Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Çok lezzetliymiş.
Et olmadığı anlaşılmıyor.
-Yanlış. -Char.
-Bu et değil mi? -Değil. Ben bunu yiyemem.
Tamam. Sen baksana.
Bu yaptığın terbiyesizlik. Misafirimiz var.
Misafir mi, bizimle mi yaşıyor?
Evet. Judy ne kadar kalacak?
Bilmiyorum. Bu daha
-ilk gece, o yüzden... -Daha konuşmadık.
-Hayır. Zaman aralığını tam... -Bilmem. Acaba...
-...belirlemedik ama... -Tuhaflaşmasın.
Hayır. Tuhaflaşmayalım.
-Ne kadar... -Ne kadar gerekirse.
İstediğin sürece.
-Anlaştık. -Tamam mı?
Onu tanımıyorsun bile.
Birkaç hafta önce bir grupta tanıştın.
Şimdi de babamın stüdyosunda yaşayacak. Böyle boktan şey mi olur?
Peki.
Bir, o karşında oturuyor. O yüzden yaptığın kabalık.
İki, ağzının bozukluğundan bıktım, tamam mı?
Sen 14 yaşındasın. Ve üç, size zarar gelmesine asla izin vermem.
Tamam mı? Her şey iyi olacak.
Ben insan sarrafıyım.
Çantandan para çalan çocuk bakıcısı dışında.
Stephanie.
Evet, Stephanie!
Peki, bakın. Judy, afyon bağımlısı adi bir hırsız değil.
-Bildiğim kadarıyla. -Değilim.
Umarım Stephanie yardım almıştır.
Öldü.
Burada olmam tuhaf, anlıyorum Charlie.
Herhangi biri olabilirsin.
Olabilirim.
Deli de olabilir.
Ben de olabilirim.
Ben de.
Charlie adına özür dilerim.
Babası öldüğünden beri ukala olup çıktı.
O çok iyi bir çocuk.
Ona çok iyi diyorsan aziz olmalısın.
-O çok iyi. -Hayır, aziz falan değilim.
-Ama sen meleksin. -Yapma lütfen.
Aslında şeytanım, göreceksin. Şeytanın ta kendisiyim.
Burada olmana seviniyorum.
Ben de.
Orada temiz çarşaf ve havlu da var.
Özür dilerim, yatağını yapmadım.
Misafirhaneye gidemiyorum... Şeyden beri.
Yapma. Çok naziksin.
Ne kadar teşekkür etsem az. Çok iyi bir dostsun.
Şey...
O kadar iyi değilim.
Ne oldu?
Kendimle gurur duymuyorum.
Ama...
Ölmediğini öğrendiğim gece Steve'e kartvizitimi bırakmıştım.
Şimdi de
beni aradı, evini satacağım.
-Peki. -Gerçekten üzgünüm.
Doğruya doğru, o anda seni yalancı bir psikopat sanıyordum.
Tabii, anlıyorum.
-Tanrım. Elin kanıyor. -Ne?
-Kan akıyor. -Tanrım.
-İyi misin? -Evet, sadece çizik.
-Kadeh çatlamış. Pardon. -Peki.
Umarım Steve'in müşterim olmasını tuhaf bulmazsın.
Biraz tuhaf.
Onun öldüğünü söylemen kadar tuhaf değil ama...
Evet. O kadar değil.
-O çok tuhaftı işte. -Evet.
-Yara bandı getireyim mi? -Yok, böyle...
Küçük çizik değil, epey derin.
Çok kanım akar.
Hepimizin kanı akar ama bu çok fena.
Ne bileyim. Belki de Steve'le
işleri yoluna koyarız falan diye düşündüm.
-Hâlâ ona karşı hislerin var mı? -Hayır. Olmamalı.
Bir şey diyeyim mi? Belki de en hayırlısı bu.
Seni hayata devam etmeye zorlayacak.
-Evet. -Ama orası... Bizim evimizdi.
Orada bir aile kuracaktık ve bana sorma gereği duymamış.
Baksana, burada istediğin kadar kalabilirsin.
Gerek yok.
Gidip ilk yardım çantasını getireyim
çünkü bu korku filmine benziyor.
Sağ ol.
Aman Tanrım.
SON ARAMALAR
Hey! Yavaşla!
2QCE265.
2QCE265.
2QCE265.
WOOD, WOOD & WOOD PROFESYONEL ŞİRKET
Selam Gina. Steve burada mı?
Judy... Seni epeydir görmedim. Steve burada değil.
-Baksam olur mu? -Aslında buna izin...
-Judy. Selam güzelim, sana... -Selam güzelim.
Pardon güzelim ama buraya giremezsin.
