Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Geçen yıl, 11 Eylül'den beri görev başında
en çok polis öldürüldü, biliyor muydun?
Bu karamsar bilgi için sağ ol.
2-9 Charlie, Christopher Caddesi
55 numarada 10-52 durumu olabilir.
Hemen şurası.
Merkez, 2-9 Charlie gidiyor.
İyi haberin var mı?
Yok gibi görünüyor.
Bana yalancı mı diyorsun?!
Hey! Hey! Polis!
Bırak onu!
Bana karşı koyma.
-Şerefsiz! -Hey!
Direnme!
Yeter.
-Onu arkada tut. -Hadi oradan pis herif.
Sakin ol. Bir nefes al.
Ben bir şey yapmadım!
-Tutuklanmaya direnmedin mi? -Silah. Silahı var.
Herhalde bunun ruhsatı vardır, değil mi?
Hiçbir şey söylememe gerek yok.
Tamam, götürün onu.
İyi misin?
Sayın hakim, yaklaşabilir miyiz?
Yaklaşın.
Sayın hakim, tanığım Marina Parks bugün gelmedi.
Telefonlarıma da cevap vermiyor.
Erteleme talep etmek istiyorum, böylece...
Müvekkilim hızlı duruşmayı hak ediyor.
Böylece onu bulabilirim.
Bugün tanığımın müvekkilin yüzünden
gelmediğine inanıyoruz.
Öyle mi? Ben de tanığının
yalancı olduğuna inanıyorum. -Hanımlar,
suçlamalarının kanıtı var mı?
-Hayır sayın hakim, ama düşünürseniz... -Bayan Parks'ı getirmen için
sana pazartesi sabahı bu saate kadar izin veriyorum.
-Sayın hakim... -Geri çekil.
Jüri üyeleri artık çıkabilir.
Mahkeme pazartesi sabah
saat dokuzda tekrar toplanacak.
Telefon ve mesajlara cevap vermiyor.
Evine gidip bakacağım.
Danny'i ara, seninle buluşsun, tamam mı?
Orası onun bölgesi. -Tamam, ararım.
Merhaba Jack. Hoşça kal Jack.
Anthony.
Son zamanlarda seni bulmak zor.
Çok yoğunum.
Aradım, mesaj attım.
Duruşmam var Jack.
Üniversitedeyken o dandik barda
her gece kazandığın
tilt makinesini hatırlıyor musun?
Striker Extreme?
Üçüncü Cadde'de bir mekanda ondan var...
Bir sürü işim var Jack.
Tamam, ama aslında,
seninle konuşmak istediğim bir şey vardı.
Adaylığınla ilgili.
Seni öğle veya akşam yemeğine çıkarabilir miyim?
Programım ne durumda hiç bilmiyorum.
Ofise gidince sana mesaj atsam?
-Başkomiser. -Evet.
İsterseniz oturabilirsiniz.
Az önceki aile içi şiddet tutuklaması için mi çağırdın?
Hayır.
Bakın, biliyorum, Espinoza bu karakolu
biraz farklı yönetirdi.
Benim becerilerim farklı, önceliklerim farklı.
O bazı şeyleri görmezden gelmek istediğine
karar vermiş olabilir, ben bunu yapmam.
Ne demeye getiriyorsun?
Siz karı kocasınız.
Aynı karakolda çalışıyorsunuz.
Bununla ilgili bir kural yok...
Hayır, ama bu daha önce yapılmadı. Sen de biliyorsun.
Birlikte göreve çıkmıyoruz.
Evet, ama genelde aynı görevlerde buluşuyorsunuz,
bu sabah olduğu gibi.
Ve bu kuralara göre ele alındı.
Ve silahlı bir tutuklamayla sonuçlandı.
Bak, iltimas geçiyormuş gibi görünmek istemem,
ve ikinizin de aynı karakolda
çalışmasına izin vermek, pek hoş görülmüyor,
o yüzden
birinizin tayin olması gerek.
Başkomiser olalı ne kadar oldu,
beş altı gün mü?
İki hafta.
Ve bizi ayırmak birinci önceliğin mi?
Dikkatli ol Memur Janko.
Tamam, ne yapmamızı istiyorsun?
Bugün mesai sonuna kadar,
hanginizin tayin istediğini bilmek istiyorum.
Bugün mesai sonuna kadar...
Çıkabilirsiniz.
Eddie.
