Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviri: Dikistutmaz X: iapetos | Letterboxd: moandor
Pekâlâ, kendimi tanıtayım.
Adım Judith, 33 yaşındayım.
Bekârım.
Yalnız yaşıyorum.
1.62 boyunda, kahverengi saçlı...
Bu bölümde heyecan verici bir şey yok. Gördüğünüz gibi, ben oldukça...
...normalim, aslında biraz sıkıcı da diyebilirsiniz.
Bunu çok sık duyuyorum aslında.
Paris banliyölerinde dört yıl kadar eczacılık yaptım.
İlk işimdi.
Pek hoşuma gitmedi. Yorucuydu...
Çok yorucu.
Günün birinde işi bıraktım. Ve gazeteci olmaya karar verdim.
Öylece, bir hevesle.
Düşünmeden atladım.
Birkaç yılım zor geçti açıkçası.
Kolay değildi.
İş hayatında yavaş yavaş önüm açıldı.
Oraya buraya yazıyor, bağlantılar kuruyordum.
Bugünse...
Evet?
Şimdi şoförüyle konuştum.
Yarım saate gelecekler.
Harika. Teşekkürler.
- Sana öğle yemeği ısmarlayayım mı? - Teşekkürler, ama yemeyeceğim.
- Tamam. Hazırlıklı ol. - Olacağım.
Görüşürüz.
- Dışarıda! - 0 - 30.
- Asansörde. Vakit geldi. - Tamamdır!
Geliyor. Hadi.
Onu burada böyle bekle.
- Neden? - Karşılamak için.
- Gülümser misin? Gergin görünüyorsun. - Hiç de bile, gayet iyiyim.
- Gerginsin. Nefes al... - Heyecanlıyım, gergin değilim.
Farkı anlamak zor.
Gülümse.
Biraz daha iyi.
O mu?
- Minibara su koymuşlar mı? - Kim koymuş mu?
- Çok su içiyor. Gelmediler mi? - Sanmıyorum.
Geldim. Geldim. Geldim.
- Ve başlıyoruz. - Biziz!
Kontrol edeceğim. Kıpırdama.
Hayatım boyunca...
...mimarî açıdan bu kadar kötü tasarlanmış bir otel görmedim.
Biraz fazla büyük, katılıyorum.
Odaların çoğunun tamamen boş olduğuna bahse girerim.
Hangi aptal böyle kasvetli bir yerde kalmak ister ki?
- Bilemiyorum. - Kimse istemez. Hem de hiç kimse.
- Sorun yok. Masada su var. - Teşekkürler.
Susuzluktan ölüyorum.
Umarım bolca maden suyunuz vardır...
...çünkü çok yaygın olan ve kabarcıksız düz sulardan bıktım.
- Sokayım! - Ne oldu?
Sanırım her şeyimiz var.
Ne kadar yürürsem o kadar susuyorum.
Anlıyorum.
Buz gibi olsun lütfen.
Mümkün olduğunca çabuk.
Teşekkürler! Çok teşekkürler.
İşte böyle.
Ne kadar aşağılayıcı. Muhteşem.
Muhteşem!
- Perrier gönderiyorlar. - Harika, teşekkürler.
- İşemem lazım. Tutamıyorum. - Karşılamadan önce işemedin mi?
İyi, git hadi...
Röportajımızın ne kadar süreceği hakkında yaklaşık bir fikriniz var mı?
- 15 dakika. - Harika.
Trenim var ve acele etmekten nefret ederim.
- Sorun değil. - Bana 3 sayfa lazım!
Bırak konuşsun. 3 sayfan olacak işte. Daha ne?
- Philippe, bir saat demişti! - Bir saat mi? Onun boktan dergisi için mi?
Rüyasında görür!
On beş dakika verdiği için şanslı. Hayal bile edemezsin.
- Buyurun! - Harika. Bu mükemmel.
Buyurun.
Ben ödemiyorum. Patronum ödüyor.
- Yine de imzalayacak mıyım? - Burayı, hanımefendi.
İyi günler.
Hazırız.
Kaybedecek bir dakikam bile yok. Tamamen hazırım.
Motor!
Şimdi gidiyorum. Bir şey olmaz.
Buraya oturabilir miyim?
Neden bana öyle...
...ürkekçe bakıyorsun?
Arabanın farlarına takılan küçük bir hayvan gibi.
- Kabızlık çekiyor musun? - Hayır.
Harika.
Bu anı iple çekiyordum.
Sizin büyük bir hayranınızım, bu işi ciddiye alıyorum.
Başlayalım o zaman.
Bu benim için bir onur.
- Güzel. Yalnız mısın? - Evet, yalnızım.
Sinematografik ekipman yok mu?
Kamera olmadan Dali'yle nasıl röportaj yapabilirsin?
Hayır, ben bir dergi için çalışıyorum. Benim ekipmanım bunlar.
Defter ve kalem.
Öyleyse, zerre kadar ilgilenmiyorum!
İyi günler.
Tüm modern ressamlar...
...çağımızı tanımlayan büyük çöküş tarafından...
...tamamen yutulmuştur.
Hem en büyük dâhi olduğumu söyleyip...
...hem de resimlerimi çok kötü bulmam...
...çelişkili görünebilir.
Sık sık başyapıtınızın kendiniz olduğunu söylüyorsunuz...
Bu konuda ne dersiniz?
Evet, Dali'nin tüm başarılarının üzerinde duran şeyin...
...Dali'nin kişiliği...
...olduğuna inandığım doğru.
Dali Kişiliği Filozof Dali'den, Metafizikçi Dali'den...
...ve Ressam Dali'den çok daha üstündür. Bunu söylemek adil olur.
Aynen!
