Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Artık denize açıldığımıza değmiyor.
Somonlar neredeyse tamamen ortadan kayboldu.
Evet.
Güzel bir ton balığı tutsak
çok memnun olacağım.
Somon.
Balıklar şu ana kadar korkmadıysa
şimdi kesin korkar, değil mi Tommy?
Sakalın ne diyor Deke?
İyice kaşınıyor Tommy.
Güzel bir sefer olacak.
Ambarlarımızı doldurana kadar yüzündeki dağınıklığı tıraş etme sakın.
Anlaşıldı.
Günaydın Hank.
Selam Jimbo.
Mükemmel bir gün, değil mi?
Yani,
neredeyse mükemmel.
Selam Johnny.
Bugün açılıyor musun?
Jim, buralarda yakıt parasını çıkaracak kadar bile balık yok.
Konserve fabrikasına
çalışmaya devam ederseniz iki, üç yıla hiç kalmayacak.
Konserve fabrikaları böyle küçük kasabalar için kalkınma demektir.
Kalkınma da para demektir.
Sen ve senin gibilerin anlamasını beklemiyorum tabii.
Şu kadarını söyleyeyim,
önümüzde duramayacaksınız.
Custer da öyle demişti Slattery.
Biliyorum. Çatışmayı siz kazandınız,
savaşı biz kazandık.
Pekâlâ beyler.
İşimizi yapalım.
Üzerinde "Slattery" yazan bir sürü somon bizi bekler.
Tamam Jackie. Çalıştır.
Hadi Jackie. Vincin başına geç.
Peki baba.
Bir şey yakaladık Harry.
Öyle görünüyor.
Evet, kesinlikle yakaladık.
Tanrım, çok iyi yakaladık.
Ağda kocaman balıklar var galiba Deke.
Kahretsin, yine ne var?
Mazot bitmiş baba.
Mazot mu bitmiş?
Vinç motorunun mazotunu kontrol etmek yerine
bütün gün boş boş oturdun mu?
Özür dilerim baba.
Özürler depoyu doldurmuyor oğlum.
Şu işi hallediver. Çabuk ol.
Smitty! Motoru çalıştır.
Şu ağı da kıçtaki kancalara bağlayalım. Ne düşünüyorsun?
Şu motoru çalıştıracak mısın?
Manny, ne halt ediyorsun orada?
Yağ basıncı yok Deke.
Yağ pompası topu atmış galiba.
Kahretsin! Neden ben?
Ağı çekmemiz lazım yoksa yırtılacak.
Tanrım, duyuyor musun? Kırılmak üzere!
Hey, orayı boş ver Jackie!
Gelip bize yardım et.
Hadi!
Tekne birazdan çalışır. Ağı çekebilecek miyiz?
Hadi evlat! Biraz daha sark. Ağa uzan ve yukarı çek!
Hadi Jackie. Çek şunu!
Vincin kolunun yükünü azaltmalıyız.
Jackie!
Kancayı ver!
Meydey! Meydey! Burası Bucko! Başımız belada!
Tut ucunu Jackie! Tut ucunu!
Oğlumu kurtarmam lazım!
- Bırak beni! - Deke!
Çocuğumu kurtarmalıyım!
- Suya atlayacağım! - Deke!
Deke, yapabileceğin bir şey yok.
Suda kimseyi görmüyorum.
Motoru çalıştır. Sahil Güvenlik'e haber ver. Çabuk ol.
Yakaladım seni!
Tekneler sebepsiz yere patlamaz, değil mi Jim?
Bucko süzgeç gibi yağ sızdırıyordu Hank.
O yüzden de sabote ederek patlatmak çok kolay.
Büyük şirketler böyle şeylerin olduğu
kasabalara gelmek istemez.
Burada konserve fabrikasına karşı olanlar var.
Lafı nereye getiriyorsun Hank?
Johnny'nin parmağının olduğunu mu düşünüyorsun?
Hank, bir şey onları ürküttü.
Bir şeye ateş ediyorlardı ve bu kesinlikle Johnny Eagle değildi.
Ne oldu oğlum?
Ne oldu? Nesi var bunun?
- Baron, gel buraya. - Tamam, git ve yakala!
Rakunlar mı sence?
