Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Hepsini gördünüz mü?
Şimdi, su altında nefes alırken burunla ses çıkarıp çıkarken tüm nefesini ver.
Başla.
Buraya gel ve başla.
Tekrar.
Dene bakalım.
Başla!
Bacaklarını tamamen uzat. Bacaklarını tamamen uzat.
Ah, önce ben gideyim. Tamam.
Evet, Ujeong Yüzme Havuzu.
Evet, benim.
Sohyun, annen neden ağlıyor?
Chorong öldüğü için.
Öldüğünde bir daha görüşemezsin.
Ama başka bir köpek alabiliriz.
Yine alırız.
Alabiliriz.
Ama Chorong bizim ailemizdi.
Aile olamaz.
Chorong da bir hayvan, değil mi?
Hayvan olsa bile aynı evde yemek yiyip uyursak aile gibi oluruz.
Kimseyle değiştiremeyeceğin bir varlık vardır.
Annen için kızı sadece Sohyun olduğu gibi.
Anne, ölünce nereye gidiyoruz?
İyi işler yaparsan cennete, kötü işler yaparsan cehenneme gidersin.
Ben ve annem gidemeyeceğiz sanırım? Cennete.
Yine de iyi ki annemle birlikte gideceğim.
Annen seni almaya gelecekti, neden eve yalnız geldin?
Chorong'u görmek için.
Yarından itibaren anaokulu bittikten sonra yüzme havuzuna geleceksin.
Ne, neden?
Yüzme öğren diye.
Yüzme bittikten sonra annenle birlikte eve geliriz.
Suyu sevmiyorum.
Korkuyorum.
Yapabilirsin.
Haydi. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi. Öne.
İçeri gel.
Annenin elini tut ve içeri gel.
Çabuk.
Aferin.
Ah. Sorun değil.
Haydi, tekrar tutalım.
Tutalım. Yapabilirsin.
Doğru.
Vücudunu tamamen uzatma hissiyle kalçanı kaldır ve ayaklarını sürekli çırp.
Ayaklarını çırpmayı bırakırsan batarsın. Devam et.
Devam et.
Doğru.
Aferin. Ayaklarını çırpmaya devam et.
Aferin.
Anne.
Boşanacağını söylemek için eve geldiğinde bir tuhaftın.
Ben de ne kadar dikkatsizmişim.
Soyeon hastaymış.
Bay Kim'den duydum. Psikiyatriye falan gidiyormuş.
Düzenli olarak tedavi görüyor ve iyileşecek.
Evet. Çocukların hepsi Soyeon gibi büyüyor.
Ne kadar ters giderlerse, anneleri o kadar iyi sarıp sarmalamalı.
Bana kalırsa torunum gayet iyi.
Sağlam insanlar bile akıl hastanesine gidince deliriyor derler.
Ay canım.
Öyle deme de, kilisemizin papazına bir göstersek nasıl olur?
Anne.
Ay, o şey de neyin nesi? O? O türden garip şeylerle uğraşacağına kiliseye gidelim diyorum.
Bir süre burada, sizinle yaşayacağım.
Büyükanne!
Ay canım.
Ay canım, uyumadın mı?
Ay canım.
Bu ne?
Ay aman Tanrım.
Bunu büyükannen için mi çizdin?
Evet, bak hele. Hı?
Jihye, demin bir şişe su ve bunu aldın değil mi? Öyle değil mi? Hı.
Şimdi kontrol edelim mi?
Hı, havluyu almışsın, yüzme gözlüğün de var. Hı?
Hepsini koymuşsun? Aferin sana.
Öğretmenim!
Ah, Jihye.
Jihye'nin annesi, merhaba.
Merhaba.
Teşekkürler öğretmenim.
Jihye çekingen biri ve buraya taşınalı çok olmadı, bu yüzden çok zorlandı.
Ah, evet.
Evet, yüzme havuzuna geldiği günler mutlu oluyor, eğleniyor ve yüzü gülüyor.
Gelecekte de yardımlarınızı rica ediyorum.
Ne demek. Jihye iyi iş çıkarıyor. Değil mi?
Sizin de bir kızınız varmış, Jihye ile aynı yaştaymış.
Evet.
Ah, kızınız mı?
Evet.
Jihye, arkadaşımıza merhaba diyelim mi?
Merhaba?
Burası Jeon Jihye.
Lütfen kızım ile iyi geçinin.
Ah, Sohyeon ile aynı yaşta bir arkadaş. İyi geçinin.
Merhaba, ben Kim Sohyeon.
Merhaba.
İyi yüzüyor musun?
Hayır. Sudan korkuyorum.
Benimle aynı.
Sen de mi korkuyorsun?
Evet.
Öğretmen Yoo, bir telefon geldi.
Korku deneyimi yaşadıklarını söylediler.
Sohyeon sırayla yapmaya karar verdiklerini söyledi.
Sizi buraya çağırmamızın nedeni, Sohyeon'un tehlikeli davranışlar sergilemesinin ilk defa olmaması.
Ah, evet.
Çocukların vücutlarında çimdik izleri veya tırmık izleri olduğu yönünde bazen şikayetler geliyordu. Ben de öğretmenlerden şüpheleniyordum.
Evet.
Ama gördüğünüz gibi, çocuğumun bunu başlattığını söylüyorsunuz değil mi?
Evet. Şimdiye kadar doğruladığımız kadarıyla.
Bu yüzden bizim açımızdan söyleyebileceğimiz şey şu ki,
Yanlış yaparsan cezalandırılacağını söyledim.
Sohyeon'un yaptığı şey yüzünden başka bir anaokuluna gitmek zorundasın.
Kızım, orada ne yapıyorsun?
Anne, acıyor mu?
Çok mu acıyor?
Bunu sen mi yaptın?
Evet.
Orada ne yapıyorsun?
Su içtim.
Ah, şey, Jihye miydi? Juwon mu? Senin öğrettiğin çocuk mu?
Jihye.
Ah, evet. Jihye. Hıh.
Sohyeon'u anaokuluna götürürken annesi beni tanımıyormuş gibi yaptı.
Ah.
Jihye ile aynı sınıftalar. En yakın arkadaşlar.
Ah, öyle mi? Jihye ile en yakın arkadaşlar mı?
Ah.
Çabuk ye, Sohyeon. Aferin.
Ah, güzel yiyor.
Jihye.
Hasta mısın?
Değilim.
