Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Merhaba arkadaslar, yanimda Türkiye'nin en iyi kurgucusu var
Bizim memleketimizde bir bölge var, Karadağ bölgesi
Herkes kendi kendine şey hitap ediyor; Kralim Benim, Prensim Benim
Masada hiç kimse basit insanlarla oturmaz
Çelik Krali. Futbol Krali Sen o masada-
ne diye oturuyordun? Beni işte-
hesap ödemek için.
Kralim benim mi dicen? Kralim.
Kralim yeter. Kurgucularin Krali ile bugün beraberiz
Mustafa Presheva ile beraberiz. Ayla'nin kurgucusu.
Ayla'nın ve Müslim'in kurgucusuyla
Damie Chazelle ve Müzikal.
''Müzikal sevmiyorum hocam.''
Müzikal mi sevmiyorsun? Ben de sevmem Ben de sevmem, bye bye.
Müzikalden neden nefret ediyorum ben sana söyliyim çünkü, Türkiye'de-
müzikal kültürü yok, ha tiyatro varmis.
Yedi kocali hürmüz falan filan. Ezel'in yaptiği di mi?
Onu sen kurguladin di mi? Ben kurguladim ama film, bak dünyada
en iyi müzakl hangisidir? Singin' in the Rain baba ya
''I'm singin in the rain''
Yok o, ya, parçalardan hiç bahsetmiyorum
filmin içinde sessiz döneminden sesli dönemine
geçen tarihi anlatiyor.
Orasi çok komik yani, orasi iyidir yani.
My fair Lady de olabilir.
Deseydin işte The Sound of Music, Julie Andrews böyle
dadi geliyo gitarli bir dadi
Evet hep aklima şu geliyor
Müzikal daha çok, Amerika'ya ait bir
tür. Kriz döneminde 1920lerden
ama 20lere de büyük risk
Eski sesiz film yani gençler eskiden sesiz filmler de vardi
haberiniz olsun. İnanilmaz ama öyle İnanmicaksiniz ama
Titanic'ten baslamiyor bu sinema tarihi.
Ses ilk ciktigi anda ilk cekilen şey müzikaldi.
Al Jolson, film komple sessizdi. Daha doğrusu-
diyalog yoktu. Sebebi de şu, mikrofonlar o zaman şu-
vaziyetteydi. Eşyalarin arkasina saklamasi gerekiyorlardi.
Yani böyle şey bakarak ama mikrofon şurada duruyor
Ondan sonra 'Talkies' filmler basladi birden bire
Ve sinema öldü diye bir şey vardir. Sinema öldü-
sebebi de söyliyim
Bütün sinema sahneleri konuşan sahneler
Neredeyse tiyatroya benziyordu. Çünkü
mikrofon sakli bir yerde ve bütün ekip
mikrofonun etrafinda toplaniyor o zamanlar yaka mikrofonlar
gibi şey yoktu. Yaka mikrofonumuz var
Kimildamiyor kimse yani çok statik olduğunu
fark ettiler.
Dediler ki millet yeterince eğlenmiyor olabilir, eski
hareketli halini getirelim. Sanatcilari stüdyoya cagirip
Playback yapiyorlar, müzik şarki bilmem ne
ondan sonra-
Godfather. Godfather değil oğlum
Müzikalden bahsediyoruz
İlk işte müzikaller
Ziegfeld Follies gibi bir şey sonra Fred Astaire sonra
Gene Kelly 1928den-
65e kadar. Son büyük müzikal
Hair mi? Bob Fosse'un All that jazz ve
Güzel filmdir. Cabaret de daha doğrusu, o da
74 Ben severim ya Bob Fosse'u. Zamanina göre çok-
ileri gelir o bana. Bob Fosse çok iyi çünkü kendisi dansci
Modern dansci. All that jazz'de nonlineerdi ya-
kurgu.Ya canim adam uçurum kafaydi yani
Bu uçurum kafalar hep genç oluyorlar
Bu da 40 yaşlarinda şey gitti yani. Sinemada-
en iyi ölüm sahnesi; bunlar dans ediyorlar, Bye Bye Hapiness
Bye Bye loneliness
Son büyük müzikaller onlar.. Son büyük müzikaller onlar
Sonra 60larda bu durum bitti. 50 yil sonra
Damien Chazelle
beyefendi cikiyor ortaya
Ne diyim abi adami tanimiyorum.
