Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
-Çok iyi gidiyorsun canım. -Doğru. Bu güzel.
Kendine bir içki al.
-Evet, bir içki... -Evet, kendine bir içki al.
Kendime bir içki alacağım.
Odaklan Peg. Bana bak ve dikkatini dağıtma.
Tam buraya canım. Ne görüyoruz? Ne?
-Odaklanmaya çalışıyorum. -Çok zor değil Peg.
Püsküllerin dengeni bozuyor.
Bence onları çıkarman lazım.
Bluzunu çıkar!
-Bende, bende! -Odaklan. Buraya.
Biraz yan yatır.
Bu haksızlık. Peg düşürttü!
Sayılmaz.
Hadi iyisin, kazandın.
Benim suçum değildi! Dur.
-O benim içkim. -Hayır, başımdan itti.
Ben bitireceğim.
Hayır, kazanabilirdim. Beni itti. Haksızlık bu!
-Kazanabileceğini biliyorum. -Emin misin?
Evet.
-Düşürdün, benim suçum değildi. -Elbiseme geldi.
Saçımı yakma!
Lütfen küllük kullanır mısın Deanie?
Halıya düşerse çıkaramayız.
Karın sarhoş ve şu anda zırvalıyor Pete.
Hem de hamile, bebeğin sağlığı için bir içki daha alması gerek.
Bebeği düşünmesi gerek!
Pardon, pardon.
Bu promosyonlu mu? Gördünüz mü?
-Şuna bak dostum. Şuna bak. -Yani...
Frank tören yaptı. Tıpkı onunki gibi.
-Çok zarif. -Şuna bak. Şuna bak dostum.
Yüzüğü öp canım.
Bu, yatağa girmeyecek.
Tanrım, şu sevgiye bakın!
-Beni şimdi öpecek misin? -Evet!
Fondipksi vakti!
Fondipski!
Sana, sana, sana ve sana.
Teşekkürler.
-Bunlar benim için! -Hepsi senin için.
Hepsini iç. Hepsini.
Denizci gibi içiyorsun ama fıstık gibisin.
-Ah, canım. -Lanet olsun!
Gezmeye gitmek ister misin?
Arabadan düşeceğim!
Tanrım!
Sürmen gerek. Sıra sende.
-Direksiyonu tut! -Olamaz! Ne?
-Hayır, hazır değilim. Tanrım! -Ben yeterince kullandım.
-Çok daha ustalaşıyorsun. -Öyle. Kendimi daha iyi hissediyorum.
Çok daha iyi oluyorsun.
Beni eve götür Alice. Eve götür.
Ya kör olsan?
-Hayır, yapamam. -Şimdi yap.
Çok iyi gidiyorsun! Çok iyi!
-Tamam, şimdi düzelt. -Yardım eder misin?
Bravo.
Sonra Bunny oynamak istediğini söyledi, ki...
Daha önce hiç tenis oynamamış.
Bir elinde kokteyl, diğerinde raket var ve Jack...
Bir damla bile dökmedi.
Bu...
...muhtemelen gördüğüm en seksi şeydi.
Seni tenis eteğiyle görmek istiyorum.
Sence Frank'in evinde tenis kortu olduğu doğru mu?
-Öğreneceğiz, değil mi? -Evet.
Canım, söylesene,
bu partiye kaç kişi katılacak?
Ne kadar ton balıklı salata yapacağımı bilmeliyim.
-Ne oldu? -Frank ton balığı sevmez.
-Ne? -Sevmez.
Ciddi misin?
Neden söylemedin canım?
Onu yemeğimin yıldızı yapacaktım.
-Yıldız olmaz Alice. -Kapa çeneni.
Olamaz. Kahretsin.
Yapma.
-Büyük delici miydi o? -Yapma.
-Patlama mıydı? -Yapma.
Yenilikçi malzemeler mi?
Bana söyleyebilirsin. Dilimi tutarım.
-Sır tutabilirim. -Geç kalacağım.
Gidemezsin.
Neden?
-Çünkü kendini iyi hissetmiyorsun. -Öyle mi?
Pardon, söylemeyi unuttum, kendini iyi hissetmiyorsun.
Ve iyileşmenin tek yolu da tüm gün evde kalmamız,
benim sana bakmam, öpmem, yemek pişirmem...
Hayır.
-Hoşça kal. -Tamam.
Hay... Bekle Jack!
Güle güle. Bizi gururlandır.
Zafer Projesi, 987'nci gün. Güvenlik düzeyi, sarı.
Tüm çalışanlar Zafer Merkezi'ne gidiyor.
Tüm sakinler de güvende ve eksik yok.
Bu güzel günün keyfine varın hanımlar. Az sonra Frank'le Radyo Saati başlıyor.
Peter kimseye söylememem için yemin ettirdi.
Arkamıza bir sıra daha yeni ev inşa edecekler
böylece kasabaya daha yakın olacağız.
Sahi mi? Vay.
Nasıl kasabaya daha yakın olacaksınız?
Kasabaya en uzak biz olmayacağız.
Günaydın hanımlar.
Günaydın Shelley.
Heyecan verici haberlerim var.
Zafer Projesi yeni birini işe aldı, Bill Johnson.
Ben de eşini bugün buraya davet ettim.
Lütfen Violet Johnson'a sıcak bir hoş geldin diyelim.
Hoş geldin Violet.
Başlayalım. İlk pozisyon.
Unutmayın hanımlar, kontrolde güzellik vardır.
Simetride zarafet vardır. Birlikte hareket ediyoruz.
Karın içeri.
Çene yukarı.
İşte böyle.
Evet, elbette ki Margaret derste değildi.
Dr. Collins'i yine evlerinde gördüm.
-Hayır! -Ted'in hâlâ işi olmasına şaşırdım.
-Yine mi? -Onu çöz Fred!
-Evet. -Tanrım.
Zavallıcık.
Onunla tanıştım. Yeni kadınla.
Violet. Nasıl biri?
Çok güzel, korkmuş bir yavru geyik gibi.
Belli ki kocası çok saf.
-Jack yakında birini bulsa iyi olacak. -Lütfen!
-Dean, Jack terfi almak üzere diyor. -Umarım.
Hemen arkamızda olacaksınız.
-Partiye ne yapacaksın? -Yumurta dolması.
Vay canına. Jack, CEO olacak. Şunu tutar mısın?
Bu kadar yeter. Noel Baba'yı arıyorum.
-Seçenek bırakmadınız. -Olamaz.
Aramak zorundayım. Noel Baba bana bu yüzden telefonunu verdi.
Yaramazlık yaparsanız aramamı söyledi. Arıyorum.
-Keşke seçeneğim olsaydı. Ver şunu. -Ama durduk.
Hayır. Ver onu bana!
En önemlisi, o anlarda nasıl tepki verdiğinizdir.
Kendinize, sizden şüphe eden herkese hak ettiğiniz hayata
layık olduğunuzu kanıtlayacağınıza inanıyorum.
Yarına dek hoşça kalın.
Lanet...
...çünkü kalmayı seçiyoruz.
Selam.
Selam.
Günün nasıldı?
Şimdi çok daha iyi oldu.
Rosto yaptım.
Başka?
Patates püresi.
Başka?
Taze fasulye.
Başka?
Domates dolması.
Başka?
Başka?
Çok fazla ten var.
Gidip kardeşini bulsana.
Şu şarkıyı mırıldanmayı kesmen gerek. Nedir bu?
Bilmiyorum. Senin bileceğini umuyordum.
Günlerdir kafama takıldı.
Belki çocuklarının söylediği bir şarkıdır?
Hayır, çocuğum yok.
O konuya girmeyelim.
İstediğimiz bir şey değil. Eğleniyoruz.
Yan komşularıyım. Duyduklarıma inanamazsın.
Sanki sonsuz balayında gibiler.
Jack ve Alice'in sadece birbirleri için vakti var.
İstediğimiz bu değil.
Bunny'nin çocukları beni ondan çok seviyor.
Doğru. Çok sinir bozucu.
Bence üç çocuk mükemmel. Bill dört istiyor.
