Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviri: Dikistutmaz X: iapetos | Letterboxd: moandor
Merhaba, Umar.
Umarım iyisindir. Ben baban.
Aradım çünkü çok uzakta değilim...
...ve seninle görüşmek, konuşmak istiyorum.
Uzun zaman oldu biliyorum, ama lütfen beni ara.
Uzun süre buralarda olmayacağım.
Yolculuğunuzun geri kalanında iyi eğlenceler
Affedersiniz.
Merhaba?
Kusura bakmayın, sanırım biri birazdan gelir.
Bir dakika beklemenizi rica ediyorum.
Kasada ve servise bakan kimse olmadığını haber vereyim dedim.
- Galiba... - Servis bölgesinde sen görevlisin.
Evet; ama gündüz vardiyasında yazıyor.
Ben gece vardiyasında çalışıyorum.
Ortalık sessizken.
Sue artık nöbete kalmıyor, değil mi dostum?
Pazartesi yeni müdür geliyor. Kendisiyle bir görüş.
Vardiya Saatleri
Merhaba Umar.
Umarım iyisindir. Ben baban.
Aradım çünkü çok uzakta değilim...
...ve seninle görüşmek, konuşmak istiyorum.
Uzun zaman oldu biliyorum, ama lütfen beni ara.
Uzun süre buralarda olmayacağım.
İştesin sanıyordum.
Vardiyalarımı mahvettiler.
Tanıştınız mı?
- Adam, bu Ray. - Sonunda seninle tanıştığıma sevindim.
Yolculuk nasıldı diye soracak mısın?
- Yolculuk nasıldı? - Trafik akıcıydı, sağ ol.
Evet, sadece dört saat sürdü.
Ben dönene kadar her şeyi toparlayacağını söylemiştin.
Onun bugün olduğunu fark etmemiştim anne. Özür dilerim.
Üstüne bir şeyler giy ve yardım et, olur mu?
Bunu şuraya koyuyorum.
- Şunu al. Üzgünüm, aşkım. - Sorun değil.
Ray'in yatağını sökmesi gerekiyor.
- İyi misin? - Üzgünüm, canım.
- Dairelere bakma fırsatın oldu mu? - Çok yoğundum anne.
Fazla zamanın kalmadı.
Buraya veda etmenin üzücü olduğunu biliyorum.
Ray'in yerine yerleştikten sonra senin de gelmen gerekecek.
Ziyarete geldiğinde görmen için sabırsızlanıyorum.
- Ev neredeydi? - Herefordshire'da. Hatırladın mı?
- Orası neresi? - Galler yakınlarında.
- Peki. - Peki.
Pekâlâ, bu sonuncuydu, tamam mı?
- Onu beklemeyecek misin? - Ne?
- Beklemeyecek misin? - Hayır, gidelim.
- Alo? - Alo.
- Merhaba. Umar ile mi görüşüyorum? - Kim arıyor?
- Umar, ben Hamid. - Pardon, kim?
Hamid Amcan.
- Sen misin, Umar? - Benim.
Güzel. Numaranın değişmiş olabileceğinden endişeleniyordum.
- Değişmedi. - Peki.
Değişmedi.
Muhtemelen arama sebebimi merak ediyorsundur...
...ve keşke haberler kötü olmasaydı ama...
Az önce polisle konuştum.
Babanla ilgili...
Onu dün bulmuşlar.
Arabasını bir yere park etmiş.
Henüz ne olduğundan emin değiller; ama iyi olmadığını düşünüyorlar.
Eee...
Şimdi nerede peki?
Peterborough'da benimle beraber.
Bak, dinle, hiçbir şey için endişelenmeni istemiyorum.
Her şeyi hallediyorum.
Cenazesini Salı günü bizim camide kaldıracağız.
Biliyorum uzun zaman oldu ama...
Artık hepimiz onun hakkında meraklanmayı bırakabiliriz, değil mi?
Umar? Umar!
Gelmişsin!
Selamünaleyküm.
- Seni son gördüğümde şu kadardın! - Üzgünüm, sadece...
- Yanlış yere geldiğimi düşündüm. - Hayır.
Daha yeni başladık.
Gel hadi...