Ama sen baya arastirdin, be filme uyuz oldum onu söyliyim
Sen uyuz oldun ben daha başta uyuz
oldum seyretmicem bu filmi dedim, müzikaller çoktan
Öldü Öldü diye, hee
Oraya geldik. İlk önce Damien Chazelle'den küçük bir not, adam
4 tane film çekti, 3 tane değil, 4. Whiplash,
La La Land ve First Man. Ondan önce bir tane bağimsiz-
film çekti.Onun adi da Man and Madeline
on the Park Bench. Bu film Chazelle'in
ilk filmitamamen bağimsiz sinemacinin filmi.
Yani videoyla çekilmiş ama siyah beyaz tarziyla
benzesin diye. Olay şu ki John Cassavetes'in
1959-60 yillarinda çektiği Shadows/Faces
filminin neredeyse kopyasi. Beni şaşirtan şu
komple bağimsiz sinema tarzindan 8 veya 9 yil
içinde adam komple main streamin
kadar girmiş. Tabii ki Harvard mezunu
Sinemayla alakasi yoktu. Demek ki
Harvard'dan akilli tipler cikiyor. Ali Kurmuş mesela
Harvard'dan iki tane daha sinemaci var. Ben Affleck ve Matt Damon da Harvardliydi
Yok ya Jason Bourne Harvardli miydi ya Evet
Ben CIA'de okudu zannediyordum. Yav s**** ya
ondan mi giriyoruz ya. *Çok afedersiniz sayin seyirciler*
Şu Whiplash birinci ciddi filmi yani
Biraz parasini buldu Kisa filmmiş o Potansiyeli görmüşler
biraz para eklemişler buldu yani parayi buldu, köşeyi döndü.
Reji acisindan büyük bir marifeti yok fakat
Müzikle alakasiz bir yönetmen bu filmi çekmezdi.
Davulcu. Davulcu kendisi. Sen hangi sahneyi hatirliyorsun Whiplash'ten
Hocanin zili atmasi. Zili atmasi. İyi filmlerin şöyle
bir şeysi var. Konu duygu ve background
bütülüğü yaratiyor.Arka plan yani
mekan tasarimi işik mimarligi vs vs
Küçük bir dünya ve iyi film seyrederken dişaridan
bilgilere ihtiyacin yok. Bu filmi okumak için
dişaridan bir şeyler bilmem gerekiyor gibi bir durum yok yani
Şey seyrediyorum diyelim siyasal konu
Ha evet beş yil önce bunu şey yaziyolardi
gazeteler ya kime ne ya. Çok güzel bir şey söyledin.
İyi bir başyapitin kendine ait dünyasi var.
Film ne kadar kisa ve uzun olsa da olmasa da.
Herkesin anlayabilmesi lazim. Herkesin anlayabilmesi
lazim. Whiplash için de en önemli sahnelerden biri
aklimda o kaldi. Bir detay üstünde
Davul ve sanre. Merkez
orasi ve tiki tiki
o nonsenkronluktan dolayi
minicik bir gecikmeyle ilgili bir kriz yaratiyor orada
Hocasinin yakin planlari şu kadar adamin şu kadar
tokat atiyor falan mevzu çikiyor oradan. Davulculuk
aslinda bir kurguculuk gibi ya. Köprü yapiyorsun
yani geçiş falan filan. Kurguda bu geçişler yine önemli.
Bir süreden sonra
kurguda simetriyi bozmasi gerekiyor ara sira.
On the beat ya da biraz
Offset ama genel olarak iyi kurgu sadece
Cuts on the beat değil de yani beatlerin üstünde kesilenler
değil de yani içinde içindeki mizansen
enerjisi ve şeyi kulaniyor. Eisentein'in
metrik kurgu dediği şey oluyor o beatlere kesmek di mi
Metrik kurgu başka bir şeydir. Metrik kurgu şöyle bir şey var
Planlarin içeriği ne olursa olsun
Grafik olarak basit planlar olmasi gerekiyor. Gittikçe-
Kisaltiyorsun. Kisaltmaya
başlayinca tansiyon yükseltiyor. Sahnenin
mevzusu yoksa hatta filmin mevzusu yoksa sadece
bir ritimde tutuyorsun filmi, doğru ritimde tutuyorsun filmi
akiş buna denir ama problem şu ki; ritmden
ziyade bir şey hissettirmen lazim milete, çünkü millet yani
sinemadan cikinca ne seyrettiklerini unuturlar.