Ha bir ha üç, aynı şey.
İkincinin olması...
Violet kaç bebek doğurmalı Alice?
En az yedi.
ZAFER PROJESİ
BURADAN İLERİSİ SADECE ÇALIŞANLAR İÇİN
ZAFER MERKEZİ BU TARAFTA
Tanrım. Nerelerdeydin?
Başkalarıyla konuşmaktan kaçınmayı Olimpik spora çevirdim.
-Burası inanılmaz. -Daha yarısını bile görmedin.
Küvetlerinde uyusam beni bulamazlar.
Eminim! Merhaba!
Selam!
Kokteyl ister misiniz?
-Evet, isteriz. Teşekkürler. -Çok isteriz.
-Güle güle. -Güle güle.
Teşekkürler.
-Ödümü patlatıyorlar. -Çok korkunçlar.
-Sanki baş aşağı uyuyorlar. -Her gün bir örnek mi giyiniyorlar?
O ufak ucube içtiğim en güzel Manhattan'ı yapıyor.
Balayımızı Sea Island'da yaptık.
-Ne? -Balayımızı Sea Island'da yaptık.
-Cidden mi? -Evet. Dominick's'te yediniz mi?
Biraz gergindim.
Ortama alışmak zaman aldı.
Evet, alışmak zaman alıyor. Ama kolaylaşıyor da.
Öyle. Evet.
Buradayım diye çok heyecanlıyım. O kadar ki...
Hiç belli olmuyor.
Doğrusu geldiğimizden beri kafam yerinde değil.
Evet.
Bill uçak yorgunluğu diyor. Her şey biraz bulanık.
Çöl havasından. Alışacaksın.
Dr. Collins de öyle dedi.
-Nezaket gösterip bize uğradı. -Ya sen Jack?
-Teknik mühendisim. -Bizimle alışverişe gelmeli.
Dean ve Ted'den farklı bir departman.
Teknik olarak daha kötü, daha önemsiz bir departman.
Frank'le çok fazla konuşamadım.
Frank'in seninle konuşmasına gerek yok.
Pardon, ben...
Onun ne kadar muhteşem olduğunu, neler yapabileceğini bilmiyorsun.
Bırak evinde olmayı, onun kim olduğunu bildiğin için bile şanslısın.
Sadece heyecanlandım. Özür dilerim.
Heyecanlanmıştım. Tamam.
Ah! Çocuklar. Hadi. Hadi.
-Bu taraftan mı? -Evet, sen öne geç.
Herkes toplansın.
Normalde çiftleri evimizde ağırlayacak
fırsatımız olmaz.
Ama bu sefer en yeni sakinlerimizi kutlamak için
sabredemedik.
Bill, Violet...
Kocamdan ders alıp, bu göreve katılıp, bu ailenin
bir parçası olacağınız için çok mutluyum.
Frank çok özel bir şey inşa etti.
Burada yarattığı şey...
Farklı bir yol.
Daha iyi bir yol.
-Birbirimizden başka kimse yok. -Neden buradayız?
Gidelim. Hemen.
Burada olmamalıyız.
O neydi?
Sakin olun.
Margaret ve Ted zor bir dönemden geçiyor.
Margaret'ın sorusu doğru. Sorması doğru bir soru.
Neden buradayız?
Bu alan bu kadar çorak,
çetin, tozlu, çok...
...değersizken?
Neden kaçmıyoruz?
Neden her şeyin güvenli olduğu, olmamız gereken yere, ortama dönmüyoruz?
Hayır, benim seçimim... Bizim seçimimiz geri adım atmamak.
Değil mi?
Daha çok aramak, daha derin kazmak.
O saf, dizginlenmemiş potansiyeli çıkarmak.
Sınırsız ve hayal edilemez değere sahip o mücevheri.
Görünen şeyin dikkatimizi dağıtması çok kolay.
Ne olabileceğini aramak çok daha zor,
daha "cesurca" diyebilirim.
İlerlemenin düşmanı nedir Dean?
-Kaos. -Evet.
Kötü bir kelime. Kaos.
O kaos acımasız bir düşmandır.
Dağınık enerji, engellenmiş inovasyon, boğulmuş umut, saklanmış azamet.
Hepinizde azamet görüyorum. Kim olduğunuzu çok iyi biliyorum.
-Ne yapıyoruz? -Dünyayı değiştiriyoruz.
-Ne yapıyoruz? -Dünyayı değiştiriyoruz.
Doğru.
Etrafa bakınca burada olmanın başka bir sebebini görüyorum.
Bir zamanlar birbirini tanımayan yabancılar
artık cesur bir aile oldu.
Bu topluluğu benimle kuranlardan biri olan Dr. Collins gibi adamlar.
Vizyonunuz için teşekkürler Dr. Collins.
En yeni cesur kâşifimiz Bill gibi maceraperestler.
Bu cesur, genç Robinson Crusoe.
Kendisi bu macerada bize katılmayı seçti.
Bu işte bize ortak olduğun için sağ ol Bill.
Sana da bu işte onun partneri olduğun için teşekkürler Violet.
Bunu sensiz yapamazdı.
Eşlerimiz...
Biz erkekler çok şey isteriz.
Güç isteriz, ağlayacak bir omuz isteriz,
sofrada yemek isteriz, evin temiz olmasını isteriz
ve hepsinden fazla da gizlilik isteriz. Ve bu...
Bu çok zordur.
Sen benim dayanağımsın. Sen olmasan burada olamazdım.
Teşekkürler.
Hepiniz gidebilirsiniz.
Jack?
Jack?
-Margaret. -Beni burada saklıyorlar.
Bize bir saniye izin ver Alice. İyi olacak.
İyi değilim. Hiçbir şey iyi değil.
-Sadece uyuması lazım. -Ben uyumuyorum.
Kâbus görüyorum.
Ne yapıyorsun?
Neden bu kravatı seçtiğimi merak ediyorum.
Kravatlarını seviyorum.
Hayır. Dışarıda çok insan var.
Çok insan var Jack. Dışarıda çok fazla insan var.
Onu çiftler oyununda şaşırt. 40-0 iyi olur.
Ah, evet, evet. Bunu Dean'in hesabına yazar mısın?
Hesabı istediğimiz yere yazabileceğimize hâlâ inanamıyorum.
Evet ama Zaferde parayla satın alınamayacak şeyler var.
Doğru. Hava durumunu ya da araba kullanmayı öğrenmeyi düşünme.
-Araba sürmeye bayılırım. -Hayır.
Jack'in sana öğretmesine bayılıyorsun. Ön sevişme bu.
Konuk listesine dönelim. Kathy ve Bob, Frank'lere geldi mi?
-Sanırım. -Sahi mi?
Çok rastgele görünüyor, değil mi? Kimin davet edilip, edilmediği.
Kıdemle, başarıyla hatta çok sevilmekle
alakası yok, değil mi?
Foş, foş. Kim yaza dalmaya hazır?
-İşte bu. -Berbat.
-Margaret olay çıkarmış diye duydum. -Tanrım.
-Birinin yüzüne içki mi atmış? -Ne? Hayır.
Öyle bir şey olmadı. Sadece kızmıştı.
Utanç vericiydi. Ted'i kovduracak.
Peter kovulursa kendimi öldürürüm. Şaka yapmıyorum.
-Başka yerde yaşayamam. -Margaret zor bir zamandan geçiyor.
Bu kimin suçu?
Biliyorum. Yine de ona üzülüyorum.
Elbette. O, korkunç bir kazaydı.
Kaza değildi.
Bunny kes. Hadi ama.
Kabalık etmek istemem. Arkadaşındı, biliyorum.
Normalken arkadaşımızdı. Sonra aklını kaçırdı.
Oğlunu o çöle götürdü.
-Bir şey gördüğünü sandı. -Halüsinasyondu.
Neler olduğu çok net değildi.
Hepimiz gibi o da ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu.
Bizden tek istedikleri burada, güvenli olan yerde kalmak.
Ama yine de o küçük çocuğu Tanrı bilir nereye götürdü.