Bir eksantrik olan “Dali Kişiliği” ile...
...bu kişiliğin ardındaki gerçek Dali'yi nasıl ayırt edebiliriz?
Hayır, hayır. Sanırım son derece eksantrik...
...ve aynı zamanda konsantrik olduğumu söylemek daha doğru olur.
Bu yüzden hem anarşist hem de monarşistim.
Pekâlâ.
Şimdi bize arkanızdaki tablodan bahsedebilir misiniz?
Sanırım yeni bitirdiniz.
Bize ondan bahsedin.
Yani...
...bu tablo...
...Dali'nin kişiliğinin sonsuz derecede küçük bir parçasını tasvir ediyor.
Diğer pek çok şeyin yanı sıra...
...dediğim gibi, resimlerimin vasat olduğunu düşünüyorum...
...ancak Dali'nin küçük bir parçasını...
...dışa vurmama izin veriyorlar.
- Biraz ara verebilir miyiz? - Salla gitsin.
Beyefendi!
Üzgünüm ama...
...bu şeyi ağzımda tutmak gerçekten eziyet. Çok yoruldum.
Ara vermek istiyorum.
Bezi ağzına geri sok!
Telefonun var, Salvador.
Özür dilerim efendim, kablosu...
...fişe takılı olarak size getirebileceğim kadar uzun değildi.
- Benimle evdeki prize gel de... - Tamam.
...fişe takayım.
Herkes için ara!
- Ne kâbus ama. - Aklını mı kaçırdın?
Onu rahatsız etmeyi bırak! Onun kim olduğunu biliyor musun?
Desteğin için teşekkürler!
Güzel bir dayanışma örneğiydi. Aklımda tutacağım.
Ve onun kim olduğunu biliyorum, teşekkürler. Kes şunu.
Bu saçmalık asla bitmez!
Alo, buyurun.
Merhaba, Salvador. Ben Judith Rochant.
- Jeddite mi? Jeddite de ne? - Hayır, Judith.
İsmim.
- Geçen ay otelde görüştüğün gazeteci. - Ha, evet.
O rezil oteldeki odayı çok net hatırlıyorum.
Ne halt yemeye arıyorsun?
Bir dakikan var mı, seni rahatsız etmiyorum ya?
Bilirsin...
...benim gibi sanatçılar normal insanlar tarafından...
...her zaman rahatsız edilir.
- Ama hadi, konuş bakalım. - Tamam, çabuk olacağım.
Seni ilgilendiren çok iyi haberlerim var.
Bir yapım şirketi buldum.
Çok ciddiler, Fransa'da çok saygınlar.
Çalışmalarını da seviyorlar.
- Portremi finanse etmeyi kabul ettiler. - Portren mi?
Senin portren, pardon. Senin hakkında yapmak istediğim.
Ama bu senin portren, benim değil!
- Yani benim portrem. - Aynen öyle. Filme alınmış bir portre.
- Benim, yani Dali'nin. - Aynen.
İşin ilginç yanı, standart bir röportajdan daha fazlasını istiyorlar.
Aslında, eğer yapımcıyı doğru anladıysam...
...gerçek bir film yapmaktan bahsediyoruz...
...uzun metrajlı...
...hatta belki de sinemada gösterime girecek.
- Yani sanırım. - Öyle, öyle.
Yapımcı da bunu doğruladı.
Ne dersin?
Aman Tanrım!
Bekle. Bir dakika.
Bekle
Şu yaşlı adam ben miyim?
- Pardon? - Şuradaki!
Benim, ama daha yaşlıyım.
- Kaç yaşındayım? - Bilmiyorum, Salvador.
- Demek bilmiyorsun. - Hayır.
Pekâlâ.
Affedersin.
Sadece ilahî bir mistik eksiklik yaşadım.
Çok huzursuz ediciydi!
Ama şimdi tekrar buradayım.
Dali hakkında bir film yapmaktan bahsetmiştin, devam et.
Hepsi bu.
İkinci bir şans istiyorum.
Senin bu şekilde bir portreni yapmak istiyorum.
Bir ekip ve kamerayla. Daha iyi koşullarda.
Daha uzun bir format için.
Son derece basit ve sıkıcı...
...sıradan bir video kameradan mı söz ediyorsun...
...yoksa...
...büyük film profesyonelleri tarafından kullanılan...
...devasa, çok hantal bir kameradan mı?
Söyle bana.
- Film. Film için olanı, elbette. - Evet, bir film kamerası.
Pekâlâ.
Muazzam mı yoksa devasa bir kamera mı?
Büyük, en büyüğü.
Çok büyük.
Piyasadakilerin en büyüğü, Bay Dali.
- Dünyanın en büyük kamerası. - Sevdim bunu.
Sevdim, sevdim...
O hâlde kabul ediyorum.
Bana tarihi söyle yeter. Görüşürüz.
- Vay be! - İşte bu!
- Georges? - Merhaba, Salvador.
Etrafta tekerlekli sandalyeyle dolaşan...
- ...yaşlı bir Dali gördün mü? - Senin yaşlı hâlini mi?
Evet, çok yaşlı, çok çirkin, tekerlekli sandalyedeki hâlim!
- Görmedim... - Emin misin?
- Kimseyi görmedim. - Peki.
Muhtemelen halüsinasyondu.
Görüşürüz.
Bu arada, 16 gün sonraki akşam yemeğimizi unutmadın değil mi?
Tabii ki unuttum.
O zaman sana hatırlatayım.
16 gün sonra, benim evimde, saat 20:30'da.
Sonra hatırlat, şimdiden unutmaya başladım!
Güven bana!
Sıra sende.
Nasıl oynanacağını bilmiyorsun.