Davul çok ağir bir disiplin o yüzden fark ediyorsun
ya ben Mahsun Kirmizigül ile çaliştim adam 10 kare gecikme
fark ettiriyor şeyde, çekim sirasinda, tabi tabi
geliyorlar tipler, Zafer abi şuraya gir blmem ne bilmem ne
Bir tanesi şey geç kaldi abi minicik bir gecikme
hani gerçekten minicik, belki de kurguda atar. Yok
Stop. Müzik kafasi Sen nasil anladin Whiplash'in sonunu
Çocuk başarili oluyor. Çocuk başarili oluyori öyle mi anladin?
Ben şöyle bakiyorum yani ne anlatiyor bana bu film. Şimdi
Konusal olarak değil.Nereye varmaya çalişiyor, amaç ne
Whiplash'i şöyle okudum, insanin egosu, insani
durdurabiliyor. Egosu çok iyi bir şey değil. Hakaret
ediyo, bilmem ne- Usta - çirak ilişkisi Yüksek egon varsa
amacina ulaşamayabilirsin. Doğru, evet.
Yani bu- bunu belki söylemeye çalişiyor
Tabii ki başka bir şeyden bahsediyor
Disiplin, osu busu, disiplin olmazsa
çalişmazsan bir yere varamazsin falan filan yani. Sadece
şeyi takip etmiyor, Amerika'nin klasik şeyi, follow your dream
rüyadan vaz geçme. Konuya geldik esas konumuz
La La Lan uzun yillar sonra tekrar çekilen bir müzikal film.
Filmin içinde 4 tane kritik yer var.
Birincisi; kadin ve erkek tanişiyorlar.
Zaten bütün bu romantik komedilerin
ana kalibi bu, klişesi. Bot meets girl.
Erkek kizi buluyor, erkek kizi kaybediyor
Erkek kizi tekrar buluyor. Kafede mi tanisiyorlardi. Ya bir şeyler konuşuyorlar
Bla bla bla, cikiyorlar, kesintisiz bir.
geliyorlar geliyorlar
konuşmadan şarki söylemeye başliyorlar ve dans etmeye başliyorlar
Daha birbirlerini tanimazken. Tanimazken. O sahne bittikten sonra,
uzun, tek planla çekilmiş bir mizansen. Belli ki
haftalardir aylardir onu şey yaptilar.
Cünkü cok rahatlar, sahne bitti ciktilar kadrajdan.
Bir sonraki sahnede görüyorsun bu ilişki ileri gitmiş.
Birbirini tanimayan insanlar, dans sekans
işte üç dakika, tek plan, ondan sonra çat diye
bir birlerini cok iyi taniyorlar. Çok iyi, elipsis.
Neden- elipsisi değil. Müzikal ciktiği
yillarda sansürlük vardi Amerika'da. Öpüşme yasak
Bilmem ne..... yasak
şey yasak, dolayisiyla,
dans her zaman müzikalde, bunu unutma, dan her zaman duygu ve
cinselliği temsil ediyor. O dans ettikleri
zaman sevişmişler anlamina geliyor. Çok iyi.
Dolayisiyla biz şimdi dans etmeye başlasak yanliş anlarlar
Uzun planlarin şöyle bir etkisi var. Hiçbir film
gerçekle operate etmiyor.
Kurgu yaparak atlamalarla gidiyor. Ama jump cut demek değil.
Jump cut demek değil. Eksiltme. Boş zamanlara atacaksin
Uzun shot ile çektiğin anda
realiteyi çekiyorsun millete yani gerçek zamani
akmaya başliyor ve daha çok içeri giriyorsun. Birden bire sanki
haa olabiliyormuş. Halbu ki dizayn.
Halbu ki müzikaller en absürd ve sürrealist
bir tür. Evet.
