All language subtitles for [SubtitleTools.com] Cenazemize Hoş Geldiniz izle (2023) ⚡️ FilmEkseni

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Merhaba ben İrem. Bugün nişanlanıyorum.

Yani sanırım öyle olacak gibi. Ah benim salak kafam.

Aslında ben yemin etmiştim evlenmeyeceğim diye.

Çünkü gerçekten benim evlenmek için uygun bir ailem yok.

İnanmıyorsunuz değil mi? Biraz geri gidelim.

İşte Hülya teyzemin düğünü.

Akıl kafesinin kırılıp kuşların her birinin ayrı yerlere savrulduğu o gün.

Ne oluyor?

-Yok bir şey. -Neyi çekiyorsun?

Ya misafirleri, düğünü çekiyorum.

Erol, misafirler sarışın mı?

Yapma be kızım. Ne alakası var ya?

Enişte, beni çek, beni tek çek.

-Tamam, çekiyorum. -Tekrar çıkacağım.

Tamam, hadi gelin.

-İçkili gelmişsin düğüne. -Ya ne alakası var? Yapma gözünü seveyim.

Hayır yani boşu boşuna mı aldık biz bu makinayı ya?

Merhaba.

Hülya.

Hülya, nereye gidiyorsun?

Allah mesut etsin.

-Sağ olun. -Bunlar kim ya?

Yana yana kül olsam her an

Yine de senden ayrılamam

Ablacığım.

Annemin kuşları o kafese bir daha hiç girmedi.

Sana gönlümü verdim nazlı güzel

Abla. Abla. Abla.

Nerede o? Bunu da çek.

Abla.

Bendeniz sizler için bir şarkı okuyacağım.

Değerli misafirler, elimizde olmayan sebeplerden...

Nedir bu sebepler?

Tabii ki düğün masraflarının elimizde olmaması hâli.

Hayır efendim, hiç öyle bir şey yok.

Her şey çok yolunda. Düğünümüz harika.

Ödemeyi alalım abla.

-Ablacığım yemin ederim... -Ne yaptın kız sen?

Arzu teyzem organizasyonla başlayan kariyerine dolandırıcılıkla devam etti.

Fıstıklar orada mı Erol? Fıstıklar orada mı?

Sonrası mı?

Sonra ailede kimse evlenmeye cesaret edemedi.

İrem.

Buradayım.

Hayatım, bu ne?

Ne ne?

Bu.

Nişan var. Kaç.

-Hadi sevişelim. -Bir dakika, bir dakika.

Gel bir oturalım, bir konuşalım. Ne oluyor kaçmak falan?

Ne oluyor?

Sen yoksa artık beni istemiyor musun?

Hım?

Yemem ben bunu hayatım.

Ozan, belki yersin ya.

Yemem.

Ya sana bir şey olmuş.

İyi misin sen?

Ya Ozan!

Ozan, iyi değilim tabii ki. İyi değilim ben.

Nasıl iyi olayım? Ben bütün gece bir gram uyku uyumadım.

Ya annemin hastaneden çıktığı gün nişan yapıyoruz.

Ve annenler annemin hastanede yattığını bilmiyorlar.

Ozan, sen beni anlamıyorsun.

Anlamıyorsun beni.

Benim nişan yapmaya uygun bir ailem yok.

Delireceğim ben ya.

Asıl soru şu.

Sen benim donumu mu giydin?

Ha?

Böyle donma olmaz.

Git alışveriş yap, bir şeyler al.

Ha?

-Ozan? -Ha?

-Ozan, bir şey söyleyeceğim. -Hı hı.

Biz acaba kendi aramızda ikimiz baş başa mı nişan yapsak burada böyle?

Daha güzel olmaz mı?

-İkimiz? -Hı hı.

-Beraber? -Hı hı.

Senin çocukluğunun geçtiği evde yapacağız.

O bahçe çok güzel, değil mi?

Kahve.

Ozan, bir şey diyeceğim.

Annenle babandan başka kimse gelmiyor değil mi?

Yani gerçi annen de baban da gelmese iyi olurdu ama.

Ben de gelmeyeyim istersen hayatım.

Yok, sen gel.

Sen tanıyorsun zaten bizimkileri.

Yani tamam ben gelenekçi bir kadın değilim ama yani olacak şey mi?

Biz iki kişi gidiyoruz orada küçük bir kutlama yapılacak diye.

Onların ta Hollanda'dan akrabası geliyor.

Bu usule aykırı, hoş değil.

En azından önce aileler bir yemek yenseydi de tanışsaydık.

Hayatım, nişanı yapıp döneceğiz zaten. Çok dert etme.

Gelenlerin kim olduğunu söyleyecek misin Nevinciğim?

Dur bir dakika.

Ozan yazmıştı kimin kim olduğunu.

Şimdi, Atike Hanım, büyük babaanne.

Misliye Hanım, Atike Hanım'ın kızı. Yani Gülşen teyzenin halası.

İrem de ona hala diyor. Eşiyle geliyorlar, adı Erol.

Erol, Amsterdam'dan Herzoglarah yedi saat.

Tamam, hadi.

Kahvaltı da bok gibiydi. Bu onların ayıbı, anlıyorum.

Fakat Oersoe üzerinden güzel bir yolculukla...

...tam Macaristan'a doğru döneceğiz.

Sen neden Slovenya'ya direksiyonu kırıyorsun ki?

Bir gece kaybettik.

Bir de burma parası verdim.

Ya o A altı yolu bizi Macaristan'a çıkartacak zannettim.

Ama dalgaya düştük işte.

O harita da benim kafamı karıştırdı.

Ha harita Erol, harita karıştırdı.

Senin kafanı 1.85 boyunda sarışın karılar karıştırdı Erol.

O ne demek şimdi?

Hayır bir de yani anlıyorum.

O kadınlar yabancı, sarışın, uzun boylu.

Sırbistan'daki otelci karı ne olacak Erol?

Şehrin adı Böğürdelen.

-Karının da adı Nurten. -Nuran.

Kusura bakma Erol.

Ayıp oldu kahveye. Düz git.

Ya düz gidiyorum. Allah Allah!

Sanki dönecek yer var.

Panik hâli kontrol altına aldık.

Ama duygu durumu stabil değil.

Onun için de ilaçlarını mutlaka alması gerekiyor.

Bir de atağını tetikleyecek şeylerden uzak durması gerekiyor.

Buna lütfen dikkat et.

Kölesi miyim lan ben bu memleketin?

-Ağam mu ulan bunlar? -Neslihan.

Paşam mı lan bunlar?

Bunlar uyku kaçırır lan! Bırak!

Ne diyorsun lan sen? Bana vurdu, bana vurdu, bana vurdu.

Hişt! Hişt! Hişt!

Ne oluyor ya?

Ne bu gerginlik?

-Ne bu sinir? -Bir şey yok.

Ben hallettim işlemleri. Doktor bey onayladı.

Tamamdır.

Çıkış onaylamasını yapayım. Hastanın onayıyla da tamamdır.

Tamam.

Teşekkürler.

Anneciğim.

Geçmiş olsun. Adınız, soyadınız?

Sezen Aksu.

Sezen Aksu mu?

Mustafa Kemal Atatürk.

Nasıl yani?

Kim olduğunuzu bilmiyor musunuz?

Anne.

Olduğum kişiden memnun olsam benim burada ne işim var?

Gülşen. Adı Gülşen.

Bubikoğlu değildir inşallah.

Yok, değil. Gülşen Ergin.

Bir şey yok, bir şey yok, bir şey yok.

Bir şey yok, bir şey yok.

-Sigaran var mı? -Kullanmıyorum.

Ozan.

Hayatım.

Bir şey yok, bir şey yok.

Gülşen anneciğim, hoş geldin. Geçmiş olsun.

Teşekkür ederim.

Daha iyisin, değil mi?

Hayır, hiç iyi değilim Ozancığım. Çok teşekkür ederim.

Ben bavulu alayım o zaman.

Anneciğim, gel.

-Öne binmek ister misin? -İstemem.

Tamam. Gel o zaman böyle.

Hadi geç.

Rahat mısın?

Bazen.

Açmıyor ki pezevenk!

Köpek neredesin?

Gönül!

Nerede bu be?

Gönül! Neredesin kız? Gel!

Gel, gel, gel.

Gel, için yandı.

Of!

Zaten içim şişti ya.

Aa!

Buyurun, buyurun.

Aa!

-Gönül dur kız, dur. -Çok şeker.

Gönül kızım dur. Ay mahvetti üstünüzü.

-Ay ne zahmet ettiniz. -Yok canım ne zahmeti?

Nevin, kapıyı kapat. Nevin, kapıyı kapat!

-Ne diyorsun Zafer? -Köpeği bağlasınlar.

Şeyi mi soruyorsunuz Zafer Beyciğim? Arabayı hemen sağda.

Şöyle ilerleyin göreceksiniz. Oraya park edebilirsiniz.

Buyurun Nevin Hanımcığım, yoldan geldiniz buyurun.

Şey saplandım da ben.

-Anlamadım? -Topuklarım.

-Ha. Ay. -Yanlış ayakkabı.

Evet.

-Dur. İyi oldu. -Sizi çok yorduk değil mi?

-Her şeyle siz ilgilendiniz. -Olur mu canım öyle şey?

Biricik yeğenim, seve seve yaptım. Buyurun.

Zafer Bey de gelir herhâlde.

-Efendim baba? Alo? -Ne?

-Baba? -Gizem, hayır.

Ben orada saçımı kestirmem deyince o da Banu Hanım'a dedi ki...

Baba kesiliyor ya, sesin kesiliyor çok. Bir bahçeye çıksana.

Ay Gizem bana ne ya, bana ne? Artık o da yapımcının problemi yani.

Ozan, çok severim bu şarkıyı. Sesini açar mısın?

Babacığım olmuyor ya, bak olmuyor. Gelince konuşuruz, tamam mı?

Hadi öpüyorum, bye bye.

Yok olmuyor ya, olmuyor.

Gizem Vallahi ben bırakıyorum artık ya bu işi, bırakıyorum.

Yeter artık ya, yeter!

Ozan, bu o şarkı değilmiş, kısar mısın?

Yani orasını burasını yaptıran, milyon takipçisi olan ekranda...

...ben bu işin okulunu okudum, doğal ol, doğal ol dediniz.

Ancak bir tane kamu spotunda oynayabildim.

Ama çok güzel oynadın kızım.

Yoksa ben sigarayı nasıl bırakabilirdim?

-Ne diyor baban? -Anlamadım ki.

Keyifsiz geliyordu sesi.

Ozan, bizimkiler bir şey mi yaptı acaba? Kesin bir şey yaptılar.

Yok hayatım ya, ne yapmış olabilirler ki? Keşke aynı arabada gitseydik.

Bak aklın kalıyor.

İşte Ozancığım, o zaman da başka sorunlar çıkıyordu ya.

Başka sorunlar ben miyim?

Anneciğim.

Ozan'ın ailesini tatile gittiğini söyledik.

Yani seni hastaneden değil de havaalanından aldık diye biliyorlar.

Şimdi sana da bir sürü soru soracaklardı.

Senin için de zor olacaktı.

İşte tatile gittim, eğlendim, dinlendim geldim dersin.

Ne kadar İlberce?

Ne?

Ailemden utanıyorum cümlesi ancak bu kadar...

...İlber Ortaylı dilinde söylenebilirdi.

-Nereye gittim? -Ne zaman?

Tatile nereye gittim?

Ha, Paris'e.

Çok sıradan. Neden Seyşellere gitmedim?

-Ozan, ne gülüyorsun Ozan? -Gülmüyorum hayatım.

Beni Arzu'dan uzak bir masaya oturtun olur mu?

Çünkü ne kadar uzak kalırsam o kadar iyiymiş.

Doktor öyle söyledi.

Anneciğim, yani şimdi bu aynı evin içinde nasıl şey olacak, mümkün olacak?

Doktor öyle söyledi.

Ama anneciğim yani teyzem de bir şeyleri toparlamak için çabalıyor ya.

Hani nişan için de en çok o uğraştı falan.

