All language subtitles for Mukadderat.2024.1080p.WEBRip.x265.10bit.AAC

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.MX

Official YIFY movies site: YTS.MX

Recep.

Recep.

Recep.

Recep.

Ne oluyor?

Annem arıyor.

Nevzat ne yapıyorsun bu saatte?

Babam. Babam ölmüş Cavidan.

Kadı Mahallesi'nden Recep Ödeyüz vefat etmiştir.

Merhumun cenazesi bugün saat 12'de Nasuh Mahallesi'ndeki

evinden alınarak Merkez Camii'ne getirilecektir.

Öğle namazına müteakiben kılınacak cenaze namazından sonra...

Nereye gidiyorsun? Bir şey lazımsa ben yapayım.

Başın sağ olsun. Sağ olun, sağ olun. Sağ olun, dostlar sağ olsun.

Miraç.

Al abi.

Al. Ah, belim.

-Başın sağ olsun. -Sağ ol, sağ ol.

Nevzat.

Tamam mı sandalyeler? Biraz daha getirelim mi belediyeden?

Yeter, yeter, yeter. Sağ olun.

Tamam. Hanım gel, gel, gel. Çıkın yukarı hemen.

-Başınız sağ olsun. -Sağ ol Nesli, sağ ol Ayşe.

Alın abi.

Nevzat.

Kim o? Annem mi? Dur, çek kepçeni.

-Sağ ol. Nevzat. -Anne ne oldu?

-Ayarladın mı mezar yerini? -Ayarladım, ayarladım mezarı.

-İyi mi yeri? -İyi, iyi.

İyi. O şeye koydun mu, internete?

Koydum, bütün sosyal medyaya koydum.

-İyi, komşular duysun diye. -Duydu, hepsi duydu.

-Bilmiyorum ki. -Nereye attın kızım? Uçtu mu gitti mi?

-Bilmiyorum. -Oraya baktın mı? Ha?

Niye bakmadın oraya?

Gitti belki balkonun oraya. Bir oraya bak bakayım.

-Anne abim almıştır. -Abin niye alsın Sudenaz?

Anne onunla oynuyorduk biz.

Sudenaz bak oraya. Ha anne?

Şuradan bir kap kacak al da bahçede kedilere veriver.

Hayvanlar acıkmıştır. Hadi.

Ya Allah aşkına cenaze yemeği diye getirdi insanlar. İnsana getirdiler.

Ya kızım uzatma işte. Koy bir kap kacağa, götür hayvanlara. Ne olacak?

Bir sürü şey geldi.

Sultan iyi misin sen?

İyiyim Hanife, iyiyim. Sağ ol.

Sultan abla! Sultan ablam! Ay, başımız sağ olsun!

Recep amcam gitmiş! Başımız sağ olsun! Ne yapacağız?

Sen onsuz ne yapacaksın Sultan ablam? Biz onsuz ne yapacağız? Sultan ablam!

-Hadi Hayriye! -Gitti dağ gibi adam Sultan ablam, gitti!

-Gel, içeri girelim. -Recep amcam gitti!

Hoş geldin hala.

Hadi gel yukarı.

-Başın sağ olsun. -Sağ ol.

Geç.

Hoş geldin abla. Başın sağ olsun.

Hoş geldin kızım.

-Abi azıcık yardım mı etsen? -Kızlar hadi. Oho, ne var?

Annen götürmüş.

Ben götürürüm, ben götürürüm.

-Cavidan, ben götürürüm. -Ben götürürüm.

Cavidan ben... Ya döktün, döktün ya!

Sudenaz, kapat kızım şunu!

Ya anne!

İlla elini sokacak ya!

Tam en iyi bölümdeyim!

-Şunları da koy. -Peçeteler temiz mi?

At şunları. Temiz, o kalsın. Kalsın enişte.

-Kızım! -Tamam, elim pis oldu. Bir dakika.

Bak, tulumba kalmış. Bak gel.

Gel, tulumba kalmış.

Çocuklar.

Şunları da at.

Miraç!

Bak bu maydanozlar bizim bahçeden enişte, bak bunlardan.

-Biberler de mi sizden? -He.

Hava çok güzelmiş. Helal olsun abla.

Bir de bu avukata uğramak lazım babamdan bir şey kaldı mı diye.

Yani uğrayalım da abi, babamın bir şeyi yoktu ki.

Olur mu abla? Şu çorak tarla babamın değil miydi?

Bir değerlendi oralar. Yeni bina diktiler oralara.

Onları müteahhite falan verirsiniz.

Niye müteahhite verelim canım? Biz kendimiz yazlık yaptırırız oraya.

O da olur tabii de oradaki evler böyle iki milyona falan satıldı, ondan dedim.

İki milyon da artık para mı ya? O paraya İstanbul'da kulübe alamıyorsun yani.

Hayat çok pahalı. Aslında müteahhite kat karşılığı versek

-İstiyorsanız gösterelim. -Tamam.

Olmaz canım öyle şey.

Unutun müteahhiti falan. Sen niye karışıyorsun ya?

-Niye karışmasın adam? Bir gösterelim. -Ben evlenmek istiyorum.

Yanlış mı duydum ben?

Yo, doğru duydun. Öyle dedim.

Anne.

Şaka mı yapıyorsun?

Yo, şaka yapmıyorum. Olmuyor böyle, yapamıyorum ben.

Neyi yapamıyorsun anne? Dün öldü babam.

He, dün öldü.

Ben sabaha kadar uyumadım.

Bu ev üstüme üstüme çöktü.

Koca yatakta bir başıma.

Anneciğim dün bir, bugün iki. Öyle hemen anlaşılmaz ki.

Yani sen üzülme, biz hepimiz hep birlikte alışacağız.

Kolay mı öyle 45 yıllık kocayı kaybetmek?

En azından böyle bir hırıltısını duyuyordum.

Konuşmuyordu, ben ona cevap veriyordum.

Şimdi kiminle konuşacağım ben?

-Kedilerinle konuşuyorsun ya anne. -Cavidan.

Anne, anneciğim, güzel annem. Bak ben seni anlıyorum, Haklısın .

Ama yani sen yalnız değilsin ki.

Bak abim burada, ben varım, torunların var.

Hem biz abimle konuşmuştuk daha öncesinden.

Babama bir şey olursa annem bir süre bende İstanbul'da kalır diye.

Babanız ölür diye siz önceden pazarlık mı yaptınız?

Aşk olsun anneciğim, ne pazarlığı? Bizim evimiz senin evin neticesinde ya.

Sana gelene kadar bizde kalır.

Kalmam. Senin bu suratsız karının yüzünü çekemem.

İstanbul'a da gelmem. Bu yaştan sonra sığıntı gibi yaşayamam.

Bana bir koca bulun yeter.

Tövbe estağfurullah. Başımıza taş yağacak Nevzat

-Anne bu yaştan sonra ne kocası ya? -Harlama.

-Annem, el âlem ne der Allah aşkına? -El âlem ne derse desin.

Babanız değil de ben ölseydim?

Allah korusun anneciğim, niye öyle konuşuyorsun ya?

Kesme sözümü. Babanıza gidip böyle bir yardımcı olsun diye

...karı bakacaksınız. Evlendirecektiniz.

-Aynı şeyi mi? -Aynı şey.

-Ya nasıl aynı şey ya? -Senin el âlem dediklerine gidecektin.

Hanife teyze ya, böyle babama bakacak bir karı var mı? Yardımcı olacak.

Evlendirmeyecek miydiniz? Ben de onu istiyorum.

-Bana bakacak bir adam istiyorum. -Anne vallahi bak sinirleniyorum ha!

Kahvedekiler ne diyecek bana?

Kırık Recep'in oğlu anasını evlendirdi. Ne diyecekler?

Hoş mu bu yaştan sonra el âlemin ağzına böyle laf vermek?

Bak, koca yatakta ben bir başıma kalamam. İki senedir bunu bekliyorum.

Nasıl yani? Sen iki senedir babamın ölmesini mi bekliyordun?

Ya sen niye götünden anlıyorsun lafları?

Nefesini dinledim ben onun. Ölüp giderse ne yaparım diye düşündüm.

Bak işte başıma geldi.

Siz isteseniz de istemeseniz de eli yüzü düzgün,

böyle içkisi, kumarı olmayan bir herif bulacağım ben. Göreceksiniz.

Tövbe estağfurullah Nevzat, Allah aşkına.

Tamam, bir anlayalım. Sakin. Harlama.

Tamam, sustum. Sustum.

-Çolak Salih'in Rüstem'i bildin, değil mi? -Bildim.

Kızken âşıktı bana. Babam vermemişti.

Bak, karısı öldü geçen sene. Evlenmedi de.

-Ona gidip bir soracağım anne. -Anne, anne!

Ben balkona çıkıyorum. Vallahi nefes alamıyorum.

Kes sesini, sıçtırtmayın çarkınıza. Çay koy bana hadi, hadi.

Sen ne dikiliyorsun lan orada? Otur bakayım. Laf mı dinliyorsun sen?

Otur, sıkılma.

Babaanne çok güzel olmuşsun.

Sus kız götü boklu.

-Sultan abla başın sağ olsun. -Sağ ol, sağ ol.

Başın sağ olsun Nevzat. Kusura bakma gelemedim.