- Dengemi bozmaya mı çalışıyorsun? - Hayır, belli oluyor.
Nasıl oynandığını biliyorum.
Mola bitti. Yerlerinize geçin!
Salvador!
Bay Salvador?
- Vakit geldi. - Gördüğün üzere ben hazırım.
Bekliyordum, salak!
Merdiveni getir!
Hoşça kal, Galuchka.
Bu araba kumda kullanmak için yapılmamış.
Saçma sapan konuşma. John Lennon'da da aynısından var.
Mükemmel bir araba.
Sür!
- Patinaj yapıyoruz. Araç çok ağır. - Sen süremiyorsun.
Neyse boş ver. İn hadi, in!
- Merhaba. - Fransız kadın! Zamanlaman mükemmel.
O beceriksizle birlikte arabayı iterek kendini çok yararlı hale getirebilirsin.
Arkadan tabii ki.
Su kenarına konuşlandık. Arabayı burada bırak.
Hayır, Dali bu asil otomobille...
...tüm yolu kumda gitmeye karar verdi.
Şimdi, itmeye başla.
İtin!
Biraz daha itin!
İşte bu!
Gördün mü, kumda gidiyor işte! Aptal!
Dur!
Çocuklar sokakta sık sık benden imza istiyorlar.
Belki de şarkıcı ya da oyuncu olduğumu düşünüyorlardır.
Çocuklar, özellikle de küçük olduklarında...
...gerçekten nefret ettiğim varlıklardır.
Çocuklardan daha çok nefret ettiğim tek şey de çocuk çizimleridir. Dayanılmaz!
Çocuklardan ve onların lanet çizimlerinden nefret ediyorum.
- Ne yapıyorsun o kalemle? - Anlamadım?
Sinematografik olarak devasa bir kamerayla...
...portremi çekmen gerekiyordu...
...ama sen küçücük bir deftere not alıyorsun.
Çünkü...
Hayır, arkadaşlar yanlışlıkla kırdığınız kamerayı tamir ediyor.
Ama o kadar da büyük bir sorun değil.
Notlarım filme yardımcı olacak.
Bir amaca hizmet ediyorlar.
Bırakıyorum. Eğer filme alınmazsam devam etmeyeceğim.
- Ne? - Bu kabul edilemez!
Vaktimi iki kez boşa harcadın!
Çok yazık!
Ayrıca sizin hatanızdan dolayı oldu!
Pablo!
Pablo!
- Buradayım. - Gidelim.
- Pablo! - Geliyorum!
Bu kadar mı?
- 10 dakikam vardı. - O kadar da kötü değil.
- İçinde ilginç şeyler var. - Bu çok sinir bozucu.
Elbette, görüntüler olmadan bu henüz bir film değil.
Henüz ilk gündü, rahatla.
Kamerayı dert etme, kazalar olur.
- Sigorta bunu karşılayacaktır. Sorun değil. - Peki.
- Buyurun. - Teşekkürler.
Öfkeli bir şekilde gitti.
Ben de bunu düşünüyordum.
Sanırım daha büyük bir ekibe ihtiyacın var.
Bunun gibi aptalca aksilikleri yönetmek için.
Ve o adama bunun sağlam bir proje olduğunu göstermek için.
Ezik olduğumuzu düşünmemeli.
- Orada başka kim olabilir ki? - Makyöz olabilir.
Onunla ilgilenmek ve onu şımartmak için.
Bu çok önemli.
Yıldızlar kıçlarının silinmesine bayılır. Bu bir gerçek.
Peki, öyle olsun.
Harika bir makyöz tanıyorum.
Bu işe uygun. Bu onun için hiçbir şey.
Bu sefer iki kamera kullanacağız.
Bu onu etkileyecektir.
Bu şekilde, eğer birini kırarsa, çekime devam edebilirsin. Her şey düşünüldü.
Ve büyük filmlerdeki gibi koşuşturan, her şeyi yapan asistanlara ihtiyacın olacak.
Hiçbir şey yapmasalar bile, profesyonel görünürler.
- Bütçeyi aşmayacağız değil mi? - Onu kafana takma sen.
O iş bende.
Bu işte para sorun değil.
- Anlamadım. - Ben anlıyorum, o yüzden endişelenme.
Ve son bir önemli nokta daha var.
- Sen. - Ben mi?
Evet, duygularını incitmek istemem...
...ama bence...
...bunu yanlış anlama sakın; ama bence...
...birazcık çabalarsan...
...bu onun sana...
...daha fazla saygı duymasını sağlayacaktır. Seni daha çok ciddiye alır.
- Çaba derken? - Çok tatlı birisin.
Yazık, sanki en iyi halinle görünmemek için ciddi bir çaba içindesin.
- Farklı mı giyinmeliyim? - Evet, ama sadece o da değil.
Çekici olmak için makyaj yapmalısın.
Aptalca ama senden hoşlanıyorsa kameraya kendini verecektir.
Bileşik kaplar prensibi.
Gerçekten mi?
Seksî olmaya çalış. Bu işte bu önemli!
Bak: ben bile, bu gece, daha seksî olsaydın...
...belki daha fazla yatırım yapmak isterdim.
- Anladın mı? - Yapabilir miyim bilmiyorum.
Güzel kıyafetlerin yoksa...
...bir şeyler alıp hepsini gider yazabiliriz.
Önemli bir şey değil. Yaygın bir uygulama.
Saç için de öyle.
- Saçımı mı yapmalıyım? - Kızma.
Kızmadım da şöyle bir gerçek var...
Aynaya bakan biri değilim.
Ben de öyle. İnan bana: Aynı fikirdeyiz.
Aynadaki yansımamı gördüğümde kusmak istiyorum.
Yesene.