İnsanlar uykusuzluktan veya
iyi çocuk bakıcısı bulamamaktan yakınır.
Ama beni endişelendiren bunlar değil.
Ben daha çok büyüyünce ne olacağına odaklandım.
Ama acele etme.
O zamana kadar daha çok var.
Hayır, yani onu bensiz bir yere
gönderdiğimi düşünemiyorum bile.
Yani, onu bu dünyadan nasıl koruyacağım?
Özellikle de bildiklerimize bakınca.
O zamana kadar onu korumak için 7/24
koruması olacak, telefonuna bir çip takıp
günün 24 saati onu takip edebileceğiz.
Sen Jack ve Sean'a öyle mi yaptın?
Evet, ama onlar anlayıp hemen kapattı.
Akıllı çocuklar.
-Merhaba Danny, Maria. -Merhaba. Erin'in tanığını
bulabildin mi?
Telefonu da, kapıyı da açmıyor.
Tamam, belki yönetici bize kapıyı açar.
Deneyebiliriz.
Neden olmasın?
Ne işiniz var burada?
Hey. Biz de aynı şeyi senin için söyleyebiliriz.
Burada muhbirim var.
Aradı, korkmuş. Birinin bizim için
çalıştığını öğrendiğini söyledi.
-Adı Marina Parks mı? -Evet. Nereden biliyorsun?
Bu sabah ifade verecekti. Ama gelmedi.
Tamam, yöneticiden bizi içeri almasını isteyelim.
-Olamaz. -Sen bak. Ben yukarı çıkıyorum.
Evet. Hadi.
Arkandayım.
Ölmüş.
Galiba Erin'in tanığını bulduk.
"Soplona."
-Gammaz. -Evet.
Gammaz.
Evet...
Lafı daha fazla uzatmadan.
Önce hangisini istersin,
Doğrudan söyle.
Son üç ayda teşkilat tarihinde
en yüksek işten ayrılma
Adamlar daha önce görülmemiş
Ama patron, böyle şeyler
Çıkan şey inmek zorunda.
Ama rekor dedin, New York
Kayıt tutmaya başlamalarından
Flatbush parkına ölen
töreninde bir değişiklik oldu.
Yani davetin geri çekildi.
Nedenini söylediler mi?
Resmi olarak, sadece
Belediye başkanı da mı gitmeyecek?
Gayri resmi olarak,
siyasileştireceğini düşünmüşler.
Ama belediye başkanı,
Mantık arama.
Peki daha kötü haber?
Hayır, bu biraz daha önemsiz
ve konuyu bile açmazdım,
ama the Post ve the News
bunu duyuracak...
Bir Hudson Üniversitesi/WNYR
New York belediyesi yetkililerinin
spor ve medya ünlülerinin
liderlik ve şeffaflık da dahil.
Ben de dahil.
Genel olarak, özellikle sen değil.
Kim kazanmış?
Şey... Tom Hanks.
Tabii.
Evet...
buraya yavaş geldik,
ama sonra çok hızlı.
Liderler yalancı ve kurumlar
doğası gereği yozlaşmış görünüyor.
Ve diğer taraftan sana gelen olursa,
herhalde burnuna
TDONY.
Efendim?
TDONY?
Teddy Roosevelt olsa ne yapardı?
Yapma, dalga geçme.
Çok isterdim, ama aşırı ciddiyim.
Marina Parks ânında öldü.
Anthony ve Joe olay olur olmaz
ama kimseyi bulamadılar.
Bina yarım düzine başka
Kaçmakta hiç sorun yaşamamıştır.
Kameralarda bir şey var mı?
Kameraların çoğu çalışmıyordu.
Evde boğuşma belirtileri var.
Tanık var mı?
Bir şey söyleyen olmadı,
Belli ki Mano Sangriento
O olmazsa elimde bir şey yok.
Tabii Munoz'un ölüm emrini
Pazartesiye kadar yapar mısın?
Deneyebilirim.
2-9'dan ayrılmak istemiyorum.
Bu yüzden ben tayinimi
Hayır. Seninle aynı yerde
Eddie, kariyerimiz boyunca
Nedenmiş?
Bu sabahki toplantıdan sonra
Oraya gidip
tayinimi isteyeceğim, tamam mı?
Merhaba komiserim, Eddie.
Castillo evinde yine aile içi
Git. Her şey yoluna girecek.
Neden burayı seçtin?