Bilmez miyim güzelim!
Güle güle güzelim.
Güle güle.
NORTH LAGUNA EMLAK
2QCE265.
Ted'e araba çarpan sokağın yakınında
hız yapıyordu. Bağlantılı olabilir.
Düşük ihtimal demek?
Herifi bulsaydınız da şimdi ihtimal hesabı yapmasaydık!
-Şimdi kime bağırıyoruz? -Polislere.
Harika. Steve burada.
-Selam. -Merhaba!
Christopher bana ofis turu attırdı.
Bayıldım! Kumsal gibi ama yapış yapış değil.
Sörf yapması zor bir dalga gibi.
Teşekkürler. Otursana.
Evini gezmek için sabırsızlanıyorum.
Geçen hafta önünden geçtim.
Tüylerim diken diken oldu. İşte münhasırlık anlaşması.
Sağ ol. Güzel yer, orası kesin.
Ama bana artık çok büyük.
-Doğru. -Evet.
Peki Judy nasıl? Aramaya geldiğin gece onu buldun mu?
Buldum.
Aslında komik bir yanlış anlamaydı ama...
...olacağı varmış.
Nasıl yani?
Seninle tanıştım ve şimdi birlikte çalışıyoruz.
Judy ile zaman geçirmişsin. Bu tam onun diyeceği şey.
Judy şu anda Jen'le oturuyor.
Öyle mi?
Evet, misafirhanemde.
Kocamın vefatından sonra evde bir yetişkin olması güzel.
Ona da kalacak yer lazımdı. İkimizin de işine geldi.
Çok incesin.
Biliyorsun, Judy... Çok şey yaşadı.
Biliyorum.
Benim için dayanak oldu.
Gerçekten mi?
Evet. Ne oldu ki?
Onu kötülemek istemiyorum.
Sözüme ne kadar değer verirsin bilmem, ama Judy nereye giderse
genelde orası karışır.
Peki.
Hayır. Ciddiyim. Yolu açık olsun ama o...
...biraz kaçık.
Bu, yeni bir bilgi.
Bu ne ya? Siktir.
Özgürsün.
Tanrım.
Aman Tanrım.
Orospu çocuğu!
Arabama taş mı attın deli kaltak?
Birine çarpacaksın öküz. Yavaşlasana.
Sıkıysa yavaşlat.
Siktir git!
Evet, yine aynı orospu çocuğu. Hâlâ hız yapıyor ve bana tükürdü.
Evet, dedektife bırakmak istediğim mesaj tam olarak bu.
Teşekkürler.
Selam.
Merhaba.
Kahvaltı neredeyse hazır.
Sen dışarıda mı uyudun?
Evet.
Peki.
Yani, misafirhaneyi... Sen...
Niye peki?
Misafirhane harika.
-Peki. -Sadece...
Aslında, çok zor.
Tamam.
Orada Ted'den çok şey var. Bütün eşyası orada ve ben...
Ne bileyim. Manevi bakımdan çok boğucu.
Ama sorun yok.
Öyle değil. Belli ki rahatsız olmuşsun. O yüzden sorun var.
Özür dilerim.
-Hayır, lütfen. Özür dilerim. -Asıl ben özür dilerim.
İçerisi bir sürü kıymetli şey dolu.
Belki çocuklar almak ister
veya birazını satıp para kazanabilirsin.
Oraya giremiyorum bile.
Eşyalarını satmaya hazır mıyım sanıyorsun?
-Haklısın. Özür dilerim, ben... -Hayır.
Onlardan kurtul demek istemedim.
Ben de hiçbir şeyi atamam. İstifçinin tekiyim.
O yüzden anlıyorum.
Hâlâ bazı eşyalarımın bir depoda.
Tamam. Bir dakika.
Söylediğimi hiç duymamış ol.
Kahretsin.
-Merhaba. -Hanımefendi.
Herifi buldunuz mu? Plakasını vermiştim.
Buldunuz mu o agresif puştu?
-Onun için gelmedik. -Bilmem.
Judy Hale'i arıyoruz.
Judy'yi niye arıyorsunuz?
Judy benim.
Hanımefendi, sizin için geçici uzaklaştırma kararı alındığını
tebliğ edecektik. Steve Wood'a 30 metreden çok yaklaşmanız yasak.
Mahkeme kararını çiğnediğinizi fark eder ya da ihbar alırsak
tutuklanırsınız.
Anladınız mı?
Anladım.
İyi günler.
-Nasıl görünüyor biliyorum. -Onu takip mi ediyorsun yoksa?
Hayır. Pek sayılmaz.
Ne bu? Hafif bir takipçi sapıklık mı?