Canın sağ olsun abi. Al, çay iç.

-Nevzat. -Ha İlyas amca?

Ulan anan nereye gidiyor öyle şey ede ede?

Sultan hoş geldin, başın sağ olsun.

Dostlar sağ olsun.

Ne vereyim? Bizim çocuklar bir şeyler getirdi ama var mı bir ihtiyaç?

Yok, yok. Sağ ol, sağ ol.

Şey...

Ne?

Bir tane sakız aldım, parasını babam verecek.

Tamam kızım.

Rüstem, sen alıştın mı?

Neye?

Yalnızlığa. Esma öldükten sonra konuşamadık hiç.

Geceleri rahat uyuyabiliyor musun?

Yani kolay olmadı tabii ama alışıyor insan.

Hem çocuklar var sağ olsun. İş güç falan.

Mutlusun yani.

Mutlu muyum?

Bilmiyorum. Ben sana soruyorum mutlu musun diye.

-Evlenmeyi düşünmedin mi hiç? -Niye evleneyim?

Ne bileyim? Bir ayağım çukurda.

Yalnız başına ölmekten korkmuyor musun sen?

Sultan ne diyorsun Allah aşkına? Evelallah sıhhatim yerinde.

İşte tamam, ben de onu diyorum.

Hazır sıhhatin yerindeyse evlensen diyorum ben de.

Mesela benimle.

-Seninle? -He.

Yok, ben almayayım bu yaştan sonra.

Ne var ki yaşımızda?

Sultan, sen delirdin herhâlde. Yaşlı başlı kadınsın.

Kocan daha yeni öldü. Yanıyor musun ne yapıyorsun?

Ne yanması be? Fiki fiki arasam sana mı geleceğim?

Yatak arkadaşı arıyorum ben.

Ya ne arkadaşı, ne yatağı ya? Benim asabımı bozma şimdi.

Gören mören birisi olacak, başım belaya girecek.

Hadi kal sağlıcakla. Hadi.

Hadi.

Hadi.

Kapıma geldiğin günleri unuttun mu? Baban vermedi diye az ağlamadın.

Geçti o günler Sultan. Bizden de geçti.

Torun torba sahibi kadınsın artık.

Şurada yaşayacağın bir on sene ya var ya yok.

-Sabret biraz. Hadi. -Hadi be! Sen sabret. Dangoz!

-Ne bakıyorsunuz? Hadi işinize. -Başın sağ olsun Sultan abla.

-Var mı bir ihtiyaç? -Var, var. Koca arıyorum, bulacak mısın?

Aslında bakmayın siz, o alt coinlerde de kâr ediliyor.

Gerçekten çok samimi söylüyorum.

Ben mesela birkaç yorumcu var bu kripto üzerine, onları takip ediyorum.

Ben linkleri de atarım size.

Bir de ben bu ara yapay zekâ coinleri alıyorum.

Ya ben daha önce o sepetlerden yaptım ama ben çok korkuyorum ya.

Hadi ya, nerede kaldın anne?

Abla ben arayayım mı yine?

Yok, şimdi arama. Üst üste aradık, sana patlar.

-Abla deme bana ayrıca. -Kusura kalma.

Ya şimdi tabii ki onun...

Bakın, şöyle bir şey var aslında daha önce bir denedim ama

pek başarılı olamadım ki. O yüzden biraz...

Bakın, beni dinleyin siz.

Öyle çekinecek bir şey yok. Boğa sezonda pik yapacak bence.

Ben öyle düşünüyorum gerçekten.

-Bu... -Geldi, geldi.

Hoş geldin anne. Nerede kaldın bu saate kadar?

Sabah da süslenip çıktın. Nereye gittin?

Hadi deyiver. Deyiver Zeki, hadi.

Tamam, o zaman ben izninizle zarfı açıyorum.

Cavidan, sen az dışarıda mı beklesen? Kardeşler arasında uygun düşmez şimdi.

Niye uygun düşmeyecekmiş Nevzat? Kemal eniştem de duruyor burada.

O zaman Cavidan'la biz şey yapalım, çıkalım.

Siz de rahat rahat şey yaparsınız burada.

Ne münasebet canım? Otur oturduğun yere.

Ayrı gayrımız mı var bizim? Ayrıca babamın neyi var ki ne bırakacak?

Kemal otur oğlum, otur.

Anne.

Çorak tarla dışında bir şeyi var mıydı babamın, biliyor musun?

Ne bileyim ben? Kırık Recep'ti senin baban.

Biri para isteyince karnı ağrıyordu, bilmiyor musun sen?

Vardır belki kenarda köşede bir şeyler.

Hadi bizi konuşturacağına hadi Zeki, hadi.

Tamam o zaman, müsaadenizle ben okuyorum.

Kendi has serbest irademle bu vasiyetnameyi düzenliyorum.

Ben Recep Ödeyüz.

Vefatından sonra mallarımın şu şekilde paylaşılmasını istiyorum.

Kastamonu Cide, Fatih Bey Caddesi'ndeki tarlamın

üçte ikilik kısmını oğlum Nevzat Ödeyüz'e,

kalan üçte birlik kısmını da Reyhan Ödeyüz Kalın'a bırakıyorum.

Banka hesabımdaki 50.000 Türk lirasının yarısı olan 25.000 Türk lirasını da

evlenmemek şartıyla eşim Sultan Ödeyüz'e,

diğer yarısını da torunlarım Miraç Ödeyüz,

...Sudenaz Ödeyüz ve Ecem Kalın'a bırakıyorum.

Adamın içine doğmuş. Evlenmemek şartıyla veriyor parayı.

İyi bok yemiş. Ne yapayım ben 25.000'i?

-Sanki dünyaları bıraktı bana. -Niye öyle diyorsun anne Allah aşkına?

O parayla gideriz, sahildeki dükkânlardan birini kiralarız.

Tamam işte. Sen çocukların payına düşeni al, kirala.

-Bitti mi? Bu kadar mı? -Bitti, bu kadar.

-İyi. Ben gidiyorum. -Nereye gidiyorsun?

Kalksana Kemal.

Zeki Bey teşekkürler.

Reyhan. Hayatım iyi misin sen?

Değilim Kemal, hiç iyi değilim.

Ne oldu abla?

Ay, ablan kadar başına taş düşsün be Cavidan!

Abla mabla deme bana ya.

Ne desin kız? Ne desin?

Sen hiç karışma abi.

Ben ne yaptım ya?

Çorak tarladaki arazisinin üçte ikisini oğluna bırakmışmış.

Kalan üçte birini de bana.

Sen İstanbullardasın ya, ben komple bana bırakır diye düşünmüştüm.

Adil bile davranmış.

Abi İstanbul'da olmayla ne alakası var Allah aşkına ya?

Ya biz kardeşiz. Bak bakayım etrafına, bizden başka bir kardeşimiz var mı bizim?

Yok, değil mi? Bak, biz iki kardeşiz.

Ne yapacaktı? İkiye bölecekti. Kardeş payı, yarı yarıya.

Hayatım boş ver ya. Tamamını versem ne olacak?

Biz tarlayı mı ekeceğiz sanki?

Eniştem doğru söylüyor.

Sanki uğradığım var buralara. Ölümden ölüme ancak.

-Abi bunun onunla ne alakası var? -Neyle alakası var Reyhan?

Hak yemekle alakası var! Haksızlık bu!

Ya anne bir şey söylesene!

Aman, beni karıştırmayın bu işe.

Bana bırakmamış ya. Esas hepsini bana bırakacaktı.

Ben ölünce aranızda bölüşecektiniz işte.

Vallahi delireceğim ya.

Ya babamı İstanbullarda doktor doktor gezdiren benim.

En özel, en pahalı hastanelerde ameliyat ettiren benim.

İlaçlarını alan benim, kontrollerini yaptıran benim.

Özel hemşireler tutturan falan hepsini ben...

Bizim de paramız olsaydı biz de şey yapardık.

Nah şey yapardın!

Kötü kötü konuşmayın diyorum, insanın ağzını zorla bozduruyorsun!

Ya adamın neyi varsa aldın, çarçur ettin sen ya!

Uçan kuşa bile borcun var abi! Hala konuşuyorsun sen!

Kahvenin borçlarını bile biz kapattık ya!

Tamam işte, bana daha fazla bırakmalıydı beni kimseye muhtaç etmemek için.

Tabii, ölürken bile bile oğlunu düşünmeliydi.

Benim de bir tane kızım var demeliydi, değil mi?

Dememeliydi tabii. Dedelerimize bak. Var mı böyle kıza bir şey bırakan?

Sen mi kurulu düzeni... Ah babam ah, ah babam ah!

Sen işte böylesin. Herkes böyle ileriye gitmenin derdinde,

sen hep böyle geri geri gideceksin!

Geri kafalının tekisin sen ya! Ya biraz ya, şu kadarcık!

Bir tart, bir doğruyu bul ama yok ya.

Atalarımız, dedelerimiz doğruyu bulamamış, sen mi buldun doğruyu?

Tabii ya. Reyhan, sen niye konuşuyorsun ki?

Sen sus, kır kıçını otur, değil mi? Bu da bir mukadderat sonuçta.

Eğer kız çocuğuysa kırar kıçını oturursun, razı gelirsin.

