Lütfen... Onlara bunu vermeme yardım et.
Aferin sana.
Bana bir tek onlar kaldı, biliyorsun.
Onları yüzüstü bıraktım.
Anlayamadım?
Ted, öldüğü gece
beni aradı.
Evet, söylemiştin.
Bir türlü aklımdan çıkaramıyorum.
Açmadım.
Mesaj bırakmadı ama bana ihtiyacı olduğunu biliyorum.
Anneler bilir.
Ama onun yanında olamadım.
Neredeydin peki?
Güçlü bir uyku ilacı...
...almış olabilirim.
Peki. Kendini suçlama, Lorna.
Ted'in ölümü senin suçun değil.
-Değil mi? -Değil.
Japonya'da kelebek kanat çırpsa Florida'da kasırga olmuyor mu?
Ne anlatıyorsun hiç anlamıyorum.
Konu dağıldı ama kelebek benim.
Peki.
Tamam.
O ne? Üstünde çalıştığın yeni bir emlak mı?
Evet.
Sapphire Terrace.
Ayrıcalıklı ön satış hakkı bende. Okyanus manzaralı altı ev.
Zengin bir bekâr için biçilmiş kaftan.
Öyle mi?
Tanıdığın var mı?
Evet.
Olabilir.
Burada üç yıldır çalışıyorum ama hâlâ asgari ücret alıyorum.
Hatırlarsan seni işe aldığımızda şöyle diyordun.
"Maaş fark etmez, Angela. Sadece yardım etmek istiyorum."
Zam yapıver bitsin.
Ben hallederim Abe, sağ ol.
Artık ailemle birlikte yaşıyorum
ve onlara katkıda bulunmak istiyorum.
Ona ne istiyorsa ver yoksa ortalığı dağıtırım.
-Abe. -Ne var?
İdareyle konuşurum.
Sağ ol, Angela.
-Selam. -Konuşmamız lazım, Judy.
Konuşacak bir şey yok. Hamile değilim, o yüzden merak etme.
Konu o değil.
Bugün galeriye bir dedektif geldi,
bana Mustang'le ilgili sorular sordu.
-Ödüm patladı. -Nasıl dedektif?
Bilmiyorum. Siyahiydi.
Çıktığım adam oydu. Bu Nick. Bir şey olmaz.
Nasıl olmaz? Niye siyahi bir dedektifle çıktın?
Irkçı olma.
-Siyahi demek ırkçılık değil. -Sen deyince öyle.
Aslında çok tatlı biridir.
Çarpıp kaçanı bulmada Jen'e yardım ediyor.
-Sensin o. -Biliyorum.
Onlara izimizi kaybettiriyordum, tamam mı?
Jen'i mutlu eden tek şey buydu.
İsa Aşkına, Judy. Neden itiraf etmiyorsun?
-Yakalanmak istediğin belli! -Hayır.
Öğrenmeyecek. Onu ve çocukları kaybedemem.
-Bunu halledeceğim. -Öyle mi?
-Evet. -İş bitiricisin diye mi?
Nick'i arayacağım.
Ne diyeceksin peki? Mustang'inin olup olmadığını sordu.
-Sordu mu? -Tabii ki!
Onu üstümüze çektiğin için ensemizde.
Beni dinle dedim ama dinletemedim.
Yufka yüreğin yüzünden.
İnsanlara nasıl davranacağını bilmiyorsun.
Üzgünüm. Senin kadar iyi bir suçlu değilim.
Dur.
-Özür dilerim. -Tamam.
Kulağını iyice aç. Şunu peşinen söylüyorum.
Sadece senin başın yanar. Arabayı sen sürüyordun.
Suçlu sensin.
Tek görgü tanığıyım.
-Anca beraber kanca beraber demiştin. -Her koyun kendi bacağından asılır.
Bak, dostun beni arıyor.
-Niye seni arıyor ki? -Selam Jen, n'aber?
O hoş hanımın kocasını sen öldürdün, değil mi?
Sorun değil.
Üzülme.
Ama o orospu çocuğunun seni itip kakmasına izin verme.
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Ne yapmak istiyorsun?
Doğruyu söylemek istiyorum.
Eh...
Doğruyu söylemek insanı özgürleştirir derler.
Judy Hale ile Steve Wood,
Harding'e çarpıp kaçanlar.
Peki. İkinci dereceden olmayan kanıtın var mı?
Adamın galerisi TKG Sanat adına kayıtlı bir 66 model Mustang var.
Kimin tablolarını satıyor? Judy Hale'in.
Çok ilginç, Bay Prager.
Ama tesadüf yüzünden kimseyi tutuklayamam.
Nişanlıydılar. Ortaktılar.
Ortaklık da suç teşkil etmiyor.
Suçtan birkaç hafta sonra ayrılmışlar.
Bir ilişkiyi ne mahveder? Birini öldürmek.
-Evet. -Sonra Jen Harding'in yanına mı taşındı?
Dulun yanına yani?