Oraya gitmemizi istemiyorlarsa sebepleri vardır.
Onu bulduklarında...
Yalnızdı. Oğlunu bulamadılar.
Öldüğünü biliyorum. Sadece fark etmedim...
Oğlunu onu cezalandırmak için aldıklarını söylüyor.
Oğlanlar ve oyuncakları. En azından iş yaptıklarını biliyoruz.
Sizce orada gerçekten ne yapıyorlar?
-Nasıl yani? -Yani dediklerini biliyorum...
"Yenilikçi malzeme geliştirilmesi."
Ama Peter bazen silah yaptıklarını ima ediyor.
Hepsi de yer altında oluyor
-çünkü Frank'in keşfi... -Peg.
Pardon.
Hepimiz bu göreve inandığımız için buradayız.
Evet.
Bizim de işlerimiz var. Onlar da önemli, hayati.
Evde yaptıklarımız, onlara destek olmamız, bakmamız.
Bu olmadan orada dünyayı değiştiremezlerdi.
Herkes istediğiniz şeyin peşinden giderek
yaptığınız fedakârlıklara odaklanıyor.
Ben sabit durarak yaptığınız fedakârlıklara odaklanmak istiyorum.
Pes ederek size borçlu olunan şeyi kovalamayıp
hayatınızın küçük versiyonunu kabullenerek.
Fedakârlık için sadece cesaret gerekmez, inanç gerekir,
"İstediğim şeyin beni diğer tarafta beklediğini bilerek
bu acıya, bu ızdıraba, bu çabaya dayanacağım."
Bir şeyi feda etmek korkutucudur.
Ama o korkunun içinde kalarak daha fazlasını feda ediyorsunuz.
Yarına dek hoşça kalın.
ZAFER KASABASI HATTI BİNİN VE RAHATLAYIN!
ZAFER EVRE 2 YAKINDA
-Bugün alışveriş yok ha? -Efendim?
Bugün alışveriş yok ha dedim.
Yok.
Maalesef burası hattın sonu. Dönüp kasabaya gitmem gerekecek.
Sorun değil. Ben gezintiye çıktım zaten.
Evden çıkmam gerekiyordu.
Temiz hava almam lazımdı.
Beyefendi. Şunu görüyor musunuz?
İyi misiniz hanımefendi?
Evet. Şu uçağı görüyor musunuz?
Neden bahsettiğinizden emin değilim.
Bir uçak var, şeyde...
Hayır! Olamaz! Dur! Dur!
Uçak düştü!
Emin misiniz?
Evet! Oraya gitmeniz gerek. Az önce düştü.
Yerini gösterebilirim.
Gitmek mi? Hayır, o yöne gitmiyorum.
Ne?
O tarafa gitmiyorum. Burada, güvenli olan yerde kalmalıyız.
Ama oraya yalnız gidemem.
Orası yolum değil. Olmaz.
Ya yardıma ihtiyaçları varsa? Hey!
Tanrım.
Tanrım, sizin neyiniz var?
DİKKAT
İLERİDE TEHLİKELİ MADDELER VAR SADECE GÜVENLİK EKİBİ GİDEBİLİR
Hey.
Yardıma ihtiyacım var. Bir kaza oldu.
Bir uçak düştü...
Hey?
Bırakabiliriz.
Toplumun bize hissetmeyi öğrettiği şeyi bırakabiliriz.
Eşitlik kisvesi altında hüküm süren kaosu bırakabiliriz.
Doğru bildiğimiz şeyin derinliklerine düşebiliriz,
düzen isteriz.
Benliğinin bu dünyaya, bu gerçeğe batmasına izin ver.
Her şeyin olması gerektiği hâlinin derinliklerine dal.
Alice.
-Jack? -Uyanmışsın.
Sofrayı kuracak vaktim olmadı.
Neler oluyor?
Sana akşam yemeği yapıyorum.
Beş çeşit yememiz gerekiyor.
Maalesef sanırım üçe kadar düştük.
Ona bakma. O, menüden çıktı.
Ne oldu?
Baharatlarını biraz kaçırmışım.
Ne zamandır evdesin?
Birkaç saattir.
Hayır, ona bakma. Tamam, o rostoyu yapıyorum.
Doğum günüm için yaptığın var ya?
Birkaç değişiklikle.
Geldiğinde evde miydim?
Evet. Yatak odasında uyuyordun.
Rostoya havuç konuyor mu?
Eve nasıl geldim?
Troleybüsle herhâlde.
Dur, gelip beni almış mı yani?
Neden bahsediyorsun?
Troleybüsten indim. Bir uçağın düştüğünü gördüm.
Uçak düşse herhâlde duyardım Alice.
-Hayır Jack, onu gördüm... -Epey gürültü çıkardı...
-...sonra yürümeye başladım ve... -...fark etmemek zor olurdu.
Hey. Sen iyi misin?
-Hayır. Bilmiyorum... -Neyin var?
Tuhaf bir rüya gördüm. Çok tuhaf bir rüya.
Üzüldüm. Tuhaf rüyalar beni ne yapar, biliyor musun?
Ne yapar?
Acıktırır. Havuç ister misin?
Evet.
Bir konuda sana dürüst olmak istiyorum Alice.
Bence bu patates püresi olmadı.
Önce onları haşlaman gerek de ondan hayatım.
Bir şeyi atladığımı biliyordum. Ahmağın tekiyim.
Bir tencere koyayım.
Hayır, hayır.
-Şeyi koyayım... Tamam. -İçecek hazırla. Rahatla.
İçki hazırla. Bu gece şefin benim.
Baksana.
Beni seviyor musun?
Hem de çok.
Hem de çok.
Patatesleri haşlıyorum Haşlıyorum onları
Evet, her zaman statükodan çıkar sağlayacak insanlar vardır
ve peşimize düşecekler. Hatta düştüler bile.
Sizin için her şeyi feda etmeye razıyım.
Hepimiz için daha iyi bir dünya yaratmak adına elimdeki her şeyi vereceğim
ama sadakatiniz olmadan sizleri koruyamam.
Bir söz verdiğinizde o sözü tutar mısınız?
Sözünüz senet midir? Sözünüz doğrunuz mudur?
Anlaşmamız mıdır?
Yarına dek hoşça kalın.
Alo?
Oraya gittin. Onu gördün.
Margaret?
Onu gördün. Hepimize yalan söylüyorlar.
Şu an seninle konuşamam Margaret.
Kimse soru sormuyor. Artık burada kalamayız Alice.
Ben deli değilim.
Saçmalıyorsun ve bunu kesmen gerek.
Beni tanıyorsun Alice...
Hayır.
Hayır.
Margaret?
Hayır. Hayır, yapma!
Bekle!
Hayır! Hayır! Bırakın beni!
Margaret! Bırakın beni!
Margaret!
Anlamıyorsun Jack. Oradaydım.
Hepsini izledim.
-Yorgunum Alice. Yatacağım. -Düştüğünü gördüm.
Yardım etmeye çalıştım, beni sürükleyip götürdüler.
-Beni neden uzaklaştırdılar? Onlar... -Durman gerek.
Onun iyi olması imkânsız Jack.
Hayır.
Sana ne diyeceğimi bilmiyorum.
Ted şu anda hastanede onun yanında. Birkaç dikiş gerekiyormuş sadece.
Pencereyi silerken kayıp düşmüş. Kazaydı.
Hayır. Onu gördüm. Kendini kesti.
Kötü bir gece geçirdin.
-Yapma! Hayır! -İyi değildin.
O düştü, sen de en kötü senaryoyu hayal ettin.
Kendi boğazını kesti!
Delilik. Delilik bu.
Bunun olduğunu gördüm Jack. Kendini kesti.
Her yerde kan vardı. Birkaç dikişlik iş değil yani.
Lütfen kendini kaybetme.
Jack...
O benim arkadaşımdı.
Ve yardım için bana geldi.
Onu ciddiye almadım ve bu oldu.
Benim suçummuş gibi geliyor.
Kimsenin suçu değil Alice. Kazaydı.