Science fictiondan horrordan daha sürreal bir şeyler. Çünkü science fictionda
normal insanlar, ben ve sen
ne kadar normal görünüyorsak başimiza gelen
berbat daha korkunç oluyor. İnsan inanmak istiyor
bunlar gerçek falan. Fakat öyle bir insanlar var mi
dünyada birden bire konuşurken şarki söylüyorlar.
İkinci önemli noktasi, kiz ve erkek barda konuşuyor.
Kiz jazzdan nefret ediyor, erkek
jazz ne olduğunu buna anlatmaya çalişiyor.
Diyo ki, jazz için kalip diyorlar sıkıcı ve yorulmuş
bir mood olduğunu herkes düşünüyor, diyor adam.
jazzin özünü anlatiyor kiza.
Bak dedi şimdi saksafon çaliyor, saksafon bir solo çaliyor.
Fakat, trampetçinin başka bir fikri var. Ve şey diyor hani bu esas olarak
uykulu bir mod jazz temsil etmiyor
tam aksine bir çatişma var yani enstrümentallerin
kendi fikirleri iç içe
gelip de başka bir şey bir dialektik bir durum var, diye anlatiyor.
Ve şey diyo, jazz için öldü mü diyorlar
ama ben bir bar açicam içeride jazzi-
yaşaticam. Esas olarak şunu fark ettim, Jazzdan
bahsetmiyor. Müzikalden bahsediyor.
Müzikal türünden bahsediyor. Doğru. Bak oraya geldik.
Üçüncü çok önemli sahne benim
için bir kirilma noktasi var. Şimdi bunlar lay lay lom
yaşiyorlar, sevmişler birbirleri.Bir ara da adam
parasizliktan dolayi bir pop grubuna katiliyor
müzisyen olarak. Çok dandik bir şeyler çaliyorlar ama
büyük para, kiz konsere geldi adam çaldi
daha doğrusu çaldiği müzik türünden birazcik soğuyor.
Kiz, adami şundan dolayi beğendi, adamin bir vizyonu var
bir hayallerinin peşinde, hani var ya disney land
Hayalleri takip et. Oradaki
kullandiği
Reji tekniği ve kurgu tekniği çok enterasan. O saate kadar
hep uzun mizan planlarla
rehersal edilmiş planlarla geliyor. Konser başlayinca
birden bire statik kamera, quick cut
video kliplere ait bir estetiği
burada kesinlikle belki ben öyle görüyorum
yumuşak bir reji tarzindan, sert komple
dil değiştiriyor orada. Dil değiştirince kizin tepkisi
doğal gelmeye başliyor, çünkü garipleşiyor sahne ve kizin
geri çekilmesini görüyoruz. Ondan sonra ayriliyorlar.
Her romantik komedideki gibi tekrar kavuşmuyorlar.
Sanat sinemasinin şöyle bir şeyi var, eğer main stream sinemasinda
buluştular - ayrildilar - buluştular tekrarsa
bu buluştular ayrildilar, öyle abi.
Hayat böyledir. Orasi kendi mührünü
koyuyor. Ben bunu çok kolayci buluyorum.
Kolayci buluyorsun ama yani bir açik son her zaman
tercih edilen bir sistemdir. Sanat filminde
Zen perdesi gibi, Seyircilere
birakiyorsun.O boşluk seyirci
doldursun kendi hayal gücüyle
Ama açik son diyemeyiz La La Land'e La La Land-
açik son değil. Dördüncü çok önemli sahne
Esas olarak onlarin tekrar görüşme sahnesi.
Birbirlerini görüyorlar, bir müzikal partisi başliyor
keşke şöyle olsaydi ne olurdu.
Yani bir paralel gerçeklik. Bütün bu sekansin
esas olarak amaci şudur; biz neler neler geçirdik
yani geçmemişler olabilir yani
gerçek hayatta ama sanki
ruhundan geçmişler yani kendi ruhlarinin içinden
bütün bu olayi geçirmişler. Biz esas evlendik
hayatimiz şöyle oldu böyle oldu
çok mutlu olduk falan filan, sonra tekrar kesiyor
ama gerçek budur. Yoktuk.
Ama teşekkür ederiz, For everything(her şey için).
thank you for the fishes, balik için teşekkürler yani.
Ne diyor film? Benim için bu son sahne
esas olarak hani Titanic'te kadin
en son bu elmas çikartiyor Onu atiyor Atiyor-
ölüyor, ölümden sonra
son rüyasinda eski sevgilisiyle dans ediyor.