Onu çok kez aradım, yanıt vermedi.
Ben de ofisine gittim.
-Ofisine mi gittin? -Sonra da evine.
-Sonra golf sahasına. -Judy...
Bu benimkinden çok onun karakterinin yansıması.
İki çocuğum çok şey yaşadı,
bir de kapıma polis dayansın istemiyorum.
Tek isteğim, evin satışını konuşmaktı.
Ama polis dostlarını arayıp uzaklaştırma kararı aldırdı.
Kırıldığımı söylemeyeyim diye.
Çok kırıldım.
Eminim sapık olduğunu bilmiyordun.
Aslında... Biliyordum.
Siktir.
-Steve'in pislik olduğunu söylemiştim. -Biliyorum.
Niye o salakla konuşmak istedin ki?
-Söylenmemiş bir sürü şey var. -Bırak yoluna gitsin.
-Kurtuldun işte. -Biliyorum. Ama yapamıyorum.
Belki de deliyim.
Delisin zaten. Ama hangimiz değiliz?
Sana ne lazım, biliyor musun?
Şu çevrim içi profillerden sen de doldur
ya da bana yardım et. Ne yaptığımı bilmiyorum.
Peki.
Bir bakayım.
İnternet'ten birini bulman gerekmiyor Abe.
Buradaki kadınların yarısı sana hasta.
Bakalım ne yapmışsın.
Evet, sapasağlamsın.
Bu lafı buralarda sık duymuyorum.
Seni burada görsem tıklardım.
Sana yetecek kadar iyi değilim.
Kırk yıl önce belki ama artık o kadar seçici değilim.
Ciddiyim.
Çok kötü şeyler yaptım Abe.
Hangimiz yapmadı ki?
Hepimiz hata yaparız.
Ama ben seni biliyorum.
Sen iyi birisin.
Deli ol ya da olma.
Seni seviyorum.
Fakirhaneme hoş geldiniz.
Telafi edeceğimi söylemiştim.
Hem de nasıl.
Dürüst olabilir miyim Steve?
-Hayır, yalan söyle. -Çok komiksin.
Burası harika dostum.
-Sağ ol. -Ciddiyim. Burası şahane.
Çok hızlı satılır.
Tasarıma bak! Gey olmadığına emin misin?
Bildiğim kadarıyla.
Eminim. Su? Soğuk mu, oda sıcaklığında mı?
Ben almayayım. Gezmeye devam edeyim mi?
Kafana göre takıl dostum.
-Al bakalım. -Sağ ol.
-Oda sıcaklığında içtiğini düşündüm. -Doğru.
-Harika. -Ev gerçekten müthiş.
-Teşekkürler. -Evet.
İlginç. Judy'nin burada yaşadığı aklıma bile gelmezdi.
Evin nasıl olacağına dair kafamda net bir fikir vardı.
O da bana bıraktı.
Burnumu sokmak istemem ama...
...uzaklaştırma kararı mı? Ne kadar endişelenmeliyim?
Soruna yol açtıysa özür dilerim
ama bir mesaj vermem gerektiğini düşündüm.
Peşimi bırakmıyor, biliyorsun.
Hayatıma devam etmek istiyorum. O kadar.
Anladım.
Üst kata baksam olur mu?
Mi casa sizin casa'nız, lütfen.
-Biz de çıkalım mı? -Tabii.
Burada ne var?
Şey, aslında... Belki oraya...
Peki. Buranın biraz işi var.
Bunun için kusura bakma.
Sorun değil.
İşin doğrusu, bu odayı unutuyorum.
Genelde kapısını kapalı tutuyorum...
-...ve oraya bir türlü... -Anlıyorum.
Judy yaptığı düşükleri anlattı.
Anlattı mı?
Evet. Anlattı.
Korkunç.
Bu odayı kim bilir kaç kez dekore ettik.
Tahmin edebiliyorum.
Bekledik de. Son defasında artık düze çıktık diye düşünmüştük.
Yani, beş aylık hamileydi.
Daha çok beklemeliydik.
Bebeklerin odaya bile ihtiyacı yok...
İkinizi de çok iyi tanımıyorum...
...ama senin ve Judy'nin yaşadıklarını yaşamış olsam...
...ben de keçileri kaçırırdım.
Evet.
Ana yatak odasını göstereyim. Fenadır.
Peki.
JUDY ANN
Selam Charlie, ne haber?
Ne yapıyorsun?
Ne güzel.
Oyun aşırı şiddetli görünüyor.
Biraz rahatsız edici.
Yabancılarla konuşmuyorum.
Evet. Ben de.
Takipçi sapıklarla da.
Akıllıca.
Bil diye söylüyorum, takipçi sapık değilim.
