All language subtitles for Dead.to.Me.S01E04.I.Cant.Go.Back.1080p.NF.WEB-DL.DDP5.1.x264-TOMMY_tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian Download
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ

Zamanı geldi. Kalkman lazım.

Aynaya bak ve bugün kim olmak istediğine karar ver.

Şampiyon doğulmaz, olunur.

Başarılı olmak için yapman gereken...

Bu ne ya?

Podcast alarmım.

Başarı Stratejileri.

Beni gaza getiriyor.

Kişisel gelişime mi başladın?

Hayır.

Sanmıyorum.

Kendine bir bak.

Evet ama senin o mistik şeylerinden değil.

Maksimum başarı araçlarıyla ilgili.

Senin için de iyi olur aslında. Disiplin, planlama,

şu an istediğin hayatı yakalama.

Ne yapıyorsun?

İstediğim şeyi yakalıyorum.

Seni özledim.

Ama işe geç kalamam.

Hem lenf düğümlerimi çalıştırmak için trambolinde zıplamalıyım.

Beni götürsene?

Dün gece kaç kez götürmedim mi?

Jen'e yani.

Bebeğim...

...ne zaman tekrar direksiyona geçeceksin?

Aman Tanrım.

Bir daha asla araba sürmeyeceğim.

Anıları tetikliyor.

Adamın karısıyla yaşarken tüm bunları

nasıl geride bırakacaksın bebeğim?

Nasıl uyuyorsun anlamıyorum.

Uyuyamıyorum.

Dün uyudum ama.

Bu Kaliforniya Kral yatağını özlemişim.

Ben de o yatakta olmanı.

Ciddiyim. Senin için kaygılanıyorum.

Onlarla olman aklın için zararlı.

Aklım için zararlı değil.

Jen'le iyice sıkı fıkı oluyoruz.

Judy.

Ne var?

Yalanlar üstüne nasıl bir dostluk kurulur?

Ve ikinci dereceden cinayet.

Derin bir dostluk?

Aslında kim olduğunu bilmiyor.

Ona yardım ediyorum.

Ona yardım etmek mi istiyorsun?

Evden çık. Hayatına devam etsin.

Onunla arkadaşlığı bırakamam. Bana bel bağlıyor.

Ne yani? Çekip gideyim mi? Nasıl yaparım onu da bilmiyorum.

O kadar değil. Kavga çıkar. Onu kendinden uzaklaştır.

Bu senin yöntemin, benim değil.

Tartışmadan ölesiye kaçınırım, bilirsin.

Hem taşınırsam nereye gideceğim ki?

Bilmem.

Acaba

bu Kaliforniya Kralı olmaz mı?

Beni hâlâ sevdiğini biliyorum.

-Yapma bunu. -Hadi.

Yapma.

İtiraf et, dün gece güzeldi, değil mi?

Eskisi gibiydi.

Evet.

Beni özledin.

Özledim.

Belki de eskisi gibi olabiliriz

her şey olmadan önceki gibi.

Güzel bir hayal.

Belki de değil.

Eve dön.

Evi satıyorsun sanıyordum.

Bazen strateji değiştirirsin.

Tanrım, Kaliforniya Kralı sensin.

-Merhaba, Judy -Selam.

O elbiseyi çok seviyorsun herhâlde. Dün de üstündeydi.

Evet, en sevdiğim elbisem.

-Güzel. -Annen nerede?

Odasında. Daha aşağı inmedi.

Seni şaşırtmak istemem ama burnundan soluyor.

-Selam. -Hey!

İyi misin?

Sen iyi misin?

Evet.

Benim için hapse girdiğine inanamıyorum. Niye yaptın?

Dostlar bunun için değil mi?

Değil.

Bir şey olmadı.

-Ciddi misin? -Evet.

Çok üzgünüm. Seni çıkarmak Steve'e kalmamalıydı. Ben yapmalıydım.

Ne oldu peki? Geceyi nezarette mi geçirdin?

Hayır, Steve ile geçirdim.

Peki.

-Yattık. -Judy.

Birkaç kez.

-Judy. -Biliyorum.

Ona karşı zaafım var. Bir nevi bağımlılık.

Ama hayatını değiştiren türden bir şeydi.

Sana söylemem gereken bir şey var.

Ted biriyle yatıyormuş.

-Ne? -Ted biriyle yatıyormuş.

Bizim Ted mi?

Evet. Bizim Ted.

Sabaha kadar kim olduğunu bulmaya uğraştım.

Kaç tane Bambi tanıyorsun?

-Bu bir kullanıcı adı, Judy. -Evet.

