All language subtitles for Ay Lav Yu Tuu

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

[kilise müziği]

[İbrahim, uzun hava]

♪ Bir gül için bülbül giymiş karalar ♪

♪ Karalar ♪

Aaa!

I'm sorry, I'm sorry, peder bey.

O kadar içli okuyorlardı ki, memlekete gittim geldim resmen.

Şey yapmayın... Lütfen şey yapmayın, ben duanızı balla bölmüşüm.

Devam edin, Allah aşkına. Tanrı sizi korusun.

Cümleten, amen.

Rezil olduk Jessica yürü.

Pardon.

♪ Hallelujah, hallelujah ♪

Memleketten çıkıp geleli yedi yıl olmuş fakat hâlâ her gece rüyamdadırlar.

İnan olsun uzun hava, kısa hava, açık hava.

Bana her şey Tinne'yi hatırlatıyor.

[kırık Türkçeyle] Ama sen diyordun:

"Orada bir köy var uzakta,

gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüzdür."

Yine bizimdir.

Fakat artık gidip bir görsek ya?

Tinne artık resmen bizim nüfusumuzdadır.

Biz onların resmî anası, babasıyız.

Onlar bizim aşkımızın meyvesidirler.

Bu bizim neyimiz peki İbrahim?

Budur meyvemiz tabii canım.

Onlar da sebzemizdir işte.

-Tatlıyı da sen ver bakalım o zaman. -Tat...

[İngilizce] I love you, İbrahim.

[İngilizce] I love you, too.

[neşeli müzik]

Kaç çocuğunuz var?

Valla 129 tanedirler ama hepsi bir tanemdirler.

Şimdi misal, bu Sultan.

Kardeşim ama kızımız.

Bu Nedim abi, bizim oğlumuz.

Bu da Danny, kocamız.

Kız, o senin kocanız. Bizim berdelimiz.

Kusura bakmayın. Sorry.

Bu arkadaki Nazif amca, oğlumuz.

Bunlar Kazım ile Nazım yek yumurta ikizlerimiz.

Hemen yanı başımızda...

[gülüşmeler]

...cismini vermek istemeyen bir köylümüz.

Bu İsmail arkadaşımız, oğlumuz.

♪ Develer tellal, pireler berber idi ♪

♪ Tinne’yi resmî ♪

♪ Herkesi de kimlikli ettin ♪

♪ Şimdi develer tweet atar Pireler spa açar ♪

♪ Tinneli "everybody" Seni hasretle kucaklar ♪

♪ Tinneli artık herkes kaldı yalnız, Bir başına ♪

♪ Kimi işsiz, kimi borçlu Kimi asker şimdi sayende ♪

[adam] Bakkal, bakkal!

Kahveci, bir kahve yolla.

Yağsız, ekstra tarçın şuruplu, bitter çikolatalı mocha?

Sorun değil. Hallediyorum.

Bunlar ne biçim kahve. Kafede kahve yok yahu.

Çok güzel olacak. Mocha batırıp getireceğim.

Uzay mekiği gibi. Roket fırlatırsın, kahve yapamıyorsun.

♪ Ekmek aslanın ağzından İnmiş midesine ♪

♪ Sen bile böyle sapken Bunca sapa balta nerede ♪

Bak ne yaptım? Bol köpüklü.

Artık kapatırsın, falına bakarım.

Böyle yapacaksın, böyle çevireceksin.

İçtikten sonra.

-Kovuldun. -Al.

[Kürtçe türkü]

[çocuklar, acı dolu çığlıklar]

Ne oluyor? Ne oluyor?

İşimi yapıyorum kardeşim. Batman, batman.

Batman'ın meşhur sıra gecesi.

♪ Hayatlar Amerikan Hayaller Batman'dır ♪

♪ Sen evinden uzakta Yalnız bir kovboysun ♪

♪ Tinne seni Sen Tinne’yi özleyip durursun ♪

♪ Sık dişini yarın Belki yarından da yakındır ♪

[İbrahim] Saat var, saat var.