Sojin'in annesi havluların çok fazla olduğunu söyledi.
Ben çok telaşlıyım.
Sık sık böyle yapar, bu yüzden ona iyi bakmalıyım.
Kardeşin hasta olduğu için üzgün müsün?
Ciddi şekilde yaralanmadı. Neyse ki.
Kardeşin seni rahatsız etmiyor mu?
Evet, anlıyorum.
Jihye.
Baban yakında gelecek.
Hı?
Jiyu Hanım.
Çocuklar için bir şeyler alıp geleceğim.
Peki, gidin gelin.
Hemen geleceğim.
Pratik yapalım mı?
Pratik?
On yedi, on sekiz, on dokuz.
Ahh!
Baba!
Ah, Jihye.
Baban geç kaldı. Üzgünüm.
Merhaba.
Merhaba.
Anne. Hı.
Elim.
Eline ne oldu?
Jihye mi yaptı?
Jihye.
O arkadaşına böyle yapmamalısın.
Sorun değil, sorun değil.
Aman Tanrım, çok üzgünüm. Zaten size borçluyum. Üzgünüm.
Sorun değil. Sorun değil.
Arkadaşından hemen özür dilemelisin.
Jihye.
Üzgünüm. Amcan onun yerine özür dileyecek.
Sorun değil. Sadece hafif bir çizik gibi.
Yoğun olmalısınız. İçeri girin. Evet.
Peki, o zaman gideceğim öğretmenim.
Teşekkür ederim.
Buraya gel.
Anne sende hemen affediyorsun.
Aslında Tanrım, sadece yardım etsen olmaz mı?
Böyle bir duanın ortaya çıkacağı birçok durum var.
Tanrım, şu anda çok zorlanıyorum. Çok zor.
Lütfen bana yardım et.
Ama millet, Tanrı bizim
Evet. Bir süredir görünmüyordunuz.
Sıkı dua ettim.
Teşekkür ederim. Ah?
Ah, öyle mi.
Sanırım kızınız?
Evet, evet, tanışın. Bunlar kız kardeşler.
Bu benim kızım. Ah, ilk defa kilisede görüyorun.
Soyeon'un annesi.
Doğru mu?
Evet, merhaba.
Bu mahalleye gelmişsiniz.
Soyeon'un annesinin yüzü çok kötü görünüyor.
Soyeon hala aynı mı?
Bizim Sora, Soyeon yüzünden psikiyatriste gidiyor.
Kaygısı çok yüksekmiş.
Afedersiniz.
Ama eskiden kiliseye gider miydin?
Ah, bugün vicdanın mı var?
Neden?
Tövbe mi edeceksin?
Yüzsüzce mi?
Soyeon'un tuhaf olduğu buralarda duyulmamış galiba.
Sonra görüşürüz, Soyeon'un annesi.
İyi misin?
Ney?
Ah, sadece.
Her şey?
Evet, iyiyim.
Soyeon aramıştı.
Ne zaman? Ne dedi?
Geçen hafta mıydı?
Ah, sadece aramış.
Gece geç saatte aradı, ben de bir şey oldu sandım, çok korktum.
Gerçekten bir şey yok değil mi?
Evet, bir şey yoktu.
Sooyeon da eskisinden daha sakinleşti.
Arkadaşlarıyla da iyi geçiniyor.
Peki neden anaokulunu değiştirdin?
Hı?
Sooyeon anlattı.
Her şeyi anlatmış.
Ben de o kadarını bilmeliyim.
Neden?
Sen nesin?
Ne?
Senin hakkın yok!
Sessiz ol. İnsanlar bakıyor.
Olduğunu mu sanıyorsun?
Kızından korkup kaçan biri.
Bence o zaman daha iyiydi.
Daha mı iyiydi?
Sooyeon'un sadece beni taciz etmesi bile minnettar olurdum.
Bu yüzden ayrıldık zaten.
O zaman hemen hastaneye yatırsaydın ya.
Kendine güveniyor musun?
Tamam, ben korkak olayım.
Sen kendine güveniyor musun?
Şirket arıyor, açmalıyım.
Soyeon içeri girecek.
Ah. O zaman öğleden sonra Soyeon'a büyükannesi mi bakacak?
Evet.
Büyükannesine de Sooyeon'un durumu hakkında detaylı bilgi verin.
Ah, bir dahaki sefere gelirken birlikte gelebilirsiniz.
Young-eun Hanım?
Evet, anladım.
Young-eun hanım, yorulmamalısınız.
Biliyorsunuz değil mi?
Evet, tabii ki.
Artık hastaneye gitmeyi bırakamaz mıyız?
Hastaneye gitmek istemiyorum.
Eğer anaokulunda ve yüzme havuzunda iyi olursan, o zaman gitmeyeceğine söz veriyorum.
İyi oluyorum zaten.
Sora'ya yaptığın gibi yapmamalısın.
Sadece oyun oynuyordum.
Eğer bir arkadaşın yapma derse, yapmamalısın.
Neden? Sürekli yapma diyorsunuz?
Kim Sooyeon! İstediğim hiçbir şeyi yapamıyorum.
Neden? Neden?
Ah!
Anne, benden korkuyor musun?
Yine iki ayağımı mı tutacaksın?
Annesi mi tutacak?
Evet, tabii ki.
Lütfen o tarafa gelmeyin.
Peki. Öyle yapalım?
Ah!
İyi misin?
Anne.
Efendim?
Chorong ve tavuk aynı hayvan değil mi?
Evet.
Ama köy tavuklarını öldürmek sorun değil, değil mi?
Hadi uyu.
Tamam.
Öğretmenle konuştum.
Anaokulunda çok iyiymiş. Endişelenme.
Sooyeon nerede?
Az önce otobüse bindi. Yakında varır.
Ji-hye.
Hayır. 50'ye kadar dayan.
On altı, on yedi.
On sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki.
Yirmi üç, yirmi dört.
Anaokulunda da böyleydi.
Yapma dediğimde, yapmak istemediğimde bile
Yapmazsam dışlıyorlardı.
Korkmuş olmalısın.
Evet.
Neden böyle yapmış olabilirler?
Ji-hye.
Evet.
Hiç annene ya da anaokulu öğretmenlerine Sooyeon'un sana zorbalık ettiğini söyledin mi?
Hayır.
Söylemedim.
Anlıyorum.
Bundan sonra da başkalarına söylememelisin.
Asla söylememelisin.