Onlar yaptı. Kalıbımı basarım.
Bay Prager, yanılmıyorsam Bayan Hale ile romantik ilişkin vardı.
-Vardı, ama... -Sanırım yürümedi.
Yürümedi.
Santa Ana polisinde dedektiftin, değil mi?
Evet.
Üç aydır işe gitmemişsin. Neden?
Çünkü şey aldım...
Bu arada, bunun konumuzla hiç ilgisi yok.
-İzne çıktım. -Kendi isteğinle mi?
-Ne fark eder? -İzne ayrılma sebebin?
Psikiyatrik.
Teşekkürler.
Tüyo için teşekkürler ama yapmam gereken işler var.
Burada buluştuğun için sağ ol.
-Evet. Güzel yer. -Öyle.
Dürüst olmalıyım, Jen. Sen aradığında
biraz tedirgin oldum.
Tedirgin mi? Seni tedirgin mi ediyorum yani?
Judy ile olan bitenlerden sonra,
sana ne anlattığını da bilemediğimden şaşırdım doğrusu.
-Kız raconu. Öyle bir şey var, biliyorum. -Konu o değil.
Judy'den söz etmek istemiyorum. Senden söz etmek istiyorum.
Peki.
Senin için yapabileceklerimden.
Aslında, bizim için.
-Gerçekten mi? -Evet.
Şey, Jen, bu biraz...
İtiraf edeyim ki bunu... Ben de düşünmüştüm.
Neyi?
Anlarsın ya, şeyi işte...
Anlamadım, neyi?
Biliyorsun işte.
-Dur bir saniye. Sen neden söz ediyorsun? -Ya sen?
Sana ev satmaktan söz ediyorum.
Sapphire Terrace.
Ya.
Ne o? Sana asıldığımı falan mı sandın?
Hayır.
-Çünkü bunu yapmam. -Hayır.
-Asla. -Tabii. Bariz.
Eh, pek bariz görünmüyor.
-Yo, öyleydi. -Senin peşinde değilim.
Ben komisyonun peşindeyim, Steve.
Dürüst kadın. Sevdim bunu. Bana evden söz et.
Peki.
Her ev özelleştirilebilir. Bir de bu var...
-Çok güzelmiş. -Haklısın, öyle.
Peynir ekmek gibi gidiyor. Yerinde olsam bugün teklifte bulunurdum.
Yavaş ol, kaplan.
O komisyona çok ihtiyacın var.
İyi fırsat gördüm mü kaçırmam.
Ama evet, ihtiyacım var.
-Ne kadar büyük? -220 metrekare.
Yani...
Ama, bir düşünür müsün?
Ara duvarı yıkıp yandakiyle birleştirirsen
gökyüzünde 440 metrekarelik bir sarayın olur.
Bir aileye yeter.
Evet.
İkisini de alıyorum. Tamamı nakit.
Nakit mi?
Yani 8,6 milyon dolar nakit.
Evet.
Bunun komisyonu yeter mi?
Evet.
Güzel.
Yeni yaşamına hoş geldin.
Sen de kendininkine.
Siktir.
Hasiktir.
Vay be. Bugün konuşmak için gelen gelene.
Bu şerefi neye borçluyum?
Merhaba, dedektif. İyi görünüyorsun. Saçın değişmiş.
-Değişmedi. -Peki.
Bir şey söylemem gerekiyor.
Söyleyeceğim şey... Hiç suyun var mı?
-Yok. -Çünkü biraz gerginim.
Uzun zamandır söylemek istediğim ama söyleyemediğim bir şey.
-Dinliyorum. -Peki.
Meşrubat falan yok mu? Dilim damağıma yapıştı da.
Bayan Hale.
Hiç sır sakladın mı?
İnsan altında eziliyor.
Sanırım bunun bedelini sağlığım ödüyor.
Rahmimin erken yaşlanmasının nedeni bu olabilir.
Masanda boğaz pastili falan yok mu?
-Yok. -Peki.
-Judy. -Evet?
Steve Wood kara para aklıyor.
Ne?
-Efendim? -Kara para aklıyor.
Hem de çok.
-Para mı aklıyor? -Evet.
Vergi de kaçırıyor.
TKG Sanat adında paravan bir şirketi var.
Sanat galerisi. Doğrusu çok iyi çalışmalar da var.
Ama şirketi uluslararası müşterilerine para yollamak için kullanıyor. Yunanlara.
Bu büyük bir suçlama. Herhâlde iddianı destekleyecek kanıtın vardır?
Resmi belgeleri burada saklıyor.
Resmi belge diyorsunuz, değil mi?
Tamamen iş birliği yapacağım.
Merhaba millet.
Anne size hediye aldı.
Anne kendisine anne demeyi bırakmalı ama anne bunu çok seviyor.
Merhaba.
Selam, Lorna. Mesajımı aldın demek.
İki tane aldı.
Tamamı nakit.
Evraklar hazır. Para transferini yarın yapacak.
Bir şey değil.