Umarım tanıdığım biri değildir. Mesela masözümüz gibi.

Çok yazık olurdu. Yenisini bulmak çok zor.

Ya da okuldan bir anne.

Tanrım. Eğer Turid Kristansson çıkarsa bir yerden atlarım.

Dur. Adı Turid mi?

Çocuklarıyla yıkanırken fotoğraflarını çekip Instagram'a koyan

Norveçli bir eski süper model.

Turid'in Bambi olduğunu sanmam. Tabii Turid garson değilse.

Şu an oyunda Bambi'yle sohbet ediyorum.

-Ciddi misin? -Evet, beni Ted sanıyor.

Yapma. Bakma.

Ağzı çok bozuk ve... Vay! Çok renkli bir anlatımı var.

Ted'in aletinden mi söz ediyor? Belli ki çok özlemiş.

Evet ve evet.

Tanrım. Garsonla hem de. İsa aşkına. İğrenç.

Ben de garsonluk yaptım.

-Ben de. Ama o şıllıktan nefret etmeliyim. -Peki.

Tamam, üzgünsün ama kadınları suçlayan kadınlardan olma.

E kimi suçlayayım? Adam ölüp gitti.

Hem evliydi. O yüzden kadının yaptığı adilik.

Dana Point'teki bir restoranda yeni işe girmiş.

Mesai sonrası Ted'le buluşacağını sanıyor.

-Oraya gidiyoruz. -Hem de nasıl.

İyi ama, ne yapmaya?

Ağzını burnunu kırmak istiyorum çünkü yuva yıkan sürtüğün teki o.

Tamam, istiyorsun ama yerinde olsam belki de

daha az şiddetli bir strateji seçerdim.

Tamam. Bu haltı nasıl yediklerini öğrenmek istiyorum.

Ne bok yemişler, nasıl ve ne zaman yemişler?

-Sonra öldüğünü söylerim. -Anlaştık. İyi plan.

Dövmek istersem de döverim.

-Sence hangisi Bambi? -Görünce tanırım.

Ted bu kalçalara kayıtsız kalmazdı.

O mu dersin?

Bence o.

-Yüzde yüz o. -O mu?

Evet.

-Sarışını beğenirdi. -Emin misin?

Kocamı tanırım.

Pardon. Masa ister misiniz?

Evet.

BAMBİ

Aman Tanrım.

Maço Naço mu alalım Arap Baharı Böreği mi?

Bu restoranın teması ne?

Göğüsleri elbette kusursuz olmalıydı.

-Seninkiler daha güzel. -Şey,

benimkiler benim değil.

Nasıl yani?

Ben, ikisini de aldırdım.

Kansere mi yakalandın?

Hayır. Bende...

Hastalığın geni vardı, o yüzden önce davrandım.

Çocuklarım benim gibi annelerini kaybetsin istemedim.

Aman Tanrım. Fark etmemiştim.

Annen öldüğünde kaç yaşındaydın?

On dokuz.

Yani Bambi'den büyüktüm.

Çok üzüldüm.

Hangi kısmı için?

Hepsi için.

Ona ne diyeceğini düşündün mü?

Kaç kez olduğunu bilmek istiyorum.

Çok olamaz, değil mi? Saman altından su yürütemezdi.

Sanırım. Ama birinin aletini özlemen için yakından tanıman gerekir.

-Merhaba. -Ah, merhaba.

Bliss Pointe'ye hoş geldiniz. Önden aperitif getireyim mi?

Kalamar taze mi yoksa domuz götünden mi yapılma?

Mürekkep balığından.

Bazı yerlerde domuz götü kullanıyorlarmış da.

-Guacadilla nasıldır? -Üstün.

Onu deneyelim.

Ben bir frojito daha istiyorum.

İnsanlar tavuk kebabına bayılıyor.

Burada ne mutfağı var, Bambi?

Asya mı, Orta Doğu mu, Meksika mı?

Galiba hepsinden var.

Sanırım sahibi küreselci.

Ya da başkasının malını sahiplenmeye bayılıyor.

O kebap alacak.

Peki.

Çok teşekkürler.

Yaşadıkları her neyse belli ki sırf fiziksel.

Onunla sohbet ettiğini hayal edebiliyor musun?

Tamam. Bak. Ne olduğunu, kaç kez olduğunu öğrenmek istiyorsan

açıkça düşmanlık beslemek muhtemelen en iyi taktik değil.

Bu, düşmanlık buz dağımın sadece ucu, biliyor muydun?

Bilmez miyim?