Hayır.
Bir şey bildiği için onun peşine düşeceklerini söyledi.
-Neden yalan söylüyorlar? -Lütfen dur.
Ne saklıyorlar?
Hadi ama canım. Bunun tuhaf olduğunu kabul et.
Dur!
Bir terslik var!
Zafer Projesi'nde ne yapıyorsun?
Ne yaptığımı biliyorsun Alice. Teknik mühendisim.
Biliyorum.
Ama onlar ne yapıyor?
Lütfen...
Gerçekte ne oluyor?
Bana onu sorma.
Yenilikçi malzeme geliştirilmesi mi?
-Bunu konuşamam. -O ne demek?
Hadi ama ne demek?
Anlamı ne? Biliyor musun?
Frank'in ne yaptığını biliyor musun?
Gizli.
İşlerimizi diğer birimlerle konuşmamız yasak.
Bunu biliyorsun.
Ya Margaret haklıysa?
Kes şunu Alice.
-Ya burası tehlikeliyse? -Kes!
Önemli bir şeyin parçasıyım Alice.
Bu görev, Frank'in yaptığı şey önemli.
Biliyorum canım ama beni dinlemiyorsun.
Herkes bu fırsatı elde edemiyor.
Böyle konuşmaya devam edersen hepsini riske atacaksın.
Terfi kaybından mı korkuyorsun? Endişenin sebebi bu mu?
Hayatımız Alice.
Birlikte hayatımız. Bu.
Bunu kaybedebiliriz.
Lütfen. Kendine hâkim ol.
Lütfen.
Lanet olasıca.
Zafer güvenli ve sağlamdır.
Her zaman istediğiniz aileyi kurmak için mükemmel yerdir.
Bu güneşle pişen cennette arkadaşlarınızla keyif çatmadığınız
ya da nefes kesici manzarayı izlemediğiniz zamanlarda.
Gerçi en iyi manzarayı kulüp havuzunda bulabilirsiniz.
Burada hak ettiğiniz hayatı yaşayabilirsiniz.
Hepimiz hak ettiğimiz hayatı...
Frank'e herhangi bir şey diyebilecek olsam "Teşekkürler" derdim.
Çünkü bu kadar mutlu olabileceğimi bilmiyordum.
Doğrusu Zafer'den önceki hayatımı hatırlamıyorum.
Frank bize hayatımızın fırsatını verdi. Ben...
Burada olduğumuz için çok şanslıyız.
-Salgın mı var? -Bildiğim kadarıyla hayır.
Bence bu sıradan bitkinlik.
Yakın zamanda yeni stres ya da baskı yaşadın mı?
Ted'in karısının düştüğünü gördü. Şokun sebebi o olabilir.
Kadın kötü düşmüş. Çok utanmış.
Düşmedi.
Kendi boğazını kesti.
-Alice. -Hayır, hayır.
Bir travmaya şahit olmak sıklıkla anıları bozabilir.
Kâbuslara sebep olabilir.
Bu...
Bunun için yazabileceğim bir hap var.
Onlara ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum.
Önlem olarak.
MARGARET WATKINS GÜVENLİK RİSKİ
Hastalarımın çoğunda ciddi işe yaradı.
Haplar seni rahatlatacak.
Onlara ihtiyacı yok.
Bu, sorun değil.
Kendimiz başa çıkabiliriz.
Bunu dosyaya koyarım.
Margaret'a ne yaptın?
Anlayamadım.
Ted'in karısına.
Özür dilerim, ben...
Hâlâ nasıl iyi olduğunu anlamıyorum.
Senin tedavinin detaylarını başka hastalarımla
konuşmamı istemezsin, değil mi?
Sakıncası yok.
Onu nasıl tedavi ettiğinin detaylarını merak ediyorum.
Bildiğin gibi burada hem psikiyatri hem de fiziksel tedavi sağlıyoruz.
Margaret'ın da ikisine birden ihtiyacı vardı.
İyi haber, fiziksel olarak iyi olması.
Ama psikolojik olarak iyi değildi.
Ciddi sorunlar yaşıyordu. Duygu patlamaları. Paranoya.
Ted'in işini yapmasını imkânsız hâle getirmişti
o yüzden Ted artık Zafer Projesi için çalışmıyor.
Margaret'a çok yardım lazım oldu.
Senin aksine.
Hayır. Burada ona gerek yok.
Bu tamamen farklı bir durum.
Siz İngilizler ne diyordunuz?
"Sakin ol ve devam et."
Bana eşlik eder misin Jack?
Elbette.
Ve unutma.
-Her zaman bir telefon uzağındayım. -Teşekkürler. Çok teşekkürler.
Hadi.
O konudaki duruşumuzu biliyorsun.
Dönmene sevindim. Bunu unutmuşsun.
Kafam yerine monte olmasa onu da unuturdum.
Senin işe dönmen gerekmiyor mu Jack?
Evet. Elbette.
Bu gece görüşürüz. Tamam.
Hayır. Hayır, bu...
FİZİKSEL İNCELEME BELGELERİ
VAKA ÖZETİ: ŞAHIS BAKIMI REDDETTİ. SON UYARI.
Keyifli olacaksa Shelley'yi bir ara dansa kaldırabilirim.
Hâlâ banyoda mısın? Geç kalacağız.
Sana aldığım elbiseyi gördün mü? Geçen hafta aldım.
Sürekli seni içinde hayal ediyorum.
-Teşekkür ederim. -Rica ederim.
Muhteşem görünüyorsun.
Çılgınca bir şey denemeliyiz diye düşünüyordum.
Bir bebek yapalım.
Ne?
Şu anda değil.
Bak, seni seviyorum.
Ve senden daha fazlasını istiyorum.
Ve sanırım senin küçüğünden de istiyorum.
Bilmiyorum, bence eğlenceli olur.
Sen bunu düşün, tamam mı?
Tamam.
Bu gece harika olacak. Çok güzel görüneceksin.
BUGÜN ZAFER YARIN DÜNYA
İyi akşamlar. Sizi bekliyorduk.
Çok üzgünüm.
En iyi masamızı size veriyoruz.
-Seni görmek güzel. -Selam çocuklar.
İkiniz neden hep kavga ediyorsunuz?
-Her zaman. Sürekli. -Sorunumuz yok.
-Selam. -Nihayet. Selam.
Merhaba. Vay canına!
Al, iç bunu.
Minik bir bebeğe benziyorsun. Dön, dön, dön!
Bu benim. Bu senin. İşte, hadi, hadi.
-Sonuna kadar. Oldu işte! -Hepsini iç.
İşte oldu!
İşte baş belaları.
Hepinizi aynı masada oturttuğumuza inanamıyorum.
Doğrusu bence sigorta için böylesi daha iyi.
Doğru.
Nasılsın Alice?
İyiyim. Gayet iyiyim.
Bu çok güzel. Bizi davet ettiğin için sağ ol.
Kadeh kırıldığını duyarsam hemen geliyorum.
Bizi zorlama yoksa bütün gece kadeh kırarız.
-Sonra dans pistinde görüşür müyüz? -Evet hanımefendi. Tabii.
Kocam parti vermeyi biliyor ha?
Bizim için çok şey yapıyor.
Ona ödeyemeyeceğimiz kadar fazlasını.
Ama ona ufak bir hediye ayarlamaya çalıştım.
Hepimiz için aslında. Umarım beğenirsiniz.
Vay be!
Oraya gittin.
Onu gördün.
Duygu patlamaları yaşıyordu.
Paranoya.
Nasıldı ama?
Önünde saygıyla eğiliyorum.
Şimdi biraz ses çıkarın! Hadi!
Hoşunuza gitti mi? Beğendiniz mi?
Yerlerinizden kalkın! Hadi!
Nasılsın canım? Seni görmek güzel.
Tamam, işte bunu diyorum. Çok çalışıyor, çok oynuyorsunuz.
Ne dersin Jacko?
-Eve gitmek istiyorum Jack. -Efendim?
Hadi Tim! Pekâlâ!
Bu nasıl? Hadi alkışlayın.