Tabii ki.
Evet, tabii ki!
Tabii ki.
Evet, tabii ki!
Servis yap, evladım.
Buyurun.
Hanımefendi?
Nedir bu?
Rastgele bir malzeme karışımı.
Muhteşem.
Muhteşem.
Evinizde çalışmam için beni işe alabilirsiniz Bay Dali.
Burada kötü muamele görüyorum ve az maaş alıyorum.
- Bizi yalnız bırak, Anita. - Affedersin patron.
Evet Salvador, seni ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz.
- Geldiğin için teşekkürler. - O mutluluk bana ait, Georges.
Beleş yemeği severim ama artık başlayabilir miyiz?
Henüz değil.
Peder Jacques'ın bize bir rüyasını anlatmasını istiyorum.
Garip bir rüya, bayılacaksın.
- Bir başyapıta bile ilham verebilir. - Belki de vermez.
- Belki verebilir. - Belki de vermez.
- Belki verebilir. - Belki de vermez.
Dali'nin kendisi yerine hayat kuracak...
...başka insanlara ihtiyacı olduğunu...
...gerçekten düşünüyor musunuz?
Hayal kırıklığına uğramayacaksınız.
Anlat, Peder.
Rüyamın, Bay Dali'nin ilgisini çektiğini sanmıyorum.
Çekiyor. Anlat sen.
Anlat, ama çabuk ol, açlıktan ölüyorum.
Çabucak anlatacağım.
Bu rüya çok sıra dışı, göreceksin.
Yoksa, seni bununla meşgul etmezdim.
Oldukça sıra dışı.
Ve büyüleyici!. Anlat hadi.
Cehennemde başlıyor.
- Cehennemde mi? - Aynen öyle. Cehennemde.
Her Salı yaptığım gibi, marketten aldığım yiyeceklerle...
...bisikletle eve dönüyordum.
Farkına varmadan kayboldum ve kısa süre sonra...
...kendimi cehennemde buldum.
Alevlerin ortasında.
Sonra birden, neden bilmiyorum...
...kendimi bir eşeğin sırtında çölde buldum.
Sebze kasamı kaybettiğim için üzgündüm...
...ama artık cehennemde olmadığım için de...
...çok rahatlamıştım.
Hava ılıktı. Kendimi iyi hissediyordum.
O an, çok keyifliydi.
Sonra eşeğim su içmek için durdu.
Ve pusuda bekleyen bir kovboy...
...beni soğukkanlılıkla vurmak için bulunduğu noktayı kullandı.
Sonra, nasıl oldu bilmiyorum, ölmemeyi başardım.
Küçük bir motorlu tekneyle kaçtım.
Sonra, sanki sihirli bir değnek değmiş gibi sebze kasamın...
...suyun üzerinde yüzdüğünü gördüm.
Eğildim ve onu aldım.
Sonra kendimi, bilmediğim bir yolda...
...lüks bir arabanın direksiyonunun başında buldum.
İşte böyle.
Bitti. Öylece uyandım.
İkinci kez dinlemek daha da güzel!
İnanılmaz, değil mi?
- Sana anlatmalıydım, Salvador. - İnanılmaz, değil mi?
Evet! Muhteşem ve çok lezzetliydi!
Aşçınızı en içten dileklerimle kutlarım.
Tam bir ziyafetti.
Şimdi izninizle, gitmem gerek.
Görüşürüz.
Salvador Dali ölmek üzere!
Bay Dali! Lütfen!
Bay Dali! Bana üçüncü bir şans verin! Diğerlerini telafi edeceğim!
Çalışmalarınıza bayılıyorum. Bu filmi çekmeyi çok istiyorum!
Size inanıyorum. Diğerleri gibi değilim.
Bana güvenin, yalvarırım!
Yapımcı hâlâ bizimle.
Daha büyük bir ekibimiz ve iki kameramız olacak!
İki dev kamera!
Lütfen!
- Hızlan. - Bay Dali!
İşte böyle.
O sırada uyandım...
...kazanın şiddetinden biraz sarsılmıştım.
- Sana anlatmalıydım, Salvador. - İnanılmaz, değil mi?
Bu Fransız kadın gerçekten inanılmaz.
Başkasının rüyası üzerinden beni kızdırmayı başarıyor.
Kesinlikle inanılmaz.
- İzin verirsen, Salvador... - Vermem.
Şahsen, beni en çok kovboyla olan başlangıç kısmı etkiledi.
Ne kadar güçlü bir imge.
Peder Jacques bana anlattığında...
...bunu muhteşem bir şekilde resmedebileceğini biliyordum.
- Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? - Kesinlikle.
- Bunu yapmalısın. - Tamamdır.
- Bittiğinde, Peder Jacques'a verebilirsin. - Aynen.
Dolaylı olarak yaratıcısı.
Pardon da eğer ben çiziyorsam, yaratıcı benim.
- Aynen. - Georges'un fikrini ilginç buldum.
Hatta tabloyu satmak için bir müzayede düzenleyebilir...
...ve elde edilen geliri kiliseye bağışlayabiliriz.
Bu herkes için harika olur.
Ne dersin, Salvador?
Belki de hâlâ rüyanızdayızdır, Peder?
Hayır, sanmıyorum.
Ben sanıyorum ama. Bence sen tamamen sayıklıyorsun.
Tekrar teşekkürler, Georges.
Keyifli bir akşamdı.
Benden bir tablo koparmak için resmen tuzak kurmuşlar!
Bir bahçıvanla yemek yemek çok saçma bir fikir!
Dahası, hayatımda hiç bu kadar kötü bir yemek yememiştim.
Vücudumu o iğrenç güveçten arındırmak için...
...günlerce sıçmam gerekecek!