Büyük ihtimalle.
Gel Baron.
Gel oğlum.
Baron?
Baron, neredesin?
Hadi Baron.
Baron, sorun nedir?
Hey, Jim.
Biraz gelir misin?
Tanrım.
Bu nedir sence?
Bilmiyorum.
Böyle bir şeyi ilk kez görüyorum.
Şu tarafa doğru gidiyor.
Takip edelim.
Evet.
Baron!
Hey!
Hadi Baron. Gel oğlum.
Baron!
Baron?
Hadi Baron.
Neredesin oğlum?
Baron! Gel canım!
Hey,
niye kadınlar ve çocuklarla festival yapalım?
Bize böyle özel partiler lazım.
Bir sürü içki var. Bazıları Humboldt County'den taze geldi.
Jane öğrenirse seni somonlara yem yapar oğlum.
- Balıklar karaya çıkar o zaman. - Hey, kesin tıraşı!
Hanım festivalden önce bir tane açarsak külahları değişeceğimizi söyledi.
İşimiz kolay o zaman. On, on iki tane açalım.
Biraları ambardaki buza koyalım da bir işe yarasın.
- Baron! - Gel oğlum.
Baron!
Baron!
Tanrım! Jim!
Yok daha neler.
Yürüsene be!
Çok garip.
Bir tek Kızılderili'nin köpeği hayatta.
Beyler, bir sorunumuz var.
Alo?
Linda, selam.
Yok bir şey. Biraz gerildim sadece. Bir sesler duydum da.
Evet, hazırım. Ne zaman gelirsiniz?
Tamam, görüşürüz.
Hoşça kal.
Ne yapıyorsun?
Pis herif!
Arka kapı kilitliydi, ben de yan kapıdan girdim.
Az kalsın seni şişleyecektim.
Öyle yapsaydın,
böyle yapamazdık.
Kusura bakma, biraz fazla gerginim.
Zaten Tom ve Linda da her an burada olabilir.
Anlatabiliyor muyum?
75. GELENEKSEL NOYO SOMON FESTİVALİ'NE HOŞ GELDİNİZ
- Hoş geldiniz Sayın Başkanım. - Jim, Carol, sizi görmek güzel.
Ördek avlamaya ne zaman çıkacağız genç dostum?
Köpeğimi kaybettim.
Affedersin. Kocan nerede?
Tanrı bilir. 20 dakika önce arkadaşlarıyla ortadan kayboldu.
- Merhaba Jen. - İçtin mi sen?
İçtim tabii. Ne olmuş?
Çabuk olun, dansı kaçıracağız.
- Hadi. - Evet. Birayı da.
Boş ver birayı.
Bu ne? Cin mi?
- Evet. - Unutmamışsın. Harika.
Sağ olun millet. Sağ olun.
Jo Williams ve White Water Boys grubu çalmaya tekrar başlamadan önce
sizi festivalimizin
en önemli misafirleriyle tanıştırmak istiyorum.
Canco Anonim Şirketi'nin başkanı
Bay Charles Borden.
Özel asistanı Bay James Edwards
ve çalışma arkadaşları Doktor Susan Drake.
Tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum.
Pazarlama konuşması geliyor.
Eğlence tekrar başlamadan önce
Canco olarak
sizi ve kasabanızı sonuna dek desteklediğimizi söylemek istiyorum.
Bu gece buraya
konserve fabrikasının
Tanrı'nın nehirleri ve okyanusları yaratmasından bu yana kasabanızın
başına gelen en güzel şey olduğunu anlatmaya geldik.
Fırsatını yakalamışken bir söz daha vermek istiyorum.
Noyo'da istihdamı arttıracağız.
Belki inanmayacaksınız
ama bundan sonra daha fazla balık yakalayacaksınız.
Doktor Susan Drake
çok iyi bir bilim insanıdır.
Nehrin yukarısında bulunan laboratuvarımızda
yedi yıldır deneyler yapıyor.
Söylediğine göre
somonları ağırlaştırmanın,
daha hızlı büyütmenin
ve sayılarını iki kat arttırmanın
yolunu bulmuş!
Bu da tam duymak istediğimiz, kutlamaya değecek bir haber.