Öğretmenin Sooyeon'un bir daha yapmaması için onu azarlayacak.
Söz ver, söylemeyeceğine dair.
Söz veriyorum.
Söylemeyeceğim.
Kim So-hyun!
Hayır!
Neden kaçıyorsun? Hı?
Buraya gel.
Gidiyoruz.
Ders bitince seni almaya geleceğim. Burada ol.
Anne!
Sen Sooyeon'sun, değil mi?
Sooyeon.
Sooyeon.
Hey, oraya gitme dedim.
Dikkatli ol.
Ah, dur.
Yaralanacaksın. Hı? Tehlikeli.
Ji-hye!
Kim So-yeon!
Ji-hye!
Ji-hye.
Ah, Ji-hye. Ji-hye, kendine gel.
Ambulans çağıracağım.
Defibrilatör.
Ji-hye!
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on.
Bir, iki, üç, dört, beş.
Özür dilerim.
Bir çocuğu nasıl yetiştirdin de bizim Ji-hye'nin sudan en çok korktuğunu biliyorsun.
Ji-hye'ye neden böyle davrandın?
Neden yaptın? Hı?
Annem benden nefret mi ediyor?
Bana ihtiyacı yok mu?
Seo-hyun annen için değerli.
Ama neden hep beni azarlıyor?
Yapılmaması gerekenleri yaptığın için.
Her zamanki gibi sadece zorbalık yapmak mı istedin?
Öyle mi?
Neden yaptın!
Bilmiyorum.
Ah, şimdi bir baksana.
Şimdi mi? Neden, yine ne oldu?
Sen sorar mısın?
Seo-hyun bilmiyormuş. Neden yaptığını bilmiyormuş.
Yine ne? Ah, gerçekten.
Kendime güvenmiyorum. Yalan söyledim.
Yapabileceğimi, iyi olduğumu söylemem hepsi yalandı.
Yeo-won.
Artık yapamam.
Yardım et. Lütfen yardım et.
Ah, Yeo-won, daha ne yapmalıyım?
Hey, sen söylesene. Daha ne yapmalıyım?
Hı? Daha ne yapmalıyım?
Alo?
Yeong-won.
Alo.
So-yeon!
Ah, evet.
Bu saatte çocuğu nasıl tek başına bırakırsın? Hı?
Sen neredesin şimdi?
Ah, neden konuşmuyorsun?
Yeong-won. Yanına gelip konuşacağım.
Aman Tanrım. Aman Tanrım.
Anne.
Anne, anne, sana ne oldu? Ha?
So-yeon mu yaptı bunu?
Aman Tanrım Yeong-won.
Kim So-yeon, kapıyı aç!
Kapıyı aç!
Aman Tanrım Yeong-won. Sen şimdi ne yapıyorsun?
Bekle bi.
Aman Tanrım Yeong-won!
Kim So-yeon.
Bıçağı nereden buldun?
Anne. Yalan söyledin.
Bıçağı bırak. En değerlinin ben olduğunu söyledin. Benden başka kimsenin olmadığını söyledin.
Ben kaçarken beni öylece bıraktın.
Beni terk etmeye çalıştın.
Hepsi yalan. Yalancı. En iyi anneymiş!
Yeter.
Bıçağı annene ver.
Ver.
Çok fazla kan geliyor.
Olmaz Yeong-won. Hadi hastaneye gidelim.
Ne? Yara çok derin.
Anne sende iyi misin?
Ben iyiyim.
Şimdi So-yeon'un yanından ayrılamam.
So-yeon.
So-yeon.
Efendim?
So-yeon.
Yüzelim mi?
Hala sudan mı korkuyorsun?
Evet.
O da sudan korktuğunu söyledi.
Evet.
Dün Ji-hye çok korkmuştur.
Korkmuştur.
So-yeon.
Korkuyorum. Korkacakmışım gibi hissediyorum.
Sorun değil.
Ji-hye çok korkmuştur.
Bir daha yapmayacağım. Üzgünüm.
Kötü bir şey yapmamak için.
So-yeon için.
Hayır!
Hayır!
So-yeon!
Ver onu! O benim!
Ah!
Ah, bu da neyin nesi! Aman Tanrım.
Yeter bırakın.
O benim! O benim! Hayır!
Hepsini kıracağım! Ah!
Yine sadece bakıp gidiyorsunuz.
Son zamanlarda çok daha iyi. Yürüyüş yaparken sık sık eski hikayeler anlatıyor.
Bir süre önce kızınızın sağlığını da sormuştu.
Böyle yapmayın ve bir dahaki sefere bir konuşun.
Sürekli uyarıcı vermek hastalar için de iyidir.
Sizi ayrıca arayacağım.
Ne zaman getirecekler acaba?
Ah, adınız Kim Min, değil mi?
Bu da ne?
Ah, hiçbir şey yolunda gitmiyor burada.
Hey, sanırım bunların hepsini atmalıyız.
Ah! Hayır, o zaman tahmini çok yanlış yapmışlar.
Ah? Komşu Do.
Ah, Su-min. Bir bodruma in bak bakalım orada bir şeyler var mı?
Ah, lanet.
İyi misiniz?
Yavaş ye.
Sanki günlerdir aç bırakmışlar.
Daha önce böyle bir işte çalıştın mı?
Evet.
Evet, benzer bir şeylerde.
Busan'da mı?
Ah, aslen oralı mısın?
Peki şimdi ne yapıyorsun?
Efendim?
Ah, burası Seul. Nerede kalıyorsun?
Ah.
Ah. Ah, bir insan yemek yerken neden sürekli böyle iğrenç şeyler yapıyorsun?
Bugün ilk günün olduğu için yavaş yavaş yapalım. Yavaş yavaş.
Ailen nerede?
Ah, aman Tanrım.
Annen baban yok mu?
Evet.
Ben küçükken evde yangın çıktı ve hepsi gitti.
Ah, kahretsin.
Hmm, çocuk.
Üzgünüm.
Sorun değil.
Artık pek hatırlamıyorum bile.
Neden böyle bakıyorsunuz? Daha önce hiç mi görmediniz?
Ne ilk olması. Şurada da var.
Ah.
Ah, abla hiç de öyle görünmüyor.
Ben mi öyle görünüyorum? Ha?
Neyse, iyi olmuş. İkinizin de ortak noktaları olacak.
Ha?
Hey, Min-a.
Ona her şeyi tek tek anlat.