Ne oldu, beğenmedin mi?
Birazcık ücra.
Aynen öyle. Özel.
Ne zamandır özel yemeklerle
Anladım.
Savcılık adayı olacağın için,
yemek buluşmaların için
Hayır.
Belki.
Aday olmaya karar verdiğimden beri,
yaptığım her şeyin mercek altına
alınacağının aşırı farkındayım.
Ve buna benimle olan ilişkin de dahil.
Eminim kişisel hayatım hakkında
bir sürü soru soracaklar.
Ve ben ortalarda görünmesem daha mı iyi?
Senin hayatının da mercek altına alınmasını
istemezsin diye düşündüm.
Yani gözlerden uzak mı durayım?
Öyle demedim.
Ama bu yüzden konuşmak istediğini düşünmüştüm.
Bana geri çekil demen için mi?
Adaylığımla alakalı olduğunu söyledin,
ben de düşündüm ki...
Evet, yanlış düşündün.
Tanrım,
bazen beni ne kadar az tanıdığını düşünüyorum,
25 yaşındaki halimi değil,
şimdiki halimi.
Ben aynı insan değilim.
Hakaret etmek istememiştim.
Benim
konuşmak istediğim şuydu,
seni tanıştırmak istediğim biri var.
Warren Bradford.
Sana ve ilkelerine hayran olan biri,
ve adaylığını desteklemek istiyor.
Nasıl?
Kampanyana 3 milyon dolarlık katkıyla.
Bu da katkı sınırlarının üstünde.
Seçilmene yardım edecek bir komite kurarsa değil.
Karşılığında ne istiyor?
İçten ve dürüst bir sohbet.
Herkesin art niyeti olmaz Erin.
Adam samimi.
-Jack, üç milyon... -Biliyor musun?
Onunla tanışmak istiyor musun, onu söyle,
ben sizi tanıştırıp,
ortadan kaybolurum.
Ayak bağı olmak istemem.
Polis. Aç kapıyı!
Kapıyı açmıyor.
Merkez buradan aradığını söyledi.
Belki yönetici yerini biliyordur.
-İmdat! Yardım edin! -Arabaya bin!
Biri yardım etsin!
2-9 Charlie, bu konumda bize ateş açıldı.
Siyah, iki kapılı New York plakalı bir araçla
bir kadın kaçırıldı, Broadway'e doğru kuzeye gidiyorlar.
Hadi ama!
-Ne? -Lastiklerimizi yarmış.
Kahretsin.
Andre Castillo serbest mi kaldı?
Burada bir sürü işim var Jamie.
-Onu biz tutukladık. -Biliyorum.
Aile içi şiddet suçlamasıyla.
Ve silah taşımaktan.
Dolu değildi.
Çünkü dolu olmayan silahı olan adamlar
onları kullanmak istemez, değil mi?
Ne istiyorsun Jamie?
Eğer kefalet reformundan şikayet etmeye geldiysen, sıraya gir.
Biliyor musun, siz onu serbest bırakınca,
dışarı çıktı, dolu bir silahla
iki polise ateş etti, Eddie de onlardan biri...
-Dur, ne? -Sonra da
karısını kaçırdı. -O iyi mi?
İyiler. Erin, ama mesele bu değil.
Mesele, bir haber bile verilmeden serbest bırakılması.
Jamie, neden kızdığını anlıyorum,
ama şu anda bir duruşmanın ortasındayım,
ve tek tanığımı da kaybettim.
Eğer şiddete meyilli suçluları serbest bırakırsanız,
belki kurbanlarını uyarabiliriz.
Bu davaya ben bile bakmadım,
gerçi bir önemi yok.
Evet, hepsi bu kadar, öyle mi?
New York kefalet kanunları
hakimlere sanığın tehlikeli
olup olmadığına karar yetkisi vermiyor,
ve bunu açıklamam gereken son kişi sensin.
Madem tekrar serbest kalıp
tekrar yapacaklar, ne diye zahmet edip onları tutuklayalım?
Çünkü burası suçluların gelip gittiği bir yer.
Biliyor musun? Bunu Danny'den beklerdim, senden değil.
Neden? Sessizim diye mi? Dikkatliyim diye mi?
Adalet sistemi komple çökerken
durup izleyecek kişi olduğum için mi?
Çünkü suçlayacak kimse olmayınca
kızmanın ne anlamı var?
Belki de artık sessiz olmak istemiyorum.