-Nevzat dur, ben ineceğim şurada. -Ne?

-İneceğim şurada! -Tamam, dur anne. Sustuk, tamam.

-Nevzat dur, ineceğim! -Tamam, sustuk.

-Aa! -Anne tamam.

Açtı kapıyı ya.

Dur artık sen de. Bir dur be artık!

Ya durmadan atladı.

Kemal insene sen de aşağıya!

-Ya Rabb'im. -Terliğimi ver.

-Sıkıştı oraya. -Al abla.

Sen de öyle kukumav kuşu gibi otur orada, hiç karını savunma.

Anne!

Anne!

Anne!

Ya sen şimdi bana kızıyorsun ama

düşündüğünde ben haklı değil miyim? Allah aşkına bir şey söyle!

Tamam, açmayacağım.

Anne hadi inat etme, gel.

Üç kuruş para için birbirinizi yediniz be.

Hadi gel dönelim. Açmayacağım konuyu bir daha, söz.

Yok, olmayacak böyle. Ben kalıyorum ya!

Nereye gidiyordunuz ki?

Reyhan birkaç gün izin alabildi bankadan da anneciğim,

biz bugün dönecektik, değil mi?

Ben birkaç gün içinde koca arayınca sabredememiş oluyorum da

maşallah, sen de iş için sabredememişsin.

Babanın yedisine de mi kalmayacaktın?

Ya sen demedin mi işiniz gücünüz vardır, dönün, kalmanıza gerek yok diye?

Ben onu lafın gelişi dedim.

Ay, yemin ediyorum bu ailedeki herkes manyak ya!

He, herkes manyak bu ailedeki.

Anadolu liselerinde okudun, İstanbullarda okudun diye.

sen akıllısın, biz taşra aptalıyız, değil mi?

-Ayıp olmuyor mu şimdi Nevzat abi? -Olmuyor enişte ayıp falan.

Evet, bir ben akıllıyım. Sana kalsa o tekelcinin çocuklarıyla

ananın babanın evini de satardın!

Ağzına sıça sopa.

Ama ailemizin dirliği bozuluyor Nevzat ya.

Yeter be, yeter. Gidiyorum ben.

Demeyeyim demeyeyim diyorum ama ben burada yazılanlara itiraz ettim anne!

Haberiniz olsun. Nereye başvurmam gerekiyorsa başvuracağım! Görürsün!

Elinden geleni ardına koyma!

-Geri zekâlı! -Ağlak!

Aptal.

Cırtlak.

Ne oluyor şimdi ya? Ben hiçbir şey anlamadım.

Kalıyor muyuz? Ne oldu?

Ben kalıyorum, sen istiyorsan gidebilirsin.

Ama iyi yaptın sen Nevzat.

Hem asıl bizim paraya ihtiyacımız var.

Baban da bunu biliyordu, bize verilmiş parayı işte.

Ne var bunda bu kadar büyütülecek anlamıyorum ki.

Kemal eniştem de bizimle aynı tarafta. Herkes her şeyin farkında Cavidan.

Nevzat.

Şu bizim çorak tarlayı diyorum, acaba satıp müteahhite mi versek? Nasıl olur?

Güzel olur da artık bundan da imza almak gerekiyor.

Bir de o var.

Dalga olmasa denize girerdik.

Çocuk var evde, yürü.

Senin yaptığın da iş mi Sultan?

Ne yapmışım ki ben?

Çarşıda adama koca arıyorum demişsin.

Ee, ne var bunda?

Olmaz olur mu? Çolak Salih'in Rüstem'e bir de.

Herkes seni konuşuyormuş.

Sen de diyemedin mi size ne diye?

65 yaşında evlenmek şey mi? Ayıp bir şey mi?

Bak Nilgün Belgün bile evlenecekmiş, okudum bir yerde.

Nilgün Belgün müsün sen Sultan?

Bakma sen, o da vardır 60, 65

Olsun. El âlem ne der?

Şu el âlem ölmedi gitti ya Hanife!

Bu gebere kalasılar ne diyecek diye

ben yalnızlıktan mı öleceğim Allah aşkına ya?

Ben şimdi kimin nefesini dinleyeceğim Hanife?

Kime meyve soracağım?

Kime yumurta pişireceğim, kime kahvaltı hazırlayacağım ben?

Sen hiç düşünmüyor musun arkadaşını?

Ben de benim nefesimi dinleyecek bir adam arıyorum ya.

Bak Hanife, bu el âlemciler gibi geleceksen buraya bir daha gelme.

İstemiyorum ben seni.

Tamam, tamam, tamam arkadaşım.

Sen hiç üzülme. Ben öyle dedikoduları duyunca ondan dedim öyle.

Ben senin yanındayım.

Ben de Hanife'ysem sana koca bulmadan ölmeyeceğim.

-Deme öyle şimdi de. -Yok, öyle.

Kimse benim arkadaşımdan kıymetli değil. Neyse, ben gideyim.

Dur, şu şey biber koyayım biraz çorbana.

Sabah topladım bunları ben.

-Salatalık da koyayım. -Tamam.

-Güzelmiş salatalığı. -Evet.

Ben bir koca bulayım, sana haber edeceğim.

Hayatım, gelmeyeceğine emin misin?

Eminim, gelmeyeceğim.

Akşam akşam gitmeseydin Kemal Enişte böyle.

Evet enişte ya, sakatlık çıkmasın.

Yok, bir şey olmaz. Alışkınım benim. Oy, oğlum benim.

Hadi sağlıcakla kalın. Dikkat edin kendinize.

-Hadi güle güle. -Bir şeye ihtiyacın olursa ara beni.

-Ararım. -Tamam mı? Hadi eyvallah.

Hadi bakayım. Su gibi gitsin, su gibi gelsin.

Bismillah.

Sudenaz geç kızım içeri, hadi.

-Neredeydin sen bugün? -Ahmet'in yanına gittim.

-Ya bırak Ahmet'i. -Acıktın mı sen?

-Acıktım anne, ne var? -Pideden kalmıştı.

Isıtırım şimdi.

-Poşet alabilir miyim? -Buyurun.

Maydanoz, maydanoz. Bedava, bedava.

Daha iyisini bulamadın mı Hanife ya?

Ya sen bir gör önce. Allah Allah, hemen evlenmek zorunda değilsin.

Bak, Muharrem Bey iyi adamdır. İşi gücü, hâli vakti de yerinde.

-Vallahi rahat edersin. -Vakti yerinde olsa ne olacak?

Adam pazarcı. Anası soğan, babası sarımsak.

Hangisi o? Genç olan mı?

-Hayır, hayır. -Gel, gel, gel.

-Beyaz saçlı. -Organik bunlar, taze bunlar. Gel, gel.

Kolay gelsin Muharrem Bey.

Sağ ol Hanife, hoş geldin.

Biz de buradan geçiyorduk da uğrayıverdik.

Arkadaşım Sultan. Hani bahsetmiştim sana. Nasuh Mahallesi'nden?

Hoş gelmişsiniz.

İyisiniz inşallah.

İyiyiz. Biz de işte böyle pazara çıktık, dolanıyoruz.

Aman ne güzel.

Bu arada

-başınız sağ olsun. -Sağ ol, sağ ol.

Maşallah, tezgâhın bayağı büyükmüş.

Ya vallahi çok iyi kazanıyor.

Çok şükür işte.

Ben hemen doldurayım size bunların tazelerinden, en iyilerinden.

Yersiniz hem de.

Doldur Muharrem abi, doldur.

Bunlar çürük mü biraz?

Yok canım, yok, yok. Ben çürük mal satmam.

Belki aralarında birkaç tane ezik olabilir ama

istersen hemen değişeyim ben bunları.

-Alttakiler ver, araya kaynamasınlar. -Tamam, tamam.

Boş ver sen alttakileri Sultan, üsttekilere bak.

-Gel, buyur. -Yok, iyi değil bunlar.

Nasıl iyi değil ya? Ben kötü mal satmam.

Yok, vallahi yanlış anlaşılma oldu.

Yanlış anlamadık işte bak, gördün mü?

Çürük çarık satıyor işte, millet de bir şey demiyor herhâlde.

Nasıl konuşuyorsun Sultan Hanım?

Ben çürük mal satmam diyorum size.

Kaça satıyorsun sen bunları?

Bunlar işte yarım kilosu 30

Yuh! Bir de kazık yani.

Fesuphanallah! Nasıl konuşuyorsun Sultan Hanım öyle?

Ayıp oluyor ama.

-Muharrem Amca yarım kilo kayısı versene. -Hemen, hemen.

Taze bunlar, taze! Dalından organik!

Buyur bacım.

-Sağ olun. -Ver o torbayı bakayım sen bana.

Bak, gördün mü?

Aa, ne olmuş bunlara?

-Kalsın, almıyorum. -Yok ya, çürük falan değil bunlar.

Bacım! Sultan Hanım, sen benim ekmeğimle mi oynuyorsun?

Sen de ekmeğini hakkıyla kazan.

Senin de alacağın olsun Hanife. Al götür arkadaşını buradan.

-Ne oldu ya şimdi? -İşine gelmiyor, değil mi?

Çürük malı satıyorsun, kimse de bir şey demiyor.