Hey.
Ah, kahretsin.
Neden miden bulanıyor?
Ah.
İyi misin?
Ah.
Ah, az önce korktuğun için olmalı.
Dur bir bakayım, çantamda ilaç var.
Hayır, iyiyim.
Midem biraz kötü, ben önce gideyim.
Şunu dışarı mı koyalım?
Evet.
Ben önce içeri gireyim.
Tamam.
Burada gördüğünüz yuvarlak siyah nokta rahim ve beyaz kısımla birleşen bu kısım da bebek olarak düşünebilirsiniz.
Kalp atışını duyabiliyorsunuz, değil mi?
Zaten bu kadar büyük mü duyuluyor?
Elbette.
Şu anda yaklaşık 7 haftalıksınız ve bundan sonra kendinize iyi bakmalısınız.
Düzenli olarak kontrole gelmeyi unutmayın.
Ah.
Ah, kahretsin.
Ah, abla. Geldin mi?
Peki ne kadar olacak?
Şimdilik sadece bir süreliğine oda aradığını söylediği için.
Takım lideri Han, o kadar çok insan alamadı ki, kalacak yer ve yemek sağlayabileceğini falan söyledi.
Nasıl olsa işten sonra sadece uyuyacak, neden yan odaya almayalım ki?
Söylemese de
Biraz da durumu var gibi ve görmezden gelemem.
Ah, takım lideri.
Lütfen biraz anlayış göster. Tamam mı?
Ah, üşüdüm. Hadi içeri girelim.
Ah? Hadi gir.
Hey.
Ah, abla. Ne yapıyorsun?
Ah, teyze ablanın odasından istediğimi giyebileceğimi söyledi.
Abla, bak. Şaşırtıcı bir şekilde tam oldu, değil mi?
İzinsiz girme.
Afedersiniz.
Ama abla gerçekten çok şanslısın.
Ne?
Teyzeyle aranızda hiç kan bağı yokmuş, değil mi?
Ben akraba falan olduğunuzu sanmıştım.
Tesiste gönüllü hizmete gittiğinizde tanışmışsınız, değil mi?
Gerçekten harika.
O zaman abla seninle burada yaşamaya devam edebilir miyim?
Ben gerçekten çok dolaştım.
Fabrika yurdunda da yaşadım, motelde temizlik yaparken tek göz odada da.
Başlangıçta akrabalarımın yanındaydım ama ailem daha da beterdi, biliyor musun?
Sen.
Efendim?
Sen normalde bu kadar aptalca mı gülersin?
Ah.
Ben şimdi dinlenmek istiyorum, biraz dışarı çıkar mısın?
Yoksa görmedin mi? Sözde içinde nişan eşyaları olan bir sandıkmış?
Ben görmedim.
Ben de hiç.
Ah, kahretsin. Bunlar insanı yankesici gibi görüyor. Ha?
Ah, kahretsin.
Bunu bizim içmemiz için mi?
Bu yeşil çayı için.
Hayır, bu daha sadece bir haftalık ama zihniyeti tamamen profesyonel. Ha?
Ah, doğru, sen onu tanımıyor musun?
Hayır, Hae-young gelmeden önceki ev, o ev nerede?
Öyle mi?
Neden?
Bir şey mi kayboldu?
Byung-cheol olabilir mi?
Daha önce de buna benzer şüpheli bir olay yaşanmıştı.
Ah!
O pislik gerçekten dışarıda bile pisliğini yaymaya devam ediyor.
Her neyse, bundan sonra kontrolleri daha dikkatli yapın.
Evet.
Evet, orada, o zaman büyükanne tek başına o abonelik şirketinin evindeydi.
O evde neden? Ben iyiyim.
Hayır, o büyükanne.
Akşam yemeğini birlikte yiyebiliriz, değil mi?
Teyzeyle ye.
Mümkünse uyuşsak olmaz mı?
Abla, bugün sen.
Efendim?
Ev aradığına emin misin?
Ne?
Neden?
Sadece çok rahat görünüyorsun.
Her ne olursa olsun, şu anda misafirsin.
Zorlanıyor musun?
Ne?
Hayır?
Zorlanıyorsan söyleyebilirsin.
Ben işi de her şeyi de çok seviyorum.
Sanırım çok bencil davrandım.
Ben çabucak ev bulmaya çalışacağım.
Hayır, neden böyle düşünüyorsun?
Rahatına bak, istediğin kadar kalabilirsin.
Ama ablam beni pek sevmiyor gibi.
Min ile bir şey mi oldu?
Hayır, hayır.
Sadece bir his.
Biraz soğuk mu davranıyor?
Hala bana da öyle.
Hassas ve konuşma tarzı da kaba.
Ama içi farklı.
Sadece kendini ifade etmekte biraz beceriksiz.
Öyle mi dersiniz?
Çocukluk anıları yok.
Gerçek adını da bilmiyor, soyadını da.
Anne babası kim, neden onu terk etti.
Bu yüzden insanlara pek güvenemiyor.
Ah.
Biraz zaman tanıyın.
Peki.
Efendim?
Biz genellikle 10 haftadan küçük operasyonları tavsiye ediyoruz.
Kim Min şu anda 8 haftayı geçtiği için biraz düşündünüz mü?
İyileşmesi uzun sürer mi?
Kişiden kişiye değişir ama erken olduğu için günlük hayatınıza sorunsuz bir şekilde dönebilirsiniz.
Maliyet yüzünden mi böyle diyorsunuz?
Ah.
Sizi tekrar arayacağım.
Cüzdan size mi ait?
Ah, evet.
Ah, bir dakika.
Bunu sen sattın, değil mi?
Bunu babaannem özel olarak yaptırmıştı.
Seni hırsız.
Sen bunu nereden buldun?
Ne?
Nereye gidiyorsun? Bırak!
Nereye gidiyorsun?
Bırak! Ah!
İyi misin?
Ah ,bu ne ya! Yakalayın şu kaltığı!
Hey!
Neden durdum?
Ah, abla.
Neden terliyorsun?
Ah, sürpriz yapmak istemiştim.
Ah, teyzemden duydum. Bugün ablanın doğum günü olduğunu.
Ne?
Yoksa kendi doğum gününü mü unutmuştun?
Sevgili ablamızın doğum günü kutlu olsun.
Üfle, üfle. Üfle.
Va!
Hey, tebrikler.