Bana kardeşimi anlatma ya.

Peki anne, peki.

Ben size yardım edeyim.

Ne oldu?

Gülşen anne.

Anne, ne oldu, niye inmiyorsun?

Ben osurdum galiba.

Ozan, sen bavulları al, ben halledeceğim.

Anneciğim ne var bunda? Normal. Hadi in ne olur, gözünü seveyim in hadi.

Ne oluyor ya? Teyze.

Teyze.

Vay, vay, vay!

-Gitti ya, gitti! -Nevin anne ne oluyor?

-Atike'm gitti! Atike'm! -Atike Hanım'ı kaybettik.

Üst kata baktınız mı?

Ha?

Gülşen anne.

Kaybettik derken vefat etmiş.

Ölmüş.

Aa!

Ben gideyim o zaman.

Çünkü doktor dedi ki artık üzülmek falan yasak.

Şimdi içeride herkes ağlar, zırlar, tepeme doluşur. Ben gideyim.

-Hadi Ozan gidelim. -Ne diyor, ne?

-Anne, ne zaman oldu? -Şimdi.

Siz kapıyı çaldınız.

Gitti.

-Gülşen anne. -Hadi gidelim.

-Tamam. -Hadi.

Bıçak koyun karnına.

-Karnına koyun. -Hah bıçak.

-Kızım sen dışarı. -Karnına koyun bıçak.

En mutlu günümüz olacaktı. En mutlu günümüz olacaktı.

Benim kadersiz kızım.

Hülya, tamam. Kızı daha fazla üzme.

Ah İremciğim, seni ne kadar severdi.

Nasıl bekledin?

Hoş geldiniz oğlum, hoş geldiniz.

Hoş bulduk Behçet amca.

Başınız sağ olsun.

Sağ ol Ozan, sağ ol.

Bekliyorduk bekliyorduk da biraz zamansız oldu.

İrem de mahvoldu kızcağız.

Yol nasıldı oğlum, boş muydu bari?

Boştu. Hızlı geldik.

Paralı yoldan mı geldiniz?

Buraya parasız yol mu var?

Yok.

Yeminle bir tek İrem dedi.

Hep İrem dedi.

Hala, tamam. Anladı kız, anladı.

Hülya, havlu çıkaralım. Nüfus gittikçe artıyor bak, hadi.

Ne havlusu Behçet?

La, la, la, la, la, la

La, la, la, la, la, la

Teyze!

Annem! Teyze annem!

La, la, la, la, la, la

La, la, la, la, la, la

Abla!

Kız kapat!

Muazzez kıs şunu, kıs!

Ah kalbim ben senden çok çektim

Söyle nedir bu hâlin?

Vallahi sen delisin delisin

Olmaz ki böyle çarpılmaz ki

Çıldırmışsın sanki

Vallahi sen delisin delisin

Hayır konuşmayayım konuşmayayım diyorum.

Çok şükür kendimi tutamamak gibi bir huyum var.

Ben anlayamıyorum Erol.

Üç bin kilometre boyunca patlamayan bir teker...

...nasıl oluyor da 50 kilometre kala patlıyor? Seni tebrik ediyorum.

Çünkü bu çok büyük bir başarıdır Erol.

Yahu kadın ben mi patlattım? Ben mi patlattım zırıltı yapıyorsun bana?

Sen patlattın, tabii sen patlattın.

Yolu uzatıyorsun.

Tekerlekleri yoruyorsun.

Onlar da gördükleri ilk engebede yolun ortasında yağmurda kalmış...

...bir inek boku gibi yayılıyor.

Bak Misliye, bu tekerlek bizi 25, 30 kilometre götürür o kadar.

Sebep?

-Sebep? -Ne sebep ya?

Niye söyledin bunu?

Ne sebep söyleyeceğim? Bil diye söyledim kadın!

Bana ne yararı var Erol bu bilginin?

Son on kilometrede de bu tekerlek yoruldu sen çık diye beni mi takacaksın Erol?

Hazırlık mı yapayım ben ufak ufak?

Memleketime yuvarlanarak mı gideyim yani?

Ya haber ver diye söylüyorum sana yahu.

Bırak! Bırak!

İnsanlara söyle, gecikeceğimizi söyle.

Tamam kocacığım, şunu bırakayım gideceğim.

Tarlaya mı bırakacaksın Erol?

Yok, bagaja koyacağım.

Yavaş.

Tamam abla.

Acele etmeyin.

Abla.

Misliye halaların tekeri patlamış.

Yıkamayı bitirip işlemi yaptıktan sonra getireceğiz.

Belediyemizin ücretsiz hizmetidir efendim.

Ücretsiz. Tamam ya. Hülya. Hülya.

Ha?

Yıkamayı yapıp zaten mevtayı hani geri getireceklermiş.

Niye getiriyorlar?

Belediyenin bir hizmetiymiş işte Hülya.

Ücretsiz.

Anladık abi, tamam ücretsiz. Allah razı olsun.

Şimdi mevtayı defnedene kadar burada buzdolabı gibi bir şeyin içinde duracak.

-Buzdolabı mı? -Ha.

-Bizim buzdolabı mı? -Ha, bizim buzdolabı.

Kavunu, karpuzu çıkar yer aç.

-Ya?- -Allah Allah!

Ya olur mu hiç Arzu? Yahu adam anlatıyor işte.

Bir şeymiş. Neymiş? Anlat abi. Benim beynim durdu ya.

Beyefendi, buzdolabı demeyeyim de soğuk sistem diyelim.

-Hah. -O da ücretsiz efendim.

Anladık, tamam. Hepsi ücretsiz. Soğuk bir sistem bu.

Tabut gibi böyle buzdolabının içinde duracakmış yani, anladın mı?

Tamam abi, sen git.

-Behçet. -Ha.

Konuklara da haber vermek lazım.

-Konuklar derken? -Aman kafa gitti, komşular.

Komşular konuklar zaten.

Artık konuk değiller. Cenazede konuk ağırlanmaz.

Öyle mi?

O zaman komşulara artık konuk olmadıklarını...

...uygun bir dille söylersin Hülya. Ne yapalım?

-Konuya komşuya söyleyeyim o zaman. -Söyle.

-Pardon. -Pardon.

-Kimler nişan için gelmişti? -Biz geldik.

Siz artık konuk değilsiniz. Cenazemiz var. Hoş geldiniz.

Muazzez, bakma gel.

Arzu.

-Sahtekâr Arzu! -Ne oluyor ya?

-Arzu! -Hayatım, sen annemlerle gelirsin.

Geliyorum ben şimdi hemen.

-Sahtekâr Arzu! -Ceren Hanımcığım.

-Bugün zor bir gündü. -Ah canım.

-Ceren Hanımcığım. -Ne yapıyorsunuz?

-Seni öldüreceğim! -Lütfen bırak!

Lütfen bırakır mısınız hanımefendi?

-Dudaklarımla boğacağım seni! -Ay sizin ağzınız...

Hiç yakışıyor mu ağzınıza böyle laflar?

Rica edeceğim yani. Böyle ev basmalar falan.

İçmişsiniz sabah sabah da.

-Bak şuna, normal mi bu? -Sarhoş be.

Normal, normal.

Ama bir şey söyleyeyim mi gerçekten çok yakışmış. Çok güzel olmuş yüzünüz.

Ben her herkese anlatacağım.

Herkese anlatacağım. O beni rezil etti.

Ceren Hanımcığım, şişer ilk hafta, geçecek sonra.

Rezil edeceğim seni! Seni rezil edeceğim!

-Ceren Hanım. -Rezil edeceğim onu!

-Lütfen! -Aa!

-Ben de seni rezil edeceğim! -Atike'm!

-Anlatacağım. -Tamam bir konuşalım.

Sakin sakin bir konuşalım ne olur.

Sen beni tutmaya mı çalışıyorsun? Kimsin sen? Kimsin?

Yeğeniyim ben, yeğeniyim.

-Yeğenim ya. -Yeğeniyim.

Ha.

Uçakta ben tanıştın. Senden bahsetti.

Biz bu sahtekârla nerede tanıştık biliyor musun?

Uçakta. Kıbrıs'a gidiyorduk. Oh.

-Ceren Hanım -Kıbrıs! Kıbrıs da Kıbrıs!

Bunda ne hikâyeler var biliyor musun? Olaylar olaylar.

Teyze!

Teyze, ne yaptın? Teyze!

Telaş yaptım.

Teyze öldürdün mü kadını, ne yaptın?

Öldü mü?

-Sağ ol yavrum. -Afiyet olsun teyze.

Çocuk da manken gibi. Erol. Erol.

-Çocuğa baksana, manken gibi. -Sağ ol teyze.

-Saçın da boya mı yavrum? -Boya.

Çok yakışmış.

Ben çok destekliyorum sizleri.

Erol amcan da çok destekler mesela.

Nasıl, anlamadım?

Homoseksüelliği destekliyorum ben.

-Erol amcan da destekliyor. -Ne alakası var teyze?

-Yok öyle bir şey. -Niye öyle diyorsun yavrum?

Avrupa'da, bizim Hollanda'da çok normal şeyler bunlar.

Sen niye utanacaksın? Eller utansın, değil mi?

Bol bol oku oğlum. Geç otur. Bol bol oku.

Şu ilaçlarını bak içmiyorsun ihmal ediyorsun, iç hemen tamam mı?

Hadi.

Güzel kızım gel. Gel canım.

Sen de bugün pek sadesin Hülya.

Abla, nişan var diye sabah kuaföre gittim.

Üstüme de öyle gündelik bir şey geçirdim. Ne var?

Tabii tabii. Gündelik, evet.

Ay aşk olsun.

İrem!

-Kızım! -Ay düşüyordum ya!

Yok, bir şey yok. Ne oldu teyze?

Asla kalkmıyor.

Ne yaptım, ne ettim uyandıramadım. Zorul zorul uyuyor.

-Teyze of ya! -Ne oldu? Ne oldu?

-Ne oldu? -Teyze diyor. Ne oldu?

-Ne olmuş? -Teyzem!

Ay teyzem sen nasıl böyle gözümüzün önünde büyüdün ya?

-Kocaman... -Teyzem değilsin İrem abla.

Ama sen de haklısın.

Bence de kuzenler arasında bu kadar yaş farkı olmamalı.

Ne kadar doğru söylüyor aslında Muazzez, değil mi?

Herkes böyle teyze, hala deyince benim bile aklım karışıyor.

Bile derken? On yıldır bu ailenin içindeyim.

Benim mi karışacak? Sizin karışacak!

Teyzeciğim Muazzez, sen bir gelsene benim yanıma bir şey anlatacağım.

Teyzem değilsin, aynı boydayız.

Ayıp ediyorsun Muazzez. Gel şöyle.

Tabii siz çekirdek aile olduğumuz için böyle kalabalık kafa karıştırdı.

Evet, doğru, doğru.

Tabii bir de biz aile büyüklerinden ayrı yaşadık hep, onun da etkisi var.

Yok, biz hep beraberdik, vallahi işte üç kardeş.

Arzu, Gülşen ablam, ben.

Büyükler de böyle erkenden gidince.

Gerçi bir Atike'm kalmıştı büyük.

Ee, ben?

-Asıl bana emanet ettiler sizi. -Evet.

Ah rahmetli babacığım bana son anlarında şöyle bir baktı da...

...kızlar sana emanet, dedi bana.

Siz büyük hala oluyorsunuz değil mi efendim?

Yok. Ben kimsenin halası değilim.

Ama hala diyorlardı.

Efendim biz Misliye'yle kardeş gibi büyüdük.

Onun için bana hala diyor.

Atike'min abisinin kızı halam.

Beş, altı aya her şey yerli yerine oturur hanımefendi.

-Hiç telaşlanmayın, yavaş yavaş. -İnşallah.

Siz nasılsınız Gülşen Hanımcığım?

Tabii şimdi sormanın zamanı değil ama seyahatiniz nasıl geçti?

Eyfel'e çıktınız mı?

Çok esiyor.

Ne Eyfel'i be?

Ne demek?

-Eser. -Ne demek lan davalı?

-Esas sen abartıyorsun. -Teyze.