Arada bir tane, birkaç tane ezik çıktı diye...

Allah Allah! Bana da böyle satmışlar işte ya.

Nimete yalan söylenmez.

Senin işin sağlam malı alıp buraya sağlam getirmek.

Bunlar ne zorluklarla yetişiyor bilmiyor musun?

Benim de bahçem var. Konu komşuya böyle çürük çarık versem ayıp olmaz mı?

-Tamam. -Bak ne güzel konuştu, değil mi?

Ağzı iyi laf yapar vallahi.

Belli, belli zaten. Çok anlıyor esnaflıktan.

Çok anlıyorum. Senden daha iyi anlıyorum.

-O zaman anlıyorsan gel kendin yap. -Ben senden daha iyi yaparım.

-Nah yaparsın! Hadi yürü -Sultan gidelim.

-Tezgâhın önünü boşalttın hadi. -Hadi Sultan.

-Hadi Sultan. -Hadi Hanife.

Almayın. Çarık çürük malları almayın.

Hâlâ konuşuyor ya. Gel, gel, gel!

-Taze bunlar! -Tazeler burada!

Hanife bu ne ya?

Taze bunlar!

Buyur bacım, sağ ol.

Acıyor kızım, yavaş.

Anne bir ilaç falan mı içsen? Bak omuzların taş gibi olmuş. Gerildin mi?

Yok, yok. Öyle zerdeçal limon içtim.

Anne.

Hani bizim bankada bir Elif vardı ya.

Ee?

O da böyle benim gibi benzer şeyler yaşamış da.

Böyle miras işlerine bakan bir avukat tanıdığı varmış.

Ona bir sorsam mı diyorsun bu durumu.

Ay, başım çatlıyor benim ya.

Erken yatacağım bugün ben.

-Reyhan! -Kim bunlar?

-Nurcanlar gelecekti baş sağlığına. -Reyhan!

Hiç çekemeyeceğim ben onları.

Of. Ay!

Ne diyorsun, konuşayım mı avukatla anne?

Of.

Ah Recep amcam ne çok severdi seni. Mirasından pay bile bırakmış.

Ay, doğru vallahi. Hatta onu en son gördüğümde

senden bahsederken gururla gözlerinin içi gülüyordu.

Gençken de hep senden bahsederdi. Hatta sen İstanbul'a gittin ya,

dilinden hiç düşürmedi seni.

Tabii tabii. Hatta kasabadaki gençlere hep seni anlatırdı.

-Reyhan ablanız gibi okuyun diye. -Okuyun der, doğru.

-Vallahi tekrardan başınız sağ olsun. -Sağ ol.

Hasta falan olunsa da her ölüm ani.

Öyle.

Mukadderat.

Reyhan, benim oğlum KPSS'den 82 aldı ama malum, yerleşemedi.

-Sizin bir yardımınız dokunur mu? -Bakarız.

Benim eltimin kız kardeşi de sizin bankada işe girmek istiyordu.

CD bırakmış size o.

-Kız o CD değil, CV. -Aman, ne bileyim ben canım?

Benim kardeşim de senin kocanı görmüş. O da onun gibi çocuk gelişimi okuyor.

Sultan ne yürüyüşü bu saatte Allah aşkına?

Nerede kaldın?

Yavaş yürü, yürüyemiyorum terlikle.

Kaplumbağa bir boka yaramıyor. Kaldır kıçını.

Bak, bir şey diyeceğim sana.

Bakma, bakma el âleme.

Bakmak da yasak mı?

-Bu bizim Hayriye var ya -Fındık Hayriye.

İşte onun Almanya'dan bir akrabası gelmiş, Refik Bey.

İşçi emeklisiymiş. Karısından da boşanmış.

Karısını, çocuklarını bırakıp buraya gelmiş.

Artık Cide'de yaşayacakmış.

İşte demiş ki bunca yıl ben gurbette yaşadım,

artık memleketimde yaşamak istiyorum diyormuş.

Her gün Gideros'a gidiyormuş balık tutmaya.

Ee?

İçkisi, kumarı, zıkkımı var mı?

Yok, hiçbir şeyi yokmuş. Vallahi çok beyefendi adammış.

Gördük senin beyefendi. O pazardaki dangaloza benzemesin.

Yok Sultan, vallahi öyle değil.

Bu çok elit adammış, biliyor musun? Böyle çayı bile sütle içiyormuş.

Avrupa görmüş adam sonuçta.

Sultan. Sultan nereye?

Ben Refik Bey'i bulmaya gidiyorum. Hadi sen kaplumbağa gibi yürü.

-Hayırlı işler. -Eyvallah, eyvallah.

-Afiyet olsun. -Sağ ol.

-Zeki abi bir şey soracağım. -Sor.

Annem evlenecek olursa... Yani evlenmez de evlenecek olursa

babamın bıraktığı parayı alamayacak mı?

Alamaz.

-Ne olacak o paraya? -Kalacak öyle.

-Nerede? Bankada? -He.

Olur mu öyle şey canım. Banka babamın bıraktığı paraya mı çökecek?

-Çökme demeyelim de. -Ne diyelim?

Tutma diyelim.

Peki önce parayı alsa, sonra evlense?

Oralar biraz karışık Nevzat.

Yapma ya!

Annen değil mi o ya?

Anne. Anne.

Hişt! Ne bu hâl böyle? Nereye gidiyorsun?

Eve gidiyorum. İşim var, tutma beni.

-Nevzat. -Ne?

Anan koca arıyormuş diyorlar. Doğru mu?

Ya sen ne diyorsun İlyas amca ya?

Ya kocaman adam dedikoduya utanmıyor musun? Bak işte ya.

Allah yattığı yerde utandırmasın.

Rahmetli iyi adamdı ama

malından kızına da pay bırakmış diyorlar.

Kız kısmına pay verildiğini ilk defa duydum.

Bir de Reyhan tutturmuş,

ben tarlayı eşit öldüreceğim.

Maşallah, her şeyi de biliyorsunuz ha!

Bilecek tabii ya, işimiz mi var? Bütün gün burada oturuyoruz.

Hadi sen bana bir çay yap bakayım.

Hah anne gel, gel. Bak, biz de şimdi oturduk kahvaltıya.

Karnım aç değil benim.

-Ecem. -Efendim anneanne?

Gel kızım benimle, gel.

-Anne çay içseydin bari. -İstemiyorum dedim.

-Anneanne. -Gel kızım.

Dur. Bak bakayım, bunların hangisi güzel?

Bak.

-Bu çok varoş. -Sensin varoş götü boklu.

Bak bunu ben çok giymemiştim. Güzel mi bu?

Çok genç işi.

Bak sabah sabah benim şeyimi bozdurma, ağzımı bozdurma.

Nilgün bunların göt kadarlarını giyiyor.

Seç dedin, seçiyorum anneanne. Hepsine de bir şey diyorsun ama.

Sus, anneannenle konuşulmaz. Bu nasıl?

Bak bu güzelmiş ya.

Ben bunu unutmuşum ya.

Kaç senedir.

Güzel diyorsun ha?

Anneanne.

Sana Çöpçat hesabı açalım mı?

-O ne kız? -Çöpçatanlık sitesi.

Yakınındaki erkekleri gösteriyor, beğendiğin adamla eşleşiyorsun.

Nasıl bir şey o öyle? İnternette görücü usulü gibi bir şey mi, nedir?

Yok, bu daha cool. Bak şimdi ben sana bir hesap açayım.

Onun için bir fotoğraf çekelim. Gel.

Dur kız. Bunları atayım üstümden.

Öyle.

Çek bakayım.

-Bakayım. -Böyle.

Koyma bunu. Çok yaşlı çıkmışım ben buradan.

Al, bunu koy.

Koy onu.

Vallahi ne zahmet ettiniz sebzeler için? Teşekkür ederim.

Bahçeden benim onlar, ben yetiştiriyorum.

Siz beyefendi birisiniz Refik Bey.

Ne zaman gittiniz Almanya'ya?

Liseden hemen sonra.

Burada Rıfat Hoca giriyordu bizim edebiyat derslerine.

Hatta ona da danışmıştım gitmeden önce.

Ben Rıfat Hoca'yı yakalayamadım.

Siz benden böyle birkaç sınıf üstteydiniz herhâlde.

Niye döndünüz peki buraya?

Bir yaştan sonra insan memleketine dönmek istiyor.

Baksanıza, havası bile ne kadar farklı.

Benim kardeşim de Almanya'daydı.

Öyle mi? Nerede oturuyor tam olarak?

Geçen sene kaybettim ben kardeşimi.

-Aa. Başınız sağ olsun. -Dostlar sağ olsun.

Geçen de kocam da öldü.

Oo, ah. Çok üzüldüm. Başınız sağ olsun.

Ya iyi gördüm ben sizi.

İyiyim, iyiyim.

Akciğer kanseriydi. Ne zamandır çekiyordu adam.

Karınız, çoluk çocuk hepsi oradalar mı?

Biz boşandık karımla. O büyük oğlanın yanında, Würzburg'da.

Küçük de Hahn'da ama

kurdular kendi işlerini. Rahatlar.

-Bir süredir görüşmüyoruz ama. -Hayırsız mı çıktılar yoksa?

Yok, öyle icap etti.