Umar, bunlar kuzenlerin. Bu Asif.
Ve bu da küçük Adeel.
Umar, bu Jalal.
Aleyküm selam. Aleyküm selam. Ve bu da Sadiq.
Onlar senin de kuzenlerin. Yengenin çocukları.
Bu Hanif.
Umar, bu Bilal. Onlar... aile dostları.
Babana benzediğini söylüyor.
Ne demek istediğinizi anlıyorum, ama yine de tekrar boyanabilir.
Ve evet, bu su girmesine izin vermez.
Ve gördüğünüz gibi ışığı içeri alıyor.
Pardon, 6:45 randevusu için mi buradasınız?
Hayır, burada yaşıyorum.
Ofis, size ulaşmaya çalışıyordu.
- Evet... - Kusura bakmayın... Dışarıdaydım.
Gün sonuna kadar tüm eşyalarınızı çıkarmanızı rica ediyoruz.
Pekâlâ, üst kata çıkmak isterseniz, arkadaşlar.
Yatak odaları üst katta. Güzel, geniş bir banyo var.
Hazır buradayken...
...gönderinizi yeniden yönlendirmenizi isteyeceğim.
- Bugünden sonra her şey çöpe gidecek. - Tamam.
- Umar? - Merhaba.
Merhaba. Her şey yolunda mı? Gittiğini fark etmedik bile.
Doğrudur. Eşyalarına ne olduğunu biliyor musun diye merak ediyordum da.
Pek bir şeyi yoktu.
Sadece araba ve onu içinde buldukları şey.
Ama evet, yakında onu bırakırlar.
Sorun yok.
Açılın!
Merhaba.
Jeff.
Adam.
Tanıştığımıza memnun oldum Adam.
- Yeni müdür siz misiniz? - Evet.
Yapabileceğim bir şey olursa, ne olursa olsun, sormaktan çekinme.
Kapım her zaman açık.
Jeff!
Aslında eğer... Rotasyon yapıyorsanız...
Çok üzgünüm, Adam. Sadece... Bu düşünceyi aklında tut.
Evet. Polis, otoparkı tamamen kapattı.
Tüm gece sürdü.
Saatlerce oturup izledim.
- Geri mi döndün? - Evet.
Pardon.
Kusura bakma, işe yeni başladım. Müdürü arıyordum da.
- Müdürün ofisi burası, değil mi? - Evet, evet.
Bir dakikanı rica edeceğim.
- Bir dakika. - Tamam.
Benzin istasyonunun dış alanında bir ceset bulundu.
- Merhaba anne. - Merhaba.
- Taşındın mı? - Evet.
Nerede kalıyorsun o zaman?
Şeyde...
- Bir arkadaşımda. - Arkadaşında mı?
Evet.
Pekâlâ, güzel. Her neyse, depodan eşyaları almak için geri dönüyoruz...
...ve hep birlikte gidip bir şeyler yeriz diye düşünüyordum.
Perşembe günü oradayız.
- Çalışmıyorsun, değil mi? - Anne?
Efendim?
Babam, seni aradı mı?
- Beni mi? - Evet.
Son yirmi yılda hayır, aramadı.
Tamam, ama öncesinde sana nedenini söyledi mi?
- Neyin nedenini? - Neden gittiğinin.
Ha, şey...
Burada rahat etmediğini düşünüyorum, canım.
Delil
Neden rahat edemiyordu ki?
Kendini buraya ait hissetmiyordu sanırım.
Ads, tüm bunlar da ne demek oluyor?
Boş ver anne. Kapatmam lazım. Sabah erken kalkacağım.
- Bir saniye bekle... - Seni yarın tekrar arayacağım.
- Tamam, hoşça kal. - Tamam.
Selam, Umar.
Arabaya bakalım mı?
Bir şey diyeyim mi? Gayet iyi durumda.
Sanırım bunun için sana birkaç sterlin verebiliriz.
- Pekâlâ, muhtemelen... - Hayır, hayır, endişelenmene gerek yok.
Birkaç fotoğraf çekeyim, olur mu?
Yeni telefonumun kamerası harika.
- On iki megapiksel. - Anladım.
Umarım ruhsat içindedir.
Burada yok.
Buldum.
Geldik.