Bence onunla arkadaş olmalı,

onu etkileyip yumuşatmalısın.

Ben onunla yüzleşiyorum, Judy. Onu pohpohlamıyorum.

Ne kastettiğimi anladın.

Ted asla üçkâğıtçı değildi.

Turneye çıktığında bile bunun tam zıttıydı.

Belki de değildi.

Belki de onu tanıyamadım.

-Siktir. -Ne var?

Steve evi satıştan çekiyormuş.

Bir bu eksikti şimdi.

İstenen fiyattan fazlasını öneren üç kişi oldu. Biri nakit veriyor.

-Üçkâğıtçı deyince. -Steve üçkâğıtçı değildir.

Hastalıktan çok korkar, kondoma karşı aşırı hassastır.

Tekrar âşık olduğunu söylemiş Christopher'a.

Chris evleri hep allayıp pullayıp satar.

Ya Sev ya Sat programındaki gibi.

Ama hevesi kursağında kalmış.

Steve'in kastettiği ben olabilirim.

Evi satıştan çekeceğini biliyor muydun?

Seni üzmek istemedim, başka konuya odaklanmıştık.

Evet. Konumuz adi herifler, Judy.

Ben Ted'in adi herifin teki olduğundan bihaberdim

ama sen her şeyi biliyorsun.

Steve'le aramda her şey iyi değildi, biliyorum

ama yaşananların bizi

biraz delirttiğini söyleyen sendin. Çok da haklısın.

O kibar, şefkatli Steve'i hiç tanımadın.

Beş düşükten sonra seni terk eden Steve'e ne buyrulur?

-Bu adil değil. -Evet, çok boktan. Ama doğru.

Onun da canı yanıyordu. Benim de.

Canımı yakıyordu, ben de onunkini.

Kendini geliştirmeye çalışıyor, Jen.

Yani? Evi satmaktan...

...vazgeçmesinin nedeni senin

tekrar taşınacak olman mı?

Bu sabah söylemek istedim ama...

Bambi meselesi çıkıverdi.

Sen o evde yoksun, Judy.

Her odayı karış karış gezdim.

Hepsi Steve'in. Orada hiç yaşamamışsın sanki.

Steve'in çok spesifik bir estetik anlayışı vardır.

Neymiş o? Modern hödük tarzı mı?

Misafir banyosuna Buda heykeli koymama göz yummuştu.

Yaşamını senin yerine yaşayamam belki

ama bundan daha iyi seçimler yapardım.

Birbirimizin hayatını yaşayamamak ne kötü.

Çünkü benim hayatım acayip güzel.

Guacadilla ve iki Frosé.

Ben Frojito istemiştim, Bambi.

Tüh. Pardon.

-Sorun değil. -Artık lağım suyu olsa da içerim.

Froséler aşmış.

Aşmış deme.

Peki.

Umarım beni yanlış anlamazsın,

ama bu mango rengi bluz sana inanılmaz yakışmış.

Tenindeki altın rengini vurguluyor.

Yok artık! Çok iyisin!

Yok artık! Asıl sen öylesin!

Ciddiyim, iyi ki söyledin bunu.

Çünkü sahne için aynı renk bir tulum aldım

ve "Aşırıya mı kaçtım acaba?" falan oldum.

-Sahne mi? -Evet şarkı yazıp söylüyorum.

Gitar çalıyorum, biraz da piyano.

Müziğini duymuş olabilir miyiz?

Erkek arkadaşımla bir albüm üzerinde çalışıyorduk,

o acayip yetenekli biri, ama...

-Erkek arkadaşın mı? -Şey, öyleydi.

Son zamanlarda bir var bir yok.

Nasıl yani?

Aylarca beni hiç arayıp sormadı bile

sonra birden "N'aber, ben döndüm.

Mesain bitince buluşalım." dedi. Ben de "Sağ ol, Ted." dedim.

Ted.

-Ted senin erkek arkadaşın mıydı? -Öyleydi.

Artık neyim, bilmiyorum.

Ne kadardır çıkıyorsunuz, Bambi?

Çok olmadı.

Bir buçuk yıl falan.

-Vay anasını. -Evet!

Sonra üç ay benimle konuşmadı!

Onu sevdiğim için şanslı.

Bir buçuk yıl.

Aman Tanrım. Çok üzgünüm.

-Süzme salağım ben. -Hayır.

Bir buçuk yıl yüzüme baka baka palavra sıkmış.

Nasıl oldu da ruhum duymadı?

Bilmiyorum.

Bazen ilişkilerde insanlar ne görmek istiyorlarsa onu görüyorlar.