İnsan babasını arayıp sormaz mı?

Anneleriyle boşandınız diye mi yoksa?

Gibi.

Karınızı dövüyor muydunuz?

Hayır, olur mu? Hiçbir kadına dokunmam.

Öyle birine benzemiyorsun.

Bizim buralarda çok vardır o hanzolardan.

Affedersin.

Estağfurullah.

Ee, evlilik?

Efendim?

Yok mu öyle kafanızda yeni bir hayata başlamışken?

İlahi Sultan Hanım.

Yeni bir hayata başlamak için yeniden evlenmek mi lazım?

Lazım değil mi?

Değil.

Ben size bir tavsiye verebilir miyim?

İkinci bir baharı yaşamak için illaki bir erkeğe ihtiyacınız yok.

Ne oldu? Yaşlandık diye ruhumuz da yaşlandı?

Nasıl?

İşte ben bu yaştan sonra balık tutmayı öğrendim.

Sizin ikinci baharınız balık mı?

Çok hoşsunuz.

Evet, benim ikinci baharım balık.

Siz de kendinizinkini bulursunuz.

Cide'de ne var ki yapacak?

Baloncu!

Baloncu!

Sen beni katil mi edeceksin anne?

Böyle vurdumduymazlık olmaz ya! Vallahi de olmaz, billahi de olmaz!

Elin adamıyla ıssız yerde buluşmalar, çöpçatanlık sitesine üye olmalar! Ne ya?

Fotoğrafını da koymuş bir de.

Kırkı çıkmadı babamın, kırkı! Mezarında ters dönecek adam!

Abi bir sakin mi olsan? Bu kadar üstüne gitmesen mi?

Bizim üstümüze gelenler ne olacak? El âleme rezil olduk!

Sen bunu kaçırınca rezil olmadın da şimdi mi olacaksın?

Aşk olsun anne.

-Kocanı fişteklediğini biliyorum. -Kimsenin beni fişteklemesine gerek yok!

Kahvehanedekiler hemen duyuyor ne yaptığını!

Onların işi gücü yok, beni mi konuşuyorlar orada?

Gidip ikinci bağırlarını yaşasınlar.

Anne, sen buraları bilmiyor musun? Burayı bilmiyor musun?

İşleri güçleri yok, evet seni konuşuyorlar.

Ayrıca senin o çöpçatanlık sitesinde ne işin var?

Kızım ben bilmiyorum, kızın açtı işte.

Hangi kızım? Ecem?

Kız senin çöpçatanlık sitesinde ne işin var?

Herkes biliyor anne ya.

Sıçtırma herkese! Kızım senin yaşın kaç başın kaç?

Ver şu telefonu bana, ver, ver!

Hemen odana gidiyorsun, siz de gidiyorsunuz.

Konuşacağız bunu!

Bağırmayın kıza. Sizin gibi geri kafalı değil o.

-Geri kafalı olduk. -Bize laf sokuyor.

-Okumadık ya hep ondan. -Cavidancığım okusan ne olur?

Bak okuyanın hâline, bununla uğraşıyorsun.

Bunun okumakla ne alakası var?

Okumasaydın o zaman, gelseydin anama babama baksaydın.

-Sen mi baktın anama babama? -Baktı tabii, sen yokken biz vardık.

-Sen karışma Cavidan! -Sen benim karıma bağıramazsın!

-Nikâhı sende diye sen mi karışırsın? -Ne yapsaydım?

Senin pısırık kocan gibi korkup kaçsa mıydım?

-Ağzına sıçarım. Sen benim kocama... -Sen kimin ağzına sıçıyorsun?

-Bana bak! -Hayvan, aptal!

Reyhan ne yapıyorsun ya? Ne yapıyorsun?

Yeter, kesin artık!

Vallahi ben bıktım sizin kavganızdan gürültünüzden.

Şunu kafanıza iyice sokun.

Refik Bey benim arkadaşım. Koca moca da aramıyorum.

Hayatımı yaşayacağım ben.

-Bu zamana kadar yaşamadın mı anne? -Ne yapacaksın anne yine?

Görürsünüz.

Sultan abla, sana bu aklı kim verdi bilmiyorum ama

bu iş hiç sana göre değil. Harbi harbi pazarcı mı olacaksın ya?

He, olacağım. Kötü esnaf, insanı iş sahibi yaparmış.

O laf öyle değil ama neyse.

Boş ver ya Sadık.

Uğraşmayın şu kadınla. İki saate kalmaz çeker gider nasıl olsa.

Heves etmiş kadıncağız.

Alışın artık bana. Buradayım ben, gitmiyorum bir yere.

Domates.

Domates!

Biberlerim var.

Biber var, domates var!

Bahçeden tezgâha.

Sultan abla kolay gelsin. Pazarcı mı oldun?

He Ülkü, hoş geldin. Ne vereyim sana?

-Senin bahçeden mi bunlar? -Sabah topladım bunların hepsini.

Kilosu ne kadar?

30 ama 25 olur sana. Ne kadar istiyorsun?

-Bir kilo ver yeter. -25 diyor ya.

Başka bir şey istiyor musun?

Yok, şimdilik o kadar.

Öyle gevrek gevrek bakacağına tart bakayım şunu.

-Hadi. -Geç, tart.

Bir tane daha salatalık koyarsan tamam abla.

Tamam, sağ ol.

-Teşekkürler, sağ ol. -Sultan abla, biber ne kadar?

-Pazarda 80 ama 60 olur sana. Vereyim mi? -Hadi bir kilo ver.

Oho, sen böyle yapıyorsun ama başkasının ekmeğini çalıyorsun. Bu mu esnaflık?

Kimse kimsenin rızkını çalmaz.

Senin kokuşmuş mallarına benzemiyor bunlar.

Bahçemden getiriyorum ben bunları.

Hadi oradan be! Ne anlarsın sen? Organik bunlar.

-Buyur. -Sağ ol, sağ ol.

Şikâyet edeceğim seni belediyeye.

Ortamı kızıştırıyorsun, esnafın tezgâhında gözün var diyeceğim!

Şikâyet edeceğim, benden duy!

Git, istediğin yere git.

Sen git!

-Kolay gelsin. -Sağ ol. Ne kadar?

Kadına bak ya.

Gel, gel, gel! Organiklere gel, gel!

Biberler sabah toplandı. Eriğim var, ağaçtan topladım.

-Nevzat. -Ne?

-Anan pazarda çalışmaya başlamış. -Ne?

Bu yaşta kadını çalıştırmaya utanmıyor musun evlat?

Ne pazarı?

Pazar pazarı. Ne pazarı sen de!

Siz karışmayın Sultan ablaya. Ne yaparsa yapar. Size ne?

Ne demek ne yaparsa... Ne diyorsunuz, ne pazarı ya?

Ben de pazarda Muharrem amcanın huzurunu bozduğunu,

milleti işinden ettiğini duydum.

-Annem? -He.

Oh! Anan pazarda çalışır, bacın tarlaya göz koyar.

Senin işin zor. Çok zor.

Sultan abla. Sultan abla, çıkma var mı?

Var, var, var.

İyi ki gördüm seni. Çıkma ne var?

Var. Vereyim sana.

-Maydanoz vereyim mi? -Ver, maydanoz ver.

Biberler de var, vereyim.

-Biber de ver. Biraz da domates verirsin. -Domates istiyor musun?

Tabii tabii. Domateslerin çok güzel görünüyor. Çıkamadık pazara da.

-Hadi. -Vallahi çıkamadım.

-Nasılsınız, iyi misiniz? -İyiyim, sağ ol. Ne olsun?

Ne kadar borcumuz?

Bereket versin. Hanıma selam söyle.

Baş üstüne. Hoşça kalın.

Annem ne güzel alıştı değil mi pazara?

Buradakiler de anama alıştı. Ne diyorsun?

El âleme rezil etti bizi.

Allah babam yerine benim canımı alsaydı da görmeyeydim bugünleri.

Sen bugün varsın, yarın yoksun. Bütün lafı ben duyuyorum.

Yok, öyle hemen mağdur ayağına yatmak yok abiciğim.

Yani madem babamın en sevdiği çocuğu sensin, el mecbur katlanacaksın bunlara.

Yapacak hiçbir şey yok. Mukadderat.

Mukadderat. Anama babam kızardın sürekli mukadderat diyorlar diye.

Buraya geldiğinden beri ağzından düşmüyor.

Vallahi büyükler çok doğru demiş.

Senin içine siniyor mu annem bu hâli?

Otursun evinde, kırsın dizini, televizyon izlesin.

Kocasının yasını tutsun. Bu yaştan sonra ne pazarcılığı ya?

Sen de annem gibi laf veriyorsun milletin ağzına.

Ne?

Herkes seni konuşuyor tarladan pay istiyorsun diye.

Ne?

Kime beymiş be benim payımdan?

Nereye gidiyorsun?

Kim konuşuyor benim arkamdan?

Gelsin, yüzüme konuşsun!

Görüyorsun, değil mi? Bak nasıl suspus oldular.

Sen bunların ağzını kapamayı bilmiyorsun.

Ben hakkımdan vazgeçmeyeceğim!

O tarla ikiye bölünecek, annem de pazarcılık yapacak!

Şimdi oturun, sabaha kadar bunu konuşun!