Buluşuyor. Orasi işte disney land noktasi.
Anlatabiliyor muyum, bu da ayni şey yani çünkü Oscar
kazanmak için bir şey hissettirmek
lazim. Social Network filmi var ya, Harika film
Harika film, zeki film, şimdi film zeki ama
az duygusal olduğu için vermiyorlar abi.
İlla bir şeyler his- Kubrick'e de hiç vermediler o da
Tabi tabi Kubrick'in başka- Hitchcock'a da
onlar da soğuktu çok. Tabi tabi e şeye de
vermediler, Scorsese de en son
bir yerde zorla
En dandik filme verdiler
Yani Raging Bull'a vermemişler, şeye verdiler onu.
Auteur olan insan kendi bakiş
açisina sahip olan insan, mainstream
kaliplardan çikmaya çalişiyor. Kendini yönetmen
olarak ispat etmeye çalişiyor. Hani karakterden hikaye
anlatmaktan ziyade
dişardan anlatiyor, bak ben anlatiyorum yani
karakterden girip anlatmiyorum. Auteur. Yok işte
Auteur'ün öyle bir egosu var, özleştirme yapmiyorum,
basit duygularla milleti şey
yapmicam, hitap etmicem. Sömürmücem. Evet
Ben bir şeyler göstericem, ben bir şey gösterdiğim
anda, Academy üyeleri işte o oy veren üyeler, bir şey hissetmedik ama
Falan Oscar vermiyorlar. Anlatabiliyor muyum?
Bir tane İran filmi var, çok ödül almis kisa film. Kisa mi?
Bir hoca geliyor tahataya 2 + 2 =5 yaziyor, çocuklar da şey diyorlar işte, hocam 5, o öyle değildir falan diyorlar, hayir diyor işte 2+2 5tir.
tekrarliyor tekrarliyor, 5tir 5tir. Bir çocuk şey diyor, hayir
değildir 4tür diyor. Nasil sen itiraz mi ediyorsun diyor
çikiyor dişari iki tane muhafiz gibi tiple geliyor
bu işte 2 + 2 = 4 diyo diyorlar
çocuğa gerçekten öyle mi diyorsun diyo, kalk tahtaya diyo
2 + 2 yaziyor eşittir yaz oraya kaç diyo
Çocuk bakiyo, 4 yaziyor
Muhafizlar böyle ellerini kaldiriyorlar,
çocuk ölüyor. Oscar almiş bu film, kisa film Oscar'i. Şimdi-
İranli film olmasaydi
Oscar alamazdi, bunlar yok İranlilar
hepsi terörist bak neler yapiyorlar millete 2 çarpi-
2 denen
çocuğu vuruyorlar, falan.
ya birak Allah'ini seversen, pis propaganda ya.
Fikir, fikir filmi bu. Fikir fimi de-
değil ya fikir mi bu ya. Yani bir fikir bir şey
fikra gibi bir şey. Okay tamam yani sonuçta bu-
Ama çok tutuyor böyle şeyler. Damien Chazelle'e ne-
diyorsun o zaman, nasil buraya geldi bu çocuk. Buraya geldi
çünkü ee...
bir kere Harvard'in bir
girişi var orada yani, bağlantisi var,
bir PR'cilik. Sence iyi bir yönetmen mi
Valla bir özel bir bakiş açisi var, tür içinde
Brian de Palma gibi mesela Scorsese gibi
tür filmleri içinde kendini bulmuş bir yönetmen.
Teknik açidan bahsetmiyoruz bakiş açisi biraz daha
farkli ve onu bir şekilde beceriyor. Bana çok
farkli gelmiyor ama. Teknik olarak farkli gelmiyor ama
adam kendisi senarist olduğu için filmler çok
şey bitmiyorlar, mutlu bitmiyorlar anlatabiliyor muyum,
yani disney lande bağla- Sonda hep bir ters yapiyor.