Jo, grubun enstrümanlarını yeniden eline alsın ki
halk da bu yılki festivalin tadını çıkarsın.
Çok teşekkür ederim.
Çalışmalarınızdan dolayı bizim size teşekkür etmemiz lazım.
Jim sizi balığa çıkarmak istediğini söylüyor.
Evet. Yarın için oltanızı bile seçtim.
Çok düşüncelisiniz.
Hey Jimbo, bu kadına ne diyorsun? Bence büyük işler başaracak.
Görmeden inanmam.
Göreceksin.
- Jim, neydi bu? - Ne?
- Dışarıda… Dışarıda bir şey var. - Ne var?
Ben bir şey duymadım.
Johnny Eagle'ınki hariç, rıhtımdaki tüm bekçi köpekleri ölmüş.
Evet. Slattery de söyledi. Bir fikrin var mı?
Hayır. Henüz bir sonuca varmadım.
Ama Slattery varmış galiba.
Biri köpeğimi öldürmüş Slattery.
Kim yapmış olabilir?
Ne büyük tesadüf. Biri de rıhtımdaki yedi köpeğimizi öldürmüş.
Kim yapmış olabilir?
Ben istediğimi almak için köpek öldürmem.
Bu işe son ver.
Mahkemeye gideceğim.
Nehir kıyısındaki Kızılderili arazilerinin sahiplerine iadesi için.
Fabrikanı durduracağım Slattery!
Ve bunu hukuki yollarla yapacağım! Senin yasalarınla!
Arkadaşlar, bu soysuz partiye davet edilmedi.
Huzurumuzu kaçırıyor.
Moore, at şunu dışarı.
Şu pisliği de çıkaralım.
Kusura bakmayın millet.
Hadi, müzik çalsın. Parti tekrar başlasın!
Slattery, adi herif!
Ulaklarından bıktım artık.
O kadar erkeksen sen çık karşıma!
Son kez söylüyorum, sarhoşluğunu al ve ben seni buradan postalamadan git.
Söylediklerini yapabilecek misin soluk benizli? Hadi, gel. Teke tek!
Yapamaz mıyım sence?
Yapacağından eminim.
Bunu sen biliyorsun, ben biliyorum, hatta herkes biliyor
ama bu aptal Kızılderili'yi de ikna etmemiz gerekiyor.
Hadi, bırak bakalım. Bırak.
Hadi, kalk ayağa.
Kalk da geberteyim seni!
Hey, neler oluyor?
- Hank! - Bitir şunun işini Hank!
- Hank! - Yere ser şunu!
- Dur, ben tutarım. - Hadi.
İyice benzet şunu!
Güzelce patakla!
Jim, dikkat et!
Şunu başımdan al kardeşim.
Olduğun yerde kal.
Pekâlâ beyler, bu kadar yeter.
Şimdi yürüyün ve evinize gidin.
Johnny Eagle'ın söyleyeceklerini dinleyelim.
Neden kazanabileceğimizi düşünüyorsun Johnny?
Az önce Sacramento'dan Jim Lowry'yle konuştum.
Bunun emsal davalardan biri olduğunu, ücretsiz bakabileceğini söyledi.
Slattery'yi nasıl durdurabiliriz?
Anlaşmadan doğan balıkçılık hakkımızı ihlal ettiği için kasabaya dava açacağız.
Dava, Canco'yu meşgul edecek.
Lowry harekete geçmeye hazır.
Oylamayı bitirip bir an önce harekete geçelim.
Dibe yakın yerlerde beslenirler.
Tamam.
Benim. Bir tane yakaladım! Benim!
Günün ilk balığı.
Üstelik sadece iki saatte yakaladın.
Sen bunu değiştireceksin, değil mi?
Değiştirmeye çalışacağım.
Hey, Jerry, acıyor mu?
Evet, biraz.
Ama
sen acımı dindirebilirsin.
Aklın tek şeye çalışıyor Jerry.
Evet.
Tamam ama yemi nasıl hazırlıyorsun?
- Üzerine tükürüyorum. - Tükürüyorsun, tamam.
Bana bırak! Balığı bana bırak!
Balina gibi bir şey bu!
Tamam, sakin ol. Sarmaya başlamadan misinayı ger biraz.
Hadi Charlie! Bay Borden.