Yani, iyi bir sapık değilim.
Öyle. Enselendin.
Bu defalık.
Aslında hepsi bir yanlış anlamadan ibaret.
Buna inanayım mı yani?
Karpuz memeli kadınların saatte 130 km hızla
koştuğu bir oyun oynuyorsun. O yüzden neye inandığını bilemiyorum.
Beni kızdırdığına inanıyorum.
Demeye çalıştığım tek şey...
Babanızın stüdyosunda kalmama izin verdiğiniz için sağ olun.
Kararı ben vermedim. Benim oyum geçersiz.
Benim için geçerli.
Neyse. Sadece...
...burada olman acayip geliyor.
Benim için de acayip.
Sende ot var mı?
Ya sende?
Yok.
İyi.
Yanıt vermedin.
Yabancılarla konuşmuyorum.
Ama pizza sipariş edeceğim. İlgini çekerse.
Sadece üstünde et varsa.
Olacak.
Nasıl?
İyi mi?
Etli mi?
Pizzana o kadar et koymak için bir hayvan sürüsünü öldürmüşler.
-Peki. -Ama tadı çok güzel.
-Benimkini de yer misin? -Tabii.
Sende et var. Benimkinin tüm etini alabilirsin.
Olur, isterim.
BABAMI SEVİYORUM HENRY
SENİ SEVİYORUM BABA HENRY
Uyuyamamana şaşırmadım.
Burası tıka basa dolu.
Temizleyelim, olur mu?
-Gerçekten mi? -Evet.
Hadi.
-Sen başla. -Hayır, lütfen.
-Bu konuda tartışmayacağım. -Peki.
Babamın Les Paul'ünü alabilir miyim?
Peki ufaklık. Al bakalım.
-Sağ ol anne. -Peki.
Silahı istiyorum.
-Ne silahı? -Babamın silahı.
Silah kasada ve şifresini bilmiyorum.
Bilseydim de o silahtan kurtulurdum.
Niye silahı istiyorsun?
Güvenlik için. Evin erkeği artık benim.
Saçmalama lütfen.
Bu ataerkil saçmalıkları kimden kapıyorsun bilmiyorum
ama sen evin erkeği değilsin, çocuksun.
Bu evin kadını benim, güvenlik de benden sorulur. O yüzden...
...davulu alabilirsin.
Yaşasın!
-Oyuna mı getirildim? -Aynen öyle oldu.
Bir saniye. Pardon. Burada silah mı var?
Pardon.
Siktir, amma da ağırmış.
Çok ağır.
Niye bu işi yapması için adam tutmadık?
Çünkü güçlü kadınlarız biz.
Hislerini arındıracağını söylemiş de olabilirim.
Evet. Ama öyle olmadı.
Artık biliyoruz.
İşlerimizi yaptıracak adam tutmak da güç göstergesi...
Evet. Mesajı aldım.
Bana yer açtığın için sağ ol.
Asıl sen depoyu söylediğin için sağ ol.
Geçen gün Steve'in evinde çocuk odasını gördüm.
Senin evindeki.
-Ciddi misin? -Evet.
O da oraya giremiyor.
Kapıyı açtığımda içeri bakamadı.
Steve'in duygularla baş etmeyi beceremediğini söylemiştim.
Ne yalan söyleyeyim, onu suçlayamıyorum.
Yas insanlara tuhaf şeyler yapıyor.
Sizin de başınıza... Bir sürü şey gelmiş.
Evet.
Öyleydi.
Ha siktir.
İyi misin?
Evet, iyiyim.
Dur! Bak ne var?
Bu senin için.
Geri isteyeceğini düşündüm.
Aman Tanrım.
Sağ ol.
Vay be.
-Çaldın mı? -Hayır.
Steve alabileceğimi söyledi.
Ama gerekse çalardım.
Çok iyisin.
Steve'in dediği bir şey aklıma takıldı.
Neymiş o?
Senin kaçıkmışsın.
Tabii.
Neredeyse göbek adım olmuştu.
Bu hiç hoş değil.
Erkekler kadınlara deli, kaçık deyip duruyor.
Sırf bizi baltalamak için.
Evet. Haklısın.
Kimse kimseye deli dememeli.
Evet, dememeli.
Evet, Deli de "Geri" gibi rafa kalkmalı.
"Geri" derken?
Söyletme işte.
-Geri zekâlı... -Anladım.
Vay anasını.
Ne var? Ne oldu?
Burada bekle.
Ne yapıyorsun?
Jen?
Hey!
Hey!
Ne yapıyorsun sen ya?
Sana dedim!
Alt yazı çevirmeni: Barış Emre Alkım
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.