-Merhaba. -Merhaba.
Böyle uluorta konuşabiliyor muyuz,
yoksa kılık değiştirse miydim?
Çok fazla varsayımda bulundum Jack, özür dilerim.
Bu meslek hastalığı.
Savcılık adaylığı için
karakterini geliştirmek
istemeni anlıyorum,
ama tam olarak neden korkuyorsun?
Seni kötü gösterecek gizli sırlarımın olmasından mı?
Yoksa eski kocanla
herkesin içinde görülmek mi istemiyorsun?
Bilmiyorum. Belki ikisi de.
Yani, seninle arada kaldık Jack.
Buluşuyoruz, takılıyoruz,
ama birbirimize bağlı değiliz, ve...
Birlikte yaşayalım dedim. Hayır dedin.
Senden adım bekliyorum.
Bir sonraki adımı atma konusunda çekincelerin
olduğunu açıkça söyledin.
Bu senin suçun, benim değil.
Galiba hâlâ özel hayatımı nasıl
göstermek istediğimi düşünüyorum.
Ve basın geçmişimi kurcalarken
bu sorular sorulacak,
ve buna daha hazır değilim.
Tamam.
Tamam.
Ama buna hemen karar vermene
gerek yok, değil mi?
Evet.
Yani sen kararını verene kadar gizlice görüşeceğiz.
Aslında seksi olabilir.
Warren Bradford konusuna gelince,
hiçbir şart yok.
Ve seni seve seve tanıştırırım.
Gitmem gerek.
On dakika sonra yeminli ifadem var.
Tamam mı?
Seni ararım.
Sayın piskopos.
Emniyet amiri.
Dışarı çıkıyoruz.
Neden?
Çünkü istiyorum ve bana borcun var.
Şimdi git üstünü değiştir.
Sana borcum yok ve ne giyeceğim?
Normal kıyafet, haç yok, cüppe yok,
şehirde iyi vakit geçiren iki adam olarak.
Ama zaten akşam planım var.
Yarın sabah Flatbush'taki park açılışına kadar
programında kesinlikle
hiçbir şey yok.
Konu ne Frank?
Konu ne mi?
Sürüsünü kaybetmiş iki lider.
Ben sürümü kaybetmedim.
İkimiz de kaybettik.
Ama herhalde ikimizi de öyle önemliyiz ki,
kimsenin bize bunu söylemeye cesareti yok.
Kimsenin söylemesine gerek yok.
Evet var,
ve benim de var.
Gidelim.
-Nereye? -Dışarı.
Karakollara, kiliselere,
hapishanelere, barınaklara.
Tıpkı Teddy Roosevelt ve Jacob Riis'in
zamanında yaptığı gibi.
Kevin,
lütfen.
Bana eşlik etmelisin.
Senin koruman mı, benimki mi?
Koruma yok, sadece sen ve ben.
Artık araba kullanmıyorum ve açıkçası
senin becerilerinden emin değilim.
O zaman metroya bineriz,
tıpkı sürümüz gibi.
Polislerin alınmasın ama,
gece vakti metroya binmem.
Ve evet, bu işi bozar.
Tamam, taksi çağırırız.
Telefonumda Uber var.
Riis ve Roosevelt'in cep telefonu yoktu,
bizim de olmayacak.
Peki ya bir şey olursa?
Sen tespih getir, ben de silah.
Bu konuda ne yapmanı mı istiyorum?
O sürtüğü öldürmeni istiyorum.
Oldu bil.
Bunu Munoz'un Rikers hapishanesinden yaptığı
telefon görüşmesinden aldım,
Erin'in tanığının öldürülmesini emrediyor.
Kiminle konuştuğu belli mi?
Telefon kayıtlarına göre Andre Castillo, infazcısı.
Bakalım Castillo neler yapıyor.
Hadi bakalım.
Yakın zamanda aile içi şiddet suçlamasıyla tutuklandı.
Şikayet ne zaman yapıldı?
-Dün. -Dün mü? Hâlâ içeride mi?
Kefaletsiz bırakıldı.
Harika.
Ve ilk işi,
karısını kaçırmak oldu.
Tutuklayan polis, Jamison Reagan.
Rikers'a gidip onunla konuşmak ister misin?
Evet.
Efendim Danny, n'aber?
Andre Castillo davasına sen mi bakıyorsun?
Evet. Neden?