Oğlum bak oraya gelir çok fena silkelerim seni ha!

Yok yok, silkmez.

Acım taze dinlemem ağzını burnunu dağıtırım senin!

Amına koyduğumun salağı!

Dağıtmaz. Öyle demek istemedi. İyidir aslında.

Arzu lojistik işinde çalışıyor, biliyorsunuz.

Orada tabii adamlar sert, Arzu da sertleşiyor mecbur.

Aa! Biz güzellik salonu var diye biliyorduk ama.

Var.

O daha ziyade bir yatırım gibiydi.

Gibiydi derken?

Hâlâ da gibi.

Atike'm!

Ay nasıl gitti aniden? Atike'm!

Gözümüzün önünde eridi. Günden güne eridi.

Ah halacağım, halacağım.

Hepimize gözü gibi baktı.

Ay halacığım keşke söyleseydiniz ağırlaştığını gelseydik biz de erkenden.

Yok yavrum, ne yapacaktınız?

Gelsen ne yapacaktın?

Ay ama yok dedi.

Ne dedi?

İrem'im dedi. Gelince kalkarım dedi.

Eğdi başını şöyle pencereden baktı.

Orada küt dedi koydu kafayı.

Gözler iyice kapandı.

Ay Atike'm ya!

İki saat iyi uyudu. Ağrısı sızısı dindi sonunda yani.

Ee?

E'si İrem'i çok seviyordu işte.

Keşke dün gelseydiniz.

Halacığım, bilseydik gelirdik.

Yok yavrum, yok. Uyuyordu zaten hep.

Uyudu ama hep İrem'i sayıkladı.

Hala, tamam. Aman!

Anne. Anneciğim.

-Geldik mi? -Geldik.

Behçet abi, bahçe güzel olmuş ha.

Güzel oldu ya. Uğraştım bayağı. Nişana da yetiştireyim dedim ama bu kadar.

Haftaya da çatıyı yaptıracağım.

Bir görsen var ya çürümüş olduğu gibi ya.

Ozan, ya sen hazır buradayken diyorum ki şu çatıya bir bakalım.

-İşin ehli olsun başında ya. -Başınız sağ olsun.

Sağ olun.

Tamam da Behçet amca ben iç mimarım.

-Yani çatı dış mı oluyor? -Dış işte abi.

-Şıngıllı yapacak orayı. -Ne?

Kaplama.

Bir usta dursa başında daha iyi olur.

İş yine sana kaldı diyorsun yani.

Yalnız Behçet abi bu bahçe hakikaten güzel olmuş be.

Ortancalar falan.

Ne yapacaksın işte İsmet, emekli olunca insan uğraşacak bir şeyler arıyor kendine.

Ne arıyor abi?

Bahçe işte İsmet.

Ha.

Zafer Bey, sizin ne kadar var emekliliğe?

Bizim mesleklerde çalışmayı bırakmak pek mümkün olmuyor.

Ne iş yapıyoruz abi siz?

Uluslararası bir şirkette CEO'yum.

Yenge hanım ne iş yapıyor?

Özel bir üniversitede ekonomi profesörü. O da mutlu hâlinden.

O da mutluymuş İsmet, rahatladın mı?

-Profesör. -Ha.

Emekli olmayacaksınız efendim.

Yani o süreyi olabildiğince uzatacaksınız.

Ben mesela 15 yıllık evlilik hayatımda...

...Hülya'yla toplasan iki defa tartışmışımdır.

Ne güzel.

Bir yıldır emekliyim, dört defa evden kaçtım.

Delikanlı şu dişlerini göster de bakalım bir.

-Anlamadım? -Şu dişlerini diyorum.

Dişleri göster bir bakalım.

Platin mi dişleriniz?

-Platin derken? -Yani kaplama mı?

-Porselen abi, porselen. -Ha.

Şimdi ona zirkon diyorlar. Zirkonyum.

-Anladım. -Ama benim kendi dişim.

-Kendi dişleri. -Maşallah ne kadar düzgün.

Ben yıllardır bu damaklılardan kullanıyorum.

Vallahi bezdim.

Kamil abi, az bir göstersene nasıl bir şey o?

İsmet ne yapıyorsun?

Başınız sağ olsun.

Başınız sağ olsun.

Başınız sağ olsun.

Arzu Hanım. Arzu Hanımcığım, sizinle bir ara baş başa konuşabilir miyiz canım?

Nişanı mı?

Tabii nişanı da ayrıca konuşuruz. Fakat benim asıl...

Benden şarkı dinlemeyi ne severdi.

Kim efendim?

Atike babaannem.

Ah!

Hatta dün bir ara dedi ki Hülya bir şarkı söyle dedi.

-Dememiştir. -Dedi.

Der gibiydi.

Böyle sesi çıkmıyordu ki zaten çok.

Böyle kafasını kaldırdı, böyle, böyle, böyle yaptı.

Yani demek istedi ki Hülya bir şarkı söyle dedi.

Şeyi çok seviyordu ya. Neydi o?

Neydi o ya?

Şey yok mu ya?

Klip. Doksanlardan.

Hani böyle vitrine taş atıyordu kız elbiseyi almak için.

Böyle evin sahibi geliyordu koca memeli böyle çay veriyordu.

Teyze.

Bizimki de memelerim küçük diye üzülüyordu. Neydi ya?

Teyze, anladık. Anladık teyze, verme artık detay.

-Hovarda. -Hovarda. Hovardayı çok seviyordu.

Evet.

Hüküm giymiş

Hayaller dönülmez uzaklarda

Hülya!

Günah bunun neresinde?

Kız sussana!

Kız tamam. Ölünün arkasından şarkı mı söylenir?

Aa!

-Ailede başka çocuk yok değil mi? -Yok. Muazzez tek.

Arzu da çok istiyor aslında çocuk.

Ama işte sağlam genleri olan birini bulursam evleneceğim...

...çocuk sahibi olup boşayacağım diyor. Bakalım kısmet. Geni sağlam diyor İsmet

Sağlam.

Yani bugün de işte İremciğimizi nişanlayacaktık ama olmadı, malum.

Şimdi biz o zaman nişanı iptal ettik değil mi?

Herhâlde.

Sen ne düşünüyorsun delikanlı?

Yani.

İrem.

-Anne... -Ben şurada birazcık uzanayım mı?

-Uzan. Gel uzan anne. -Kalkma, kalkma, kalkma.

Ah!

-Yoruldun tabii sen. -Yok. Aşağıda herkes çok üzgün.

Ben çok sıkıldım.

Baksana abime.

Aa! Bu senin evdeki fotoğraf değil mi?

-Hım. -Çok çirkin çıkmış.

Kaç yaşındayım sence burada? Muazzez'den küçüğüm kesin.

Anne, çocukluğum silinmiş gibi hissediyorum ya.

Yani Atike babaanne benim çocukluğum.

Of! Çok ihmal ettim ben burayı.

Ama benim içime doğdu biliyor musun? Ben dedim kesin bir şey olacak dedim.

Yani biri her şeyi mahvedecek dedim.

Ama aklıma ölüm gelmemişti.

Kimin aklına gelir nişan günü ölüm?

Değil mi?

Hayatım.

Ne yapıyorsun burada?

Odasında durdum azıcık.

Yalnız Ozan gerçekten geniş bir öngörün var.

Maşallah hiçbir sorun çıkmadı.

Ne yapacağız?

-Nişanı mı? -İşte nişanı, cenazeyi, annenleri.

Annemleri ne yapacağız? Oturuyorlar işte.

Oturmasınlar işte Ozan.

Yazık, çok yorulacaklar çünkü.

Hayatım, cenazeye katılmadan dönmezler, ayıp.

Ozan, cenaze yarın.

Neyse ya, artık yapacak bir şey yok yani.

Yani sen yanlarında dur bari, ilgilenemiyorum çünkü ben.

Ayıp oluyor. Allah'ım nişan diye geldiler olanlara bak ya.

-Tamam hayatım, takma kafana. -Ya ben kafama tak...

Ay teyzem!

Teyzem nerede? Teyzem! Bir dakika!

İptal hanımefendi, iptal! Ya neden anlamak istemiyorsunuz?

Aynı dili konuşmuyor muyuz? Nişan yok.

Yani kusura bakmayın da cenaze evinde üç katlı pastayı neremize sokacağız?

-Sokmak yok, sokmak yok. -Hanımefendi anlamıyor musunuz?

Ne parmak değdi, sinek bile konmadı. Geldiği gibi iade edeceğiz, bu.

Teyze.

Hayır böyle bir günümde neden sürekli aynı şeyi söyletiyorsunuz ki?

Ya tamam. Arzu, kapat şu telefonu ya. Gelene gidene veririz.

-Bir sürü insan gelecek zaten, bırak. -Helva niyetine.

-Ozan, şu balonları alalım gel ya. -Tamam amca.

Ayakta kaldınız siz de. Ozan.

Ozancığım ilgilensene. Otursana Allah aşkına ne olur.

-Teyze, bir gelsene sen benimle. -Baba, siz oturun.

-Yavrum. -Hala.

Yavrum, güzel kızım benim.

Ay, ay, ay!

Şu balonlara bak! Kız bizim için mi bunlar?

Ah güzelim benim. Çırpım.

-Necati abi. -Erol. Erol.

Bunun da bir osurukluk aklı yok. Necati nere, Erol nere?

Bana bana, yok bana diyor ablam.

Aa!

Niye geldiniz?

İnşallah bunu da o sana söylüyordur.

Nişan için geldik.

Kız bu nasıl balon bunlar, başka var mı içeride?

Geç enişteciğim, geç enişte.

Necati abi, ben seni aradım, aradım, aradım, aradım, açmadın.

Ben de sana mesaj attım. Dedim ki nişan iptal.

İşte hep kapalı oluyor. Ben işte kapatıyorum telefonu ya.

Gelmişsin buraya Amerikan sinekleri gibi, toplamışsın herkesi. Yok nişan.

Hadi bakın birbirinize, öyle uzun uzun bakışın.

Hadi Necati abi, buradan aynı yoldan geri. Hadi abiciğim.

Ne oluyor oğlum?

Dur, dur. Neler oluyor? Bir dur.

Hah, buyur, buyur.

Anaların anası.

Yavrum ne yapıyorsun?

-Kendi patladı. -Böyle tutarsan.

Yetişemedin, göremedin.

Allah!

Şerefsiz tamirci kıçını başını oynatarak tekerlek değiştiriyor.

Yetişemedim, göremedim.

-Arzu, içecek neyimiz var? -Ha?

Çay demleniyor enişte şimdi.

-Ya alkol seçeneğimiz var mı? -Ne alkollü Erol?

Ya ayarım bozuldu be kızım.

Sıçtırtma ayarına, bahane arıyorsun bir de.

Sen üzüm yiyip şarap işeyen adamsın. Sebebe gerek var mı?

-Nevin Hanım, siz bir şey içer misiniz? -Bir bardak su rica edeyim.

-Tabii ki. Zafer Beyciğim siz? -Yok, teşekkür ederim.

Hiçbir şey mi? Çay.

-Çay. -Çay, tamam.

Ben bir sütlü kahve alabilir miyim?

Süt bulabilir miyim bilmiyorum. Bakayım.

Yani şimdi ben böyle kahvenin altına şu kadar böyle likör koyuyorum.

Üstüne kahve. Mis kokan zambaklar.

Ah beni bu adamla bıraktı Suzan.

Sorma. Sorma.

Aa! Teyze!

-Gönül o ne öyle ağzında? -Teyze!

Allah Allah! Anlamıyorum. Arzu, bu senin mi?

-Benim. Güzel. -Güzel. Ben de giyeyim.

Gönül gel buraya! Gel Gönül.

Ayakta kaldınız siz de, pastanızı yiyin, oturun müzisyen dostlarım.

Gönül! Gönül!

Çık bakayım, çık. Buraya girmek yok.

Çık, çık dışarı.

Ah çok şükür.

Çok şükür uyuyor.

Ceren Hanım.

Ha.

Dayanamıyorum dokunacağım ya.

Kız uyan.

Aman! Beş dakika daha, beş dakika daha.