Hey, ikiden çok üç kişi olunca doğum günü daha bir güzel oluyor. Değil mi, Min-a?
Evet.
Ne yapayım, size misafir olduğum için böyle bir şey yapmam gerekiyordu.
Artık ailenizden sayılmam.
Hey, aile olmak ne ki?
Ne? Birlikte yemek yapıp bulaşık yıkamak, temizlik yapmak ve böyle birlikte içki içmek, işte bu ailedir.
Hm.
Merak ediyor musun?
Efendim?
Kim o?
Su-a.
Jeong Su-a.
Benim kızım.
Ne?
Ah!
Ah? Düşününce teyzeye benziyor.
Gerçekten mi? Evet.
Benzediğimi söyledikleri için mutluyum.
Ama o, bana benzediği lafından en çok nefret ederdi.
Şimdi nerede?
Gitti.
Beni bırakıp.
Kötü müyüm?
İşte böyle en güzel zamanında.
Ah, bir bana bakın. Özür dilerim.
Teyze, neden uyurken yiyorsun?
Abla, teyzem yiyerek uyuyor.
Yeter artık içme.
Ah, neden? Daha yeni başlıyoruz.
Hey.
Hım.
Sapasağlam.
Dünyada bizim teyzemiz gibi biri daha var mı ya?
Değil mi?
Teyze, ben senin en küçük kızın olayım.
En küçük kızı.
Neden gülüyorsun?
Çok saçma olduğundan.
Senden böyle laflar nasıl da kolay çıkıyor.
Ah, yapılamayacak ne var ki?
Birlikte yiyip içip yaşarsak aile olurmuşuz.
O zaman abla ilk kızı, ben de ikinci kızı olurum.
Ah! Ah, doğru, doğru. Bizim Su-a da vardı.
Neyse, böyle şeyler yapma.
Abla.
Az önceden beri sorun ne?
Doğum günü falan benim için bir şey ifade etmiyor, o yüzden bunları yapmayın diyorum.
Abla, yoksa beni kıskanıyor musun?
Değil mi?
Hey.
Devam et.
Şakaydı.
Devam et diyorum.
Şaka yapıyorum.
Hayır.
Her lafının sonunda homurdanıp duruyorsun ve sebepsiz yere laf sokuyormuşsun gibi geliyor.
Burası senin evin değil.
Vaktinde git.
İnsanları yorma.
Benim sana karşı bir hatam mı oldu?
Ben teyzenden farklıyım.
Hı?
Hı?
Ah, Takım Lideri sordu, bilmiyor muydun?
Ben ablamı düşündüğüm için görmezden geldim.
Ah!
Teyze iyi misin?
Hayır, çocuğun annesiyle iletişim kurulamıyor ve birkaç aydır kira ödenmediği için ben geldim.
Ah, küçücük çocuklar ne kadar da acınası halde.
Ah.
Acı verici, değil mi?
Dün bir şey mi oldu?
Ah, ortasından sonrasını hatırlamıyorum.
Neyi?
Hayır, Hae-young'dan bahsediyorum.
Hiçbir şey yok.
Hiç de hiçbir şey değil.
Gecenin bir yarısı odama gelip hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, biliyor musun?
O mu?
Evet.
Bütün gece ben uyuttum.
Ona iyi davran. Çocuğa neden öyle davranıyorsun?
Tanımadığımız bir çocuğu ne zamana kadar yanımızda tutacağız?
Ne zaman gördü de teyze teyze diyor, anlamıyorum.
Açıkçası anlamıyorum.
Hey, sen ve ben de tanımadığımız insanlardık.
Ah, nefesim daralıyor.
Teyze ve Takım Lideri gelene kadar biraz dinlenelim.
Abla.
Vay.
Gerçekten çok sorumsuz.
Böyle yapacaklarsa neden doğurdular ki?
Çabuk yap ve teslim et.
Ve maskeni düzgün tak.
Dikkatli ol.
Nasıl olsa alacak kimse yok.
Sonradan hayatta kalan aile üyeleri ortaya çıkabilir.
Bu yüzden genellikle bir ay kadar saklanır.
Açıkçası bu insanların eşyalarına ne oluyor?
Anılmaya bile hakları yok.
Sessizce işine bakamaz mısın?
Ama öyle değil mi?
Hiçbir şey bilmeyen çocukların ne suçu var ki. Anne olsaydım, ölümü göze alıp bir şeyler yapardım.
Sen ne biliyorsun ki?
Ne bildiğini sanarak böyle konuşuyorsun?
Herkesin farklı bir durumu vardır.
Abla.
Mazeretin varsa insan öldürmek sorun değil mi diyorsun?
Hey! Hey, Kim Min!
Ah, kahretsin.
Seni bulamayacağımı mı sandın?
Çık dışarı. Dışarıda konuşalım.
Çık.
Şimdi mi konuşmak istiyorsun?
Çık!
Bak. Çık dışarı. Çık dışarı. Çık dedim.
Çöpten farkı yok!
Hey! Ne yapıyorsun?
Buraya neden geliyorsun?
Sen ne yapıyorsun?
Hey.
Senin derdin ne, pislik?
Seni ne ilgilendirir?
Hey, hala aynısın.
Ama dürüst olmak gerekirse, o çocuk gerçekten benim mi?
İyi söyledin.
Senin çocuğun değil.
Ne?
Senin çocuğun değil diyorum. Benim çocuğum.
Saçmalamayı kes.
İyi bir şekilde söylerken hemen gidip onu aldır.
Yoksa seni burada yok ederim.
Hey, ne hakkın var?
Komik mi?
Şaka mı yapıyorum sanıyorsun?
Hey.
Dürüst olmak gerekirse, buna hakkın var mı?
Gerçekten anne olabileceğini mi sanıyorsun?
Bana dokunma, pislik.
Hey! Ölmek mi istiyorsun!
Ah!
Abla.
İyi misin?
Ah!
Ne oluyor be! Ah!
Gel buraya.
Ah! Ah!
Hey oradaki.
Orada ne yapıyorsun!
Sonra görüşürüz.
Dur!
Hey hey hey! Dur! Orada dur!
Hanımefendi.
Hayır, ah, iyi misin?
Öldüreceğim.
Sen iyi misin?
Neden yaptın?
Ah, neden olacak. Gözümün önünde ablama bir pislik gibi davranıyordu. Kahretsin.
Ah, gerçekten az önce onun işini bitirmeliydim.
Benden nefret ediyordun, değil mi?