Baktığım bir cinayet davasında şüpheli.
Şu anda onun evinden geliyorum.
Bence orada değilmiş,
ama yönetici Queens marinasında teknesinin olduğunu söyledi.
Şimdi oraya gidiyorum.
Tamam, Joe'yla oraya geliriz.
Hemen! Dediğimi yap.
İtiraz etme.
-Arka tarafa geç! -Merkez 29 komiseri,
hemen 85'e geç,
ve bölgede liman birimi varsa, hemen gelsinler.
Gir şuraya!
Yap, yoksa görürsün!
Silah!
Jamie! Jamie!
Bakayım. Bakayım.
10-13.10-13.
Polis vuruldu. Queens marinası.
Ambulans bekleyemeyiz.
Yeleğin altına geldi. Hadi, kaldırmama yardım et.
Hadi. Hadi!
Jamie, mücadeleye devam et, tamam mı?
-Bundan sonrasını biz hallederiz. -Bana bak Jamie.
-Danny... -Mücadele et.
Hey, ona iyi bakın, tamam mı?
Kardeşim o benim, duydun mu?
-Biliyorum. -Ona iyi bakın.
Burada bekleyin.
J-Jam-Jamie. Nerede... Jamie nerede?
Jamie nerede? -Bayan Reagan.
-Evet, ben karısıyım. -Merak etme.
Oturmak ister misin? Biz ona iyi bakıyoruz.
-Hayır. Nerede o? Nerede? -Bir şey yok.
Bu kardeşimin eşyaları, ben alayım.
Tamam. Tamam mı?
Bir şey yok, bir şey yok. -Jamie!
Jamie! Jamie! -Elimizden geleni yapıyoruz,
ama içeri gelemezsiniz. -Mücadele et Jamie,
mücadele et!
Durumu stabil olunca...
-Beni bırakamazsın! -Ben hallederim.
Beni yalnız bırakamazsın Jamie. Sakın beni
yalnız bırakayım deme, tamam mı?
Gel.
Geçecek.
Tamam. Teşekkürler.
Hâlâ haber yok.
Babama ulaşabildin mi?
Hayır. Ulaşılamıyor.
Baker bile yerini bilmiyor.
Ve cep telefonu sürekli telesekretere düşüyor.
Harika.
Roosevelt ve Riis bu sokaklarda gerçekleri ve
yalanları görmek için tek başına dolaştı.
Peki gerçek sorunları buldular mı?
Evet ve bu konuda bir şeyler de yaptılar.
Ne günlerdi ama, ha?
Evet.
Bu karakol tatil nedeniyle kapalı mı?
Öyle bir şey yok.
Çok üzüldüm Frank. Üzücü olmalı.
Belki kasabaya yeni bir şerif lazım.
Hadi ama, moralini bozma şimdi.
Senin için ne yapabilirim delikanlı?
İşini yapmaya ne dersin komiser?
Ön kapıda bir motorcu çetesi var.
Biliyorum.
Ama her türlü kanunu çiğniyorlar.
Bu sokakta mı yaşıyorsun?
Fark eder mi?
Gürültü şikayetinde bulunacaksan fark eder.
Trafiği engelleyip
yayaları rahatsız ediyorlar.
Ölü var mı peki?
-Mesele o değil. -Biraz öyle.
Bak, genelde birkaç kırmızı ışık boyunca durup
sonra giderler.
Hiçbir yere gidecekleri yok.
Vurulmayı veya Tanrı korusun,
motosikletin önünü kaldırmış aptallara
ateş etmeyi göze alamayız.
Amca, dışarısı çok karışık, durum böyle.
Bu senin kendi stratejin mi,
yoksa yukarıdaki emir mi böyle?
Emniyet amiri Reagan.
Bildin komiser.
Bu... Bu...
Kızmayacağım, gerçekten.
Dürüstçe cevapla.
Bugünlerde dünya böyle amirim.
Arkadaşım ve ben biraz keşif yapıyoruz.
Bugünlerde buna "dinleme turnesi" deniyor.
Ben buraya hiç gelmedim.
Anlaşıldı amirim.
Kendine dikkat et komiser.
Eğer gereksiz değilse.
İyi olduğunu söyle.
Yeleğin altından vuruldu.
Aman Tanrım.
Buna çok üzüldüm. İyileşecek mi?
Bilmiyorum. Doktordan haber bekliyoruz.