Uğraşıyorum.
Tamam Bay Borden, düzeltip sarın.
Gelmiyor.
Yavaşça sarmaya devam edin.
Ona uğraşıyorum.
Canavar bu.
Devam edin, çok az kaldı.
Dikkatli.
Dikkatli.
Yavaş. Bir saniye daha.
- Bana içecek bir şey getirsene. - Hemen efendim.
- Ne olduğunu gördün mü? - Görmedim.
Kadın neyi çekti peki?
Bilmiyorum
ama misinayı bir şey kesti Jim.
Ne?
Bence denizde biraz fazla kalmışsın Tom.
O şeyle neyi çektiğini söyleyebilir misin?
Resimler çıkana dek bir şey diyemem.
Görmek için sabırsızlanıyorum.
Hadi Jerry, bırak eşek şakasını.
Jerry!
Jerry?
Jerry?
Hadi Jerry.
Linda!
Tekneyi karşılamaya gidiyorum. Gelmek ister misin?
Hayır!
Lütfen! Hayır!
- Biraları alabilir miyim? - Hemen geliyor.
- Nasılsınız beyler? - İyiyiz.
Arkadaşlar, beni dinleyin.
Büyük bir sorunumuz var ve bunu bir an önce çözmemiz gerekiyor.
Johnny Eagle çok ciddi.
Şu anda yanında kim var biliyor musunuz?
Kızılderili bölgesinde yaşayan diğer yerliler.
Peki ne yapıyor?
Konserve fabrikası yüzünden bize karşı dava açmaya
ikna etmeye çalışıyor.
Az önce oradaydım ve konuştuklarını duydum.
Bu kadar da değil.
Şehirdeki pahalı avukatlardan birini ayarlamış.
Azınlıklara bakanlardan.
Davaya bedava bakacakmış.
Reklâmını yapacak tabii.
Bizim de bir avukat tutmamız gerek Hank.
Tutsak ne olacak?
Mahkemenin başlaması iki yıl sürer.
Fabrikanın sahipleri sorunlar çözülene dek bekler mi sence?
Beklemez.
Johnny Eagle'la yanındakileri halletmemiz şart.
Yoksa fabrika işi yatar.
Nasıl?
Ne demek nasıl?
Nasıl icap ediyorsa öyle.
- Görüşürüz dostum. - Jim.
Yüzün nasıl?
Yaşayacağım.
- Tekrar sağ ol. - Benden beter görünüyorsun.
Yine de sağ olun, ikiniz de.
Kim olsa yapardı.
Jim, konuşmak istiyorum.
Fabrika hakkında.
Johnny, ben destekliyorum, sen karşısın.
Konuşacak bir şey yok.
Çok garip. O adamları sevmiyor bile.
Kasaba ona değer veriyor, o da kasaba için en iyisini istiyor.
Ben de öyle.
Bari seninle konuşalım Tommy.
- Hoş geldin canım. - Merhaba aşkım.
Geçen akşam çelikbaş yakaladım.
Onları yemek için yardıma ihtiyacım var. Gelmek ister misiniz?
- Tabii, olur. - Harika.
Aşkım soyunsana biraz, görmek istiyorum.
- Görene kadar tek bir şey çıkarmam. - Tamam.
Böyle iyi mi?
Hadi, başından fazlasını göster.
Başı en güzel yeri.
- Hadi ama. - Senin için olur.
Billy, gerçekten soyunuyor.
Tanrım. Çıkar beni şu şeyden.
Billy, neden duruyorsun?
Hadi Billy.
Ben de görmek istiyorum. Amma beceriksizmişsin.
En güzel yerini kaçıracağım.
Aşkım, ağaçkakanımı görmek ister misin?
Kıymık batar mı?
Merak etme, çok güzel zımparaladılar.
Eminim hiç kuklayla sevişmemişsindir yavrum.
Ne demişler? "Bir elin nesi var…"
Chuck, her seferinde işe yarıyor.
Ben olmasam ne yapardın?
Seyret şimdi.
Hadi ama. Ne yapıyorsun sen?
Sevenlerin arasına girme Chuck.
Seksi bir kukla.
Senin kadar seksi değil yavrum.
Çocukken babam beni buraya getirip
eski geleneklerden bahsederdi.