- Sağ ol. - Dediğim gibi Umar...
...ne zaman istersen uğra.
- Teşekkürler. - Ne demek.
Umar...
Bakmamın sakıncası var mı?
- Bakabilirsin. - Bunların varlığından bile haberim yoktu.
- Babam mı o? - Evet. Muhtemelen on altı yaşlarında.
Hiçbirimize gideceğini söylememişti.
Bir gün basıp gitti.
Şuna baksana.
Seni bize getirdiği zaman. Seni hep kucağında taşırdı.
Evet, annem en çok babanı severdi.
“Ya Allah, mübarek biri” derdi.
- Mübarek mi? - Evet.
Her zaman onun özel olduğunu düşünmüştü.
Bu yüzden onu yanına aldı.
Babam evlatlık mıydı?
- Yani... - Sanırım öyle de denebilir, evet.
- Peki ya ailesi? - Hayır. Hayır. Baban, tek başınaydı.
Annem bize onun bir gün köylerine geldiğini söyledi...
Yine de fark etmez.
O hâlâ benim abim.
Ne oldu?
- Hadi ama, sadece elektronik sigara. - Neden kendi lanet arabanda içmiyorsun?
Sakin ol.
Onu hatırlıyor musun?
Pek hatırlamıyorum.
Bak, umursamadığından değil.
Sadece insanlarla birlikte olmak ona zor geliyordu.
Anladın mı?
Ölmeden birkaç gün önce beni aradı.
Sence neden aramıştır?
Babanla son konuştuğumda, pek iyi değildi.
Kendinde değildi.
Hayır. Buralı olduğunu düşünmediğini söyledi.
Başka bir yerden geldiğini söyledi.
- Evet, Pakistan'dan geldi. - Hayır.
Hayır, öyle değil.
İnsan olmadığını söyledi.
İnsan olmadığını mı söyledi? Bu da ne demek oluyor?
Umar!
Hadi ama!
Bu gece geliyorsun, değil mi?
- Ha? - Evet, belki.
- İyi misin sen? - İyiyim.
Tüh.
İltihap kapmış gibi görünüyor.
Bir ilkyardım uzmanı çağırayım da baksın.
- Hayır, sorun değil. Endişelenme. - Tara.
Tara yeni başladı; ama deneyimli bir ilkyardım uzmanı.
Değil mi, Tara?
- Ne oldu? - Sadece yandım.
Hayır, dün geceyi diyorum.
- Döneceğini sanıyordum. - Ha, pardon.
Her neyse, ne yaptığını gördüm.
Dışarıda buldukları ölü adamı inceliyordun.
Neye bakıyordun?
Arabayı tanıyınca videoyu izleme ihtiyacı duydum.
Doğru ya.
- Evet. - Pekâlâ.
- Kiminmiş peki? - Babamın.
- Babanın mı? - Evet.
Evet.
Polis bana teslim etti.
Hâlâ evimde.
- Yani, içindeki baban mıydı? - Evet.
- Sen iyi misin? - İyiyim.
Teşekkürler.
Hayır, hayır, hayır. Babandan bahsediyorum.
Evet.
Peki, teşekkürler.
Nereye gidiyorsun?
Gelsene. Ben de tam oraya gidiyordum.
Adam, ofisimde olmanın bir sebebi var mıydı?
Big Burger Trip Ekip Eğlence Gecesi
İşler yoğunlaştığında...
...sıra işlemiyor.
Sadece sebebini öğrenmek istedim.
Doğru, haklısın.
Uzun bir sıra.
Neden acaba?
Evet...
Bence insanlar tek başlarına olmak istemiyor.
Tek başlarına olmak istemiyorlar.
Birkaç şey ayarlamam gerekiyor. Kendine bir içki al.
Nasılsın?
İyiyim.
- Yeni mi başladın? - Hayır, hayır.
- Bir süredir buradayım. - Anladım.
Baksana, Reece!
Tanrı'ya şükür buradasın.
İçecek bir şey ister misin?
Bardağını ver.
Gözünü dikip bakmanın kabalık olduğunu biliyorsun.
- Kim o? - Kızım, Steph.
Sekiz yaşında.
Onu da getirdin mi?