Hyeon-gyeong teyze senin için bir anne gibiydi, değil mi?
Sanki ikinizin arasına girmiş gibiyim.
Ben de aşağı yukarı biliyorum.
Başkasına bir şeyini kaptırmanın nasıl bir şey olduğunu.
Ailesiz yaşamanın nasıl bir şey olduğunu.
Ah.
Ablanın hiç anısı yok, bu yüzden biraz farklı mı acaba?
Senin hakında birşeyler duydum.
Ah.
Öyle değil.
Ne?
Anıları olmayan ben değilim, annem.
Annen mi?
Yaşıyor.
Ama hiçbir şey hatırlamıyor.
Küçükken annemin elinde ölmek üzereydim.
Birlikte ölmeye çalışmış.
Kasten yalan söyledim.
Teyzenin bana ne kadar acıdığını biliyordum.
Az önce ki adam çocuğun babası mı?
Tam bir psikopattı.
Böyle bir adama göz yumulmamalı.
Hey, ne yapmaya çalışıyorsun sen şimdi?
Hey, Kim Min!
Hey!
Bu da ne?
Ah!
Hey, sen gerçekten bittin.
Bundan kurtulabilir miyim?
Bebeğim olacak.
Ondan kurtulmalı mıyım?
Ama onun hiçbir suçu yok.
Benim ne suçum olabilirdi ki?
Değil mi?
Annem gibi olmak istemiyorum.
Benim tüm mutsuzluğum annem yüzünden.
Hâlâ affedemiyorum.
Annemin yaptıklarını.
Neden yaptın?
Ha?
Neden yaptın?
Ölmeliydik.
O zaman birlikte.
Neden yaptın? Bana neden yaptın!
Öl.
Öl.
Ah!
Ah!
Abla.
Abla.
Dışarı mı çıktı?
Ha?
Ne yapıyorsun?
Ah, hızlı bitirmek için.
Ah.
Ben yaparım.
İyi görünmüyorsun.
Öyle mi dersin?
2010 Dilek Rehabilitasyon Merkezi.
Vaov, heyecanlıyım.
Balıkçıya gelip heyecanlanıyorsun. İlk defa görüyorum.
Gerçekten uzun zaman sonra geliyorum.
Hmm.
Bulaşmadan önce ellerimi yıkayıp geleceğim.
Min-ah.
Baştan beri ne düşünüyorsun öyle?
Ah.
Hae-young'dan bahsediyorum.
Busan'da yaşadığını söylememiş miydi?
Söylemişti. Neden?
Afedersiniz, lütfen biraz daha garnitür verir misiniz?
Peki.
Hehe.
Aman Tanrım.
İyi misin?
Özür dilerim.
Hala! Hala!
Hala! Ah! Ah!
Vay be!
Koştum. Olacak gibi. Oldu. Oldu, oldu, oldu.
Ooo!
Ah! Ah! Ne var?
Ah, biraz indirmem gerek. Alçaltmam gerek. Ah, isabet etti.
Ah, ne var? Ah, bunu neden tutuyorum?
Aman Tanrım! Ah, neden! Ne var!
Hey, ne yapacağız? Tekrar, bir, iki, üç!
Abla.
Ne yapıyorsun burada?
Ah. Teyze nerede?
Ah, dükkandan çıkmayı düşünmüyor bile. Bacaklarım çok ağrıyor.
Abla.
Telefonunu ver.
Ah?
Neden?
Çabuk ol.
İşte!
Güzel, değil mi?
Şuna bak.
Hı?
Bir saniye. Geçebilir miyim?
Geçebilir miyim?
Ah! Çabuk olun!
Hae-young
Şafak vakti Jun-seop'umuzu dışarı çağıran sen miydin?
Ne hakkında konuşuyorsun?
Ben değildim.
Kazadan önceki son arayan sen değil miydin? Sensin!
Sen, sen bir şeyler biliyorsun, değil mi? Hı? Söyle bana. Söyle!
Teyze, ne yapıyorsun?
Çok geç kalmış gibi görünüyorsunuz.
Ah! Ah, sadece bunu izliyorum.
Jun-seop.
Evet?
Öldü.
O da kim?
O deli adam mı?
Neden?
Motosikletinin frenlerini kesmişler.
Kaza geçirdi.
İyi olmuş.
O zaman artık ablayı rahatsız edecek kimse kalmadı, değil mi?
Bir insan öldü, diyorum.
Hak etti, o pislik.
Onunla en son iletişime geçen kişi benim.
Benimle buluşmaya geldi. Ne olmuş yani?
Buluştunuz mu?
Ne saçmalıyorsun, ben öyle bir şey yapmadım.
O zaman sorun yok demektir.
Bunu birlikte izlemek ister misin? Oturarak?
Ah, henüz çıkaramadım bile. Neden peki?
Park Hae-young.
Doğru. 2007'den 10'a kadar bizim yurtta kaldı.
Acaba fotoğraftaki diğer çocukların kim olduğunu da öğrenebilir miyim?
Sadece yüzlerine bakarak bilgi bulmak zor.
İsimlerini söylemeniz gerekiyor.
Sizden bir ricada bulunacağım.
Hae-young bir arkadaşını arıyor ama tek fotoğrafı bu.
Ne demek istiyorsunuz?
Neyi?
Park Hae-young'un 2010'da öldüğü görünüyor.
Orada büyük bir yangın çıkmıştı.
Kaza kurbanlarından biri.
Hae-young
Hadi, yaprak toplamaya gidelim mi?
Park Mi-kyung.
Kimsiniz?
Hey.
Niye yok.
Uykum gelmiyor.
Sen neden ayaktasın.
Kedi sürekli miyavlıyor da.
Kedi mi?
Evet. Duymadın mı?
Ev kedisi.
Gerçek bir çıngırak mı takmalıyım? Şıngır şıngır.
El alışkanlığını düzeltelim demiştim.
Bu ne, abla?
Sen nesin?
Neyden bahsediyorsun?
Sen Park Hye-young değilsin.
Park Hye-young ölmüş.
Beni mi araştırdın?
Ne istiyorsun?
Sen nesin?
Bana minnettar olman gerekirken.
Gerçekten böyle mi yapacaksın?
Jun-seop.
Gerçekten senin işin mi?
Abla hatırlamıyor musun?
Abla sürekli uyurken mırıldanıyordun.
Ölüp gitseydin keşke. Öldürmek istiyorum diye.