Çok huzurlu bir yer.
O yüzden korumak için uğraşıyorum.
Kimseyi mahkemeye vermek istemiyoruz ama…
Neydi bu?
Bilmiyorum.
Buraya pek ziyaretçi gelmez.
Hadi, gidelim.
Çataldan sağa, sonra nehrin aşağısına.
- Hâlâ duyuyor musun? - Hayır.
Hayır. Belki de,
kerevit avına çıkmış biriydi.
Evet, olabilir.
Kamyonetimi alıp kasabaya dönmek isterseniz anlarım.
- Hayır. Sohbet edip yemek yemeye geldik. - Çok güzel mısır ekmeği yaparım.
Tamam, balıkları temizleyelim o zaman.
Akıntıyla olabildiğince yaklaş.
- Merhaba canım. - Korkuttun beni.
Balıkları temizlemiyor muydun?
Johnny gelip sana bakmamı istedi.
Çok düşünceliymiş.
Senin cesur ve kendine yeten bir kadın olduğunu bilmiyor.
Burası.
Bu iş hiç hoşuma gitmedi.
Sus Souza. Anlaşmıştık.
Biraz daha yaklaşalım.
Tamamdır.
Yapalım şu işi.
Mısır ekmeği.
Tommy, yere yat!
Bana bu kadar değer vermelerine sevindim.
Kimdi?
Bilmiyorum. Göremedim.
Linda, öyle olmaz.
Linda, kamyonetimi al. Kasabaya gidip yardım çağır.
Korkak!
Kaç bakalım ödlek herif!
Kasabaya kadar kaç!
Merhaba.
- Günaydın. - Tekne kiralamak istiyorum.
Tavsiye etmiyorum.
En azından bu sabah için.
Teşekkürler.
Dün gece eve gelmediler.
Jerry eve gelmedi. Peggy de.
Sabah Peggy'nin annesiyle konuştum.
Ne olmuştur sence? Endişelenmeye başladım.
Neler mi oluyor? Açıkçası hiçbir fikrim yok.
Başka yerde kalacağın zaman babanı aramaz mısın?
- Gittiğim yeri hep bilirdi. - Merak etmesin diye.
Jerry'yle Peggy kayıp.
Linda öldü.
Burada neler oluyor böyle?
Linda'nın Eagles'ın aracında işi neydi?
Evet, hakikaten.
Gördüğümü görüyor musunuz?
Bu soysuzun teknesinde ne var?
Açıklaman gereken şeyler var Johnny.
Tamam, nazikçe alalım. Hadi.
Tommy! Tanrım!
- Hastaneyi aradık bile. - Tommy!
- Onunla gideceğim. - Yanından ayrılma.
- Çabuk ol! Gazla! - Hadi gidelim.
Boyları ne kadardı?
İki metre, belki biraz daha uzun.
- Kaç tane gördün? - Dört ya da beş…
Hank, neler oluyor? Kardeşime ne oldu?
Sen de inanmayacaksın.
Deniz canavarıymış diyorlar.
Aynen, deniz canavarları.
Johnny'nin evini yakmışlar,
kardeşine saldırmışlar, hatta ölülerini bile götürmüşler.
Pekâlâ. Ben aramaya çıkıyorum. Kim geliyor?
- Ne arayacaksın? - Kanıt.
Bir şey Bucko'yu batırdı,
köpeklerimizi öldürdü.
Artık insanlara saldırıyor. O yapmış olamaz.
İkinci kaptan lazım. Slattery, var mısın?
Boşa zaman harcıyorsun.
Korkuyor musun?
Neden korkacakmışım?
- Potter? - Çocuğum dün gece eve gelmedi.
Peggy de gelmedi.
Çocuğumu aramam lazım. Deniz canavarlarıyla uğraşamam.
Ben gelirim Jim.
Bir dakika. Seninle konuşmadan ortalıktan kaybolmanı istemiyorum.
Sen de gelmek ister misin Hank?
İşim var Jim.
Kardeşin kendine geldiğinde hastanede olmak istiyorum.
O zaman Johnny'yi bana emanet edeceksin.
Bize lazım. Daha önce gördü. Ne aradığımızı biliyor.