First Man'i nasil buldun. First Man çok mainstream
bir film. First Man'de bi özelliğini görmedim. Biyografik
filmler yaparken senaryodan çok
fazla, sağdan soldan kivrilma yapamazsin
yani çünkü sonuçta bu çok bilinen bir olay yani
Ahmet'in Mehmet'in hayati değil
adamin Neil Armstrong'un hayati. Dolayisiyla
şu eklemeye çalişiyo küçük kizin hikayesi
film şeyle bağlamiş bilezikle bağlamiş, bilmem ne duygusal ani falan
Ay'a gidiyor atiyor onu. He falan filan, ama
mesela Apollo 13 bi anlamda daha başarili bir film
onlardan hepsinden daha önce de The Right Stuff, Philip
Kaufman'in galiba çektiği 1984
diye bir film var yine ters pilotlarla ilgili, The
Right Stuff.Hollywood'un yönetmen seçme şeyini de
merak ediyorum ya, yani çocuk müzikten anliyor işte,
ilk film davulla ilgili, güzel. İkinci film
müzikal, okay, ama niye üçüncü
film First Man Mesela. Niye biliyor musun, adam
nasil başladi, parasiz bir filmde başladi, ikincisi
low budget(bütçe), ondan sonra daha büyük budget(bütçe), ondan sonra patlama
hiper büyük budget(bütçe). Sen yönetmen olarak
low budget çekmeye başladigin anda amacin ne, büyük
bütçeye ulaşmak. Öyle mi işte acaba? Öyle de işte sen
şey seviyorsun, ben fakir kalicam dibine kadar
hep fakir filmleri çekerim ama devrim
yaparim sinemada
Devrim yapan kimdir abi? Devrim yapan
Truffaut, Godard
verse verse lelouche ve herifler
Claude Lelouche'u çok severim. Lelouche-
Biliyodum biliyodum böyle yumuşak böyle
şeker- çok estetik bir herif ya. Çok
Ben Truffaut'u severim. Fransiz lisesinden La Nuit Americaine
Amerikan Gecesi - Truffaut, onu gençler
bitiyor mu? Godard'i sevmiyorum Ya Godard
kendine dolu bir o**** çocuğu yani
*Çok afedersiniz sayin seyirciler*
Manyak yani, enterasan bir manyak Yeteneksiz buluyorum ben.
Yok yetenksiz değil A Bout de Souffle çok kötüdür abi.
Yo, orada beş kere seyrettim uyudum. Dört
kere uyudum, sıkıcı film Bir yönetmenin stili yok mudur?
Bütçeden bağimiz olarak. Mesela Tarantino
bozmadi kendini o anlamda. Tarantino kendi özünden
bir şey çikmiyor. Tarantino'nun bütün çalişmalar
gerçek çok otantik bir şekilde senaryo
yaziyor, ama bütün çalişmalar genre yaslaniyor.
Ben de onu diyorum, bu çocukta o olmadi. Yani Genre
sinemasindan çikti şimdi onu diyorum. Genre sinemasindan çikti
hesabi şudur, sana 170 milyon
200 milyon şey yaparlarsa
ben genre sinemami çekicem- Nolan da ayni şey
Nolan da öyle. Nolan da telefon kulübesi, sonra Memento
sonra bilmem ne sonra birden bire Batmanler. Batmanler ne
özeliği var
Ama güzel Batmanler Ya tamam teknik olarak güzel
bak zanaatkar olarak bunlara hiçbir şey söylemiyoruz.
Ne var Dark Şövalye, anti hero yapmiş
Evet yani Anti hero yapmiş neden yapmiş, Auteur olarak
özdeşleştirme yapmak istemiyor sen batmanle
bir herif, anlatabiliyor muyum?
Jokerle özdeşleştiriyorsun adam insani olarak
Olay şudur, ben prodüktörüm, benim 200 milyon dolar var
Seni çağiriyorum bakalim hadi senaryomuz güzel.
Tamam, ben de Damien Chazelle'im Sen Damien Chazelle
Gel abi Damien, abisi Hi (merhaba), Nasilsin
Very good thanks (çok iyiyim, teşekkürler) Ee seni çağirdik yani bi lütfen
reji yaparmisin şu 200 milyon dolarlik filmimize.
Yeah
Ama çok fazla böyle tripler yapmican, jazz falan
sokmucan filme, Yeah, why not? (Evet, neden olmasin?)