Ben gerçekten ablama yardım etmek için böyle yaptım.
Delirmişsin.
Delirmiş.
Abla.
Biraz aklını kullan.
Abla ağzınla söyledin, son konuştuğun kişi sendin.
O zaman şimdi en şüpheli kim olur?
Ben mi? Neden ben?
Benim o pislikle ne ilgim olabilir ki? Hiç alakam yok onunla.
Şiddet uygula, tehdit et.
Çocuğunu aldırmaya ramak kalmış olan abla ne yapar.
Öyle değil mi?
Yani
Hiçbir şey yapma ve git uyu.
O zaman gerçekten hiçbir şey olmayacak abla.
Deli.
Hey, şu an yanında patladı.
Onu doğru kesmelisin. Anladın mı? Evet.
Min-a, şimdi mi uyandın?
Abla, iyi uyudun mu?
Hey, sen nasıl bu kadar uyuyabiliyorsun?
Hadi git çabuk yıkan ve gel. Kahvaltı edeceğiz.
Hey, sen
Hı? Hey, sen, şu an sen
Şu an sen omleti kesiyorsun. Ah, neden?
Çabuk git. Hı. Omleti kesmeye devam et.
Sana ne kadar güvenmiştim. Böyle utanmazca davranma.
Eğer
Bir kez daha radarımda yakalanırsan? O zaman hemen kovulursun. Anladın mı?
Anladın mı?
Hey seni, cevap vermiyor. Kes şunu. Hı? Kes şunu.
Kes şunu. Hı? Kes şunu.
Neyi keseyim şu an. Ah, gerçekten. Ablam düzgün olsa.
Tamam. Anladım. Söyleyeceğim. Anladım. Git artık.
Ah, lanet.
Tehlikeli biri. Gerçekten birini öldürmüş olabilir.
Kes şunu. O korkunç sesi.
Hayır, neden böyle saçma bir şey söylüyorsun?
Hemen gönderilmeli, derhal.
Hayır, Hae-young neden?
Hepsini açıklayamam ama eminim.
Teyze, bana güvenmelisin.
Min-a, böyle davranman beni gerçekten...
Teyze Lütfen.
Sana nasıl güvenebilirim?
Hamile olduğun doğru mu?
Peki ya öz annen?
Doğruymuş.
O zaman eşyalara dokunman da bu yüzden mi?
Hayır. Teyze, bunu bana söylersen kovulacağını biliyordun.
Gerçekten Hae-young'a bunu yaptın mı?
Sen gerçekten tanıdığım Min-i misin?
Teyze. Benden nefret ettiğini bilsem bile, yine de bir aile olduğumuzu düşünmüştüm.
Sen, kes şunu.
İnanmıyorsan inanma.
Ne olursa olsun umrumda olmayacak.
Sen gerçekten
Bana öyle bakma.
Benden yapmamı istemedin.
Ne?
Senden ne zaman anne olmanı istedim ki?
Nasıl olsa ölen kızının yerine beni avutmak için yanında tutuyorsun.
Hey.
Park Hae-young.
Park Hae-young nerede?
Park Hae-young!
Park Hae-young nerede?
Park Hae-young.
Nerede? Park Hae-young!
Bu ne?
Neden böylesin?
Ah? Min-a!
Ah? Min-a!
Ah!
Ah! Ah!
Ah, bacağım!
Ah, ah, üzgünüm, bacağım. Ah, ah, iyi misin, üzgünüm.
Ah, ne yapacağım ben. Ah, dokunma. Ah, ne yapacağım ben?
Neden böylesin, neden böylesin? Ah? Yaralandın mı? Yaralandın mı?
119'u arayın. 119, ah bir dakika.
Hayır, bu nerede? Ah, bacak, bacak, bacak. Ah, bacak? Bacak? Bir dakika.
Ah, ne yapacağım ben. Hayır, sorun değil. Hey, hey, hey, hey, ne yapacağım ben. Ah, ne yapacağım ben.
Ah, neden böylesin. çabuk git! Git!
Ah! Dokunma, dokunma!
Ya yara izi kalırsa?
Sorun değil. Yara izi ne ki.
Ah, Min-a.
İyi misin.
İyi ki, gerçekten.
İkimiz biraz konuşmalım.
Bir dakika.
Üzgünüm.
Babamın intihar etmesi ve depresyondaki annemin elinde ölmek üzere olmam övünülecek bir şey değil sonuçta.
Sana karşı samimi olmaz.
Her an terk edilebilirsin.
Böyle düşünmeye çalıştım.
Tekrar güvenip sonra terk edilmekten korktum.
Ben
Senin annen değilim.
Buna hakkım da yok.
Kalbinin gideceği bir yer olmadan tek başına zorlanmanın ne kadar korkunç bir şey olduğunu iyi biliyorum.
Az önce söylediklerde ciddi değildim. Sadece öfkeyle söyledim.
Biliyorum.
Sana güveniyorum.
Hae-young'u göndermeni istiyorum.
Endişelenmeyin ve dinlenin.
Kimsiniz?
Park Hae-young meselesi için geldim.
Üzgünüm.
Daha önce karşılaşmıştık, değil mi?
Yücelerin gizli yerinde oturan, Her Şeye Gücü Yetenin gölgesinde yaşar. Ben Yehova'ya diyeceğim ki, O benim sığınağım.
Bu şekilde giren çocuklar sık sık oldu.
Efendim?
Hikayesi olmayan insan yok çünkü.
Kimse şüphelenmedi veya soru sormadı.
Taş kağıt makas.
Kazandık.
Daha önce çok yakındık.
Her zaman dilimin ucundaydı.
Biz üç kız kardeşiz.
Bu benim torunum.
Adı So-yeon, burada tedavi görüyordu.
Bu So-yeon değil, Yoon-jin.
Torununu aramaya gelmişti.
Hey, bana yardım edin.
Adı Kim So-yeon'muş.
Kimliğinizi alabilir miyim?
Kimliğim yok.
27 yaşındayım.
Kimliksiz olmaz.
Diğer yerler veriyordu.
Olmaz.
Takım lideri.
Takım lideri ben geldim.
Ah, oradaki kanepeye otur.
Ben balık ekmeği aldım.
Yaşlı kadın nasıl?
Ah, o çok iyi.
Ah, üşüdüm.
Üşüdün mü?
Evet, dışarısı çok soğuk.
Neden sadece telefonla aramadınız?