- Ben de geliyorum Jim. - Başkasına gerek yok.
Eski kafalılığı bırak Hill. Ben profesyonel bilim insanıyım.
Gidelim.
- Onları ilk burada gördük. - Şuna bak.
Bakalım.
Anlattığından çok daha fazlasını biliyor.
Şu anda neyin peşinde sence?
Herhâlde geride bir şey bıraktılar mı diye bakıyor.
Geldikleri kesin.
Benimle kafa bulmuyorsun, değil mi?
O yaratıklardan daha var mıdır sence?
Şurada bir şey duydum gibi geldi.
"Gibi geldi" dedim.
Saldırı tarzları gececi yırtıcıları andırıyor.
Bölgeleri tehdit edilmediği sürece gündüzleri
büyük ihtimalle saklanıyorlardır.
- Yuvaları buralarda mı? - Emin değilim.
Dün gece burada olduklarına dair kanıtlar bulduk ama bunun bir anlamı yok.
Dediğin kadar büyüklerse nehirde onları besleyecek kadar yiyecek yok.
Okyanusa dönmüşlerdir.
Kendinden çok emin görünüyorsun.
Sizin gibi erkeklerin yanında mecburum.
Hadi, gidelim o zaman.
Buna mı benziyordu?
Yakın ama kafası çok daha büyüktü.
Düşündüğümden fazla gelişmişler.
Zekâları da ilerlemiş olabilir.
Johnny, oltaya geç!
Kahretsin, somonmuş.
Balık yakaladığıma üzüleceğim hiç aklıma gelmezdi.
Şöyle düşün.
Burada bu boy somonlar varsa
aradığımızı bulmaya çok yaklaşmışız demektir.
Telsizden eşimle konuştum.
Doktorlar kardeşimin iyileşeceğini söylemiş.
Sevindim. Onunla konuşmuşlar mı?
Hayır. Bilinci hâlâ kapalıymış.
Ama yaşamsal bulguları güçlüymüş.
Bana anlatmadığın neler var Drake?
Şu dürbünü bir dakikalığına indirir misin?
Gördüklerimi sen de gördün.
Zeki olduklarını söyledin,
çenelerinin büyüklüğü de seni şaşırttı.
Ayrıca çizdiğin resim çok isabetliymiş gibi görünüyor.
- Sahil şeridi Jim. - Ne olmuş?
Mağaralar var galiba.
Nereye çıkıyorlar?
İşte aradığımız kanıtlar!
Delisin sen.
Hayır, ateş etme.
Henüz değil.
Hayır!
Şimdi ateş et!
İyi misin?
İkidir hayatımı kurtarıyorsun.
Aman Tanrım.
Kim bu?
Tanrım, bu Peggy.
Hâlâ hayatta. Geri götürelim.
Bu şeyler nedir?
Öncelikle, gördüğüm kadarıyla
yeni ortaya çıkmış bir tür.
Bu insansı yaratıkların bu kadar hızlı evrimleşmesinin bir sebebi olmalı.
Başlarının yanındaki solungaçlara bak.
Evet, balık gibi.
Ama karada çok rahatlar.
Görebildiğimiz kadarıyla öyle.
Yine de doğal habitatları suymuş gibi görünüyor.
Amfibik canlılara dönüşmek üzere olduklarını düşünüyorum.
Kafatasının büyüklüğüne bak.
Beyin kapasitelerinin çok gelişmiş olduğunu gösteriyor.
Ama bu tamamını kullanabildikleri anlamına gelmiyor.
Bak,
perdeli eller.
Beyler, isterseniz Noyo'ya geri dönün.
- Bulduklarımızı bildiririz. - Boş versene.
Yanıt bulmadan gitmeyiz.
Alacaksınız.
Bay Borden, Canco bir durum değerlendirmesi yapana dek
meseleyi gizlememizi istiyor.
Teorin tamamen yanlış olabilir.
Ne saçmalıyorsun sen?
Çok uzun zamandır sizi uyarmaya çalışıyorum
ama beni duymazdan geliyorsunuz.
Şuna bak Edwards! Önünde duruyor!
Ahmak herif!
Bak dedim!
Hâlâ "teorin yanlış" diyorsun!