Şimdi abicim, prodüktör parayi yatirdiği anda
projeye yatiriyor. Yani bu 200 milyonluk
dolar insana yatirmiyor, projeye yatiriyor, dolayisiyla
sen, ilker olarak, dur bir dakika ben orada
bir şey istiyorum, sanat filmi yapmak istiyorum
yok öyle şey. La La Land de öyle değil mi? La La Land de öyle
bir yere kadar çünkü- Müziği bildiği için Müizği
bildiği için seçilmiş. Sen Damien Chazelle'e iş verir misin? Müzikle
ilgili herhangi bir şey olursa tabi veririm yani, kötü bir
yönetmen değil. Mesela Müslüm'ü verir miydin? Evet
Türkiye'yi anlayamaz tabi de yani örnek olarak söylüyoruz.
Örnek olarak tabii ki. La La Land muhtemelen o yüzden
adama vermişler. Bir kere hot yönetmen, yani brand
yeni çikan yönetmen, yeni Nolan. Yeni Nolan
gibi bir durum olabilir de olmayabilir de, bence olmayacak
Çünkü Nolan
düşük bütçeyle, yani daha özel
filmlerle başlayip
mainstreame geçti şimdi kafayi uçtu. Parayi da bulmuş
Şimdi artik şey etkisi var,
Abi çok iyi bir fikrim var. Dunkirk
Dunkirk filmi tamam güzel bir filmdi. Ben Dunkirk
seyretmeden önce, Dunkirk ne olduğunu bilmiyordum
Charles Richards ile oturuyoruz, Amerikali kendisi, seyrediyor
o biliyo zaten konuyu , ilk aklima
gelen şu, senaryosuz film çekilir mi? Hemen
Sinan Çetin'e bağlaniyoruz
Ama-
Ama adam şey yani peşin şunu biliyor, herkes bu hikayeyi
biliyor zaten. Seviyesini aşmiş. Zanaat
olarak
Para olarak aşmiş yönetmenlere sıkıcı geliyor bunlar.
Yani normal sahne diyalog sahne çekmekten sıkılıyorlar
yani, şimdi daha uçurum ne yapabilirim
Bunlarin brand var, Nolan film çekiyor
Her taraftan para geliyor. Dolayisiyla istediği
şeyler çekebiliyor. Seni çağirsa- Dunkirk'ü çekmeye mi?
Dunkirk'ü çekmeye, sen napardin, bir dakika- Ben istemem derdim
arkadaşlar
arkadaşlar bir dakika Dünyada herkes bakiyor Damien Chazelle'in
Damien ne yapmiş falandan prepaid parasi
geldi zaten. Yani o şey her taraftan geldi yani.
Peki o zaman yönetmenlik nedir? Yönetmenlik diye bir şey yok aslinda
Hot, hot olacaksin Yönetmenlik bir kondüktörlüktür abi.
Kondüktör çok güzel söyledin. Ben de müdürlük diyorum. Müdürlük değil abi
Director zaten müdür demektir. Ya orkestra şefi
orkestra şefi ne kadar hizli yaparsa
o kadar şey, ne kadar enerjikse o kadar enerjik çaliyorlar.
uykuluysa uykulu gidiyorlar. Sen ekibin ana motorusun
enerji motoru Peki, Damien Chazelle'e
not veriyoruz Not veriyoruz 10 üzerinden kaç veririsin
10 üzerinden yok ya 5 üzerinden gidelim ya
8.5 haydi diyelim 8.5 ben de
8 veririm, iyi yönetmen ama
abartildiği kadar değil
Ya Oscar veriri miydim? Bye bye.
Oscarlik hak etti mi ya?
Bu kadar hizli bir yükselişi hak ediyor mu? 30 milyon dolara
mal etmiş 400 küsür milyon dolar kazandi.
Ben de verirdim Oscar'i Veriyoruz. Damien
Bravo Damien Chazelle Bravo Damien
Evet haftaya başka bir konuda buluşmak üzere Mustafa Presheva ile
sinema saati- ne diyelim programin adina ya
iki tane lavuk şey seyrediyor böyle
Haydi bye bye, 'Hocam şöyle bir şey' Ney hocam ya?
Konuşulmasini istediğiniz konular varsa yorumlarda bize
bildirebilirsiniz, tabi kanala da abone olursaniz fena olmaz. Flu TV
Dünyanin en otantik içeriklerini sunar.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.