-Onu Andre Castillo vurdu. -Castillo mu?
Kefaletsiz çıktı. Jamie şikayet için gelmişti.
Yani Castillo serbest kalmasaydı, Jamie vurulmayacaktı.
Yapma, bunu bilemezsin.
Bizi korumaya çalışırken vuruldu.
Bayan Reagan.
Söyle hadi.
Bir kurşun omurgasına yakın.
Çıkarabilir misin?
Şu anda onu ameliyata hazırlıyoruz.
Ama iyi olacak, değil mi?
Çok fazla kan kaybetti,
ve kurşun, omurgasına çok yakın.
Bu ne demek?
Yani kurşunu başarıyla çıkarsam bile,
her zaman felçli kalma ihtimali var.
Ne?
Bir rahibin gelmesini ister misiniz?
Ne diyorsun sen doktor?
Sadece ister misiniz diye soruyorum.
Şu anda istediğimiz, onu iyileştirmen.
Bence bir şeylerin çıkması için önce
biraz para koyman lazım.
Bir şey istemiyorum ki.
Oturup beklemekten başka
bir şey yapmak istedim.
Bunun tek sorumlusunun ateş eden kişi olduğunun
farkındasın, değil mi?
Bunu diyen adam iki haftada bir
ofisime adalet sisteminden şikayet ederek dalıyor.
Sen benim kardeşimsin.
Başka kime şikayet edeceğim?
Beni görmeye geldiğinde Jamie'nin
ne kadar öfkeli olduğunu görmedin.
Hayal edebiliyorum.
Buna içini dökmek denir.
Sen de bir ara dene.
O ne demek şimdi?
Çocukken ailece eğlence geceleri yapardık, hatırlıyor musun?
Evet. Favorim oyun geceleriydi. Neden?
Hatırlıyorsun, çünkü hep sen kazanırdın.
Hatta bir kere anneme
oyun gecesini eğlence gecelerinden çıkarmasını istemiştim.
Kabul etmedi.
Kız kardeşim, senin için erkeklerle dolu bir evde
arada bir kazanmanın gerekli olduğunu söylemişti.
Ama daha da önemlisi,
stresini atabilmenin.
Bunu bilmiyordum.
Haklıydı tabii ki.
Her ne kadar sürekli liseli oğlanların
senin peşine takılmasını engellemeye çalışsa bile.
Bu senin bölgen.
Pazar günü ayinden sonra,
bu kilise 123 yılın ardından
tamamen kapatılacak.
Parçaları için satıldı.
-Neden? -Semt değişti.
İnançlılar taşındı,
ve yeni gelenler kiliseye gelmedi.
Bu kapıların 7/24 açık olmasını emrettim,
böylece herkes gelip son görevini yapabilecek.
Kevin, cuma akşamı kiliseye gitmek için
popüler bir zaman değil, yani...
Bu bir bar olsaydı derdik ki:
"Burası bitmiş. Başka yere gidelim."
Eyvah.
Ayin kadehi gitmiş.
O kadeh bir Alman istilası sırasında
Varşova'dan kaçırılıp buraya kadar gelmişti.
Som altın, zümrüt ve elmaslı.
Tabii paha biçilmezdi.
Adak mumları için bağış kutusu.
Burada hiçbir zaman 20 dolardan fazlası olmazdı.
Ama önemli olan miktar değil.
Hayır, değil.
Kevin, bunu bildireceğim.
Kutsal odada telefon var mı?
Kevin?
Lütfen haber verme Frank.
Neden?
Çünkü ben istedim.
Polise şikayet etmelisin.
Bak, ikimizin de sürüsünü kaybettiğini söyledin.
Benim sürüm inanca dayalı.
Ve polisi aramak iyi bir vatandaşlık örneği olabilir,
evet, ama inançlı bir eylem olmaz.
Peki inançlı kişi ne yapar?
Günahkar için dua eder.
Bir vicdan muhasebesi sonucu kadehi geri getirmesi
için dua eder.
Veya ona yakın olan birinin onu zorlaması için.
Kevin, sence öfkeli bir baba
çocuğunu getirip itiraf etmesini sağlar mı?
Sen hangi dünyada yaşıyorsun?
Seninle hep yaşadığımız dünyada.
Artık o dünyaya
inanmayacak kadar çok şey gördüm.
Evet, ikimizin de çok işi var.
Ameliyattan çıktı.