Sıç, sıç ve sonra yine sıç!
- Bence yapmalısın. - Neden yapacakmışım?
İmajın için iyi olur, Salvador. Yap!
İmajım olağanüstü!
- İnsanlar Dali'yi seviyor! - Bunu yap ki daha çok sevsinler.
- İnsanlar beni daha çok sevebilir mi? - Evet.
- O zaman yapmalıyım! - Çok güzel, haklısın.
- Yapacağım. - Bence iyi fikir.
Pablo! Fransız kızı ara. Ona, filminde oynayacağımı söyle.
Ona bir şans daha vereceğim.
- Tarihleri o belirliyor. - Saat sabahın ikisi, Bay Dali.
- Hiç umurumda değil! Ara. - İyi, peki.
- Peder Jacques'ın tablosunu kastetmiştim. - Ben de Fransız kızı kastetmiştim.
Söylesene, gözlerimin önünde kasıtlı olarak sallanan...
...dolgun göğüslerini manipüle ederek...
...bu sonsuz zaman kaybından faydalanabilir miyim?
Kasıtlı değil, öylece duruyorlar. Yapabileceğim bir şey yok.
- Elleyebilir miyim? - Umurumda değil, takıl kafana göre.
- Çok yoğunlar. - Beğenmene sevindim.
- Bunu yapmasına izin verme! - Önemli değil, o bir sanatçı.
Harika bir haberim var! O göğüsleri satışa çıkarırsan...
...zengin olursun. Üstat tarafından manipüle edildiler.
Hayır, kendime saklayacağım, teşekkürler.
Göğüs satmak!
Duydunuz mu? Göğüs satmak! Muhteşem bir fikir!
Not alan oldu mu?
İşte... Buldum.
- Bu bana mı? - Bahsettiğim hediye.
Bugün özellikle çok çekicisin. Beni yumuşatmaya mı çalışıyorsun?
Hayır. Alakası yok. Sana teşekkür etmek için, hepsi bu.
Açsana.
- Olamaz. - Bana seni hatırlattı.
Bit pazarında gördüm ve aldım.
Beğendin mi?
Ufak bir detayı eksik.
- Biri bana silinmez bir kalem bulabilir mi? - Bekle, bende bir tane olacaktı.
Geri istiyorum ama.
Kapağını aç.
Bunu sen al.
Şimdi muhteşem oldu.
İşte Dali.
1,500,000... 1,500,000.
- Yok mu arttıran? - 1,800,000.
1,800,000, güzel başlangıç. Yok mu arttıran?
2 milyon.
2 milyon geldi, bayanlar ve baylar, bu Salvador Dali tablosu için, 2 milyon!
- 3,5 milyon. - 3,5 milyon geldi.
- 4 milyon 100 bin. - Arkadan 4 milyon 100 bin geldi. Güzel.
10 milyon.
10 milyon geldi, bayanlar ve baylar, güzel para.
Devam edelim.
Hazır mıyız? 10 milyon...
10 milyona satıyorum...
10 milyona satıyorum...
Sattım! Salvador Dalí'nin bu muhteşem eseri...
...Bayan Abravanel'e satıldı. Tebrikler!
İnanılmaz!
Teşekkürler, teşekkürler.
İşte böyle.
Öylece, irkilerek uyandım.
Ölmediğim için rahatlamıştım.
- Sana anlatmalıydım, Salvador. - İnanılmaz, değil mi?
- Artık bitti, değil mi? - Evet, hepsi bu kadar.
Ne düşündüğünü çok merak ediyorum.
Dürüst...
...ve açık olmak gerekirse...
...ben...
...Dali...
...hikâyeni çok takdir ettim.
Bunu duymak harika, teşekkür ederim.
Senin gibi muhteşem bir sanatçının dikkatini çektiğim için çok gururluyum.
Beğeneceğini biliyordum. Seni bu yüzden davet ettim.
Çok beğendim.
Ancak, belirtmeden geçemeyeceğim...
...bir detay var.
Peki nedir o detay?
Dali röportajı yapabildi mi, yapamadı mı?
- Affedersin ama anlamadım, Salvador? - Fransız kadın.
Dali'nin portresini devasa kamerasıyla...
...çekebildi mi, çekemedi mi?
Hikayen o kısmı geçiştirdi. Bilmek istiyorum.
- Fransız kadın mı? - Evet.
Ne Fransız kadını?
Tam o anda, onların boş gözlerini...
...doldurulmuş hayvan gibi bana dik dik baktıklarını görünce...
...bu embesillerin...
...bahsettiğim Fransız kadının kim olduğu hakkında...
...kesinlikle en ufak bir fikirleri olmadığını...
...fark ettim. Yani, Dali fark etti.
- Komik, değil mi? - Komik, evet.
- Kimden bahsediyorsun? - Dinlemiyor muydun?
Kısmen dinliyordum, üzgünüm.
Dali sana kişisel bir hikâye anlatırken...
...onu yarım yamalak dinleyecek kadar küstah mısın?
Makyaja odaklanmıştım.
- Önemli olduğunu düşünmemiştim. - Yeter!
Bu kadar pudra yeter.
Dali artık filmi yapmak istemiyor.
Nokta.
Yeni paragraf.
Dur!
Gidemezsin! Yazık ediyorsun, her şey iyi gidiyor.
Hatta sana bir hediyem bile var.
Bana zaten o iğrenç küçük tabloyu vermiştin.
Senin olsun, tuvaletine asarsın.
Hoşça kal.
İşte o an darmadağın oldum.
Ekibe, çekimlerin yine kesintiye uğradığını söylemeye utandığım için...
...yapımcım Jerome ile buluşmak ve devam edemeyeceğimi söylemek üzere...