Teorim yanlış değil
ve daha fazla sessiz kalmayacağım.
Bu insanların da bilmeye hakkı var.
Her şeyi anlatacağım.
DNA filmi 232'yi konferans odasında gösterime hazırla.
Hemen Edwards!
DNA-5 bir büyüme geni.
Kurbağalar üzerinde yaptığımız ilk DNA-5 deneylerini izliyorsunuz.
Bunlar iribaşlar.
Larva aşamasındalar.
İribaşların yetişkin kurbağalara dönüşmesi 12 hafta sürer.
Şimdi kurbağalardaki
büyüme hormonunu tetikleyen
genetik bilgileri taşıyan DNA-5'i ekliyoruz.
DNA-5'in yardımıyla
yetişkinliğe ulaşmaları birkaç gün sürüyor.
Amaç ne?
Süreci somonların büyümesini hızlandırmak için kullanacaktık.
Gelgit akıntıları deney yaptığımız tanklardan birini parçaladı.
DNA'ları değiştirilmiş 3.000 somon okyanusa kaçtı.
Yetkilileri bilgilendirmek istedim
ama Canco'daki işverenlerim mani oldu.
Ya somonlar yem olmuşsa?
Aynen.
Teorime göre DNA-5 verilmiş somonla beslenen
koelakant gibi ilkel balıkların evrimi hızlanmış olabilir.
Tür, birkaç yıl önce bu bölgede çalışan bir deniz biyoloğu tarafından keşfedildi.
Koelakant nedir?
Tarih öncesinden kalma bir balık.
Milyonlarca yıldır evrim geçiriyor.
Ama DNA-5'li somonlar
bu evrimi çok hızlandırmış olabilir.
Bunları bu sabah tünelde çektim.
Bu yaratık, hayatı boyunca dört büyüme aşamasından
geçiyormuş gibi görünüyor.
Balık olarak başlıyor,
son aşamada insansıya dönüşüyor.
Bize neden saldırıyorlar?
Çoğu zeki hayvan
bölgesini ve yiyecek kaynaklarını korur.
Belki insanı rakip olarak görecek kadar zekidirler.
Kızı neden kaçırdılar?
Teorime göre bu yaratıklar evrimlerini daha da ilerletmek için
insanlarla çiftleşmeye çalışıyor.
Bu kadarı ödümü koparmaya yetti.
Umarım kasabadakiler bize inanır.
Drake.
Festival!
Aman Tanrım.
Çılgın Mike Michaels, Büyük Somon Festivali'nden
canlı olarak bildiriyor.
K-FISH radyo kanalında, Big Fish programındasınız.
En sevdiğim ayaklı reklamımız da geliyor. Kitty. Nasılsın Kitty?
Panayırın en hareketli yerine doğru gidiyor.
Onu yakalayabilirseniz, bedava gözlük kazanırsınız.
Evet.
Şu anda bu yılın yerel güzellik yarışması birincisinin yanındayım.
Somon güzeli Sandy. Ne haber Sandy?
- İyilik. - Harika.
NOYO SOMON FESTİVALİ
Jo, daha tempolu bir şey çalamaz mısın?
Biraz "ta-ra-ra bum-de-ay" tarzı bir şeyler olsa?
John, hiç o havada değiliz.
Ben de değilim Jo
ama iyi vakit geçirmek için 400, 500 kilometre uzaktan buraya gelenler var.
Bugüne dek eğlendirmeyi hep başardık.
Hadi, tempoyu biraz daha arttıralım.
- Tamam. Pekâlâ. - Hadi millet! Eğlenelim!
İşte böyle. Aynen böyle. Hadi millet. Gönlünüzce eğlenin.
Tamamdır. Çok daha iyi oldu. Hey, harika.
Şu anda çok eğleniyoruz.
Gelen geçene el sallıyoruz. Nasılsınız?
Müzik çalıyoruz, bir sürü şey yapıyoruz.
Telefonunuz varsa arayın. Sizinle konuşmayı çok isterim.
Ama muhabbeti fazla uzatamam.
Başka işim olabilir.
Big Fish programında, K-FISH kanalındasınız. Noyo'nun sesi. Noyo.
Selam beyler.
- Bir şey buldunuz mu? - Birlikte kaçtılar herhâlde.