-Uyanıyor. -Lütfen. Beş dakika daha.

İyi uyu. Benim canıma minnet.

Arzu, biz iki dakika konuşalım seninle de biz gidelim artık.

Bunu açmam lazım abi, kusura bakma.

Neredesin Selami?

Kaçtır arıyorum ya.

Ya.

Ya ben böyle sana en ağır küfürleri ederdim de. Cenazem var şimdi.

Salak salak konuşma!

Bitsin hemen arayacağım.

Hayır, benim ödemem var. Arzu.

-Arayacağım ben. -Benim ödemem var.

Arzu benim de ödemem var.

Hiç olmuyor böyle ya. Hiç olmadı böyle yani. Hiç olmadı böyle ya.

İçim balon oldu ağlamaktan.

Daha geçenlerde dedim ki anne çikolata getireyim mi sana dedim.

İstemem dedi. Dişime yapışıyor dedi.

Öyle hayat dolu biriydi yani. Nasıl oldu anlayamıyorum Erol.

Halacığım, çok yaşlanmıştı artık biliyorsun.

Yaşlanmıştı ama dilinden düşürmezdi.

-Neyi? -Misliye'yi.

Ay gerçek mi?

Hatta bugün uyandı. Şöyle bir kafasını kaldırdı, saate baktı.

Misliye kaçta gelir demesine kalmadı, kafası yastığa düşüverdi.

Öldü.

Yok, ölmedi. Kafasını tutamadı havada.

Garibim çok ağrısı oluyordu.

Ah!

Aniden mi gitti? Peki Suzan nasıl oldu yani?

Son günlerde biraz zorlanıyordu aslında. Nefes darlığı falan başlamıştı.

Ama emin ol o son nefeslerde bile hep seni andı.

En son haberlere bakıyorduk.

Yunanistan'ı gösteriyordu.

Şöyle bir gözlerini açtı, ekrana baktı.

Misliye buradan geliyor dedi.

Artık karıştırıyordu da.

Suzan, uzatma, evet.

Yok, o Hollanda'da dedim. Bana baktı, televizyona baktı.

Ben ağzının kenarından şöyle bir şey aktı.

-Öldü. -Yok, ölmedi.

Bu sefer de benim içim geçti.

Bütün gece başında olunca.

Suzan, Allah aşkına heyecan peşinde misin?

Yüreğim yanıyor burada.

O aktı, bu kaçtı, kuş uçtu, dana kaçtı. Ne oluyor ya?

Ay ne bileyim Misliye? Benim aklım başımda mı?

Seni özlemişti onu diyorum işte.

Yok halacığım, yok. Hiç acı çekmedi, merak etme.

Yani iyi değildi artık biliyorsun. Bugün bir toparlar gibi oldu.

Sonra İremler zile basınca tam o anda...

-Öldü. -Evet.

-Kesin mi? -Evet.

Niye çalıyorsunuz yavrum kapıyı?

Kadın Azrail geldi sandı, koyuverdi kendini.

Halacığım kapıdaydık ya yani, ne yapalım, mecbur bastık.

Ama dedi.

Ne dedi hala?

Eşhedü en lâ dedi.

-Kapıya döndü. -Çaylar geldi.

-Ben içmem dedi. -Kim dedi?

-Yok, yani ben içmeyeceğim. -İçme ya.

-İçmem dedi. Göremedi. -Kız gebertirim seni!

Ne oluyor ya?

Arzu, Muazzez'i içeri götür teyzesi.

Gel teyzem, sen gel.

Teyzem niye götürüyormuş? Ben giderim bahçeye.

Bak yürüyebiliyorum.

Allah Allah! Laflara bak. Bir anlayabilsem.

Abla koyma şu çocuğun adını Muazzez dedim.

70 yaşında doğdu ya.

Hakikaten Hülya Hanım, biz de bugün konuştuk. Neden Muazzez?

Yani bir aile büyüğünden falan mı geliyor?

Hayır efendim, Abacı dan geliyor.

-Abacı mı? -Muazzez Abacı.

-Ha. -Evet.

Efendim, ben konservatuar okumayı çok arzu ettim ama olmadı.

O zaman dedim bari adını oradan alsın.

Ben Muazzez Hanım'ın ekolünden okuyorum çünkü.

Ama benden şarkı dinlemeyi nasıl severdi.

Evet, söylemiştiniz.

Gözlerim uykuyla barıştı sanma

Sen gittin gideli dargın sayılır

Ben de bir zamanlar sevildim amma

Seninki düpedüz vurgun sayılır

Çalma!

Tamam yavrum.

Atike'min ruh için mırıldandım halacığım.

Tamam, duydu yavrum. Mutlu olmuştur.

Söyleyemedi, bitiremedi.

-Kız. -Ver bakayım şunu bir. Aferin Muazzez.

Size şeyi soracaktım.

Hollanda'da ne işle meşgulsünüz diye.

-Kafe shop işletiyorum. -Kafe shop?

-Evet. -Kahve. Kahvehane.

Bildiğimiz kahvehane mi?

Bildiğimiz kahvehane.

-Hollanda'da? -Tabii, Hollanda'da.

-Hem modern hem otantik. -Çok Türk var orada.

Çok Türk var ya orada.

Evet, tamamiyle otantik.

-Erol? -Ne var?

İçine mi çekiyorsun sen onu?

Yok be kızım, ne alakası var?

Normalde içmez ama dudak tiryakiliğinden yapıyor.

Erol, Allah aşkına bırak şunu!

Gerginlikten.

Gergin olunca öyle.

Hülya. Hülya, getirdiler, getirdiler.

Nereye koyacağız Behçet?

-Ne bileyim? -Ne oluyor, neye koşturuyorsunuz?

Göreceksin şimdi halacığım, göreceksin. Alın şunları al, al.

-Erol. -Gel abi, gel.

-Buradayım. -Enişte gel.

-Geldim, geldim. -Yavaş, yavaş, yavaş.

Dur, bekle.

Gel İsmail abi, geç, geç. Burayı kaldır şimdi, kaldır, kaldır, kaldır, kaldır.

Aa! Niye bugün buzdolabı aldınız ki yavrum?

Ne dolabı ya hala?

-Ne dolabı ya? -Bu nedir?

Babaannem.

Erol. Erol. Erol. Erol.

Erol!

Ya siz kadını dipfrize mi koydunuz?

Dipfriz demeyelim halacığım.

Dipfriz demeyelim de soğuk hava sistemi gibi düşünelim yani.

Anneanneler mi değişti biz yokken?

Belediyenin bir hizmeti.

Ücretsiz efendim.

Beyefendi sizde adet böyle mi?

Ne gibi?

Çalgılar, pastalar, mevta?

Yok yok abi, bizim olaylar biraz karışık.

Şimdi anlatıp da seni de yormayayım. Sen sağ ol abi. Allah razı olsun.

Fişe takmayı unutmuyoruz.

Fişi taktıktan sonra soğutuyor mu, soğutmuyor mu bir kontrol yapalım.

Tekrar başınız sağ olsun efendim.

-Sağ olun. -Sağ olun.

Ozan, sen bir şey yapsana oğlum.

Of!

Cam ne böyle ya?

Aa!

Eskiden kek tencereleri vardı, değil mi?

Böyle içine bakıyordun. Pişiyor mu, pişmiyor mu görüyordun.

-Aynı öyle, aynı bu. -Yüzü görünüyor mu?

-Görünmüyor. Kapatmışlar. -Hah.

Yarı açık tabut sistemi. Ya şimdi bizim Hollanda'da böyle bir şey yok.

Yok.

Bu nedir ya çocuklar?

Bu nedir?

Yani düşününce taşınabilir morg gibi bir şey.

Oğlum sen en son ne zaman evinin ortasında bir morgla durdun hayatında?

Ben duymuştum Misliye Hanımcığım.

Yalnız daha küçük yerlerde var diye biliyordum.

Şimdi burası da metropol sayılmaz yani.

-Erol! -Sayılmaz.

Salak salak konuşacağına şu prize takın anamı.

-Evet, takalım. -Tamam, tamam.

-Tak şunu. -Muazzez, çıkar kızım şu tabletini.

-Tabletim şarj oluyor. -Sıçacağım senin tabletine!

Çözülüyor burada mevta!

-Tamam hala, tamam. -Ben gidiyorum.

-Anne. -Kızım ne yapıyorsun?

-Anne! -Gidiyorum.

Nereye gidiyorsun?

Doktor söyledi. Sinirlenmek yasak, üzülmek yasak, şaşırmak yasak dedi.

Üçte iki yaptım şimdiden, gidiyorum.

Hayatım, daha ne kadar yürüyeceğiz acaba?

Bilmiyorum. Gergin bugün.

Hastaneden çıkar çıkmaz olunca ağır geldi tabii.

Çocukken de ben hep buraya gelirdim.

Saatlerce kalırdım.

O zaman da kimse merak etmezdi bu nerede diye.

Sonra eve dönerdim. Meğer onlara göre hep oradaymışım.

İşte bunların hiçbiri benim ruhsal dünyam için iyi şeyler değil kızım.

Beni tam nişan müziği çaldığında çağıracaktınız.

Bak söylüyorum sana.

Bu günün tek kötü olayı Atike babaannenin ölümü olmayacak.

Rüzgâr

Kırdı dalımı

Ellerin günahı ne?

Ben yitirdim yolumu

Yolların günahını ne?

Ben yitirdim yolumu

Yolların günahını ne?

Ben yitirdim yolumu

Yolların günahını ne?

Ben sana dedim değil mi?

Anne, hadi ne olur, ne olur.

Ya delirdin mi Necati abi ya?

Evden cenaze çıktı diyorum hâlâ nişan diyor.

İptal nişanın parasını istiyorsun benden.

Olacak şey mi bu ya?

Ben de diyorum bunlar sabahtan beri geldiler mıh gibi yapıştılar kalkmıyorlar.

Teyze ne oluyor ya?

İptal olan nişanın parasını istiyor beyefendi.

Necati, dur ben ayarlayacağım, dur.

Şimdi Arzu Hanım, çok özür diliyorum ben, kusura bakmayın da...

...yani biz de bugünümüzü boşalttık.

Sizin nişanınız var diye biz de iş almadık.

Bak.

Sanki bana açık havada çıkacaktınız ya?

Pavyonda değil de buraya geldiniz, nedir yani?

Aa! Pavyon şarkıcısı mı kiraladın Arzu?

-Yok teyzeciğim. -Ay başım dönüyor.

-Benim ilaçlarımı getirin oradan. -Muazzez, koş.

En çok bahşişi pavyonda alıyor onlar.

-Tamam enişte. -Sen nereden biliyorsun Erol?

Ne zaman pavyonda donuna para sıkıştırıldı?

Ya gidenler anlatıyor. Ben onların yalancısıyım.

Neyin parası abi? Babaannem öldü ya.

Arzu, bir duble bir şey var mı, içecek?

Ya bir enişte dur Allah aşkına şimdi sen de ya!

Abiciğim ben seni aramış mıyım?

-Aramış mıyım seni ben? -Benim işteyken cebim kapalı oluyor.

19 kez aramışım. Yetmemiş mesaj da atmışım.

Ben görevimi yapmışım abi, benden çıkar.

İyi de ben de yoğun adamım kardeşim. Kusura bakmayın kardeşim.

Yani biz de bu kadar adam biz bu günümüzü kapatmışız.

Başka işimiz gücümüz mü var bizim?

Biz bu saatten sonra ne yapalım? Ok yaydan çıktı. Geçmiş olsun.

Kusura bakmayın.

Necati abi, sen bugün klarneti soktun mu ağzına abi?

Deme.

-Soru soruyorum ya. -Yapma.

Soktun mu?

-Sokarım. -Sokmayın.

-Ne olur sokmayın. -Ya bırak teyzem soksun ya, görelim.

-Lütfen, lütfen sokmayın. -Benim işim bu.

-Hiç sırası değil. -Ben sokarım.

Zafer Beyciğim, böyle bir günde sokmak istiyorsa ağzına...

...böyle bir vicdanın varsa soksun da görelim ya, soksana!