Beni böyle bir günde buraya çağırdınız.
Herkes bunun talihsiz bir kaza olduğunu düşündü.
Hiçbir yerde kanıt yoktu.
Çabuk söyle, Yoon-jin nerede?
Çabuk söylemiyor musun?
So-yoon kayboldu.
Yoon-jin!
Şuna bak, Gwi Yoon-ji!
Bunu yapmamalıydım! Yoon-jin!
Neden tekrar aramadınız?
Büyükannem beni kabul etti.
Ablamın ölümünün sorumluluğunu hissediyorum.
Buraya yazılan yerlerin hepsini aradım biliyor musun?
Ama nasıl olduysa hepsi de kullanılmayan numara diyor.
Var olanlar da bambaşka yerler.
Ah.
Öyle mi?
Numaraları mı değiştirdiler?
İnternetten de aradım.
Hepsi kayıp yerler.
Garip.
Ah, batmış olmalılar.
Bu aralar piyasa kötü ya.
Sen Park Şef'in tavsiyesiyle aradığını söyledin, değil mi?
Hemen şimdi arayabilir miyim?
Park Şefi?
Dolaylı yoldan tanışmıştım.
Ama şimdi bunun ne önemi var ki?
Onun gerçeği bildiğini biliyordunuz, değil mi?
Daha var. Hepsi bu kadar değil, kesinlikle.
Kaza gününe kadar güvenlik kamerası.
Sen ne yapıyorsun?
Hey.
Hey!
Sen ne yapıyorsun böyle?
Büyükanne, şimdi bile durdurmalıyız.
Yeter artık. Onun büyükannesisin sen.
Yeter artık! Daha kaç kişi zarar görecek bilmiyoruz.
Hey.
Efendim?
O bir insan değil.
O bir şeytan.
Evet, burası 119.
Alo.
Ah, evet, üzgünüm. Yanlışlıkla aradım.
Bir sorun yok, değil mi?
Ah, evet, cebime koymuştum, sanırım basıldı.
Peki, anladım.
Ah, evet, üzgünüm.
Ah!
Ah, kahretsin!
Delirdim!
Seni pislik!
Ah, kahretsin!
Ah, kahretsin!
Ah, kahretsin!
Ah, kahretsin!
Ah? Choi Young-kyung taburcu olmuş?
Ne?
Taburcu mu olmuş?
Evet.
Telefonum sende mi?
Teyze.
Biliyor musun?
Ben seni gerçekten çok severdim, teyze.
Şey, Hae-young.
Önce arabayı durduralım.
Arabayı durdurup biraz konuşalım.
Eskiden gittiğimiz deniz mahsulleri restoranını hatırlıyor musun?
Orası gerçekten çok lezzetliydi.
Şimdi gitsek çok geç olur mu acaba?
Endişelenmeyin.
İyi olacak.
Her şey.
Teyze!
Teyze!
Teyze!
Teyze nerede?
Sana söyledim, biraz uslu dur.
Ah, abla yüzünden bütün bunlar ne?
Çabuk bitirmek istiyorum.
Gerçekten yoruldum, gerçekten.
Kim So-yeon.
Gerçekten adın bu değil mi?
Büyükannenle tanıştım.
Sen hastasın.
Etkileyici.
Seni öveceğim.
Ama deli olan ben değilim, o yaşlı cadı!
Biliyor musun?
Sana yardım edeceğim.
O yüzden vazgeç.
Sen mi?
Nasıl yapacaksın.
Annem denen kadın bile korkudan beni öldürmeye çalıştı. Küçük bir çocuğu.
Abla.
Sen de biliyorsun, abla. Anne denmeyi hak etmeyen çöpler.
Hı?
HAYIR.
HAYIR.
HAYIR.
HAYIR.
HAYIR.
Teyze.
HAYIR.
Tam bir aile olduğum için şimdi suçlu olan ben miyim?
Ah!
Neden geldin ve böyle davranıyorsun?
Bütün bunlar kimin yüzünden?
Bir hikaye dinlemek ister misin?
İstenmeyen bir hamilelik ve şiddete maruz kalırken, o adamı anlık bir öfkeyle öldürdün.
Ama ne yapmalı? İnsanlar her şeyi öğrendi.
Titreye titreye düşündün.
Evet, böyle oldu, kendimi öldürmeliyim.
Dur artık.
Bu senin hikayen.
Annesini bile öldüren deli sensin. O sensin.
Ben senden farklıyım.
Şimdi için rahat mı?
Hı?
Seni sevmeyen herkesi öldürmek.
Deli.
Bu yüzden sonsuza kadar yalnızsın.
Sonra yapayalnız öleceksin.
Abla, benim de kalbim çok acıyor.
Hadi artık bitirelim.
Ah!
Bak.
Sen de benim gibisin.
Hı?
Acıyorum sana.
Senin gibi biri doğmamalıydı.
Neden bu kadar dürüst olamıyorsun?
Seni daha da mı acıtayım?
Hı?
Öldür!
Öldürsene.
Zaten hepsine sahip olamayacaksın, değil mi?
Sapla!
Sapla!
Evet.
Bu çocuk doğsa bile mutsuz olacak. Senin de buna hakkın yok, o yüzden burada hep birlikte yanarak ölelim.
Teyze!
Teyze, gitmemelisin!
Teyze!
Teyze.
Artık sorun yok.
Sorun yok.
Neden?
Yine mi yapacaksın?
Bir daha yapmayacağım. Yapmayacağım diyorum. Bir dahaki sefere daha iyi yapabilirim.
Hayır.
İyi iş çıkardın.
Çok çabaladın.
İyi yapmaya çalıştım ama
Anne, benim normal olmadığımı biliyorsun.
Evet.
Orası nasıl, annemin olduğu yer?
Sıcak ve
Sessiz.
Cehennem mi?
Garip.
Cehennem diye bir şey yok, Su-yeon.
Orası sadece karanlık ve sessiz.
Benimle gelmek ister misin?
Gidelim mi?
Evet, gidelim.
Orada bu kadar acı çekmene ya da seni rahatsız etmelerine gerek kalmayacak.
Yalan.
Ben acı çekmeyi seviyorum.
Su-yeon.
İnsanlar acı hissettiklerinde en dürüst olurlar.
Bunu görmek beni rahatlatıyor.
Su-yeon.
Yaşıyor gibi hissediyorum.
Cehenneme sen git anne.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.