Lütfen gitmemiz lazım. Hemen gitmemiz lazım. Lütfen.
Sana bir içki alalım. Kendine gelirsin.
Zafer için sadece en iyisi. Tanrım!
Tamam, oturun.
Benim onun kadar ilgi çekmem gerekiyor
ve zor olacak ama
itiraf etmem gerekiyor ben...
Ben de küçük bir sunum yapmayı planlıyordum.
Biliyorum.
Jack Chambers.
Bir dakikalığına buraya gelebilirsen.
Jack. Lütfen, eve gitmem gerek. Gitmemiz gerek.
Hadi millet, onu alkışlayalım.
Biraz teşvike ihtiyacı var.
Kocaman bir alkış. Ona büyük bir Zafer karşılaması yapalım!
Jack Chambers.
Bu gece yılın en sevdiğim gecesi.
Herkesi bir arada görmeye bayılıyorum. Ne kadar büyüdüğümüzü görmeye de.
Ama az kişi...
Az sayıda kişi
bu genç adam kadar
etkileyici biçimde gelişti.
Bu konuda uzun tartışmalara girdim, Tanrı biliyor.
Kesinlikle olağan dışı.
Ama aslına bakarsanız bu adam da olağan dışı.
Beni kendine hayran bırakan bu adam.
Jack Chambers, seni
seni kıdemli danışman kurulumuza davet etmekten
şeref duyuyorum.
Söylediğin gibi bir adam mısın?
Tam oldu.
Sadakatin için teşekkürler.
Daha güzel şeyler de olacak.
Ne diyorsunuz hanımlar ve beyler?
Oğlanı dans ederken izlemek ister misiniz?
Oğlanın dansına bakın.
Hadi! Hadi!
Bakın neler yapıyor!
Öyle deme. Başka iş bulacaksın.
Alice!
Selam. Sorun nedir? Canım.
Ne oldu? Sorun ne?
Olağanüstü!
Her şey yolunda. Sorun yok.
Gitmemiz gerek Bunny. Hemen buradan çıkmalıyız.
Hayır, hayır. Bir şey yok. Tamam.
Hadi. Ne oldu, anlat bana.
Bu nasıl ha?
Dansını izliyor musunuz?
Margaret haklıymış.
Sormamızı istemedikleri soruları soruyordu.
Onlar da onu susturdu.
Kayıp düşmedi. Kaza değildi. Onu gördüm. Düştüğünü gördüm.
Her konuda yalan söylüyorlar.
Dans et Jack!
Onu döndürelim, olur mu?
Ben de oraya gittim ve onu gördüm.
Nereye gittin?
Evet, işte bu. Hadi evlat, daha hızlı!
Devam et! Hadi! Hadi! Evet!
İşte bu!
Bu, inanmanızı sağlamıyor mu?
Kalk!
Kalk, selam ver! Selam ver, hak ediyorsun!
Ona dokununca bir şey gördüm.
Ve bir şeyler hatırlamaya devam ediyorum.
Frank'in sesini duydum. Kafamın içinde...
Bu, sadece toplumun keyfî dayatmalarından kurtuluşumuzun
kutlaması değil.
Serbest bırakılan potansiyelin kutlaması!
Bize kim olduğumuzu hatırlatıyor!
Sana gösterebilir miyim? Hadi oraya gidelim.
Şu an herkesin dikkati dağınık. Dean'in arabasını alırız.
-Sonra oraya gider... -Kes. Kes!
-Aklını mı kaçırdın? -Ne?
-Merkeze mi gittin? -Bir uçak düştüğünü gördüm sandım.
Uymamızı istedikleri tek kural o.
Ne kadar tehlikeli biliyorsun.
Geri gitmiyoruz. İleriyi zorluyoruz, değil mi?
Hareket ediyoruz!
-Dr. Collins'ten bir şey mi çaldın? -Margaret iyi olamazdı da ondan.
Kendine hâkim ol Alice!
Çocuk gibi davranıyorsun.
Kocan orada hayatının en önemli gecesini yaşıyor.
Onu kutluyorlar ve sen bozmaya mı çalışıyorsun?
Hayır! Hayır!
Aynı Margaret gibi konuşuyorsun!
Bu dünya kimin?
Bizim!
Bu dünya kimin?
Bizim!
-Bu dünya kimin? -Bizim!
-Bu dünya kimin? -Bizim!
-Bu dünya kimin? Bizim! -Bizim!
-Bu dünya kimin? Bizim! -Bizim!
Bu dünya kimin?
Buna Tahliye Operasyonu diyorlar.
Daha yüksek güvenlik yetkisinde.
Bütün her şeyi ben yöneteceğim
bu da Frank'in bana güvenmesi demek sanırım.
-Hoş geldiniz! -Hoş geldiniz!
İşte burada.
Vay. Çok güzeller. Girsenize.
-Girin. -Senin için istedim. Teşekkürler.
-Geciktik mi? Sanki geciktik. -Aynı anda geliyoruz.
Bu tabaklar da ne böyle? Vay canına!
Burada her ne oluyorsa bayıldım.
Beğendin mi? Memnun oldum Bill.
Doğru söyle. Gerçekten geliyor mu?
Bu sana. Sanırım geliyor.
Frank'i gelmeye nasıl ikna ettin?
-Ben etmedim. Alice etti. -Avantajlar. Anladım. Böyle yaşıyorsun.
Bu evdeki her şey katalogdan mı?
Ev işte. Yüzüğü göster. Bakayım.
Bunny'den önce mi geldik?
O gelmiyor.
Söylemiştim.
Pardon çocuklar, acaba ben...
Dans edebilmen iyi bir şey çünkü çok itici birisin.
-Geldiler! -Kaç sırrın...
Teşekkürler.
Seni görmek güzel.
Biliyordum. Peg'e söyledim. Kravatsız ortam işte.
Jack! Seni çılgın hergele!
-Bunu ne yapayım? -Sende dursun.
Serbest kıyafet olacak demiştim.
-Onu buza koy. Seninle gurur duyuyorum. -Geldiğin için sağ ol.
Çok güzel bir ev bu arada.
-Shelley'ye kokteyl hazırlar mısın? -Elbette.
-Dün geceki parti muhteşemdi Frank. -Öyleydi.
Karımı martini kadehine oturtmaya çalışıyorum.
-Hoşuna gitti. -Hayır.
-İçkin nerede? -Burada. Şerefe!
Şerefe. Çok güzel bir ev.
-Nasılsın? -Ben mi? Harikayım.
Jack'in gecesinden sonra harikayım.
Doğru. Tabii ya.
Şerefe. Geldiğin için sağ ol.
Dün gece muhteşemdin.
-Hep senden bahsettik. -Şimdi keyfinize bakın.
Ben tabakları getireyim. Birazdan...
-Yardımcı olabilir miyim? Emin misin? -Hayır, git. Gerçekten. Dedikodu yap.
-Bu pikaba bayılıyorum. -Öyle mi Bill?
Evimde bir masa var. Bunu nasıl...
Şimdiye kadar muhtemelen anlamışsındır, aperitifler kendimi ifade ettiğim
ve iyi yaptığım şeylerdir.
Bu bir yetenek. Belki bir ara bana öğretirsin.
Öğretilemez.
Çok heyecan verici bir şey öğrendim.
Sahi mi? Neymiş o?
Jack'le çocuk yapmaya çalıştığınızın söylentisi.
Ah, şey...
Göreceğiz.
Umarım ufak bir oğlan görürüz.
Bunny sana inanmadığı için üzgünüm.
Ama sen de Margaret'a inanmamıştın, o yüzden de...
...sana neden inansınlar ki?
Tanrım, beni çok etkiliyorsun.
Çünkü senin gibi birini bekliyordum.
Bana meydan okuyacak birini.
Hiçbir büyük adam, potansiyelinin sınırları
zorlanmadan tarihin akışını değiştirmemiştir.
Sen de beni zorluyorsun.
Evet.
Umarım devam edersin.
Ama burada akşam yemeği hazırlıyorsun.
Uslu bir kız gibi.