El el üstünde oturup insanların hayatını konuşursunuz!

Soğuk bir soda ver bana.

İyice rezil ettiniz beni ya.

Yo, bence çok güzel oldu. Çok iyi yaptım.

Sen iki çift lafla şunları susturamıyorsun, değil mi?

Ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum.

Sen annemi hiç düşünmüyor mu?

Yarın öbür gün kolu bacağı kırılsa, yatalak kalsa ne olacak?

Hiçbir şey olmaz.

Şu pazar işinden vazgeçir. Bak seni dinler.

Hâlâ vazgeçir diyorsun bana. İnanamıyorum sana ya.

Annem istediğini yapacak,

sen de hiçbir şekilde karışmayacaksın, tamam mı?

Bırak, kadın özgürce ne istiyorsa onu yapsın ya.

Bunca sene seninle babamla uğraştığın yetmedi mi bu kadının?

Kızım pazardaki düzeni de bozmuş.

Yarın öbür gün tüm kasaba kadına karşı tavır alsa ne olacak?

Yapayalnız kalacak küçük yerde.

Öyle özgür mözgür kurulu düzeni bozmayalım, küçük yer burası.

Bak ben sana bir şey diyeyim mi?

Bu millet var ya bu millet, anamın inadına

bu kahvehaneden elini ayağını çeker.

Ne olacak senin yeğenlerin o zaman? Ben nasıl bakacağım çocuklarıma?

Sen de istemiyorsun böyle abuk sabuk şeyler yapmasını. Biliyorum ben.

-Tamam. -Abisinin bir tanesi.

-Ama bir şartla. -Ne şartı?

-Çorak tarlanın yarısını bana vereceksin. -Çorak tarla diyor.

Sus, bağırttırma beni.

Hakkım olanı istiyorum ben. Kardeş payı, ikiye bölünecek.

Hukuken yapacağız bunu, tamam mı?

Sonra istiyorsan müteahhite verirsin,

payımıza kaç tane daire düşüyorsa bölüşürüz.

Bak dairelerin metrekareleri bile eşit olacak, tamam mı abi?

Bayramdan bayrama uğradığın yer. Benim metrekareme göz diktin!

Çocukluk travmaları öyle unutulmuyormuş abiciğim.

O çocukluk travması dediğin şeyle gittin, İstanbul'da adam oldun.

Kadın!

Kadın oldun ama bu taşaklı kadın oldun.

Kabul ediyor musun? Tamam mısın?

-Ediyorum ulan. Benim de şartlarım var. -Ne?

Pazarı bırakacak, koca aramayacak.

Senin evinde, benim evimde ya da kendi evinde kalacak.

Bunları sağlayamazsan da bak bunu alırsın.

Ay!

Soda da soğuk değil.

Yeter lan, bakmayın!

Sultan Hanım kolay gelsin.

Aa, hoş geldin. Hoş geldin Refik Bey, nasılsın?

İyiyim. Bak işler rast gitti, istavrit getirdim sana.

Sağ ol, ne zahmet ettin ya? Ne güzel.

Sudenaz! Sudenaz!

Efendim babaanne?

Al kızım bunu, götür dolaba koy. Hadi.

-Tamam. -Torun mu?

-Üç numara. -Maşallah.

Ne büyük bahçeymiş burası böyle.

İşte büyük ya. İyi, iyi. Arkada eriklerim var.

Arkaya kadar bahçe. Karadut var.

Kalmadı da konu komşuya pekmez yapıp dağıtıyorum.

Öyle.

Fasulyeler iyi oldu bu sene. Bakalım

-Muhabbetiniz bol olsun. -Merhaba Hanife Hanım.

Seninle de olsun Hanife, gel.

Yok, yok. Ben erik toplamaya gidiyordum da geçerken sizi görünce

bir selam vereyim dedim.

İyi yaptın.

-Ben müsaade isteyeyim artık. -Kalsaydın, bir sütlü çay yapsaydım.

Müsait bir zamanda uğrarım gene.

Gel, beklerim.

Allah'a ısmarladık Hanife Hanım.

-İyi günler. -Güle güle.

Müsait zamanda dedi. Yeniden konuşuruz dedi.

Sus kız.

Ne? İşte ne güzel olmuşsunuz Refik Bey'le.

-Yok öyle bir şey. -Nasıl yok?

-Çifte kumrular gibi konuşuyordunuz ya. -Arkadaşım benim Refik Bey.

He!

Öyledir.

Sultan abla!

Hayriye.

Sultan abla yetiş!

-Burada. Sultan abla. -Ne oldu kız? Buradayım ben.

-Sorma başıma gelenleri Sultan abla. -Ne oldu gene?

Sultan abla, bizim pansiyona daha önceden rezervasyon yapan,

hep gelen Ankaralı bir aile vardı. Tekrar geleceklerdi abla.

Kaporalarını vermişlerdi, yerlerini ayırtmışlardı

ama ben onları aradım, açmadılar.

Mesaj attım, dönmediler. Telefonları da kapalıydı.

-Ölmüşler mi? -Yok.

-Tövbe estağfurullah. -Kaza mı geçirmişler?

Yok ablacığım, daha beter. Ben onların yerini gelmeyecekler diye

başkalarına verdim, iki tane genç. Şimdi onlar da geldiler.

Sizin yerinizi başkalarına verdim de diyemedim abla.

Ne yapayım? Ben gelip çocukları mı çıkarayım?

Ablam şey diyorum ya, ya seni üst kata gelseler ablam?

Reyhanlar kalıyor, biliyorsun.

Tamam ablam, iki gece için aşağı iniversinler, ne olacak ablam be?

İki gece 950 lira. Bak ben para mara da istemiyorum ablam.

İdare ediversinler, ne olacak? Sen şimdi güzel bir temizlik yapıver.

Çarşafları falan değiştiriver. Ben de onları getireyim, olur mu ablacığım?

Allah razı olsun. Allah ne muradın varsa versin ablam benim!

Canım ablam sağ ol. Sultan ablam, canım ablam. Sağ ol ablam!

Anne gerçekten mi ya? Vallahi inanamıyorum sana ya.

Bunu da yaptın mı? Gerçekten yaptın mı böyle bir şeyi?

İnan, inan. Hayriye yapıyorsa ben niye yapmayayım?

O yukarıda pansiyonculuk yaptığın ev var ya,

hani o kiraya verdiğin ev benim ya.

En azından bir sorsa mıydın bana, bir danışsa mıydın anne?

Sen geliyorsun da sanki yukarıda kalıyormuşsun gibi.

Yine de bu yaptığın doğru bir şey değil.

Tanımadığın, bilmediğin insanları doluşturuyorsun eve.

Ya başına bir şey gelse?

Hiçbir şey gelmez, merak etme.

İt kopuk değil bunlar.

Aile geliyor. Hep aile alacağım zaten.

Geldiler.

Hem de bana harçlık çıkıyor. Babanın bıraktığı 25.000'e ihtiyacım yok.

-İyi akşamlar. -İyi akşamlar.

Teşekkür ederim. Bir de pike almam mümkün mü?

Tabii, tabii.

Hoş geldiniz. Buyurun, buyurun. Aman, benim de bu kadar.

Ayşe.

Ayşe, çıktı mı?

Anca çıktı.

Sen de lavaboya, banyoya bak.

Çıkar. Bunları koyalım.

Tamam.

Kendi eviniz gibi şey yapın.

Aydınlık da.

Sağ ol abla.

Sağ ol oğlum.

Bari şu yolu kapatmasaydın. Malzeme taşıyamıyoruz.

Niye? Geçemiyor musun buradan?

Geçemiyoruz. Baksana, benim tezgâhı işgal ettin nerdeyse.

İyi etmişim. Sen de o kadar yayılmasaydın.

Allah'tan pazar iki gün de senin gül yüzünü görmek zorunda kalmıyorum.

Sen mi, ben mi?

-Sultan abla hayırlı işler. -Sağ ol.

İyi alıştın vallahi pazarcılığa.

Yeter ki bana yapamazsın desinler.

Ee, koca bulamayınca iş başa düştü tabii.

Çalışmaktansa evlensen daha iyiydi bence.

Kocam bakardı sana, Belli mi olur? Çıkar bir kısmet.

Burada adamdan bol ne var?

Geçin lan, işinize bakın!

Sultan Hanım, sen aldırma bunlara. Boş ver, geç tezgâhına.

Gel vatandaş, gel. Gençlik aşısı bunlar!

Ne diyorsun lan sen? Ne demeye getiriyorsun?

Yaş 70, iş bitmiş değil mi?

Bir değil, iki değil, üç koca eskitti bunu yiyen!

-Vay be! -Sultan abla da mı tezgâhtan alıyor!

-Sultan? -Gel vatandaş, gel.

Ne diyorsun sen lan?

Ne yapıyorsun abla? Ne yapıyorsun abla ya?

Sultan abla ne yaptın? Sultan abla ne yaptın?

Abla Ne yaptın abla? Manyak mısın sen?

Ne yaptın ya?

Kim verecek bunun masrafını?

Yaş 70, iş bitmiş demeyeceksin.

Sultan abla ne yaptın ya?

Mahvetti her tarafı.

Al bakalım, al. Soğumadan al, soğumadan al.