-Arzu, yapar diyorum. -Hülya da şarkı söylesin o zaman.

-Madem giyinmiş pavyon karısı gibi. -Yapsın ya enişte.

Bekliyoruz ya. Bekliyoruz bak. Hadi soksana!

Günah benden gitti o zaman.

-Hadi, Allah affetsin. -Yapma Necati!

-Durun, durun, durun! -Bırakın ya, hadi!

-Ya enişte! -Şununla inatlaşma diyorum sana ya!

Kahretsin be Necati abi! Ayıp be! Cenazemiz var be!

Sen de bir dur ya, bir dur! Yapma! Bununla niye inatlaşıyorsun sen?

Ayıp be, ayıp!

-Ayıp be! -Ben vereyim.

Muhabbet bağına girdim bu gece

Utanmıyor musun sen?

Tamam tamam, ben halledeceğim, dur!

Tamam kapatacağım şimdi!

Vuslatın çağına erdim bu gece

-Necati, ne kadar senin alacağın? -Beş bin!

Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş

Ben vereyim, ben vereyim.

-Olur mu? -Nasıl yok?

Yok işte, verdim parayı. Borcum vardı, tamam mı?

Nişan iptal edince şoförle gönderdim parayı, ne yapayım?

Nereden bileyim bunların tek tek geleceğini herkesin?

Ah Arzu, ah!

Issız gecelerde sevgilim nerede?

-Hala, sende nakit var mı? -Var yavrum. Ben anladım zaten.

Elim içeride geziniyorum yarım saattir.

Halacığım, sen öde, ben sana hafta başı ödeyeceğim, söz.

Tabii ki yavrum, hep öyle oluyor zaten.

Sevgilim nerede?

Necati oğlum niye böyle yapıyorsun?

Yavrum vereceğiz, bir dakika. Al.

-Kes. -Tamam. Ben soktum evladım tamam mı?

Şimdi benim anamın etrafından biraz çekilin artık.

-İyi mi böyle ha? -Allah razı olsun. Başınız sağ olsun.

Rahatladın mı? Rahatladın mı?

Çok iyi ya! Oh!

-Çalışmadan da cukka para. Mis gibi! -Arzu, bir dur!

-Mekânı cennet olsun. Başınız sağ olsun. -Allah razı olsun.

-Hadi abi. -Allah razı olsun.

Allah günahlarını affetsin.

-Aa! -Ne bakıyorsunuz hayalet görmüş gibi?

Erol, sen manyak mısın?

Annem buzdolabı içinde burada, söylediğin lafa bak elinde içkiyle hayalet diye!

Çarpılacağız şimdi.

Ya Misliye, Hollanda'dan buraya ben direksiyon sallamışım.

Ee?

Şerefe.

Aa!

Allah'ım seni çok seviyorum.

Allah'ım seni çok seviyorum.

İrem, bunlar benim ilaçlarım değil.

Benim tansiyonum yok diye biliyorum.

Hah, sanırım Muazzez yanlış ilaçları getirdi, gördüm.

O zaman sen de Gülşen'in ilaçlarını mı içtin Suzan?

Şu an burası dörtte.

Erol görüyor musun, eksi beşte yatıyor anam.

Hadi herkes gelsin hava alın.

Hadi gelin de bir iki lokma bir şey yiyelim, hadi.

Vallahi benim boğazımdan geçmeyecek gibi.

Bir iki lokma ya, enişte hadi.

Abla, hadi.

Yok kızım, yemem ben.

Kimse yemiyor. Ziyan olacak. Yazık ya, o kadar para verdik.

Arzu bir daha para dersen paralayacağım seni.

Hişt!

Sanki kolay kazanılıyor.

Sen kazanmasan da harcıyorsun ya Arzu.

Sigorta atmış, sigorta. Hallettim. Neyse.

-Hadi Ozan. -Ay ne oluyor be?

Erol! Erol! Erol!

Tak tak ediyor dolap.

Yok ya dolap değil. Buradan geliyor.

-Lan! Bu kadın kim? -Kim bu be?

Erol, o sarışın kim?

Nereden bileyim ben?

Panik yok, tamam.

Benim tanıdığım. Tamam.

Ağzına ne olmuş onun ya?

-Benim müşterim o ya. -O ne ya? Yayın balığı gibi, baksana.

-Ben niye orada uyandım lan? -Çünkü çok içmiştiniz.

Başın sağ olsuna geldi. İçmiş gelmiş sızdı oraya.

Cenaze o telaşla şey yapamadık.

Gel. Gelin Ceren Hanımcığım, buyurun.

-Yok. Bir dakika, bir dakika, bir dakika! -Size bir taksi.

Madem herkes burada ben şimdi her şeyi anlatıyorum.

Ne dediği de anlaşılmıyor.

-Herkes beni dinlesin. -Ceren Hanımcığım.

-Ben bu kadının... -İrem bak! Ceren Hanım!

Teyze! Ya teyze!

Ne oluyor ya?

Ah ah Ceren Hanımcığım, şunu da için de iyice bu iyi gelir, ayılırsınız.

Yani biz nasıl özür dileyeceğimizi hiç bilmiyoruz.

Ay gerçekten iki tane kahve içtim zaten, çok geldi bana bu kahve, teşekkür ederim.

-Nerede kalmıştım? -Gidiyor muydunuz en son?

Uçakta sohbet ederken dikişlerden girdi, dudağımın inceliğinden çıktı.

Dönüşte mutlaka bana gel, seni şöyle baştan aşağı yenileyelim dedi.

-Ah, ah! Salak kafam! -Moral olsun diye.

Tamam dedim. Buyurun işte dudağımın hâli bu. Sizce bu normal mi?

-Değil. -Moral olsun diye hala ya.

Televizyon izlerken heyecanlanmış bütün ilacı dudağıma böyle basıvermiş.

Aa!

Yarın geçer, öbür gün geçer diye haftalardır beni oyalıyor.

Ama bu şişliğin gittiği yok.

Bir de cenazemizin olduğu gün burada sızdınız bahçede.

Onu da anlatırsanız.

Gerçi onu ben de anlamadım aslında.

Bilmiyorum, bünyem kaldırmadı herhâlde.

Yani çünkü ben gerçekten öyle içen bir insan falan değilim.

Ama yani bu sahtekâr Arzu'nun iki kadının daha yüzünü yaktığını duyunca ben...

...ben de film koptu.

-Kadınları mı yakmış? -Ne?

Arzu Hanım kimin yüzünü yaktınız?

Makinalar yeni geldi Nevin Hanımcığım.

Tam adapte olamamıştık, o yüzden.

O güzellik merkezi bu yüzden mi kapandı?

-Abla ya! -Kapandı mı?

Ara verdik diyelim, öyle diyelim.

Ara.

Arzu Hanımcığım, benim bundan haberdar olmam gerekmez miydi?

Allah Allah! Sizin niye haberdar olmanız gerekiyor ki Nevin Hanımcığım?

Lafı ağzımdan aldınız.

Nevinciğim, senin bundan neden haberdar olman gerekiyordu?

-Biz Arzu Hanımla ortak olmuştuk da. -Nasıl yani?

Hah, şimdi de lafı ağzımdan aldın oğlum. Nasıl yani?

Zaferciğim, ben özgür irademle bir yatırım yapamayacak mıyım?

Ee, hısım hısıma kor bir kısım Zafer Bey.

Hala.

Yani Arzu, yani Arzu!

Yani Allah seni bildiği gibi yapsın diyeceğim.

Fakat Yaradan'ı da böyle gerzek bir meseleyle uğraştırmak istemiyorum.

Yavrum sen bize geldin, biz sana biz yapamayız dedik diye...

...dünürlerle mi iş birliği yaptın?

Benim bundan haberdar olmam gerekmiyor muydu?

Zaferciğim, iyi. Yani ben hiç yatırım Yapmayayım, oldu.

Ne yaptın, iyi mi yaptın?

-Ne yaptın, iyi mi oldu yani? -Bağırdığını duyuyorum.

Ama ben burada çok rencide altında kalıyorum. Zafer Bey.

Bana da ayıp yani isteyerek mi oldu?

Hem suçlu hem pişkin. Bak ben bunu artık bir yollayayım.

-Dur bir saniye. -Az önce bana bağırdın.

-Ya hayatım, bağırdım. -Yavrum.

-Bir daha bağırma. -Özür dilerim.

Teyzeciğim, ben seni niye tanıştırdım?

Ortak ol diye mi tanıştırdım, teyze, ortak olmak ne demek ya?

Ne oluyor ya İrem, gözlerini aça aça?

Nevin Hanımcığım, ben bir izah edebilir miyim izninizle?

Ben sizin payınıza düşen parayı vermiş miyim? Vermişim.

Bundan sonrakileri de ne yapıp edip derler toplar veririm.

Ne yapayım yani, böbreğimi mi vereyim ya?

Yani bu ay ki benim payım nişan parası mıydı?

-Evet. -Aa!

Ah!

Bunlar beni aşar. Ben gidiyorum.

-Evet Ceren Hanımcığım. -Gerçekten kusura bakmayın.

Başınız sağ olsun. İyi akşamlar.

Buyurun Ceren Hanımcığım, buyurun.

Ne yapıp edip gerekirse ayakkabımı satacağım halledeceğim.

-Araba geldi, araba. -Ceren Hanım, inanın bana halledeceğim.

Yangın var diye bağıracağım şimdi ha.

Gerekirse ayakkabımı satar yine yaparım.

Siz de yoruldunuz. Ben göstereyim size odanızı.

Kusura bakmayın, özür dilerim her şey için.

Hayır İremciğim, özür dilemene gerek yok hayatım. Olan olmuş. Boş ver.

-Neyse. -Hadi gidelim gel.

-İyi akşamlar. -Zafer Bey, iyi akşamlar.

-İyi akşamlar. -Misliye.

Ne?

Ali'm ne yapar? Ne adamdı be?

Kim?

Ali'm! Ali'm! Çarşıda bir yürürdü.

Çam dağı inlerdi.

Çam dağı ne ya?

Çam dağı? Aman anladım şimdi. Öf ne bu be?

Ya 48 saat evli kaldı adamla. Zaten bir saat sonra öldü Erol.

Bunun kafası çok güzel olmuş, on numara.

Gülşen'in ilaçları iyi gelmiş.

Çocuklar Allah'ınız varsa şu karının kucağındaki ördeği alın.

Gerçekten kıracağım kafasında.

-Ben alırım. -Ördekle oturduk koca akşam ya.

Depremler oluyor burada. Hayır benim boynum tutuldu.

-Üşümesin, üşümesin. -Üşümeyecek.

Allah'ım yangın var diye bağıracağım şu anda!

Ulan ne aileyiz ama be?

Ne diyorsun Erol?

Ya ne aileyiz diyorum, ne aile?

Allah belanızı vermiş!

-Güzellik işini dünüre nasıl kilitlemiş? -Ne kilitlemesi enişte ya?

-Ticaret bu. -Ticaret diyor ya.

Vallahi sinirlerim bozuldu ha!

Çıldıracağım yani.

Ben 2891 kilometre yolu...

...ailenin nasıl kafayı yediğini görmeye gelen tek damadım.

Vallahi bak, ciddi söylüyorum. Ya tutamıyorum kendimi.

Kafamdan milyon tane, trilyon tane şey geçiyor, espri geçiyor böyle.

Niye öyle bakıyorsun Misliye? Bakma öyle ya. Biz kopuğuz, kopmuşuz.

Biz gidiyoruz, ipi kopmuş uçurtma gibi böyle.

Akıl kafesi bir kırılmış, kuşların hepsi bir tarafa dağılmış.

Yakala bakalım yakalayabilirsen?

İçmeyeyim içmeyeyim. Ay pardon, söylemeyeyim söylemeyeyim diyorum.

Şimdi, başta ben de korkuyordum. Hişt! Alo!

-Neydi bunun adı? -Ozan.

Hah Ozan. Yavaş, sakin. Ozan.

Ama olmuyor da değil mi? Bakıyorsun olmuyor da ama hayat akıyor böyle.

Bu aile akıyor. Debisi çok yüksek akıyor.