-Otur. -Kesinlikle.
Oğlan mı, kız mı biliyor musun?
Hayır, umarım oğlandır. Teşekkürler.
Onlara doyulmuyor, değil mi?
-Kızlar zordur. Evet. -Burada olacağım, tamam mı?
Alice bana müthiş tenis oynadığını söyledi.
-Öyle mi? -Deme öyle. Evet.
Kibarlık etmiş.
Sıkı rakipler arıyoruz.
Oynamaya hazır olursan beni ara.
Backhand'ini duydum ama. Çok meşhur.
Partner istiyorsan seninim dostum.
Bu çok büyük baskı. Bilemiyorum...
Teşekkür ederim.
Sizi bilmem ama ben balık yiyorum.
Tanıdık bir yüz görmek hoş.
Neyse şu pencereler, panjurlu pencereler var ya...
Onlara "jaluzili" pencere deniyor.
Biliyor muydun?
-Sebebini bilmiyordun. -Vay.
Kökeni "kıskançlık"tan geliyor.
"Bu bebek kimin?" diyorsun, "Senin bebeğin" diyorlar.
Sen de "Bu nasıl olabilir?" diyorsun. Ve bebek senin.
Ve bunu her yıl yapıyorum.
Sen nerelisin Violet?
-Pardon? -"Nerelisin?" dedim.
Philadelphia'lıyım.
Ben de öyle.
-Cidden mi? Bilmiyordum. -Senden hoşlandığımı biliyordum.
Buradaki kadınların çoğu Philadelphia'lı.
Ya da Baltimore'lu. Veya Chicago'lu.
Fark ettim.
Bir şey isteyen?
Kışlarını özlemiyorum mesela.
Hayır, hayır. Beyaz tenli olsam da güneşten çok keyif alıyorum.
Güneş ışığına bayılıyorum. Kumsala da.
Öyle.
Son gittiğin kumsal hangisiydi?
-Kumsallarla ilgili bir şey okudum. -Öyle mi?
Kumsallar aslında dünyanın en pis yerlerinden biriymiş.
Hastalık dolu bir kum havuzu ve...
Peter!
-Sofrada "hastalık" deme. -Doğru ama. Bilmeleri gerek.
Tahmin edebilirim. Hilton Head mi? Cape Cod mu? Yoksa Jersey Sahili mi?
Ayrıca hepimiz balaylarımız için Sea Island'a
Poconos'a ya da Niagara Şelalesi'ne gittik.
Bence oralar popüler balayı yerleri. Pahalı.
Çok güzel ama.
Hikâyeni bitirmedin Peter.
Bill muhtemelen gördüğüm en kötü
-golf oyuncularından biri... -Pardon, daha bitirmedim.
Bill'le nerede tanıştınız Violet?
Bir trende tanıştık.
-Boston treni mi? -Boston treni.
Evet.
Evet.
Biletini düşürdün. O da eğilip yerden aldı
ve sana verdi, değil mi?
Öyle, evet.
Margaret da Ted'le öyle tanışmış.
Peg, Debbie McIntyre da kocasıyla böyle tanıştı sanıyorum, değil mi?
Evet, öyle. Bu şekilde tanıştılar.
-Evet, doğru. Kıskanıyorum. -Öyle mi?
Doğrusu çok tatlı bir hikâye. Evet.
-Tuhaf değil mi? Bu tesadüfler... -İnanılmaz.
Bize anlatılan hikâyelerin sayısı belli. Hatırladıklarımız anlatılıyor.
Ta ki
bizler unutmamızı istedikleri şeyleri
hatırlamaya çalışana kadar.
-Margaret gibi. -Alice.
Hayır. Jack. Sorun yok.
Bunu nereye bağlayacağını merak ediyorum.
Frank bize bir şey yapıyor.
Hayaller, hafıza sorunları, histeri.
Margaret'ta bu sorunları gördük ve tedavi edilebilir olduğunu biliyoruz.
Dr. Collins sana bazı haplar yazmış
ve görülüyor ki onları almıyorsun. Ve soru şu: Neden?
Bize yalan söylüyor. Hepimize yalan söylüyor.
En iyi arkadaşın Bunny senin için endişeleniyor.
Yardıma ihtiyacın olduğunu düşünüyor. Bu gece gelmeme sebebi o değil mi?
-Çünkü bunun hatırlatılmasını istemedin. -Sizi, hepimizi kullanıyor.
Zafer Projesi'nin ne olduğunu biliyor musunuz?
-Hiç sordunuz mu? -Sen biliyor musun?
O yüzden mi oraya gittin?
Merkeze?
Ne?
Üzgünüm. Çok üzgünüm ama ne yaptığını bilmiyorsun.
Kendi başına dışarı çıktın. Bütün kuralları göz ardı ettin.
Ve hepinizin hayatını da tehlikeye attı.
Evet, oraya gittim.
Merkez'e gittim ve ne sakladığını gördüm.
-Ne sakladığımı. -Bize yalan söylüyor.
Bize Zafer Projesi hakkında yalan söylüyor.
-Bizi burada tutsak etti. -Tutsak mı?
Umarım kimse öyle hissetmiyordur. Tutsak gibi mi hissediyorsun?
Violet?
Peg?
Bu senin ruh hastalığın.
Güveni tutsak olma hissi gibi yaşıyorsun
ama her gün güveniyorsun.
Hepimiz güveniyoruz. Bu gece bize güvenip evine aldın mesela.
Tıpkı sana güvenip yatak odama aldığım gibi.
Alice? Hatırlıyor musun?
Bir dünya yaratmaya çalışıyor.
Kendi argümanını ifade etmek istiyorsan
-kendi sözlerini kullanmayı dene. -Hepimizi kullanıyor.
-Kendi sözlerini! -Bu yemekte ne var?
Onu konuşalım!
-Nereden geldi? -Herkesten özür dilerim.
Bunu düşünelim.
-Özür dilerim. Bu bir anormallik. -Zafer sütü. Zafer eti. Zafer yumurtası.
-Hepsi ondan geliyor. -Bu genelde olmaz.
O çok hasta ve ihtiyacı olan yardımı alacak.
-İkinize de söz. -Bize verilen her şey ondan geliyor.
Ve asıl mesele kontrol. Her şey kontrol için.
Hiç haberimiz... Yemekleri zehirliyor olabilir.
Yeter!
Evine geldik, masana oturduk
ve kocama hakaret edip onu aşağılıyor musun?
O seni, kendi kadar olağanüstü bir şeyin parçası olmak için çağırıyor
ve sen şımarık bir çocuk gibi oturmuş
kendi uydurduğun sorulara cevap istiyorsun.
Bir kalıp var, değil mi?
Bencil, şımarık sızlanmadan oluşan bir kalıp.
Yoksa heyecan verici olmak için çaresiz bir çırpınış mı?
Bu fırsatı geri tepiyorsun.
Zavallı, çaresiz paranoyanın yapmaya çalıştığımız şeyi
yok edebilecek olması çok üzücü.
Zavallı mızmızlanmalarını artık dinlemeyeceğim.
Frank, canım, arabada bekliyorum.
Şey...
Karına içkiyi biraz fazla verdin sanırım Jack.
Teşekkürler.
Senden çok daha fazlasını bekliyordum.
İyi şanslar Alice.
Konuşalım Jack.
Bu gece eğlendin mi bari?
Ne? Hayır, keyif falan almadım.
Bütün akşamı beni sabote etmek için planladın.
Hayır! Sana bunu asla yapmam.
Bunu sana asla yapmam. Seni seviyorum.
Bizi kurtarmaya çalıyorum.
Bizi oraya giderek kurtarmaya çalışıyorsun.
Evet çünkü bir uçağın düştüğünü gördüm. Sana söyledim.
O masada söylediğim her şey doğru Jack.
Frank bana itiraf etti. Mutfakta itiraf etti.
Bunu o yüzden yaptım. Tüm bunlar o yüzden oldu.
O öyle bir şey yapmaz.
Jack...
Herkes deliymişim gibi davranıyor ama deli değilim.