O yüzden değil... Beni Charlie çağırdı.
Mesele dizüstüyse anne o işi halletti.
Bilmeni isterim ki bunda parmağım yok, Jennifer.
Nede parmağın yok?
Evden gidiyorum.
Babaannemle yaşayacağım.
-Ne dedin sen? -Benimle yaşamak istiyor.
Onu duydum.
Char, biliyorum bu sabah biraz kavga ettik ama bir dizüstü uğruna...
Konu dizüstü bilgisayar değil.
Bak Charlie, baban öldüğünden beri zorluklar yaşadık, biliyorum.
Ama sana söz veriyorum, her şey çok daha güzel olacak.
-Artık seninle yaşayamıyorum. -Nedenmiş o?
-Ne yaptım ki? -Ne yaptığını biliyorsun...
...babamın öldüğü gece.
İyi o zaman. Siktir git!
Yüzünü bir daha görmek istemiyorum!
Kavga etmiştik.
Charlie, evlilikte insanlar kavga eder.
O da artık seninle yaşamak istemiyordu.
Ben de istemiyorum.
Üzgünüm.
Tamamen nakit mi dedin?
HİÇ FOTOĞRAF YA DA VİDEO YOK
-Selam. -Selam.
Ödümü patlattın.
Karanlıkta oturmuş ne yapıyorsun?
Cabernet'i açayım mı?
Yoksa daha sert bir şey mi istersin?
Çocuklar nerede?
Yattılar mı?
Lorna'dalar.
Her şey yolunda mı?
Neler oluyor?
Benim suçum.
Nedir senin suçun?
Onun gitmesi.
Kimin? Charlie mi, Henry mi?
Ted.
Ted mi?
Anlamıyorum.
Öldüğü gece
kavga etmiştik.
İnsanlar kavga eder. Bu senin yüzünden öldüğü anlamına gelmez.
Hayır. Ben...
Gerçekten çok sinirliydim.
Niye kavga ettiniz?
Bunu konuşmak çok zor.
Bana söyleyebilirsin.
Hadi. Bana her şeyi anlatabilirsin.
O, bana...
Bir yıldan uzun süredir elini değdirmemişti.
Eh, çünkü başka ilişkisi vardı. Bu onun suçu.
Şeyden sonra...
...ben göğüslerimi aldırınca...
...bıraktı.
Ben fark etmez diye düşünmüştüm.
Ted buna...
...alışır demiştim.
Ama yapamadı.
-Çok üzüldüm. -Artık beni istemiyordu.
Ama benim ona ihtiyacım vardı.
Kendimden tiksiniyordum.
İçim kin doluydu.
Sonra...
...o gece işler çığrından çıktı...
...ve ona vurdum.
O, kapıdan çıkıp gitmeden önce yaptığım son şey...
...ona vurmaktı.
Anladım.
Yüzüne yumruk attım.
Eminim seni kızdıracak bir şeyler...
Lütfen Judy. Sürekli bana kendimi iyi hissettirmeye çalışma.
Demek istediğim, büyük olasılıkla...
Benim yüzümden öldü.
Burada değildi bile.
-Koşuya çıkmıştı, Jen. -Hayır. Koşmuyordu.
Sabahın biriydi. O yolda olmasının nedeni
bu evde benimle bir saniye daha geçirmek istememesiydi.
Onu öldürdüm.
Tanrım. Suçlayacak birini...
...arayıp duruyorum ama...
...onu evden kaçıran benim.
Ona vurdum.
Ona vurdum yahu.
Hayır. Ben vurdum.
Ne?
-Ona ben vurdum. -Peki.
Ne demeye çalıştığını...
Ona vurdum.
Hayır. Ben vurdum.
-Hayır. Ben vurdum. -Ben vurdum.
-Ben vurdum. Judy, aman Tanrım. -Ona vuran bendim.
-Kapıdan çıkıyordu ve... -66 model Mustang'im vardı.
Zifiri karanlıktı.
Direksiyondaydım. Virajı göremedim.
Viraja aşırı hızlı girdim ve...
Karşıma dikiliverdi.
Olup biteni anlamadım bile.
Sonra geri dönmek istedim...
...ama dönemedim.
Sonra, belki bir şekilde telafi edebilirim diye düşündüm.
Bir şekilde...
...sana yardım ederek, dostun olarak.
Ne olur beni affet, Jen.
Lütfen.
Seni ve çocukları bu kadar seveceğim, benim ailem olacağınız
aklımın ucundan bile geçmemişti.
Lütfen...
...bir şey söyle.
Lütfen durumu düzeltmek için ne yapabileceğimi söyle.
Yaparım. Ne olursa yaparım.
Ne yapabileceğimi söyle lütfen.
Geberebilirsin.
Olamaz.
Uyanık mısın, Abe?
Çok üzgünüm, Judy.
Huzur içinde öldü.
Hayır.
Olamaz.
Onunla vedalaşamadım.
Alt yazı çevirmeni: Barış Emre Alkım
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.