...sahne kapısından sıvıştım.
- Delirdin mi sen? Devam etmeliyiz! - Peki.
Dinlemedi.
Judith...
...bana söylediklerinin dayanılmaz bayağılığının...
...farkında mısın?
Hayatımın en önemli anlarından biriydi.
Değilim. Çünkü bayağı değiller.
Evet, bayağı ve kesinlikle çok sıkıcılar.
Korkunçlar. Resmen uyukluyorum.
Dayanılmazlar.
Neyse, ikinci sorum.
Bir sonraki sıkıcı hamlen ne?
Sonra cesaretimi topladım ve Dali'nin güvenini yeniden kazanmaya karar verdim.
- Senin güvenini yeniden kazanmak, Salvador. - İlginçmiş.
Peki, bu kadar sıra dışı bir adamın güvenini yeniden kazanmak için...
...tam olarak ne yaptın?
Bir aşk hikâyesinin sonuymuş gibi davrandım.
Beni görmeyi kabul edene kadar onu her gün aradım.
- Alo, evet? - Merhaba Salvador, ben Judith Rochant.
Off, Judith. Judith, dinle, artık çok geç.
Kararımdan geri dönmeyeceğim.
Artık birlikte çalışmayacağız. O iş bitti.
Beni unut!
- Söylesene. - Muhammed Ali.
- Tekrar söyle. - Muhammed Ali.
- Tekrar. - Muhammed Ali.
- Anlamadın mı? Tekrar söyle. - Muhammed Ali.
- Tekrar! - Muhamme-Dali.
Dali!
Adım, onunkinin içinde!
Ha anladım. Muhamme-Dali.
Komik, evet.
O Amerikalı, adını değiştirmeli.
Ondan önce ben ilgi odağıydım!
- Bu resmen kimlik hırsızlığı! - Zannetmiyorum...
Bay Salvador, telefon size.
- Ne oldu? - Merhaba, Salvador!
Siktir git!
Bundan hoşlanmadım.
Bu tablo.
Ne olmuş tabloya?
Onu şimdi resmetmen çok çağ dışı.
1972'den kalma.
- Alo? - Merhaba, Salvador. Ben Judith Rochant.
Yine mi sen. Hayır! Hayır! Hayır!
İmkânsız!
Kovboy, müzayede sırasında rahibi öldürdü
- Alo, evet? - Merhaba, Salvador.
Seni duyamıyorum. Şu an kedi köpek yağıyor.
Çatımda şeytanî bir gürültü var.
Sonra ara.
Teşekkürler, iyi günler.
- Merhaba Salvador, ben Judith Rochant. - Hayır, yeter! Beni rahat bırak.
- Efendim, Judith? - Merhaba Salvador.
Şimdi beni iyi dinle.
Bir ırmaktaki su kadar berrak konuşacağım.
Fikrimi değiştiremezsin.
Maalesef böyle bir gücün, kesinlikle yok.
Dali fikrini, sadece istediği zaman...
...ve sadece fikrini değiştirmesi gerektiğine dair samimi, derin bir inanca...
...sahip olduğunda değiştirir.
Yani, tam olarak yarın...
...Pazar günü saat 16:15 civarında.
Hoşça kal.
Ben de ertesi gün saat 16:15'te onu aradım.
Bana bir şans daha verdi, adeta bir mucizeydi.
Yani, bana bir şans daha verdin.
Neden acaba?
- Fikrini neden değiştirdin? - Odaklan. Soruları ben sorarım.
Az önce söylediklerini tekrarlamaya çalış, ama daha gösterişli bir şekilde, anladın mı?
Yoksa seyircinin can sıkıntısı sonsuza dek sürer.
Hadi, devam ediyoruz.
Gösterişli şekilde!
- Ben oyuncu değilim. - Kimse değil. Bu, var olmayan bir meslek.
“Oyunculuk” tamamıyla bir uydurmadır.
Bir kez daha!
Motor! Gösterişli bir şekilde...
- ...çekime devam ediyoruz! - Tamam.
Ertesi gün tam 16:15'te aradım. Bana bir şans daha verdi.
Ertesi gün tam 16:15'te aradım.
- Bana bir şans daha verdi. - Bu daha iyi oldu.
- Hâlâ çok sıkıcı, ama daha iyi. - Pekâlâ.
Ertesi gün tam 16:15'te aradım...
... ve bana bir şans daha verdi.
Memnun kaldın mı?
Biraz zorlama oldu, değil mi?
Üzgünüm.
Durdurur musun? Bu kadar yeter.
Sokayım...
Paramı buna mı yatırdım?
Aptalın tekisin.
İnanılmaz!
Neden daha önce fark edemedim ki?
Aklımı kaçırmışım.
Nasıl röportaj yapılır bilmiyor musun?
Cevap ver bana.
Nasıl röportaj yapılır bilmiyor musun?
- Biliyorum. - Hayır, bilmiyorsun.
Hiçbir fikrin yok, zavallıcık.
Açıklamama izin ver. Konuğu filme çekeceksin.
Kendi barista suratını değil.
Bunu ekranda görmek için mi para ödedim?
Sence hikâyen birilerinin ilgisini çeker mi?
- Eczacı, barista değil. - Her ne sikimse.
Kimse, yüzünü ekranda görmek istemiyor.
Bilhassa o ucuz kıyafetlerle.
Ne aptal bir kadın.
Raymond Depardon yüzünü gösteriyor mu?
- Adını hiç duymadım. - “Adını hiç duymadım.” Duymadığın besbelli!
Bir sikimden anladığın yok!
Ne kadar aptalım, sana güvenmiştim.
Ekipman ve ekibin maliyeti hakkında bir fikrin var mı?