-Sağ olasın. -Al avukat sen de.

-Eyvallah. -Var mı isteyen başka? Geliyorum.

-Pardon. -Buyurun.

Ben bir şikâyette bulunacaktım da nereye başvuracağım?

Sultan abla.

Hayrola Murat?

Abla, sen burada pansiyon mu işletiyorsun?

He.

Gözünü seveyim, olur mu abla? Hakkında şikâyet var.

-Kim şikâyet etmiş? -Ne oluyor anne, ne şikâyeti ya?

Bilmiyorum.

İşletme belgeniz olmadan pansiyon işletiyormuşsunuz.

Yasak mı?

Yasak tabi ki Sultan abla, öyle şey olur mu?

-Önüne gelen pansiyon açsın o zaman. -Sen çok iyi biliyorsun sanki.

-Ne zararım var benim? -Biz görevimizi yapıyoruz Sultan abla.

Yani ne faaliyetin varsa durdur

yoksa bir dahaki geldiğimde mühürlemek zorunda kalacağım.

Abla, bunları nereye kaldırayım?

Nesrin?

Senin ne işin var burada? Sultan abla?

Ayşe?

Oho! Cide'nin bütün kadınları burada toplanmış. Maşallah.

-Topladık. -Şu hâlinize bakın.

Allah Allah, ne varmış hâlimizde?

Alnımızın teriyle çalışıyoruz biz.

Çalışamazsınız. Kadın başınıza esnaflık mı yapacaksınız?

Niye yapmayacağız? Biz istersek dünya yerinden oynar.

Bu işçilerin sigortası var mı peki?

Oğlum sen ne diyorsun, ne sigortası ya?

Kasabanın bütün kaçak göçek işleri bitti, sıra bana mı geldi?

Anarşikliğin lüzumu yok Sultan abla.

Bir daha gelirsem mühürlerim burayı, ona göre.

Nesrin, düş önüme çabuk. Ayşe sen de hadi.

Sultan ablam üzülme, bulunur bir çaresi.

Refik Bey.

Sultan Hanım.

Evlen benimle.

İnsanlar her şeyi alıştıkları gibi görmek istiyorlar.

Sizin yaşınızda bir kadın evde oturmalı. Hayatı bu kadar sevmemeli.

Bunlar hep yaşamasını bilmeyen insanların lafları.

Bence bu safsatalara bakmayın siz.

Bakmıyorum da

pansiyon da elimden gitti.

Yakında çocuklar da yüzüme bakmayacak.

Sultan Hanım bakın, ben bu yaştan sonra yeni bir hayata başladım.

Senelerdir el âlem ne diyecek diye diye düşünmekten

hayatı kaçırmışım. Hiç fark etmemişim.

Kendimi baskılamışım ben ama bu sonunda patlıyor bir yerden yani.

Ben yıllar önce yapmam gereken şeyi emekliliğimde yaptım.

İyi ki de bir daha evlenmedim.

Evlenmem diyorsun yani.

Sultan Hanım.

Siz çok hoş bir kadınsınız.

-Ben mi? -Evet, siz ama

aradığınız kişi ben değilim.

Hem hoş kadınsın diyorsun hem istemiyorsun beni.

Olur mu? Ben...

Sultan Hanım, ben artık kadınlara dokunmuyorum.

Aa!

Anladınız siz.

Olsun.

Ne olsun?

Fiki fiki yapmayacağız. Yatak arkadaşı oluruz.

El âlemin de ağzı kapanır.

Ben hayatım boyunca yeterince yatak arkadaşlığı yaptım zaten.

Bari kalan baharım da özgür olayım.

Doğru diyorsun.

Doğru.

Bana kalırsa siz etrafta kim ne diyor hiç kulak asmayın.

El âlem ne diyecek diye düşünmeyin.

Ne yapmanız gerektiğini en iyi siz bilirsiniz.

Sonra hala biz ertesi gün Mehmet'le gittik öğretmenler odasına.

Pat, kapı kapanmadı mı üstümüze?

Rezil rüsva olduk.

-Ekmek. -Tamam, iyiyim.

-Helal olsun. -Kızım hayrola? Pek bir neşelisin.

Anne günler sonra böyle ağız tadıyla

sakin sakin, neşeyle yemek yiyoruz işte.

Pansiyon boş diye mi acaba? Yukarıdan ses mes gelmiyor.

Kim şikâyet ettiyse Allah bin belasını versin onun.

Bela okuma, bela okuma.

Hayırdır Cavidan, sen niye celalleniyorsun?

Annem biraz para kazanıyordu abla.

Sadece annem kazanıyor, değil mi?

Anne bu babamın şartlı verdiği parayı çeksem mi yarın?

Malum bu ay kazandığımız bütün para senin pazarda yıktığın tezgâhlara gitti.

Yarın çekeceğim zaten.

-Ama bana lazım. -Neyine lazım?

Hayırlı bir iş için.

Ne işi anne?

Yine mi izdivaç?

Hah tamam.

-Sağ olun. -Teşekkürler.

Sağ ol. Hayırlı işler.

-Hadi hayırlı olsun anne. -Sağ ol oğlum.

Güzel oldu.

Üzülme kız.

-Cici babadan iyidir. -He, iyidir.

Anneme müşteri getirdikçe komisyon aldığını bilmiyorum, değil mi?

Görmedim sanki.

Komisyon mu?

Fındık Hayriye'ye gideceğine aile arasında kalsın dedim ya.

Abi o aldığın komisyonda bile benim hakkım var, biliyorsun değil mi?

Ne komisyonu ya? Ne alakası var ya?

Müşteriyi ben getiriyorum, seninle ne alakası var? Ne oluyor sana?

Ev benim ya, o alakası var abi.

Abi bak birkaç günlüğüne diye geldim, kaldım burada.

Benim dönmem gerekiyor. Ben bu pansiyonculuk işiyle falan uğraşamam.

Biraz hevesini alsın. Sana ne zararı var Reyyan?

Ne zararı var? Biraz sonra başlayacak temizliğe yardım et diye.

Kadınlar da çekti gitti zaten. Bırakmaya hiç niyeti yok bu işi.

Reyhan! Kastamonu'dan komutanla karısı geliyor.

Bana yardım et de kırklayalım şu evi. Hadi.

Duyuyorsun, değil mi? Ben biliyorum başıma geleceği.

Abi bak, benim gitmem gerekiyor.

Allah aşkına ver şu tarlayı da gideyim. Zeki abi nerede kalmış.

İki kardeş siz halledin diyor.

-Anlaşma ne olacak? -Ne anlaşması be?

Hâlâ pazara çıkıyor. Kahvedekiler de susmadı.

Kadının pansiyonculuk yapmasına okeysin de

pazarcılıkla ilgili ne derdin var? Kahvedekiler diyorsun ya!

Bunun onunla ne alakası var abi?

Senin de kızın var!

Yarın öbür gün hakkını yeseler böyle susacak mısın sen?

-Kimse benim kızımın hakkını yiyemez. -Babam da aynı şeyi söylüyordu.

Hâlimize bak. Kardeşimle hak savaşlarına girdik burada.

Laf ebeliği yapıyorsun Reyyan ya.

-Bu ikisi aynı şey mi? -Aynı şey tabii ya, aynı şey.

Yarın öbür gün kızın oğlun da bu duruma düştüğünde

sen kızının hakkını vermeyecek misin abi?

Bir şeyler vereceğim de ona da kocası baksın artık.

Benim üç kuruşuma mı kaldı?

Al işte, aynı zihniyet. İstiyorsunuz ki bütün hayatımız

sizin ağzınızdan çıkan, bir erkekten çıkan lafa baksın, değil mi?

Bu kız kendi ayakları üzerinde durması mı abi?

Kocasına mı muhtaç olsun istiyorsun sen ya?

Benim kızım kimseye muhtaç olmayacak!

İşte tam da bu yüzden o zaman hakkaniyetli davranmak zorundasın!

Ailesinde görmediğini gidip el oğlunda aramasın diye!

Başına bir haksızlık geldiğinde susup oturmasın diye! Bu yüzden!

Ya ben kime ne anlatıyorum ki?

Sen de aynı babam gibisin ha!

-Ne? -Babama benziyorsun.

-Ne dedin? -Babama benziyorsun dedim!

Aynı babam gibisin ya.

Senelerce halamı görmezden geldi, yok saydı, anamı saydı.

Hepimiz gördük bunları. Bak, giderayak beni görmezden geldi, yok saydı.

Sen de beni yok sayıyorsun. Sen kızını da yok sayacaksın, değil mi?

Ben babam değilim, hiçbir zaman babama benzemeyeceğim!

Öyle davranma o zaman!

Babamın ben kayırdığını düşünüyorsun, değil mi?

Evet, kayırdı! Tarlanın yarısını kime verdi?

Tabii kayırdı! Bir kere benim başımı okşadı mı?

-Bunun onunla ne alakası var? -Ne demek ne alakası var?

Para verince iyi baba olunmuyor.

Doğru diyorsun sen, böyle hak yemek olmaz.

Allem ettin kallem ettin, benim gibi adamı da...

Ağlattın demeyeceksin herhâlde. Sümüğümü elime siliyorum.

Bak, biri duyarsa vazgeçerim.

Neyden?