Japon, her saat bizde.

Bak, bu tam senlik abla. Çok güzel.

Saat, saat var.

Sen de kimsin?

Arap. Suriye. Arabiya. Açım.

Çikolata mı bu?

He, beğendin mi?

Bitter.

[bağrışmalar]

♪ De haydi gel atla gel Rin tin tin tin Tinne ♪

♪ Daltonlar gelmeden gel ♪

Nereye gitti?

♪ Sen dedin "Ay Lav Yu" ♪

♪ Rin tin tin tin Tinne ♪

♪ Biz dedik "Ay Lav Yu Tuu" ♪

-[telefon zil sesi] -♪ Rin tin tin tin Tinne ♪

♪ Rin tin tin tin Tinne ♪

Ha, tatlım? Ne?

Ne işi? Nasıl? Nerede iş bulmuş bana?

Kimin için çalışıyorum? Söyle, isim ver bana.

NASA'da?

Uzay NASA'sıdır? İnşallah sigortalıdır, tatlım.

NASA'da çalışıyorum.

Hoş geldiniz. Uzay NASA'sı evet.

NASA'ya hoş geldiniz. Roketleri ellemeyin.

Biletler burada.

Biletler burada. Bilet.

Al bakalım. Hoş geldiniz.

Sanki neyi göreceklerse. Uzay müzesi la, hep boşluk.

Bak bakalım, uzayda hayat var mı? Burada bitmiş.

-Bilet. -Teşekkürler.

Başka? Tamam.

Kapattık ha.

♪ Rin tin tin tin Tinne ♪

[çocuk sesleri]

[İbrahim] Geldim, geldim.

Patladın sanki.

Mutlu Cadılar Bayramı!

Şeker ya da numara!

Kendi mübarek bayramımı kutlayamamışım, sizin cadınızınkini mi kutlayacağım?

Yürüyün gidin buradan piçler.

Mutlu Cadılar Bayramı'ymış. Sizin hepinizi var ya...

Yürüyün gidin!

-[çocuklar güler] -[çocuk hırlar]

Git buradan! Psikopat.

Yüce Tanrım, ailemizi bir arada tuttuğun için

-sonsuz teşekkürler. Amen. -[kadınlar] Amen.

Allah kabul etsin.

[kadın] Aa, kanguru.

Otursana.

Şu kuyruğu bir şey yapayım.

-[kadın] Tüm gün bir şey yemedin. -İbrahim.

-Şu küçük sevimli şeye baksana. -Teşekk...

Çok sevimli, baksana.

Agu! Agu!

Ye!

Yoksa canavar ahtapotuma yedireceğim.

Önce onu, sonra seni yiyeceğim.

Bunlar ne kadar ekstra geniş insanlar.

Geniş beden değilim. Küçük bedenim ben.

Zaten önemli olan küçüklüğü değildir ki.

Önemli olan onun...

Ya beni ne biçim konuşturuyor.

Yemin ediyorum kırkından sonra bu baban...

Ananı boşadı böyle oldu.

Bu onun hayatı.

Onun hayatıdır, bize de bok yemek düşer.

Bu ne? Öf.

Bu Fehime nerede?

Hadi Emanuelle, bir çiş edeceksin dört dönüp duruyorsun burada.

Yazık bana da. Hamile kadın bu kadar bekletilir mi?

Bak eğer sen yavrularsan vallahi hepsini dağıtacağım.

Emanuelle 1, Emanuelle 2, Emanuelle 3.

Bari bunların hayatı kurtulsun.

Hacetini yaptın, illa yerini belli edeceksin.

[telefon zili müziği]

Alo, Danny kurban olduğum.

Lanet gelsin onun da köpeğine.

Bunu ben yiyemiyorum bari sen ye.

Çok fırtınalı geliyor sesin.

Ne? Fırtınaya mı tutuldun?

Ekmek alın ekmek otele giderken.

Kesildi.

Hadi Emanuelle hadi.