- Faturaları görmek ister misin? - Üzgünüm.
Eğer onun sesini duysaydık, komik bir şeyler yapmaya çalışırdık...
...ama bir sikim duymuyoruz!
Yaptığın şeyin ne kadar berbat olduğunu biliyor musun?
Tam bir felaket!
Çekimi kendisi yönetmek istedi.
Oyun gibiydi.
Filmleri çok seviyor.
O bir sanatçı. Benden daha yetenekli olduğunu düşündüm.
Sesini nasıl alabiliriz?
Teknik bir yöntemi var mı? Bir şey olmalı!
Hayır, sesi çok az geliyor.
Daha yüksek sesle, hiçbir şey duyamıyorum!
Yapacak bir şey yok.
Mikrofonu yoktu.
Mikrofon onun üzerindeydi, fark etmedin mi?
Her şeyi yanlış yapmış, aptal!
İnanılır gibi değil!
Ne diyeceğim biliyor musun? Salla gitsin!
Bıktım. Bu işten çekiliyorum. Bitti artık.
Kapuçinolarına geri dön.
Şansını kaybettin. Oyun bitti!
Bitti.
Hoşça kalın.
Barista ne alaka?
Ne?
- Neden barista olduğunu söyledi? - Bilmiyorum.
Başlayabiliriz.
- Hazır. - Yolla!
Doldur!
Yolla!
Doldur!
Yolla!
- Doldur! - Bay Dali!
Merhaba.
Rahatsız ettiğim için özür dilerim, ama acil bir durum var.
Koleksiyoner ve sanat uzmanı bir arkadaşım bunun sahte olduğunu söylüyor.
Bakayım.
Hanımefendi, arkadaşınız haklı.
Bu sahte.
- Sahte mi? - Evet.
O ucubeyi hiç resmetmedim.
Boktan bir şey olduğunu görebilirsiniz.
Yolla!
Al işte!
- Dikkatimi dağıttınız. - Çok üzgünüm Bay Dali.
Üzüntümü anlayın.
10 milyona, kelepir olduğunu düşünmüştüm.
Ee, ne olmuş yani?
Bana 10 milyon ver, sana gerçek bir tane yapayım.
Yolla!
İşte böyle
Öylece, irkilerek uyandım.
Kafam biraz karışmıştı.
- Sana anlatmalıydım, Salvador. - İnanılmaz, değil mi?
Yüce Tanrı'm!
Hiç bitmeyecek sandım.
Bu, dünya tarihindeki en uzun rüya.
Ve daha bitmedi!
Küçük bir sürprizim var.
Düşünsene: ertesi sabah, o küçük tabloyu...
...o kadar canlı, o kadar kesin bir şekilde gördüm ki, onu hafızamda resmettim!
Göstereyim.
Açıkçası, ne yeteneğini ne de tekniğini paylaşıyorum, sevgili Salvador.
Ama kabul etmelisin ki bu çok nükteli.
Tekrar teşekkürler, Georges.
Keyifli bir akşamdı!
Sizi ağırlamaktan büyük mutluluk duydum.
Peder Jacques'ı dinlediğiniz için teşekkürler.
- Onu mutlu ettiniz. - Teşekkür ederim!
Ne oluyor bana?
- Neden birdenbire bu kadar yaşlandım? - Anlamadım, Salvador?
Halime bakın! Bunamışım!
Bu, senin bitmek bilmeyen hikayenin suçu!
Ne kadar zamandır yemek yiyoruz?
- Bilmiyorum. - 3 saat mi?
Aşağı yukarı.
Üç saat mi? Üç asır demek istiyorsun!
Şu hâlime bak.
Mezara girmem için beni hazırladın!
Geç oldu. Biraz dinlenmesi gerek.
Gidiyoruz.
Aman Tanrım!
Bekle. Bir dakika.
- Şu yaşlı adam ben miyim? - Pardon?
Şuradaki! Benim, ama daha yaşlıyım.
- Kaç yaşındayım? - Bilmiyorum, Salvador.
- Demek bilmiyorsun. - Hayır.
Pekâlâ.
Sadece ilahî bir mistik eksiklik yaşadım. Çok huzursuz ediciydi!
Ama şimdi tekrar buradayım.
Dali hakkında bir film yapmaktan bahsetmiştin, devam et.
Hepsi bu. İkinci bir şans istiyorum.
Öyleyse, zerre kadar ilgilenmiyorum!
Olağanüstü yeteneğimi ortaya koyan...
...yeterince sinematografik kayıt var zaten.
Bir tane daha yapmanın...
...hiçbir manâsı yok.
Teklifini reddediyorum.
Hoşça kal.
- Kahretsin. - Neyse...
- Üzgünüm. - Şüphem vardı.
Şevkini kırmak istemedim ama cidden...
...bir barista, bir ressam hakkında belgesel yapıyor...
Bilemiyorum.
- Georges! - Merhaba, Salvador!
Etrafta tekerlekli sandalyeyle dolaşan...
- ...yaşlı bir Dali gördün mü? - Senin yaşlı hâlini mi?
Evet. Çok yaşlı, çok çirkin, tekerlekli sandalyedeki hâlim!
- Görmedim... - Emin misin?
- Kimseyi görmedim. - Peki.
Muhtemelen halüsinasyondu.
Görüşürüz.
Kaç yaşındayım?
Kaç yaşındayım?
Tanrı aşkına, kaç yaşındayım?
Bebek miyim yoksa yaşlı bir adam mı?
Ya da ikisinin karışımı mı?
Artık bilmiyorum.
Ağaçlara yaptıkları gibi beni de ikiye bölerlerse...
...belki yaşımı tespit edebilirler.