Evet. Onu bir çanta dolusu şekerle arabaya kilitledim.
Arkadaşına yatıya gitti.
Sosyal hayatı benden daha iyi.
Müzik!
Hadi.
Hadi ama!
Hadi!
Siktir et onları.
- Seni burada göreceğimi düşünmemiştim. - Ben de.
- Demek buraya yeni taşındın? - Evet, geçen ay.
Derby'deydim daha önce.
Eski sevgilim orada.
Ayrıldıktan sonra, taşındım.
Yürümedi, ben de buraya geldim.
Çok dolaşıyorsun o zaman?
- Evet. - Değil mi?
Annem...
Annem her zaman...
...hareketsiz olmakta zorlandığımı ve asla sabit duramadığımı söylerdi.
Nedenmiş o?
Nihayetinde ne kadar farklı olduğunu fark ediyorsun.
Peki ya sen? Nerede oturuyorsun?
Burada... Sanırım.
Burası. Burası, evet.
Böyle yapmana gerek yok.
- Ne yaptım ki? - Yani amacım...
Öyle bir şey ima etmedim.
Yavaş!
Şimdi, açıkçası, ekibimizde bazı değişiklikler oldu...
...bu yüzden bana yönetimde kimlerin eşlik edeceğini duyurmak istedim.
Nereye gidiyorsun?
İlk sırada Adam Muhammed var.
Adam?
Adam, neredesin, dostum?
- İyi misiniz, bayım? - İyiyim.
İyiyim.
Bugün geleyim dedim, çünkü sürekli böyle şeyler yaşıyorum...
...nasıl adlandıracağımı bilmiyorum, ama sürekli yaşıyorum.
Bir an bir şey yaparken bir de bakıyorum ki başka bir yerdeyim...
...ve oraya nasıl geldiğimi hatırlayamıyorum.
Ama bir rüya gibi başlıyor.
Ya da hayale dalmak gibi.
Ve...
Sanki başka bir yerden gelen bir şey gibi...
...ve çok parlak.
Ayrıca...
...gürültülü.
Ve sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyormuş gibi hissediyorum.
Ads, iyi misin?
- İyiyim. - Beni geri aramadın da ondan soruyorum.
Kusura bakma.
Tamam, bak, yarın geleceğiz.
Saat sekiz için bir masa ayırttım. O zaman görüşürüz, olur mu?
Olur.
Merhaba, Adam.
İşte geldi.
İcraat adamı!
- Haberleri duydun, değil mi? - Duydum.
Güzel.
Dün gece bana anlattıklarını...
...sıraları düşünüp durdum ve sonra aklıma geldi...
...misafir karşılama personeli lazım bize.
En yoğun zamanlarda banko önünde durup insanları karşılayacak.
Görecekleri ilk yüz sen olacaksın.
- Hayır, bence mutfakta daha iyiyim. - Hadi canım.
Sen sosyal bir insansın, Adam.
Sende bunu görebiliyorum.
Anlaştık mı?
Sanırım dün gece montumu burada unutmuşum.
Pekâlâ, kendimizi serbest bırakalım.
Her türlü temasa açık olalım.
Enerjinize odaklanın.
Kendinizi evrene açın.
Herkesi, anlık duygularını paylaşmaya davet ediyorum.
Meraklı hissediyorum.
Sıcaklığın, içtenliğin ve sevginin aktığını hissettim.
Sadece nasıl hissettiğimizi konuşuyoruz.
Ortaya çıkan her şeyi.
Kafam karıştı galiba.
Kafam karışmış gibi hissediyorum.
Sana bir şey oldu.
O sırada değil, ama sanırım daha önce olabilir.
Neden kendini gruba tanıtmıyorsun?
Peki...
Adım Adam.
Seni bugün buraya getiren nedir, Adam?
Bir şey arıyordum da.
Paylaşmak istediğin bir şey varsa lütfen çekinme.
Burada yaptığımız şey paylaşmak.
Tamam.
Sanırım...
Sanırım...
...babam...
Sanırım babam bir uzaylı olabilir.
Alo, Bay Muhammed?
Kraliçe Elizabeth Hastanesi'nden arıyorum.
- Buyurun. - Gelip bizi görmeniz için...