Tarlanın yarısını vereceğim.

Vallahi mi?

Vallahi.

Ama bir şartla. Yani şart değil de

rica.

Oğlan üniversite sınavından yüksek puan aldı, biliyorsun.

Biliyorum, konuştuk.

İstanbul'da okumak istiyormuş.

-Ama bunu bana söylemedi. -Bize de demedi.

Sonra baba eğer isterseniz kalırım, burada olurum dedi de

ben istemiyorum burada okumasın,

Burada okuyacak, ne olacak? Ben okudum ne oldu?

Tamam, üniversite okumadım sonuçta ama burada kalırsa çevresi aynı olacak işte.

Sen dedin, tekelcinin çocuklarıyla geçti lise hayatım.

Ben istiyorum İstanbul'da okusun.

Gurur duyayım istiyorum.

Seninle gurur duyduğum gibi.

Ama diyemedim bir şey. Durumumuz belli.

Nasıl oldu? İstanbul büyük yer. Diyemedim sana da bir şey.

Abi niye bir şey diyemiyorsun sen bana?

Kemal eniştem var, kurulu düzeniniz var. Bilemedim yani.

Ya olur mu hiç öyle şey? Yani çocuk madem yüksek puan almış,

İstanbul istiyor, bizde kalacak. Nerede kalacak başka?

Ecem'e de abilik edecek. Ben onun halasıyım, hala.

Yeğenim o benim. Biz kardeşiz seninle.

-Vallahi mi? -Vallahi.

Ya.

-Allah razı olsun. -Senden de.

Reyhan. Hadi kızım, gel. Bok götürüyor içerisini, hadi.

Tamam anne, geliyorum. Görüyorsun, değil mi?

Gündelikçi gibi oldu, ellerime bak.

Geliyorum.

-Abi bak söz verdin. Kardeş payı ha? -Tamam. Söz verdim ya.

-Söz. -Söz.

Abi, şunu unuttum bak. Hak yiyen bunu yer.

Boşluğu buldu, çaktı yine.

-Anne neredesin kız? -Eşek sıpası.

Ondan sever.

Kızım ne gerek vardı buna? Evde ne güzel taze fasulye vardı.

Anneciğim ne olacak ya? Geldim geleli ben sizin hiçbirinizi

alıp yemeğe götüremedim. Gitmeden hep birlikte yiyoruz işte. Çok mu?

Vallahi iyi yaptın Reyhan. Çok güzel oldu.

Afiyet olsun.

-Rakı da içer miyiz ki? -Çüş!

Sen de yazın gelirsin İstanbul'a Sudenaz.

Gideriz, gideriz. Hep beraber gideriz, hep beraber.

Aferin benim güzel kızıma. Bak böyle kardeş kardeş geçinin ha.

Ananıza babanıza benzemeyin sakın.

-Anne. -Anne aşk olsun.

Babanız da olsaydı burada.

-Keşke. -Bakıyordur o bize bir yerlerden.

Rahmetli böyle yaşarken az çektirmemişti.

Ama sizin gibi iki güzel şey bıraktı bana.

Siz de bu güzelleri verdiniz.

Mühim olan insanın arkasında bıraktığı şeyler.

Ecem, şey vardı ya hani, yükledik ya.

-Bak bakayım bir talipli var mı bana? -Allah Allah, ne talibi ya?

Şaka yapmış.

Kalbime indi ya.

Şaka yaptı.

Annem.

Özür dilerim.

Niye diye sormayacak mısın?

Yok, biliyordum.

Biliyordun değil mi benim seni belediyeye şikayet ettiğimi?

Gözünden anladım.

Ya anne. Vallahi senin iyiliğin içindi.

Kötü bir niyetim yoktu.

Güzel annem.

-Vallahi iyiliğin için. -Şuna da.

Şunlara da şunlara da.

Halasının gülü.

-Reyhan biberleri bıraktım. -Abi çok koymuşsun be.

Bol bol yersiniz.

Reyhan, ben de ehliyete yazıldım, biliyor musun?

İnşallah ben getireceğim bizimkileri bu sefer arabayla.

Ben de yolda uyurum artık. Tek şoför zor oluyordu.

-Başımıza taş yağacak, görüyor musun? -Böyle böyle yontuluyorsun.

-Tamam, tamam. -Anneciğim, oh.

Dikkatli gidin, olur mu?

-Tamam. Annem sana emanet. -Tamam, merak etme.

-Hadi bakalım. -Görüşürüz.

Hadi Allah'a emanet, iyi bakın kendinize.

Miraç, tercihi yapar yapmaz arıyorsun halacığım.

-Dikkat edin. -İnşallah, inşallah.

-Hadi görüşürüz, iyi bakın kendinize. -Eniştem radara dikkat.

Tamam.

Dur.

-Hadi eyvallah. -Güle güle

Reyhan.

-Hadi ben kahveye gittim. -Nevzat dur, dur.

Anne, ben de çarşıdan bir iki şey alacağım da.

-Ben de geleceğim anne. -Gel, gel eksik olma.

Gel bakayım buraya. Uçtu uçtu, Sudenaz uçtu.

Uçtu.

Sultan Pansiyon.

Kızım yalnız bizimki apart gibi bir şey.

Ev gibi yani, öyle düşün. Mutfağı, banyosu hepsi bir arada 800 lira.

Evet, sahildekilerden daha uygun.

Sultan!

Ödümü patlattın Hanife ya.

-Vallahi sana güzel bir haberim var. -Ne olmuş?

-Bizim Şaban var ya. -Ayı Şaban.

İşte onun bir abisi vardı Güren Köyü'nden ama uzun zamandır görüşmüyorlardı.

-Küsler miydi neydi? -Barışmışlar mı, ne olmuş?

Ay, bir dur. Benim hevesimi kırma Allah aşkına.

Onun abisinin adı Fikri'ymiş. Tepegöz Fikri diyorlarmış.

-Böyle kocaman gözleri varmış mavi mavi. -Ne, ne?

Onun karısı ölmüş bir, iki hafta önce.

Hatta bizim mahalleden de gidenler olmuş cenazesine.

Ne diyorsun Hanife? Anlat, ben anlamadım.

Kendisine karı arıyormuş. Çocuklarına beni evlendirin demiş.

Sen geldin aklıma. Söyleyecektim ama sana bir şey sormadan söylemek istemedim.

-Parası var mıymış? -Var tabii.

Hatta sizin çorak tarlanın arkası hep onların diye biliyorum.

-Evi var mıymış? -Var, var. Olmaz olur mu?

Köyde bir tane, İstanbul'da da iki tane.

-Arabası var mıymış? -Var tabii. Traktörü bile var.

Hatta oğluna son model yeni bir araba almış. Yani sen düşün.

İyi, kendine al Hanife.

Aa.

-İstemiyor musun? -İstemiyorum Hanife.

Uğraşamayacağım, işim başımdan aşkın benim.

Öyle kocayla mocayla uğraşamayacağım. Pazara gidiyorum ben şimdi.

Sultan abla.

-Kız hayırdır, ne oldu? -Ben işe dönmek istiyorum.

-Kocan ne diyor? -Bilmem, sormadım ki.

Hem sen dememiş miydin biz istesek zelzele bile olur diye?

Kız o laf öyle değil de neyse. İyi, aferin sana ama.

İyi, hadi. Müşteriler geliyor.

Şey yapın. Ortalığı bir toparlayın, yemeği falan yapın.

-Tamam mı? -Hadi Nesrin.

Nesrin, Ayşe nerede?

O gelemedi abla.

İyi.

Ne oldu? Pazartesi yoktun ortalarda.

Ben de merak ettim bir şey oldu diye.

Çocuklar, pansiyon falan olmadı işte.

Yani Muharrem Bey.

Sen de fırsattan istifade benim müşterimi çaldın mı yoksa?

Yok canım, olur mu öyle şey?

Gül bıraktım oraya kalbimizdesin diye.

Ben öldüm de haberim mi yok?

Seninle de şaka yapılmıyor ha.

Bu benim bahçenin en güzel yerinden.

Görüyorsun değil mi? Bak ezik, çürük çarık falan değil.

Şifa niyetine.

Güzelmiş.

Afiyet olsun.

Kızım, ben sana bunu mu demek istedim? Delirteceksin beni ha.

Ne dedin? Dizinin dibinde otur dedin. Ben de oturuyorum.

-Dedim de her yere benimle gel mi dedim? -Ne güzel işte.

-Oğlum neredesin sen ya? -Usta sorma, Ayşe yüzünden geç kaldım ya.

Neymiş, bütün gün benimle burada çalışacakmış.

-Çalışıyorum işte. -Aferin kız sana.

Bunlar hep senin yüzünden oluyor Sultan abla.

Birbirinizin kıymetini bilin. İnsan bir anda yalnız kalıveriyor.

Tamam da Sultan abla, bütün gün burada benimle mi duracak?

Tamam, istemiyorsan o zaman pazara gelmeyeyim, pansiyonda çalışayım.

Tamam, ne istersen yap.

Vallahi? Sultan abla, duydun mu?

He, duydum. Hadi git, kızlar seni bekliyor.

Akşama yemek yok Sadık. Ona göre gelirken bir şeyler alırsın.

Sağ ol.

Afiyet olsun.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.