Böyle ne oluyor falan diye bir bakmaya bakıyorsun.

Hop! 55 yıl geçmiş, anlamamışım.

Eh, Misliye iyi ki varsın be, vallahi.

Çok teşekkür ederim Erol.

Çok sağ ol, gerçekten.

Eğer bu içtenli tiradın bittiyse anamın üstünden rakıyı alır mısın?

Aldım.

Beni ilk kez meyhaneye götüren Nedim abimin şerefine içiyorum.

Allah Allah! Allah!

Hayır yani gece gece atamıyorsun da nihayetinde kocadır.

Lan bir sus, otur artık bir yere!

Misliye.

Bir daha evlenelim mi kız?

Ya Erol, asılma garaja gider.

Oğlum ne yapayım?

Vallahi kime mahcup olacağımızı şaşırdık artık senin yüzünden.

Şu dünürler içeride olmasa seni şöyle güzelce bir döverdim ama çok ses olur.

Tamam abla, tamam artık, tamam. Zor bir dönemden geçiyorum ya.

Allah aşkına ya. Arzu, bir söyle de bilelim.

Sen nasıl bir dönemden geçiyorsun Allah aşkına?

Zor dönemden geçiyorum enişte. Söylesem de anlamazsın.

Keşke böyle bir şey olsa da burada pof diye böyle kaybolsam buradan.

Hayatım.

Seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?

Biliyorum.

Ya nişan aileler için yapılan bir şey.

Nişanlandık deriz olur biter. Eğlenceye bir şeye gerek yok.

Böyle olacağı varmış. Sıkma canını, hadi.

Ya Ozan, biliyorum konuştuk ama ne olur annenleri gönderelim ya.

Maruz kalmasınlar daha fazla.

Ya ben artık gerçekten kimi kontrol edeceğimi şaşırdım.

Ya hayatım bildiğin cenaze evi işte, ne olacak ki?

Bildiğin cenaze evi? Ozan gözünü seveyim.

Çocuklar içeride misiniz?

-Evet hala, gel. -Açayım mı?

-Aç hala. -Açıyorum bak!

Halacığım açsana!

Belki sevişiyorsunuzdur diye önden tıklatayım dedim.

Sevişiyor muydunuz?

-Yok halacığım, konuşuyorduk. -Vallahi konuşuyorduk ya.

Hadi, hadi.

Biz de genç olduk. Biz de âşık olduk.

Biz de seviştik.

Ama doyamadık.

-Annemin ilaçlarını içti, ondan böyle. -Tabii.

-Sevişiyor muydu diyor ya? -Evet.

Halacığım, hadi gel, hadi gel biz aşağı inelim.

Bir nefes alalım. Kendimize gelelim, değil mi?

Ben de tutayım. Beraber inelim merdivenlerden.

-Aşağıya inelim. -Hadi halacığım, hadi halam, hadi.

Peki.

Erol pijamalarını getirdim.

Giy de osurma gece.

Hadi Hülya, biz de yatalım artık. Bitsin şu gün ya, hadi.

Yalnız birinin annemin yanında durması lazım gece boyunca.

Ben durayım. Zaten göremedim. Şimdi ben bekleyeyim.

Ay halacığım olur mu öyle şey? Sen de yol yorgunusun.

Sen yat, ben dururum.

Ama siz de çok üzüldünüz, çok yoruldunuz, ben dururum.

Evde içecek bir şeyler varsa ben de sabaha kadar dururum.

Nasıl olsa Macbeth uykuyu öldürdü.

Ben artık burada bir dakika bile duramam.

-Anne, gel. Gel ben seni... -Çekil.

Hülya, en iyisi siz gidin yatın. Biz erkekler burada dururuz.

Zaten yarın bir ton insan gelecek, siz yorulacaksınız. Hadi yatın.

Hala, hadi hala sen de yoldan geldin, hala hadi.

-Gel halacığım, gel. -Hadi.

Gel canım benim, gel. Onlar dursunlar.

Hadi yatın, hadi.

Hülya çok fena o dolap. Ben çok fena oluyorum.

Ahşap olsaydı...

Yatsınlar ya enişte, böyle iyi oldu.

-İyi, böyle iyi. Rakı var mı? -Yok, ben içmeyeyim şimdi.

Yarın cenaze falan.

Sana değil oğlum bana var mı rakı?

Vallahi bu bitmiş enişte.

İyi o zaman ben de gideyim arabadan zulayı bir patlatayım bakayım.

Var mı, yok mu, bir bakalım.

-Bira mı alacaksın enişte? -Ha.

Bira iyi olur ya. Soğuk bira.

Soğuk.

Neyse ya şimdi.

-Otur oğlum sen, otur. -Yok, yok.

Yuh be enişte ya! Sen ne ara onu oraya koydun?

Oğlum dolabı ağzına kadar doldurmuşsunuz. Ben de buraya koydum.

-Ne var burada ya? -Çok içtin zaten, içme artık.

Yok be oğlum.

Ben Hollanda'da hiç içmem.

Buraya gelince, bakma yani.

-Neden? -Gerek kalmıyor, gerek duymuyorum.

Vay be Atike, vay!

Dünya işlerine daldık seni unuttuk burada değil mi?

Of! Allah'ım nur içinde yatsın.

Âmin.

Âmin.

Behçet.

Ne oldu?

Söylesene enişte.

Ne kıyamet koptu ama be?

Kızılca kıyamet.

Ya sorma, Arzu ya bak, neler yapmış.

Of, of!

Dudaklar nasıldı ama?

Kadının bedduaları anlaşılmadı zavallının.

Yapma şunu.

Siirt sucuğu gibi. Öyle dudak mı olur lan?

Deme, deme.

Behçet.

Gördün mü?

Bak, esnemeden kaldı öyle.

İlk 50 yıl böyle mık, böyle kalırsın.

Ondan sonrası kolay.

Ay! Emeklilikten sonra film kopuyor zaten.

İlk 50 yılı çok zor.

50 yıl.

Enişte, bu gece de bitti ya çok şükür.

Allah'ım günah yazmasın.

Ne oluyor ya? Polis!

Behçet senin var ya ızdırabını.

Yat, yat, yat!

Yat yere, yat!

Ne oluyor? Muazzez uyanacak!

Kavga mı çıktı?

Kalk, kalk, kalk!

-Boşaltın burayı! Çık dışarı! -Ne oluyor?

-Boşaltın burayı! -İçeriyi boşaltın!

Anne, kavga mı çıktı?

Boşaltın burayı! Arama yapılacak, çabuk!

-Çık! -Ne oldu Behçet?

-Boşalt! Boşalt! -Behçet!

Bir şey mi oldu Behçet?

Ne bileyim ben hayatım? Adam yat dedi, yattık. Kalk dedi kalktık.

-Ay Behçet. -Ne oluyor ya böyle?

-Enişte ne oldu? -Bilmiyorum.

-Allah Allah! -Bayanları öbür tarafa alalım.

-Memur Bey, ne oldu ki ya? -Geç şöyle, geç.

Arzu Ercin kim?

-Benim. -Ne oldu Memur Bey, bir şey mi oldu?

Gümrükte size ait olan araçta uyuşturucu bulundu. Bizimle geleceksiniz

Alalım hanımefendiyi, alalım hanımefendiyi.

-Yok ya. -Benim ne işim olur ya uyuşturucuyla?

Ne oluyor?

-Uyuşturucudan götürüyorlar. -Erol. Erol. Erol. Erol.

Yok be kızım, benimle ne alakası var? İki tane bira içtik şurada.

Bir saniye. Cenazemiz var bizim ama.

-Seni de mi götüreyim istiyorsun kardeşim? -Ozan.

-Götüreyim mi? -Ozan! Gel oğlum sen buraya.

Ozan, sen benimle gel.

Git içeriden benim hırkamla çantamı getir.

Sen nereye hala?

Gidip bakacağım ne işler karıştırmış.

Misliye Hanımcığım. Ozan'ı götürmeseydiniz.

Geri getireceğiz be kadın! Sen de!

Bu da bıraksak altını bezleyecek ya çocuğun.

Erol, bekle beni.

Eniştene bekle beni dedim Hollandaca.

Bu nedir bu başımıza gelen?

Yanlışlık olmuştur.

-Kesin bir yanlışlık olmuştur. -Hiç iyi değilim ben şu an.

-Bir yanlışlık olmuştur kesin. -Geç bir tanem, Nevinciğim.

-Zaferciğim, bir saniye. -Tamam hayatım.

Enişte, sen ne yapıyorsun?

Ne yapayım kızım, ben ne yapayım ya?

Teyzenin hesaplarını bir kontrol edeceğim.

Biz bunun yalanlarına inanmaya devam edersek...

...belli bak, götümüzdeki dona kadar alacak.

Behçet, gidebilir miyiz?

Abla, dur, ne olur. Ben seni götüreceğim. Tamam, şimdi değil.

On bin dört yüz yemek. Tamam, o bir şey değil.

Nevin Hanım, size de bir on dört bin yollamış bugün.

Evet.

Evet.

Bu da çalgıcıların parası. Güzellik salonu şeyi diye değil im?

Erol Karaman mı?

Enişte.

Enişte!

Ha gülüm.

Sana da bir 20 bin yollamış.

Ee...

Şimdi bunu Misliye duyarsa hepimizi yakar, biliyorsunuz.

Niye? Ne oldu ki?

O tır işine ben de ortak oldum. Yani o onun kârı.

-Behçet, gidelim mi artık? -Abla nereye gidelim? Yanıyor ortalık.

Bir yere gidemeyiz ki biz.

Anneciğim bak, zaten ortalık karışık.

-Ne olur bak, götüreceğim seni. -Ben altı kere hastaneye yattım.

Yarısı Arzu yüzünden.

Anısı olan her şeyin üstüne de haciz getirtmedi mi bu Allah aşkına?

Üstelik biliyor musunuz? Ben hiçbir şekilde ortaklık işine de girmemiştim.

Hepsi kardeş kontenjanından, kardeş hanımefendiciğim.

-Hastaneye mi yattınız? -Yok, yok.

-Yok, ben Seyşeller'e gittim. -Anne!

Ne var? Bırak bu saatten sonra istediğim yere gideyim.

Öyle değil mi beyefendi, haksız mıyım efendim ben?

Bir dakika.

Çok gereksiz bir sessizlik var burada şu an.

Bakın.

Ay gönül! Arsız Gönül! Çalışmıyor bu!

Sanırım Muazzez fişi çekti.

Kızım, babaannenin fişi çekilir mi?

Ali'm!

-Ali kim? -Ali'm!

-Ben nereden bilebilirim hayatım? -Bana bakıp Ali diyor.

Ali'm! Ali'm! Hadi gidelim.

Hala ne yapıyorsun? Hala!

Ali'm! Ali'm! Ali'm!

Tamam halacığım, gel.

Gel seni şöyle alalım seni şuradan.

Tamam. Hadi gidelim halam.

İlçemizin eşrafından Merhum Naci Ergin'in eşi...

...Misliye Karaman ve Merhum İdris Ergin ile...

...Merhum Suat Ergin'in annesi, Suzan Çelik'in halası...

Hala, çıkart artık şu gelinliği, ne olur.

-Hayır! -Ay bıktım artık ya!

Hala, lütfen.

...ve Muazzez Avcı'nın büyükbabaannesi...

-...Erol Karaman'ın kayınvalidesi... -Ne oluyor?

Anne?

Maşallah Kolombiya edebiyatı gibi.

Kim kimin neyi hiç belli değil.

Enişte, ne yapıyorsunuz ya enişte? Cenaze arabası gelecek şimdi.

Ne yapayım? Ayıltmaya çalışıyorum işte. Ne yapayım?

Ay delireceğim ya.

Hah! Daha iyisin değil mi enişte?

İyi, iyi. Ha?

İyisin, değil mi?

Ya boş ver be oğlum.

Allah Allah, sen de. Kulaklıklarımız yok işte, konuşuyorsun bana ya!

Tamam, anladım.

Şoför ifadesinde, olaylarla alakanızın olmadığını...