Mağaralara baktınız mı?
Mağaralara Potter ve Larson gitti
ama bence boşuna uğraşıyoruz.
- Gidip bira içelim. - Tamam, olur.
Ya Johnny Eagle ve Jim? Onlar döndü mü?
Görmedim.
Bir halt bulamayacaklar.
Kızılderili şu anda bir sığıra tecavüz etmeye çalışıyordur.
- Evet. - Hadi, birer bira içelim beyler.
- Tamam. - Dört tane versene.
Hey, bu Jim'in teknesi değil mi?
- Bir şey bulabildin mi Jim? - Çok şey buldum.
Nedir bu? Johnny'nin canavarlarından biri mi?
Bence bir yere otur Slattery.
Aman Tanrım.
Nedir bu?
Bekleyin! Bunların nereden geldiğini bildiğimizi düşünüyoruz
ama kaç tane olduklarını bilmiyoruz.
Jake! Peggy'yi bulduk.
İyileşecek. Çok üzgünüm Jake.
Paniğe kapılmayın!
Bir saniye. Bir hareketlilik varmış gibi görünüyor.
Bir kaza oldu galiba, emin değilim. Tanrım!
Depoda 200 litre mazot var. Pompalamaya başla.
- Tamam. - Neler oluyor?
Ben Çılgın Mike Michaels. Noyo Limanı'ndan şans eseri canlı bildiriyorum.
Burası paniğe tamamen teslim olmuş durumda.
İnsanlar her yöne kaçışıyor.
Tanrım! İçlerinden biri kabini parçaladı. Aramızda 15 metre bile yok.
Şu anda bir kadının peşinde. Kadın sendeliyor…
Otoyol devriyesini çağırsak iyi olur.
Pompalamaya devam et. Onları havaya uçuracağım.
Dikkat et Sandy, dikkat! Arkama geç.
…yaratık bana doğru geliyor. Üzerleri sümüksü bir şeyle kaplı.
Gördüklerime inanamıyorum. Korkunç.
İnsanların uzuvlarını koparıyorlar. Sandy, dikkat! Dikkatli ol Sandy!
İnanılmaz bir şey.
Canım.
Hadi.
Hey, Moore!
Moore!
Lütfen. Kız kardeşimi yakaladılar!
Hey, Moore!
- Ona yardım edin! - Kim yakaladı?
Kardeşim. Rıhtımda tutunmaya çalışıyor.
Tamam, beni oraya götür. Çabuk ol!
- Yardım edin. - Amy, elini uzat.
- İmdat! Yardım edin! - Hadi Amy.
Hadi! Uzan ve elimi tut!
Amy, elimi tut!
Dayan Amy, dayan!
Tırman hadi! Tırman!
Hadi, tırman! Hadi sen de yardımcı ol!
Yardım et!
Al.
Hepsini cehenneme gönder.
Devam et Amy.
Tamam. Şimdi kaçın buradan.
Elini ver Slattery!
Elini versene be adam!
Tekneyi bağla!
- Lawler. - Efendim.
- Karım nerede? - Hastaneden sonra eve bıraktım.
Git ona Jim!
- Dikkatli olun! - Bitirin işini!
- Sopam elimde, hazır. - Kaçmaya çalışıyor.
Gebertin!
Edwin Mary Jane 356'dan Edwin Mary Jane 357'ye. Duyuyor musun?
Defol!
Carol!
- Carol, iyi misin? - Evet.
John?
Bir şeyi yok. Bebek iyi.
Tanrı'ya şükür.
Korkma canım.
Korkma oğlum. Hepsi geçti.
Hank.
Hank.
Hank.
Hank, Drake nerede? Doktor Drake? Durumu iyi mi?
- Doktor Drake? - Evet. Elinden geleni yaptı.
- Nerede? - Laboratuvarına döndü.
- Laboratuvarına. - Hank.
Jim, eve gidelim. Olur mu?
Yani, her şey yolunda. Değil mi Şerif?
Peggy, dikkatini topla.
Dayan Peggy.
Çok az kaldı.
İşte böyle. Çok iyi gidiyorsun.
Ikın Peggy.
Böyle devam Peggy! Ikın!
Peggy? Aman Tanrım!
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.