Beni dinlemeni istiyorum.
Beni dinlemeni istiyorum.
Hey.
Hey. Bana bak. Bana bak.
Benim için...
...sen...
Sen tüm bunlardan büyüksün.
Zafer'den daha büyüksün.
Frank'ten daha büyüksün.
Sana inanıyorum. Sana.
Ona inanmıyorum. Ve ona güvenmiyorum.
Buraya da güvenmiyorum.
Ve artık burada olmak istemiyorum.
Burada olmak istemiyorum. Gitmemiz gerek.
Gitmemiz gerek. Her yere gidebiliriz.
Her yere gidebilir ve kendi dünyamızı yaratabiliriz.
Sadece sen ve ben oluruz ve her şey düzelir.
Nereye gittiğimiz önemli değil, önemli olan birlikte olmamız.
Lütfen? Lütfen?
Lütfen?
Lütfen.
Tamam.
Tamam mı?
Tamam.
Tamam mı?
Tamam.
Seni seviyorum.
Ama bu gece gitmemiz gerek. Gitmeliyiz. Burada olamayız.
Hey. Hey.
Seni seviyorum. Gidelim.
Seni seviyorum.
Jack? Bütün gece yolda olmamız gerekebilir diye atıştırmalık hazırladım
ama sanırım her şeyi topladım.
Gidelim.
Gidelim canım. Hadi.
Üzgünüm.
Ne?
Seni çok seviyorum Alice.
Sorun nedir hayatım?
Bu olmasın diye çok uğraştım.
-Ne? Hadi... -Lütfen inan.
Canım gitmemiz gerek. Sürmen gerek hayatım.
Gitmemiz gerek. Hadi. Hey!
-Üzgünüm. -Hayır. Hayır.
Hayır Jack. Lütfen! Daha iyi olabilirim!
Çok üzgünüm Alice. Üzgünüm.
İyi olmama izin ver lütfen. Lütfen hayatım.
İyi olmama izin ver. Bırak beni!
İyi olmama izin ver. Ben çok... Jack lütfen!
Canımı yakıyorlar! Hayır!
Hayır! Jack! Canımı yakıyorlar!
Canımı yakıyorlar!
Lanet olsun!
Lanet!
Hayır, lütfen. Lütfen. Lütfen yapmayın.
Sevgilim ben
Seninleyim hep
Görmüyor musun?
Yanında olmak istiyorum
Sana nasıl bakacağım?
Öyle deme. Başka iş bulursun. Sorun yok.
Üzgünüm.
Fazla mesai yaparım. Sorun değil.
Bitti. Dikişini yap asistan.
Portegü. Forseps.
-Tamam çocuklar. İyi geceler. -İyi geceler.
İyi geceler doktor.
-İyi geceler Dr. Warren. -İyi geceler.
Yani sanırım esas soru...
Çok geç kaldın. Onda gelirsin sanıyordum.
Ben de. Ameliyat uzadı.
Açlıktan ölüyorum. Bir şey yemedim.
Neden?
Ne istediğinden emin değildim ve mesajıma da cevap vermedin.
Ameliyathanede telefonum yok Jack.
Bunu bilmek iyi olurdu.
Sıcak su hâlâ yok mu?
Adamı aradım. Bugün gelemedi.
Tamam. Duş alamayacaksam yatacağım.
Hadi ama seni tüm gün görmedim.
Biliyorum, üzgünüm ama çok yorgunum canım.
-Benimle dans et. -Hayır Jack. Dur.
Otuz saatlik mesaim yeni bitti, 12 kişiyi ameliyat ettim,
altı saat sonra işe dönmem gerek ve yorgunum.
Sadece yatmam lazım. Tamam mı?
Yani sanırım esas soru...
...gerçekten mutlu olan birini tanıyor musunuz? Değil mi?
Ya da tatmin olmuş birini?
Modern toplum gerçek kişiliklerimizi boğmuş
ve bizi biyolojik hedefimizden uzaklaştırmış.
Çok derinlere gömdüğün ve başkalarının görmediği
hâlini görüyorum.
Bu... Bu gerçek sensin.
Söylediğin kişi olduğunu biliyorum.
Böylesi daha iyi.
Evine hoş geldin.
-Bak kim iyileşti. -Şükürler olsun!
EVİNE HOŞ GELDİN BAYAN ALICE
Tüm mahalleye haykırma. Buradayım.
Seni çok özledim. Gazeteye dedikodular yazmaya başladım.
-Öyle mi? Okumam lazım öyleyse. -Çok üzücü.
Vay, muhteşem görünüyorsun. Teşekkürler. Daha iyiyim. İyiyim.
-Dönmene çok sevindim. -Ben de.
-Selam Jack. Vay! Şu arabaya bak. -Beğendin mi?
Dean bu arabayla sevişmeye kalkacak.
Dean nerede?
Bill'le golf oynuyorlar.
Sen de git canım.
Sadece bana bakıyordun ve biraz eğlenmeyi hak ediyorsun.
Evet, git. Onu bırak. O artık benim. Bahçede oturacağız.
Ne?
Bitkilere bakıp içeceğiz. Bahçem yok.
-Güle güle. -Hoşça kal.
Sonra görüşürüz. Tamam.
Violet ayağa kalkmıyordu. Sanki kıçı sandalyeye yapıştırılmış gibi.
Peg'in yüzü o kadar kızarmıştı ki kafası patlayacak sandım.
Peg, Peter'ın karısı. Her zaman hamile.
Doğru. Evet.
Doğru, tamam. Elbette. Pardon.
Tedaviden beri kafam biraz karışık.
Sorun değil. Hepsini hatırlarsın.
Evet. Tamam.
Vay canına! Eyvah! Geliyorlar.
Tanrım! Selam!
Süsü gördün mü?
Hayatımda gördüğüm en güzel süs!
Profesyonel ressam mı tuttunuz?
-Kendimiz yaptık. -Hadi canım!
Çabuk, göster bana. Hadi göster!
Bu kısmını ben yaptım.
Gösterir misin? Neresini? Yürü! Yürü! Yürü!
-Güneş ışığını ve harfleri... -Güneş ışığını ve...
Kontrolde güzellik vardır. Simetride zarafet vardır.
Birlikte hareket ediyoruz.
Kontrolde güzellik vardır. Simetride zarafet vardır.
Birlikte hareket ediyoruz.
Kontrolde güzellik vardır. Simetride zarafet vardır.
Birlikte hareket ediyoruz.
Selam.
Selam.
-Harika kokuyor. -Teşekkürler.
-Günün nasıldı? -Hatırlamıyorum bile.
Güzel.
Biraz erken geldin ama benim...
...bitirmem gereken çok şey var.
O yüzden gidip yemeği fırından çıkarmam gerek.
Hayır, yanacak. Hayır.
Önce yiyelim, bu senin kondisyonunu artırır.
Tanrım, çok güzel.
Sevgilim ben
Seninleyim hep
Görmüyor musun?
Yanında olmak istiyorum
Her zaman
Artık
Hep yanındayım
-Görmüyor musun? -Görmüyor musun?
-Yanında olmak istiyorum -Yanında olmak istiyorum
-Her zaman -Her zaman
Zafer Projesi. Başvuru no 426.
İsim: Jack Chambers. Yaş: 29. Kan grubu: 0 negatif.
Psikolojik değerlendirme: İyi. Seçilmiş vatandaşlık: İngiliz.
Seçilmiş eş: Alice Warren. Önceden var olan ilişki: Evet.
Bu topluluğun parçası olmak için gizlilik gerektiğini anlıyor musun?
Evet.
Buna uymamanın sonuçlarını anlıyor musun?
Evet.
Ev cihaz sistemini hazırlamaktan sorumlu olduğunun farkında mısın?
Evet.
Zafer'e girmek için gereken fiziksel ve medikal şartlara rıza gösteriyor musun?
Evet.
Seçtiğin eşinin fiziksel bakımından sorumlu olduğunu biliyor musun?
Evet.
Her gün Zafer Merkezini kullanarak simülasyondan çıkıp
sadece belirlenen saatlerde
geri dönmen gerektiğini biliyor musun?