...sevkiyatı sizden habersiz yaptığını beyan etmiş.

Çok şükür Allah'ım ya.

Allah onun belasını versin inşallah. Pislik!

Hanımefendi, kendinize gelin! Burası karakol!

Özür dileriz Amir Bey.

Siz kusuruna bakmayın.

Siz devam edin lütfen.

Ev de temiz.

Şimdilik sizi salıverebiliriz.

Şimdilik mi? Neden şimdilik?

Hanımefendi, devam eden beş alacaklı davanız var. Pek güven de vermiyorsunuz.

Soruşturma devam edecek.

O zaman Amir Bey, biz şimdilik derhâl gidelim Arzu, yürü.

Kolay gelsin.

Selamünaleyküm ey ehli kubur.

Aleykümselam ey ehli dünya.

Ah!

Anaların anası, anaların anası.

Erol! Gitti! Erol gitti!

Gitti görüyor musun? Gitti.

-Yavrum kaldır kollarını. -Hala, gel.

Ah, ah.

-Ah. -Bırakma kendini hala.

Yok yavrum. Bırakınca düşüyorum.

Ah! Ah ah! Çek kafanı göremiyorum. Kim gelmiş?

Herkes burada hala.

Çok şükür. Kadınlar. Oh kalabalık olsun.

Ah Erol! Dün dolaptaydı Erol, bugün toprakta!

Ali'm! Ali'm! Ali'm!

Ay ayılıyor bu yine.

Ali'm!

Allah'ım sen bize sabır ver ya Rabb'im.

-Ali değilim. -Yok, Ali değil.

-Ali'm. -Ya değil hala.

Ali'm! Ali'm!

Suzan hala.

Hala çık artık ya, çık, hadi.

Of! Gerçekten delireceğim.

Ne çok insan geldi, değil mi?

Seviyorlarmış demek ki Atike babaanneyi.

Yediler içtiler, her şeyde bırakıp gittiler. Cenaze evi burası.

İnsan bir şeyin ucundan tutar.

-Ne yapacağız Zafer? -Ne yapacağızı mı var?

Kabulleneceğiz böyle.

Bilemiyorum Zafer.

Tamam, yani biz 40 yılda bir görüşürüz de Ozan bu ailenin içine düşecek yani.

Hayatım, istediğin buysa bize destek olmak düşer.

Yok hayır, sen zaten bizden çok önce girmişsin bu aileye, baksana.

Ben nereden bilebilirdim böyle problemli bir aile olduklarını?

-Aa! -Lavaboya gidiyordum ben tam.

Ben de. Canım sen gir istiyorsan.

Yok, siz girin. Ben aşağıda girerim.

-Duymamıştır, değil mi? -Sanmam.

İyi.

Görüşemiyoruz.

Böyle görüşeceksek görüşmeyelim zaten hala.

Aa!

Bir daha ne zaman görüşeceğiz yavrum? Bundan sonra kim öle kim kala?

Hala, söyleme şöyle şeyler ya.

İrem.

Ağlıyor musun sen?

Üzülüyorum hala.

Hep güleceğiz diye bir şey yok yavrum. Birazcık da üzülmek şart.

Bak şuncacık çiçeklere.

Gece soluyor, sabah tekrardan açıyor.

Öyle.

Ağlama bak, sana ne vereceğim şimdi.

Aslında nişan töreninde vermek istemiştim bunu ama...

...böylesi kısmetmiş.

Olsun.

Al.

Anamın yüzüğü.

Ben evlenirken takmıştı bana.

Çok güzelmiş.

Çok güzel. Evet.

Al bu da kesesi.

Annem seni çok severdi.

Sen onun için her zaman çok çok özel bir çocuktun.

Ben de yüzüğü yanımda getirdim tabii.

Nişan törenini duyunca dedim İrem'e ben bunu takarım halası olarak.

Olsun, böylesi kısmetmiş.

Hala, çok güzelmiş ama artık yani gerek kalmayacak, al.

Nedenmiş o?

Hala, boş ver. Al.

Al.

Bak İrem.

Yavrum.

Biz ailecek çok çabalıyoruz.

Çok çaba gösteriyoruz ama normal bir aile olamıyoruz yavrum.

Hollanda'da geçirdiğim yıllardan benim anladığım şu.

Normal olmak da hiçbir boka yaramıyor.

Oradaki insanlar da bir değişik.

Ama gül gibi geçinip gidiyorlar.

Problem nerede biliyor musun?

Kafayı normallikle bozanlarda.

Ama bu da geçer İrem.

Zaten sen istesen de kalmaz, her şey geçici.

Bak bana, ben ilkokul mezunuyken Hollanda'ya gelin gittim.

40 yıl sonra kraliçeyle karşılıklı berganotti içtik.

Öyle gülme, çok önemli bir mertebe benim için.

O yüzden o güzel yüzünü asla sarkıtmayacaksın.

Ver şu parmağını.

Getir elini, getir elini, hadi.

Şuraya takacaksın. Anladın mı? Bu burada parlayacak.

Burada da nah çekeceksin.

Seni üzene böyle ışıl ışıl bunu göstereceksin, anladın mı yavrum?

Al keseni de. Kıçımın kenarı.

Hiç de kıyamıyorum senin suratına. Gel buraya çabuk.

Patates.

Değil mi kız? Koca kıç olmuş.

Ne oluyor?

Hala, ben artık gerçekten bıktım.

Bakmayacağım, gitmeyeceğim.

-Bir susmadın be sabahtan beri. -Tamam, hadi.

Ben bıkmadım İrem, gideceğim. Gideyim, bir sorayım.

Ne oluyor?

-Ya! -Bana bak, bana bak!

Alo!

Ne oluyor?

Atanamamış Safiye Ayla dedi bana.

-Sen de bana dolandırıcı dedin! -Değil misin?

Değilim!

-Kız nasıl değilsin ya, nasıl değilsin? -Bayağı değilim! Allah şahit!

Tamam. Dolandırıcı demeyelim de düzenbaz diyelim yani.

Aman Behçet yani bok değil, kaka.

Bütün aileyi bir günde yerle yeksan ettin.

-Hem de dünürlerin yanında. -Ben?

Bakın bizim yüzümüzden tartışıyorsunuz yapmayın lütfen.

Ne alakası var çocuğum? Görmüyor musun? Her şeyi birbirine katmış!

Ya tamam, kızdık ettik bitti. Az kalsın hapse giriyordu kız.

Biraz durun, sakinleşsin, insan ya bu da.

Ah halam, o kadar doğru söyledin ki canım benim.

Aa!

Erol enişteyi tır işine ortak etmiş.

İzninizle ben bunu öldürüyorum!

-Aa! -Dur hala, hala!

Bunu öldürüyorum!

-Bir dakika hala! -Erol!

-Erol! -Misliye.

Erol!

-Ya bir sakin ol. -Seni yakarım ben!

Sana yıllarımı verdim! Bana bak ya!

Ya ben sana boncuk mu verdim sanki?

Köpeğim olursun, köpeğim!

Git getir şu ayakkabıyı!

Git!

İrem.

Sesim kısıldı. Bu kadın yüzünden benim sesim kısıldı. Bak, çıkmıyor.

Nasıl bir adamsın sen anlamıyorum ki!

-İrem! -Yerde değil gökte ara.

-Nerede arayayım bakayım? -Nerede arayayım bakayım?

Çatıda. Çatıda.

İrem!

Nasıl çıkılıyor oraya?

Atike babaannenin odasından.

-Versene ayakkabıyı! -Vermiyorum.

-Al. -Şunları bile toplayamadın.

Ama burada böyle balya balya paralar olsa böyle böyle alırdın değil mi?

Yeter ya! Ne yapayım ya?

Çok seviyorum parayı.

Tamam. Ne yapacaksınız ya?

Ulan hepimiz bütün sülale bir araya gelsek senin kadar parayı zaten sevmeyiz be!

Hala, ne yapıyorsun ya?

Halacığım tutamıyorum ki elimde. Şu parayı elimde bir tutsam var ya.

Yemin ederim hepinizi kurtaracağım ama olmuyor ki.

Hayatım, sen ne yapıyorsun burada?

Keş diye bana mı dedin sen?

-Ben nereden bileyim keş olduğunu? -Erol, şoföre diyor keş diye.

Ozan, bu iş galiba olmayacak.

Ne olmayacak hayatım, nişan mı?

Hayır.

Biz.

-Efendim? -O ne demek abla?

Yok efendim beni okutmadılar.

Yok efendim sanatçı olamadım. Olsaydın Hülya, Kim tuttu seni acaba?

Yani böyle hendekte kıçını yayarak kimse ünlü olmadı değil mi canım?

Ne yapsaydım?

Alıp başımı gitseydim de içki masalarına meze mi olsaydım?

Lan! Ne biçim konuşuyorsun Hülya? Çocuk var ya!

Muazzez, içeri gir!

Ee! Yeter be! Muazzez oraya geç, Muazzez oraya geç, geçmiyorum bir yere!

Benim bedenim, benim kararım! Burada duracağım!

Ne dedi bedenim?

Kız bana bak, çekil şuradan!

Öyle yani, duydum konuşurlarken.

Onlar adına ben senden özür dilerim.

Çocuklar, Atike'nin buzdolabı nerede?

-Gömdük ya hala. -Ne zaman?

Bu sabah!

Öğle namazına müteakiben gömdük Suzan.

Bak isteyince tak diye uzatmadan söyleniyor.

Ama dedi, bir dakika dedi Suzan dedi.

Yırttı böyle kefeni. Çıkardı kafasını.

Bir baktı, Ali'nin dedi selamı var dedi. Anladın mı?

Aa! Üstüme iyilik sağlık.

Siz oradan bakınca bir sürü manyak görüyorsunuz, değil mi?

Ben buradan bakınca ne görüyorum biliyor musun?

Çocuk yaşta ailesinden uzak kalmış bir kadın.

Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ama bir türlü beceremeyen bir kadın.

Her baktığımda hayal kurmanın yaşı olmadığını bana hatırlatan bir kadın.

Sevdiği adamı bir türlü unutamayan bir kadın.

Ailesinin dertlerini üstlenip...

...dünyayı daha güzel bir yer hâline getirmeye çalışırken...

...akıl sağlığını kaybetmiş çok zeki bir kadın.

Ben de iyi ki hepsinden birer parça almış dediğim kadını görüyorum.

Ve onu çok seviyorum.

Kimin ne dediği, ne düşündüğü umurumda değil.

Ozan, öyle diyorsun da ailen onlar da senin, annenle baban sonuçta.

Fark etmez. Ben seni çok seviyorum.

Ben de seni çok seviyorum.

Arzu. Arzu bak kızım, bir haltlar karıştırdın.

Yaptın ettin tamam da Kıbrıs'a üç bin dolar para göndermişsin.

Gözünü seveyim bak, bunun altından bir şey çıkarsa yanarız hepimiz.

Ne yaptın söyle?

Bir dakika, bir dakika. Siz nereden biliyorsunuz üç bin doları?

Nereden biliyorsak biliyoruz! Söyle artık!

-Söyleyemem! -Ya ne demek söyleyemem ya?

Kız bana bak, kumar mı oynadın? Söyle bana, çabuk söyle!

-Ya ne kumarı be? -Ee, ne bu üç bin dolar o zaman?

Söyleyemem şu an.

Zamanı gelince hepiniz öğreneceksiniz zaten. Şu an yeri değil.

Arzu Hanım, bence de söyleyin kurtulun. Salın içinizdekini.

Zaferciğim, sen niçin karışıyorsun?

Hayatım, ben çok merak ettim.

Ozan, vallahi ben de çok merak ettim.

Hadi kızım bak, yara bandı çeker gibi böyle cırt çek, rahatla hadi.

Iı ıh!

Arzu, yavrum, bundan daha fazlası batamazsın zaten. Gönder gelsin.

-Hah. -Hala, ısrar etmeyin ya.

Yavrum söyle! Vay anasını, vay!

Bak, eğer o paranın ucu bize dokunursa seni bu eve sokmam, anladın mı?

-Söyle artık! -Dokunmuyor sana.