En iyi sen bilirsin tabii.

-Aynı şey değil. -Lütfen.

Sence Steve gerçekten değişti mi, Judy?

Senin için uzaklaştırma kararı aldıran puşt?

Tamam. İlişkimiz biraz karmaşık.

-Karmaşık değil, Judy. Zehirli! -Ben de kusursuz değilim.

Tanrım! Onun için bahane bulma!

Yansıtıp durma! Steve, Ted değil.

Her şey olmadan önce Steve bana karşı çok iyiydi.

Nazikti. Sevecendi. Beni hiç aldatmadı. O...

Ciddi misin?

Özür dilerim.

Siktir git, Judy.

-Öyle demek istemedim. -Dedin ama. Ne diyecektin?

Kavga etmek istemiyorum, tamam mı? Bilmediğin çok şey var.

Öyle. Biliyor musun? Belli ki hiç kimseyi tanımamışım ben.

Jen! Dur! Nereye?

Birer içki daha getireyim mi?

Yok. Hesabı alayım. Sağ ol.

Ama Guacadilla'na dokunmamışsın.

-Evet. Kalsın. -Peki.

Arkadaşın iyi mi?

Biraz üzgün gibiydi.

Ted öldü.

Efendim?

Ted öldü.

Ne demek istiyorsun?

Ted mi? Benim Ted'im mi?

Hayır.

Benim Ted'im.

Ben onun karısıyım.

Ne? Olamaz. Bu imkânsız.

Ölmesi mi yoksa karısı olmam mı? Hangisi imkânsız?

İkisi de.

Bana senin öldüğünü söylemişti.

Hey, iyi misin?

İyiyim.

Hayalet görmüş gibisin.

Sağ ol.

Öyle dediğim için çok üzgünüm.

Sorun değil.

Neye ihtiyacın var? Onu yumruklamak ister misin?

Hayır.

Arabasını çizdim.

Çizdin mi? Onun arabasını nereden biliyorsun?

Bilmiyorum ki. Tahmin ettim.

Yani birinin arabasını çiziverdin?

Evet. Sonra da gidip bir paket sigara aldım.

Seni acayip seviyorum.

Şaka gibi ya! Basit herif.

Bu evliliği klişeye dönüştürdü.

Ağzına sıçayım! Basit köpek.

Öyle. Bak ne diyeceğim.

Arabayı kenara çekip konuşsak olmaz mı?

Hayır, ben iyiyim!

Biraz deli dolu sürüyorsun da.

Lütfen, Judy. Azıcık rahatla!

Öfkemi çıkarmam lazım.

Peki.

Tanrım.

-Bir şeyim yok. -Korkutuyorsun beni!

Aman, iyi! Sen sür o zaman.

Şu siktiğimin sigarasını yakayım.

Bunu bile istemiyorum.

Seni korkuttuğum için özür dilerim. Tamam mı?

Sorun yok.

İyiyiz.

Laguna'da hız sınırı 50 km.

-Biliyorum. -Evet. Ama 20'yle falan gidiyorsun.

Güvenli sürüyorum.

Yavaş gitmek de hızlı gitmek kadar tehlikeli, biliyor muydun?

Bence öyle değil.

Araba benimle aynı fikirde.

Ted Laguna'dandı, söylemiş miydim?

Kendini orada güvende hissediyor, orada yaşamak istiyordu.

Bunun nasıl olacağını bulmak bana kalmıştı.

Nasıl para kazanıp dört boğazı doyuracağım.

Ama başardın. Harika bir yaşam kurdun.

Ne yaşamı?

Bu benim yaşamım değil.

Bu onun yaşamı.

Ben onu ve hayallerini desteklemek için çabaladım.

Benim de hayallerim vardı.

Daha hızlı gitmen lazım.

Senin hayalin neydi?

Artık çok aptalca geliyor.

Hayır.

Ciddiyim. Utanç verici.

Hadi.

Dansçı olmak istiyordum.

Aptalca değil ki, harika bir şey bu.

Çok da iyiydim.

Eminim öyleydin.

Ama tam kariyeri parlamaya başlıyor gibiydi ki...

Hemen söyleyeyim, parlamadı.

Ama rahmi olan bendim,

yetişkin gibi davranması gereken de. Ne uğruna peki?

O da benimle yatmayı bırakıp

kendisini dâhi gibi hissettiren, kocaman ve sıcacık memeli,

yirmi yaşında bir kızı becermeye başladı. Canı cehenneme.

Artık seks yapmıyordunuz ama.