Evet.
Sevgilim ben
Seni özlüyorum hep
Görmüyor musun?
Yanında olmak istiyorum
Her zaman
Görmüyor musun?
Yanında olmak istiyorum
Her zaman
Zafer Projesi'ne hoş geldiniz.
Şu anda 72 aktif kullanıcı var.
Tekrar girişiniz başladı.
...eşitlik kisvesi altında.
Doğru bildiğimiz şeyin derinliklerine düşebiliriz,
düzen isteriz.
Doğanın hiyerarşisine boyun eğebilir miyiz?
Benliğinin bu dünyaya, bu gerçeğe
batmasına izin ver.
Her şeyin olması gerektiği hâlinin derinliklerine dal.
Alice?
Yapma!
Tamam.
Yine kriz geçiriyorsun canım. Derin bir nefes al.
Sorun yok. Sadece nefes al Alice.
Böyle iyi. Nefes al.
Güzel.
Ne yaptın sen?
Alice lütfen, sadece sakin ol.
Her şey düzelecek. Açıklayabilirim.
Neler dönüyor?
-Bana bak, benim karımsın. Seni seviyorum. -Neler oluyor?
Olamaz.
Hayır. Bunu söyleyemezsin. Beni sevmiyorsun.
Hayır, bunu yapma. Yapma. Düşün Alice.
Hayatını ve istediklerini düşün.
Kafayı yemişsin.
Bir hayatım vardı. Hayatımı aldın.
Hayır, hayatını kurtardım.
-Bu doğru değil. -Hayır, beni dinle.
Her zaman çalışıyordun!
Çalışmak istedim! Çalışmayı seviyordum! Ne var?
Perişan hâldeydin. Çok mutsuzdun. Hayatından nefret ediyordun!
Benim hayatımdı!
Benim! Onu benden alamazsın!
Bunu sana ben verdim!
Bunun hepsini verdim Alice!
Burada olduğumuz için şanslıyız!
Frank hak ettiğimiz hayatı yaşayabilelim diye burayı inşa etti!
Bizi burada tutacak parayı kazanmak için her gün çıkmam gerekiyor
ve bunun her dakikasından nefret ediyorum Alice. Nefret ediyorum!
Sen burada kalıyorsun. Ve mutlusun!
Mutlusun.
Sorun değil.
Alice. Burada mükemmeliz.
Benimle mükemmel olmak istemiyor musun?
Hayır. Delirdiğimi sanmama sebep oldun.
Sana geldim...
...ve delirdiğimi sanmama sebep oldun.
Çok özür dilerim Alice.
Ama artık sana yalan söylemek zorunda değilim.
Alice...
-Lütfen Alice, seni seviyorum. -Biliyorum.
Seni sevdiğimi biliyorsun. Senin için her şeyi yaparım. Hayatımsın.
Seni seviyorum. Tanrım.
Nerede olduğumuz önemli değil, önemli olan birlikte olmamız.
Bunu bana sen söyledin. Sen.
Alice.
-Çok üzgünüm Alice. -Tanrım.
Başkaları da var mı?
Benim gibi başkaları var mı? Vücutları nerede?
-Nerede olduklarını bilmiyorum. -Tanrım.
O adamların kim olduğunu bile bilmiyorum. Yemin ederim.
Bizi ilgilendirmiyor.
Bir erkek sadece kendi karısından sorumludur o kadar.
Tüm kadınlar burada tutsak mı yani?
Tanrım, çocuklar...
Hayır, Alice. Çocuklar gerçek değil. Onlar gerçek değil. Merak etme.
Sadece sen ve ben. Bana bak.
Onları düşünme. Bana bak. Sadece sen ve ben varız.
Tamam mı? Sen ve ben. Benimle kal.
-Bana... -Mutlu olacağız.
-Bana bir saniye ver. -Burada mutlu olacağız.
Hayır Jack.
Hayır Jack. Lütfen.
Dur. Alice!
Hayır, bir saniye izin ver.
Bırak beni! Nefes alamıyorum!
-Bırak beni! -Kes şunu Alice!
-Hayır! -Kes şunu Alice!
Kes!
Alice?
Alice?
Alice?
Ne oldu?
Ne var?
Jack Chambers öldü.
Dinle beni Alice.
-Hayır, sana bir şey demeliyim. -Hayır, gitmelisin.
-Hayır. Bu dünya gerçek değil. -Seni öldürecekler Alice.
Frank bir program yaratmış.
-Ve bir dünya yaratmış, o... -Biliyorum.
Ve seni öldürecekler. Seni gerçek dünyada öldürecekler.
Gerçek bedenini öldürecekler. Gitmen gerek.
Tamam mı? Tanrım...
Alice, bir adam burada ölürse gerçek dünyada da ölür.
-Nasıl? -Jack bu kez seni geri sokamaz.
Daha önceki gibi seni geri sokamaz. Tekrar çıkman gerek. Hemen.
Gitmelisin Alice. Arabayla. Jack'in arabasını al.
-Cevap ver Bunny! -Merkeze git. Daha önce gittin.
-Hemen gitmen gerek Alice! -Ne demek biliyorum?
Dinle...
Ben hep biliyordum.
Bunu ben seçtim.
Çocuklarım burada.
-Çocukların gerçek değil Bunny. -Hayır, gerçekler.
Benim için gerçekler Alice. Çünkü burada sağlar!
Burada onları kaybetmedim.
Burada benimle kalabilirler. Görmüyor musun?
Biliyorlar mı? Ya kadınlar, onlar biliyor mu?
Hayır.
Bilmiyorlar.
Git.
Gitmen gerek.
Tanrı aşkına Alice. Kimin kanı o? Jack!
Neler oluyor? Jack nerede? Dean?
İçeri dön Alice. Canım? Dur.
Jack nerede? Alice ne yapıyor?
Jack!
İçeri girelim tatlım.
İçeri girmemiz gerek. Lütfen.
Çocuklar.
Jack nerede?
Peg! Çocuklar için içeri dönmeni istiyorum Peg.
O iyi değil Peg.
Böyle bir şey olamaz demişlerdi!
-Kapa çeneni Bill! -Güvenli diye yemin ettiler!
Jack!
Bize kim olduğumuzu hatırlatıyor!
Dünyayı kendinden kurtarmaya geldik.
Biz bir sözün öncüleriyiz. Bizler geleceğiz.
Biz bir parlak zekânın kardeşliğiyiz, hepimiz.
Zafer kapısına yaklaşılıyor.
Çıkışa hazırlanın. On, dokuz, sekiz...
-Bu kimin dünyası? -Bizim!
-Bu kimin dünyası? -Bizim!
-Bu kimin dünyası? -Bizim!
-Bu kimin dünyası? -Bizim!
-Bu kimin dünyası? -Alice!
Kaç! Kaç Alice! Kaç!
Hayır, hayır!
-Bırak beni! -Seni bulacaklar!
Lütfen, lütfen, lütfen. Böyle olma...
Böyle bir şey olmaz demişlerdi!
Kahretsin!
Durdurun onu gerzekler!
Durdurun onu!
Hayır!
Güvenlik düzeyi, kırmızı.
Sığınaktayız.
İçeride kalıp direktifleri bekleyin.
Dikkat, Zafer sakinleri.
Güvenlik düzeyi, kırmızı.
Nerede o?
Büyük kaza oldu.
Takip eden iki araç ve Collins. Collins öldü efendim.
Dinle beni, çıkmasına izin vermeyin!
Oraya giderse geçer. Onu kim geri sokacak?
Frank?
Ne yapacağız Frank? Efendim?
Seni aptal adam.
Artık sıra bende.
Hayır!
Hayır!
Hadi ama! Hay...
Beni bırakma.
Sen ve ben.
Daima.
Sen ve ben.
Bu gerçeği kabul ettiğimizde...
...kendimizi bırakabiliriz.
DERT ETME SEVGİLİM
DERT ETME SEVGİLİM
Alt yazı çevirmeni: Orhan Cevher
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.