...bir randevu oluşturmam istendi.
Nasıl yani?
Kan tahlilinizde bazı tutarsızlıklar olduğunu düşünüyorum...
...bu nedenle sonuçlarınız belirsiz görünüyor.
- Anlamadım? - Bir sonraki randevumuz iki hafta sonra.
Randevunuzu oluşturayım mı?
Bay Muhammed?
Çalışması lazım.
Bir bakayım.
Şunu bir dakika tutar mısın?
Sağ ol.
- Eee, neredensin? - Yarı İngilizim.
Hayır, hayır. Hangi birimdensin diyorum?
Seni buralarda görmüştüm.
Gördüğün kişi ben değilimdir muhtemelen...
çünkü ben sadece arka alanda, mutfakta çalışıyorum.
- Burger Trip... - Hayır, hayır, eminim.
Kesinlikle seni gördüm.
Şunu uzatır mısın?
Orada.
Sağ ol.
Geçen hafta babamı kaybettim.
Bunu duyduğuma üzüldüm, dostum.
Sağ ol.
Aslında, olay gerçekleştiğinden beri...
...onun aslında düşündüğüm kişi olmayabileceğini fark ettim.
Ve...
...eğer bu doğruysa...
...ve...
...onun oğluyum, o zaman bu beni ne yapar?
"Kim yapar?"
- "Bu beni kim yapar?" - Evet. Pardon, kim yapar?
İşte oldu.
Aynen. Kötülere rahat yok, ha?
Bence doğru kararı verdin.
Çekip gitmeni diyorum.
Kusura bakma. Kendimi iyi hissetmiyordum.
Endişelenme.
Önce...
Önce uygun ekmeği al.
Buraya koy.
Evet, tamam, sonra da...
Ekmek karamelize olduktan sonra...
...sosu sür...
...soğanı, marulu ve peyniri koy.
Sos, soğan, marul ve peynir.
Önce diğer şeyleri koyacağımızı sanıyordum.
Öyle de olur, ama ben bu şekilde yapıyorum.
Böylece müşteri yerken dağılmaz.
Karamelizasyon neredeyse bitti.
- Ne oldu? - Hiç.
Çok düşünüyorsun, değil mi?
Hiç doğru yerde olup olmadığını merak ettin mi?
Sonunun burada olması gerekiyorsa?
Vay, vay, vay!
Bilmiyorum, dostum. Bu... Bu oldukça komplike bir soru.
Ciddi soruyorum.
Bir yere varmamız gerektiğinden emin değilim.
Nasıl yani?
Bence istediğimiz yere gidebiliriz.
Geldik. Hemen şurası. Sağ ol.
Neyse, bıraktığın için sağ ol.
Bir tanesin.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
Annem: Ads, aç şu telefonu, iyi misin? Neredesin? Seni bekliyoruz.
İyi misin?
Sadece biraz şok oldum.
Öldü yani?
Biliyorsun, buraya taşınmak isteyen babandı.
Bulunduğumuz yerden gayet memnundum.
Buraya geldiğimizde kimseyi tanımıyorduk.
Her gece bu şeyin üzerinde oturup televizyon izlerdik, sen de ortada olurdun.
Sonra sürekli komşular hakkında konuşmaya başladı.
Daha sessiz bir yerde olmayı istediğini söyledi.
Buraya geleli altı ay bile olmamıştı.
Anne...
Sana hiç nereli olduğundan bahsetti mi?
Hayır, böyle şeylerden bahsetmeyi sevmezdi.
Tamam, ama eve dönmekten hiç bahsetti mi?
Ya da bunun gibi bir şeyden.
Bunları buldum.
Kafeler kapalıydı; ama benzin istasyonunda sandviç vardı.
Bunu daha sonra konuşalım, tamam mı?
Her şeyi tek başıma yapmak benim için çok zor, Ads.
Teşekkürler hayatım.
- Sen iyi misin? - İyiyim.
- Emin misin? - Eminim.
Baksana!
Tara'yı tanıyor musun?
O burada değil, dostum. Çocuğunu az önce getirdiler.
Sağ ol. Gitmem gerek.
Hangisine oturmak istersin?
Merak etme, tamam mı? Birazdan gelir.