Bir şeyler döndüğü hiç aklına gelmedi mi?

Geldi tabii.

Ona sordum. Ama sırt ağrıları ve o depresif

"Asla Rock Yıldızı Olamayacağım" tavırları öyle inandırıcıydı ki.

Tanrım. Steve.

Tabii ki Steve. Tüm gece sana yazıp durdu.

Yanına gitmemi istiyor.

Sen ne istiyorsun Judy?

Gitmek mi?

Onun yanına taşınmak mı?

Ben sadece her şey o olaylardan...

...öncesi gibi olsun istiyorum.

Eskisi gibi olmasını istiyor musun peki?

Hasiktir.

-Ne yapıyorsun? -Geri dönmeliyiz.

Hayır, salak mısın? Dönemezsin!

Her şey eskisi gibi olsun istemiyorum.

-Güzel. -Keşke her şey farklı olsaydı.

-İkimiz için de, kız kardeşim. -Keşke farklı olsaydım.

Hayır Judy. Sen muhteşemsin.

Harikuladesin.

Seçimlerin biraz sorgulanabilir.

Bir de bana sor.

Artık Steve'in isteklerine uymak zorunda değilsin.

Köprünün altından çok sular aktı.

Biliyorsun, aşk tek başına yetmez.

Tümüyle kendin olman için yalnız kalman lazım

yoksa benim gibi olup çıkıverirsin.

Yerimde olsan ne yapardın?

Ah, selam.

Merhaba, Steve.

Merhaba, Jen.

Hayrola?

Nakit teklifi kabul etmelisin.

İstediğin fiyatın 200 üstünde. Kabul etmemek aptallık olur.

İşi gücü satış!

Neden satmamı istediğini anlıyorum. Gerçekten. Özür dilerim.

Ama evi satıştan çekiyorum. Satmak istemiyorum.

Tek kişi için aşırı büyük bir ev.

Tek kişi için değil.

Judy dönmeyecek.

Zaten bu evde yaşamasına izin vermemişsin ki.

Ne dediğin hakkında en ufak bir fikrin yok.

Onu tanımıyorsun bile.

Belki. Ama onu anlıyorum.

Teklifi kabul et.

-Ne oldu? Ne dedi? -Tanrım. Öküzün teki!

-Biliyorum. -Hem de en beterinden.

Gizli öküz çünkü ilk bakışta anlamıyorsun.

Çünkü çok yakışıklı ve çekici.

O kadar yakışıklı ki kazığı sokuveriyor.

Tanrım. Çok teşekkürler.

Kendi başıma yapamazdım.

Ona neden hayır diyemiyorum?

Çünkü bağımlısın. Nargileyi bırakman lazım.

Ama nargile onun penisi.

Onun penisini diyorum. Yani, onun penisi.

-Vazgeçmem o kadar zor ki. -Çok mu büyük?

-Öyle... -Hadi canım. Gerçekten mi?

İyi anlamda büyük.

-Hem yakışıklı hem de koca penisli mi? -Ne yapayım?

-Bir daha nasıl bulunur? -Bulunmaz.

Biliyorum.

-Sen... -Oraya gitmeli miyim?

Hayır. Sen güzel ve iyi bir insansın.

Altın gibi bir kalbin var.

Karıncayı bile incitmezsin.

Bence bunu hak etmiyorum.

Kabul et işte.

Tanrım, benim neyim var?

Niye bana it muamelesi yapan erkekleri seçiyorum?

Bilmiyorum. Bir yalancıyla 18 yıl geçirmişim.

Buna bakarsak ben yalan duymayı mı istiyorum?

Sana bir şey söylemem lazım.

Ne o?

Seni öldürmüş.

Ne?

Ted. Bambi'ye senin öldüğünü söylemiş.

Meme kanseri.

Olamaz.

Dul olduğunu, çocukları tek başına büyüttüğünü söylemiş.

Sana söylesem mi söylemesem mi bilemedim.

Söylemen iyi mi oldu bilemedim.

Çok üzgünüm.

İnanamıyorum ona.

Evet, biliyorum.

Ne halt ediyorum ben burada?

Aylardan beridir dişimi canıma taktım...

...adalet yerini bulsun diye.

Onu öldüren kişiyi takıntı hâline getirdim.

Ne uğruna peki?

Beni öldürmüş yahu.

Evet.

Evet.

Orospu çocuğunun tekiymiş.

Öyle.

Orospu çocuğu.

İyi ki gebermiş.

Emniyet kemerini bağla.

Eve dönüyoruz.

Alt yazı çevirmeni: Barış Emre Alkım

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.