Hayır...
Şimdi hatırladım.
Yaşlıyım.
Ellerim bile yaşlı.
Buna eminim.
Yaşlıyım.
Embesil!
Embesil.
Beni film çekmeye iten şey neydi?
Bunun mümkün olduğunu nasıl düşünebildim?
Kamera bile kullanamıyorum.
Hiçbir şeyi filme almadım. Bu benim olayım değil.
Berbatım.
Gerçekten berbatım.
Berbatsın.
Berbatsın, sen bir eczacısın.
Berbatım.
Asla başaramayacaksın.
Sen gazeteci değilsin.
Berbatsın.
Berbatım. Gerçekten berbatım.
Bunu yapabileceğimi nasıl düşünebildim?
Salvador!
Salvador!
Tam bir aptalsın! İnanılır gibi değil!
Saçmalık.
Dali bıyığı mı?
Barista Paris otobüsünde stres attı
Dali. Şimdi gösterimde.
Özür dilerim, yorgunum. Bazı şeyleri karıştırıyorum.
Saçmaladığımı hissediyorum.
- Kafa karıştırıcı olmaya başladı. - Önemli değil.
Konuyu değiştirelim.
Sakıncası yoksa biraz geriye gidelim Judith.
Gazetecilikteki kısa kariyerinden bahsetsene biraz.
Çok ilgimi çekti.
Dinliyorum.
Ne bilmek istiyorsun?
Bilmiyorum. Nasıl başladığını anlatabilirsin mesela.
Hatırlamıyorum.
Yıllar önceydi, unuttum.
Önemli değil, uydur bir şeyler.
Evet, bunu bir oyun gibi görelim.
Hadi, dinliyorum.
Sadece görmek için kariyerinin başlangıcını kurgula bakalım.
Pekâlâ...
- Bilmiyorum, bir gün... - Evet?
Bir gün...
Evet?
Görüşeceğin kişi geldi.
- Merhaba. - Merhaba.
- Bir saat, uygun mu? - Harika, teşekkürler.
- Beni hatırladın mı? - Hayır.
Biliyor musun...
...bu verdiğim 150 bininci röportaj.
Her gazetecinin yüzünü aklımda tutmam...
...kesinlikle mümkün değil.
150 bin röportaj, bir kişi için çok fazla.
Artık seni sıkıyor olmalı.
Başlayalım...
Soracak çok şeyim var.
Kamera nerede?
Nereye bakayım?
Kamera yok. Bu bir dergi için.
Kamera yok. Bu bir dergi için.
Mükemmel. Bayıldım buna.
Bana bakabilirsin.
Fiziksel görünüşüm hakkında kafa yormamayı tercih ederim.
Bu büyük bir çaba gerektiriyor.
Böyle iyi. Filme alınmaktan nefret ederim.
Başlayalım, ben hazırım.
Harika.
İlk sorum çok basit, Salvador.
Sanırım kimse bu soruyu sana sormamıştır, ama benim ilgimi çekiyor.
İyi misin?
Çocukluğumdan beri alışkanlığım olduğu üzere...
...bana sorulan sorulara asla cevap vermem.
Ancak bu samimiyetten, bu yüce samimiyetimizden yararlanarak...
...bir sinema filmini ne kadar çok sevdiğimi...
...söylemek istiyorum.
Kesinlikle büyüleyici ve keyifli.
Ve Dali hakkında.
Bu belgesel, şimdiye kadar kamuoyu tarafından...
...hiç görülmemiş bir Dali'yi gün ışığına çıkardığı için...
...benim için kesinlikle vazgeçilmez bir belgesel.
Ve eğer kanıt gerekiyorsa...
...bana tamamen gereksiz görünse de...
...Dali'ye yani...
...bunu tüm samimiyetimle ve alçakgönüllülüğümle söylüyorum...
...bu sefil, küçük gezegende...
...hâlâ yaşayan tek sanatçının...
...Dali olduğunu kanıtlıyor.
SON
Başardı!
Konuş!
Konuşsana lan.
Konuşma yapmayacağım. Bu konuda berbatım.
Ama bu gece tek şey söylemem gerekseydi, sadece tek bir şey...
...“Yaşasın Dali!” Derdim.
Harika!
SON
Nasıl buldun, Salvador?
Bence... olmamış.
Dali hakkındaki bir filmin...
...Dali olmayan bir kadının görüntüsüyle bitmesini...
...anormal buluyorum.
Beğenmedim.
Dali hakkındaki bir filmin Dali'nin bir görüntüsüyle...
...bitmesi gerektiğini düşünüyorum.
Evet, belki de öyle bitmeli.
Bence öyle daha iyi.
SON
- Eee? - Daha iyi, daha iyi, çok daha iyi.
Beğendim.
Ama Dali'nin giydiği gömlek...
...hiç hoş görünmedi gözüme.
Beğenmedim.
Filmin güzel bitmesi için...
...Dali'nin tamamen farklı bir gömlek giymesi şart.
Peki.
Bence öyle daha iyi.
SON
Bu nasıldı?
Çok iyi. Çok, çok iyi.
Kesinlikle bu gömleği tercih ederim.
Ama yine de...
...bana öyle geliyor ki...
...Dali hakkındaki bir filmin sonunun daha iyi bitmesi gerekiyor.
Nasıl mesela, söyle bana.
Dali'nin çekimde yalnız olması...
...daha doğru olurdu.
- Yalnız derken? - Başka kimse olmamalı.
Anladım.
Bence öyle daha iyi.
SON
Bu daha iyi. Mükemmel!
Dali bu işte.
Bu, daha da Dali!
SON
Çeviri: Dikistutmaz X: iapetos | Letterboxd: moandor
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.