-Söyle bak, gebertirim! -Söylesene lan!

Söylesene artık! Kızım söyle, söyle!

-Söyle hadi. -Kızım söylesene şunu ya.

-Söylesene! -Ya üç bin dolar para az mı?

-Arzu, ne yaptın, söyle! -Arzu, söylesene yavrum!

-Allah Allah! -Söyle diyorum sana kızım, ne yaptın?

-Niye söylemiyorsun? -Ay yeter.

Sperm aldım.

Ne?

Ne?

Ne yaptın?

Sperm aldım.

-Yurt dışına gittim, sperm getirttim. -Sperm?

Buna ben bile şaşırdım gerçekten.

Yavrum sen bir döle neden bu kadar para verdin?

Bunun bedavası yok mu ya?

Eşin, dostun bir fincan getiremez miydi?

Herkes de duydu. Yedi mahalle duydu.

Çok merak ediyorum, ondan soruyorum. Tamam mı? Ne yapacaksın şeyi?

Ben anne olmayayım mı ya?

Ha?

Benim hakkım değil mi?

Çok istedim ya.

Çok istedim çocuğum olsun, ne yapayım?

Anlayacağınız hamileyim.

Yavrum öncelikle hayırlı olsun.

Fakat kimden bu çocuk?

Yani sana bunu kim yaptı Arzu?

Hala, yani onu söylemiyorlar, gizli tutuyorlar.

-Ama genler sağlam çok şükür. -Hay anasını avradını ya.

Severiz madem, ne yapalım?

Sekiz ay sonra kucağımda olacak.

Gen de sağlam madem.

Abla.

Ya bir çocuk duydunuz diye niye yumuşuyorsunuz?

Sabahtan beri bokunuzla kavga ediyorsunuz burada.

Bu nasıl bir gün ya? Erol. Erol. Bu nasıl bir gün?

Çok güzel bir gün. Mis kokan zambaklar.

Ulan bir eve göktaşı düşmediği kaldı.

-İrem! -Ozan!

-Düştü mü? -Bir şey oldu mu oğlum?

-Erol! -Ozan!

-Erol! -Ben buradayım.

-Buradayım bak. -İyi misin?

-Sana düştü sandım. -Yok be kızım.

İyi misin oğlum, kırıldı mı?

-Kırıldı. -Ya ben söyledim.

-Çatıyı yaptıracağız. -Ah!

Yapmayın!

Yavrum acilden girince bedavaya geliyor diye biliyorum, doğru mu?

Bizim Hollanda'da öyle çünkü.

Geldi, geldi.

-Ozan çok geçmiş olsun. -Sağ olun.

-Geçti, geçti. -Bayağı buraya kadar almışlar.

-Görüyor musun? -Ah çocuğum.

Görünmez kaza işte.

Görünmez değil be oğlum. Aylardır söylüyoruz.

Bulamadık işte bir dış mimar.

Hayır yani biliyorsunuz telaştan zaman mı oldu?

Telaş demesek de senin şu ortalığı karıştırmam mı desek acaba?

Allah benim belamı versin! Tamam mı?

-Allah benim belamı versin! -Teyze, enişte bir susun ya!

-Yaranamadım! -Teyze. Teyze, bağırma!

Hastanedeyiz ya!

-Enişte, tamam, tartışmayın artık, yeter! -Tamam.

Enişte, ne yapıyorsunuz?

-Arabayı getirdin mi enişte? -Getirdim kızım, dışarıda. Hadi.

-Hadi gidelim. -Tamam sen bırak.

Tamam, bırak enişte, ben halledeceğim, bırak bana.

Ozancığım, biz buradan babanla birlikte doğru eve geçelim diyoruz.

-Sen iyisin, değil mi? -İyiyim anneciğim, biraz ağrım var işte.

-Ozan, ağrım olacak zaten. -Geçer o.

Bence sen bütün bunlardan bir tek ayakla kurtulduğuna şükret.

Ben de isterdim birkaç gün iyi geçmesini ama öyle olmadı işte.

-Ne yapalım? -Üzülme İremciğim.

İnsan ailesini seçemiyor sonuçta.

Hayatım, böyle şeyler söylenir mi?

Hı hı. Tabii doğru, seçemiyor insan ailesini.

Ben de istemezdim böyle bir ailem olmasını.

Çünkü görüyorsunuz, en çok kendilerine zarar veriyorlar.

Ya ben de isterdim annemi akıl hastanesinden değil de...

...havaalanından alayım nişan günümde.

Ben de isterdim yani...

...ailemi acaba siz kendinize layık görecek misiniz diye düşünmeyeyim...

...uykusuz kalmayayım, hiçbir şey için dertlenmeyeyim.

Nişan günümde saçımı başımı düşüneyim isterdim.

Ama yani olmadı işte ne yapalım?

Ha bir de en çok ne isterdim biliyor musunuz?

Nişan gününde Atike'nin yanımda olmasını isterdim.

Atike'mi görmek isterdim.

Ya benim babaannem öldü.

Biz neyi konuşuyoruz, neyi tartışıyoruz?

Siz tabii benim ailemden utanmamı bekliyorsunuz galiba.

Ama kusura bakmayın ben ailemden utanmıyorum.

Ben çok seviyorum ailemi.

Ama işte kimi deli der, kimi renkli.

Ama bence renkli.

Rengârenk hem de.

Ha bu arada eğer siz bizimle görüşmek istemiyorsanız hiç sorun değil.

Anlarım, siz bilirsiniz.

Ama lütfen izin verin biz Ozan'la baş başa konuşalım.

Ne yapacağımıza karar verelim. Size haber veririz. Oldu mu?

Oldu. Laf sokarım derinden aklın oynar yerinden oldu.

Tamam canım, ben bir şey demedim zaten.

-Hala? -Ne?

Sen şunu al.

-Aa! -Teyzemin borçlarını ödersiniz.

-Bebek falan geliyor işte, halledin. -İrem!

-Ay Ozan! -İrem!

-Baba! -Erol! Erol!

Erol!

Abla!

-Sen düştün sandım. -Yok be kızım.

Geçmiş olsun.

Özür dilerim.

Evet. Ay ne diyorsun Gizem? Gerçekten mi?

Ay çok sevindim. Ne kadar veriyorlar peki?

Çüş! Özür dilerim. Özür dilerim. Çok heyecanlandım.

Tamam. Sonra biz o zaman konuşuruz detayları.

Öptüm seni çok. Bay bay.

Aşkım, rolü aldım.

Kamu spotunda yıldızın parlayacak demiştim sana.

Ya ne kamu spotu?

Anne, dizide oynayacağım, dizide.

Aa! Ne kadar güzel.

Bugüne denk düşmesi de çok güzel oldu.

Niye, ne var ki bugün?

Hava çok güzel, onu diyorum, anlamadın mı?

Ee, nasıl bari, konuşmalı falan bir rol mü?

Hım. Başrolün en yakın arkadaşı.

O zaman kesin konuşur. Hayırlı olsun.

Nevin Hanım da bir ara gelin yemeğe demiştim.

Gideriz gideriz.

Aa! Bugün de hiç susmadı.

Bak hâlâ susmuyor.

-Alo Hülya? Aa! Dur dur ağlama. -Ne oldu?

Aa! Ne oldu birdenbire şimdi? Hay Allah!

Tamam, o zaman geliriz bari. Ne yapalım madem.

Tamam.

Anne, ne oldu, kötü bir şey mi?

Misliye halan fenalaşmış.

Bu seferki ölmeden yetişin dedi.

-Hadi, ne duruyoruz? Hadi gidelim. -Hadi gidelim. Hadi yürü.

-Hadi. -Hadi.

Teyze bak, doğru söylüyorsun, değil mi? Kötü bir şey yok?

Tamam teyze, biz varmak üzereyiz zaten. Geliyoruz. Yoldayız. Hadi.

Ben gereğinden fazla mı mutlu oldum acaba bugün?

-Neden hayatım? -Ya ne bileyim Ozan?

Baksana ne zaman böyle çok mutlu olsak başımıza bir şey geliyor bizim.

Bundan sonra mutsuz olacağım ben hep.

Aramıza hoş geldin.

Bak, benden bir şey saklamıyorsunuz, değil mi?

Yok be hayatım ya.

Tansiyonu düşmüş, telaşlanmışlar. Arzu abla söylemedi mi telefonda?

Atike babaannemin ölümünden sonra...

...işi sağlama almaya çalıştılarsa demek ki.

Tabii, tabii ya anne.

-Işıklar niye kapalı ya? -Bilmiyorum ki hayatım ya.

Elektrikler kesildi herhâlde.

Arzu teyzen belediyeyi de dolandırdıysa demek ki.

Anne ya.

Ozan, bir şey söyleyeceğim.

Hastaneye gitmiş olmasınlar. Bir arasana.

-Bahçedelerdir ya. -Anne, önüne bak.

Gel biz bahçeye bakalım. Gel gel.

-İşte küp. -Yavaş.

-Aman kütük, dikkat. -Yavaş, tutun bana.

Hep buradaydı bunlar.

Bir bakalım bahçeye.

Aa!

Sürpriz!

Aa! Ne oluyor ya?

Ee yavrum, nişan öyle değil, nişan böyle olur.

-Ya hala. -Gel kollarıma.

Ay canım benim dayanamam.

Hep mutlu ol inşallah. Yumurta suratlım.

-Hadi yukarı, yukarı. -Niye?

Böyle kotla mı nişanlanacaksın? Yürü.

Oğlum, küçük odaya da senin için bir şey bıraktık.

-Abla, sen de gel. -Tamamdır baba.

-Ben de gideyim. -Sağ olun.

Oy. Misliye junior.

Ya alışacak halacığım Misliye'ye ya.

Nesli veya Neslihan.

Yavrum, genleri başka olabilir.

-Fakat çocuğun tavrı benziyor. -Ne alakası var hala ya?

Yapma Behçet, bakışlarını görmüyor musun?

Neslihan!

Neslihan!

-Kız! -Pompik pompik Neslihan!

Hüküm giymiş hayaller

Görünmez uzaklarla

Günah bunun neresinde

Sarıldık tuzaklarla

Yine de aşk boyun eğmez

Yine de aşk boyun eğmez

Yine de aşk boyun eğmez

Yasaklarla

A ciğerim söyle neyleyelim

Sevmeyelim de taşa mı dönelim?

Bu yüreği kimlere gösterelim

Kim bilir kimdir aşk ile yanar

A ciğerim söyle neyleyelim

Sevmeyelim de taşa mı dönelim?

Bu yüreği kimlere gösterelim

Kim bilir kim yalan yalan yalan

Sen arada sırada uğra bana

Hovardayım diye kıyma bana

Fikri firardayım uyma bana

Oyuna gelme aman, aman, aman

Sen arada sırada uğra bana

Hovardayım diye kıyma bana

Fikri firardayım uyma bana

Oyuna gelme aman, aman, aman

İşte polisler!

-Enişte. -Enişte polisler geldi.

-Narkotik! -Enişte polisler geldi!

-Narkotik! -Çekil, çekil!

Erol Karaman hanginiz?

-Ozan, ne oluyor böyle? -Gelin böyle, gelin!

Erol!

Ne oluyor?

Erol!

Gördün mü?

Hüküm giymiş hayaller

Görünmez uzaklarda

Günah bunun neresinde

Sarıldık tuzaklarla

Yine de aşk boyun eğmez

Yine de aşk boyun eğmez

Yine de aşk boyun eğmez

Yasaklarla

A ciğerim söyle neyleyelim

Sevmeyelim de taşa mı dönelim?

Bu yüreği kimlere gösterelim

Kim bilir kimdir aşk ile yanar

A ciğerim söyle neyleyelim

Sevmeyelim de taşa mı dönelim?

Bu yüreği kimlere gösterelim

Kim bilir kim yalan yalan yalan

Sen arada sırada uğra bana

Hovardayım diye kıyma bana

Fikri firardayım uyma bana

Oyuna gelme aman, aman, aman

Sen arada sırada uğra bana

Hovardayım diye kıyma bana

Fikri firardayım uyma bana

Oyuna gelme aman, aman, aman

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.