- Sen kimsin? - Şey, ben Adam.
Adam Muhammed.
Evet. Annenin arkadaşıyım.
- Tuhaf birisin. - Öyleyimdir.
- Neden burada oturuyoruz? - Annen geldiğinde onu görebilelim diye.
Alo?
Adam, neredesin dostum? Vardiyan bir saat önce başladı.
Özür dilerim. Sadece, bir işim çıktı da.
Sorun değil, acele et. Burada yardımına ihtiyacım var, dostum.
- Gel hadi. - Kim olduğunu biliyor musun?
Steph! Tanrım.
iyi misin? Nerelerdeydin?
Ben sadece...
Daha dikkatli olmalıydım.
İyi misin?
Sokayım.
Müdüre, bir saat içinde vardiyada olacağımı söyler misin?
Şimdi başlamam gerekiyordu. Hadi.
Adam?
Hadisene.
Bugün denetleme var.
Buradaki deneme sürecimi başarıyla tamamlayıp tamamlamadığıma...
...onlar karar verecek.
Bak, bunu daha önce denemek istemiştim...
...ama bence olur, hadi deneyelim, tamam mı?
- Tamam mı? - Olmaz...
Giy hadi, lütfen.
- Adam, bunlar Lynn ve Tony. - Merhaba.
Birlikte tasarladığımız yeni sistemi açıklıyordum.
Evet, Adam bugün demo yapacak, böylece onu çalışırken görebileceğiz.
Evet.
Harika, muhteşem.
Teşekkür ederim. Önden buyurun.
Sana göstermek istediğim...
Merhaba. Sol taraftan devam edin lütfen.
Arka tarafa...
- Ben bunu sipariş etmemiştim. - Pekâlâ...
Soluma, sağınıza doğru devam edin.
- Sağa mı? - Evet, sağınıza doğru lütfen.
Siparişim nerede, dostum?
Yemeğim.
Burada mı çalışıyorsun?
Sana diyorum...
Nereye gittiğimi söyledin, değil mi?
Nereye gidiyorsun?
Hop!
Adam!
Nereye gidiyorsun?
- Bak, sürekli kaçıp duramazsın. - Senin yaptığın bu, değil mi?
- Bu farklı. - Bu da farklı.
- Benim için her şey farklı. - Neden farklı?
Senin gibi normal değilim ben.
- Normal değilim ben. - Evet, ama ben gerçekten değilim.
- Yapma, geri gel. - Beni yalnız bırak.
Tamam mı?
Beni yalnız bırak.
Burada.
Teşekkürler.
Merhaba.
Ben Adam.
Hassan'ın oğluyum.
Sanırım ben bebekken bir kez karşılaşmıştık.
Hay sizin kuralınıza!
Dediğim gibi, Umar, artık pek konuşmuyor.
Ama eşlik edilmesini seviyor.
Değil mi anne?
Bence hâlâ evde bizimle olmalı...
Geri döndüğüne sevindiğini söylüyor.
Ama anne...
Bu Umar.
Hassan değil.
Burada olduğun için mutlu olduğunu...
...ama neden gitmek zorunda olduğunu da anladığını söylüyor.
Gitmek mi?
Sen asla diğerleri gibi değildin.
Özelsin.
Teyzen.
Yatacak yer ayarlayayım mı diye soruyor.
Böyle iyiyim ben.
- Sorun yok. - Tamam.
Çenemi kapatmam lazım; ama seninle orada buluşuruz, tamam mı?
Adresi vereyim.
Tamam mı?
Beklediğini bilmiyordum.
Sorun değil.
İstersen sen de benimle gelebilirsin.
Orası nasıl bir yer?
Sessiz bir yer.
Bu kadar uzun süre uzak kalmak istememiştim.
Bazen tek başına daha kolay olur.
Herkes nerede?
Başka kimse yok.
Onlar gibi olmadığını biliyorsun değil mi?
Ben de senin gibi değilim.
Yalnız kalmak istediğini sanıyordum.
Bu tarafa gelebileceğini unutmuşum.
Burası çok güzelmiş. Değil mi?
Çeviri: Dikistutmaz X: iapetos | Letterboxd: moandor
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.