Kurşunu çıkarabildik, durumu stabil.
Çok şükür.
Peki ya omurgası?
Kendine gelene kadar omurgasında bir hasar
olup olmadığını bilemeyiz.
Şimdilik rahat bir şekilde dinleniyor.
Onu ne zaman görebilirim?
Yoğun bakıma getirilince seni alması için bir hemşire gönderirim.
Teşekkürler doktor.
Kendine gelince yine gelirim.
Sakın bana burada kal deme.
Aklımdan bile geçirmem yeğenim.
Flushing Meadows'ta tekneden indi
ve bir Toyota Camry'ye bindi.
Eskiden çalıştığı baskı fabrikasına
gittiğini sanıyoruz.
Messerole, 600 numarada.
Anlaşıldı. Gidiyoruz.
İyi misin?
Evet.
İyi olduğundan emin misin?
Evet. Ama bugün, bekleme odasında.
Düşündüm, sizin için
ürkütücü olmuştur, babamın ölüm şekli yüzünden.
Ürkütücü değil. Korkunç.
Bak, bırakmayı nasıl öğrenirsin?
Nasıl polis olmaya, işinizi yapmaya devam ediyorsunuz?
Bunlar nasıl aşılıyor?
Ben...
İşi yapıyorum ama... Onunla birlikte yapıyorum.
O hep orada.
Burada ve burada.
Yanımızda olmadığı olmuyor, anladın mı?
Evet.
Anladım.
Castillo'nun arabasını bulduk.
Bugün aşağı yukarı 3:15'te çıkmış.
Onun olduğunu nereden biliyorsun?
Çünkü bize bir mesaj daha bıraktı.
Yerini biliyor muyuz?
Bir konum var.
Danny şu anda oraya gidiyor.
Hakim Hall'la görüştüm.
Marina Parks'ın Munoz davasında
büyük jüri ifadesine izin verecek.
-Bu harika bir haber. -Ve o duruşmadan sonra,
Munoz'a Sofia'nın cinayeti için dava açacağız.
Ve şansımız varsa Andre Castillo'yu o zamana kadar
cinayet için gözaltına alırız.
Eline sağlık Anthony.
Hayır. Çarkların döndüğünü görüyorum.
Ne düşünüyorsun? -Aile eğlence gecesi.
Efendim?
Uzun hikaye.
İyi misin?
Olacağım.
Ellerin görebileceğim yerde olsun.
Kelepçe tak. -Evet.
Hadi.
Götür onu buradan.
Hemen!
Şüpheli ele geçirildi!
-Ne yapıyorsun?! -Sen ne yapıyorsun?
-Kitabına göre yapacağız, tamam mı? -Neden?
Ne demek neden?
Neden?
Çünkü Jamie olsa öyle yapardı.
Baban olsa öyle yapardı.
Biz de öyle yapacağız.
Hadi. Hadi.
Merhaba.
Başkomiser.
Buraya gelip bizzat
durumunu görmek istedim.
Bazı tahliller yapılıyor.
İdare ediyoruz.
Öyle mi? İyi. İyi haber.
Sen bir şeyler okuyor musun?
Buradaki tüm dergileri iki kere okudum.
Yani, artık 40'ımdan sonra
saçımı nasıl kestirmemem gerektiğini öğrendim.
Galiba 40 yaşın üzerindeki kadınlar,
mini etek veya file çorap da giymemeliymiş.
Şimdi giyeyim bari, daha vaktim varken.
40 yaş üzeri erkekler için böyle şeyler yazmazlar ama.
Demek onlar ne isterse giyebiliyor, ha?
Evet.
Neyse,
ameliyatın iyi geçmesine gerçekten çok sevindim.
Tüm karakol ona dua ediyor.
Sağ ol.
Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver.
Aslında benim için yapabileceğin bir şey var.
Evet, ne olursa. Ne olursa.
Jamie ve beni 2-9'dan ayırmayabilirsin,
çünkü bizim yerimiz orası.
Eddie, bu kişisel bir karar değildi, bu...
Benim için kişisel.
Kocamla aynı karakolda olmam gerek,
çünkü başına bir şey gelirse
ilk öğrenen kişi olmak istiyorum,
bu hafta olduğu gibi.
Yanına giden ilk insan olmam gerek.
Kural ve yönetmelikleri duymak istemiyorum,
çünkü yok.
Bu senin takdirinde.
Yani evet, benim için bunu yapabilirsin.
Durumu nasıl?
Hepimiz kovulana kadar sırayla yanına girip
onu gördük.
İyi olacak.
Buna sevindim.
Evet.
-Beni aramana şaşırdım. -Beni tanıyorsun.
Hiçbir mücadeleyi kaçırmam.
Şık bir şey değil, hamburger ve bira mekanı.
Hamburger ve bira bana iyi gelir. Teşekkürler.
Kazanmana izin vermeyeceğimi biliyorsun.
Ne zaman bir şeyi kazanmama izin verdin ki?
İlk tanıştığımızda. Okul içi basketbol maçı.
Hayır. Seni bileğimin hakkıyla yendim.
Evet, ama maç umurumda değildi,
sadece buluşmak istemiştim.
O gece bileğini burkmuştun.
Evet. Ve o sadece numaraydı.
Şimdi de öyle mi oluyor?
Belki.
İşe yarıyor mu? -Belki.
Bozuk paran var mı?
Olabilir.
Hadi o zaman.
Bileğim.
Hâlâ çok acıyor.
Hatırlıyor musun... -Onca yıldan sonra bile.
Tamam, nesine oynuyoruz?
Tamam.
-Evet! -Şuna bak.
Şuna bak.
Hâlâ da onu sömürüyor.
Emin olabilirsiniz.
Daha ne kadar bütün işleri Eddie'ye yaptıracaksın?
Mümkün olduğunca çok.
Araba arka tarafta. Gitmeye hazır mısınız?
Evet. Taburcu olacağımı
aileden başka kimseye söylemediniz, değil mi?
-Öyle istemiştin. -Evet. Sağ ol.
Dikkat çekmemek istiyorum.
Şimdi yine sessiz olmak istiyorsun.
Öyle mi? Tamam.
Gidelim.
Eğer gerçekten sessiz olmak istiyorsan,
belki de kurşunların önüne
atlamaya son vermelisin.
Sanki kurtulabileceğimden
emin olmadığınızda daha iyiydiniz.
Tamam.
Tanrı razı olsun,
piskopos Yolumda Giderken'deki Bing Crosby'ye bağlayıp
failin teslim olmasını bekledi.
Bunun her şeye verdiği cevap şu:
"Çabuk, polis çağırın."
-Aferin sana. -Evet, ben de aynı fikirdeyim.
Dünyaya bundan daha çok lazım.
Benim yaşadığım dünyada değil.
Benimkinde de maalesef.
Jamison? Arada mı kaldın?
Kusursuz bir dünyada sana katılıyorum ama,
bir kurşunla kaldırımda yatarken onlara katılıyorum.
Peki teslim oldu mu?
Henüz değil, ama kilisenin rahibi
akıllıca bir kararla altın kadehi
ucuz, tenekeyle değiştirmiş, yani hâlâ manevi bir kayıp var,
ama maddi değil.
Efendim, bugün burada olmanız büyük bir şeref.
Teşekkürler Henry.
Oğlun biraz boş konuşuyor ama.
Çaylakları böyle eziyor.
Peki benim neyim çaylak?
Masada ilk seferin.
Doğru. Seninle uğraşırlar.
Kurşun yarasıyla hastane yatağında yatarken bile.
Doğru, ama bugün çok üstüne gelmeyeceğim,
çünkü cennete girmeyi umuyorum.
-O konuda sana iyi şanslar. -Teşekkürler.
Sıra arkamdan başlıyor.
Ama seni konuk etmek bir şeref.
Ve seni konuk etmek büyük keyif.
Dede.
Yaşasın.
Katılıyorum.
-Ben de. -Ben de.
Gerçekten.
Tamam, artık yiyebilir miyiz?
-Evet. -Evet.
Kim dua edecek?
Hani hepiniz cennete gitmeye can atıyordunuz?
Ben atıyorum. Ama sen söylersen daha resmi olur.
Evet. Duayı sen ettirirsen harika olur.
Stones anma konserine gitmişsin,
sonra konserin ortasında,
Keith ve Mick sahneye çıkmış gibi olur.
Harika olur.
O ailenin yüz karası.
Peki ya diğerleri?
Biz kuzuyuz.
Onlar kuzu.
Baba, oğul
ve kutsal ruh adına.
Tanrım, bize verdiğin
bu nimetler için teşekkürler,
Yüce Tanrım, amin.
Teşekkürler.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.