Al bakalım, benim payımdır. Pirana soyu seni.

Astronot balığı deyince ben de dedim biraz iş konuşuruz.

NASA'da çalışıyorum fakat aslen su ürünleri mühendisiyim.

Tabii bizim köyde su olmadığı için tanışmak buraya kısmetmiş.

[kabarcık sesleri]

Bu nedir ya?

Baba, Dorothy. İbrahim iyi değil.

Onu görüyoruz. Ama anlayamıyoruz.

Belki sadece delirmiştir.

[İbrahim] Ben de etçilim.

Fakat sizin gibi hayvanlaşmıyorum. Gidiyorum kasabıma güzel...

[Fehime] Sen nereye gidiyorsun?

Zaten Danny gittiğinden beri koca yüzü görmemişim.

Beyaz Saray'a gitti, muhtar toplantısı varmış.

Bir de fırtına patlamış orada mahsur kalmamış mı?

Gelemiyor işte.

Bunları mı yiyeceğiz?

Valla benim canım otlu peynir çekti.

Böyle otu ayrı peyniri ayrı olsun.

Tadı da profiterol gibi gelsin istiyorum.

Kızım manyak manyak aşerme yine milletin yanında.

Neler oluyor? Her şey yolunda mı?

Neden İngilizce konuşmuyorsunuz?

Çünkü anlamıyoruz ve bu sorun oluyor.

Evet, İbrahim, hadi söyle onlara.

İnan olsun, derdimi anlatmaya yetecek gramer bulamıyorum.

Nasıl anlatayım bunu?

Türkçe anlat. Çeviririm.

Kurban olayım sana.

Bak.

-Bak. -Ben çeviririm.

Dorothy bacım.

Dorothy arkadaşım.

Üvey kayın ana.

Biliyorsun. Benim garip Tinne'min haritada yeri yoktu.

-Kimsenin nüfusta kaydı bile yoktu. [fonda hüzünlü kaval]

Şimdi vatandaş oldukları için iş güçtür, vergidir, askerliktir...

Hepsini yapmaya mecburdurlar.

Şimdi biz onları vatandaş yapmakla iyi mi ettik kötü mü ettik

vallahi ben de bilmiyorum.

Bak bana bugün...

...e-mail yollamışlar.

Bunu iki kere değil

-yirmi kere basıyorum olmuyor. -Yavaş.

-İbrahim yavaş. -Affedersin.

İbrahim bugün kız kardeşinden bir e-mail aldı ve onun moralini bozdu.

Bir video var.

Oynat hayatım.

Şuna bir bakın. İzleyin Tinne'nin halini.

[adam] İşte bu gariban Tinne halkıdır.

Öksüz ve yetim kaldılar. İbrahim ile Jessica bu insanları

bağrına ve kimliklerine basmış

fakat sonra bir hırç parçası gibi kullanmış fırlatmışlardır.

Bu kimlikte ana adım Jessica, baba adım da İbrahim.

Veriliş nedeni de kayıptır. Hani nereye kaybolmuştur bunlar?

Benimkinin veriliş nedeninde niye "öylesine" yazıyor Nazım?

Biri seninle taşak geçmiştir Kazım.

Ana dilde eğitim hakkımız, söke söke alacağız.

Faşizme karşı bacak omuza.

Kıymetli Gercüş Times izleyenleri.

Bu köyün evladı vefasız İbrahim nerede?

Vatan haini ilan edilmişim kendi öz vatanımda.

Gerçekten üzücü bir durum. Çok üzüldüm hayatım.

Yeter ya, yeter!

Eğme böyle başını, sana yakışmıyor.

Madem köyümüz dertlidir, dermanı da biz olacağız.

Helal olsun sana kız.

Fehime, ne geldi aklına?

Aklıma bir şey gelmedi. Motive amaçlı demişim.

[İbrahim üfler]

[parıltı sesi]

Senin aklına ne geldi İbrahim?

Yok, ampul gevşemiş.

Allah Allah?

Ben gerçekten bir fikir buldum!

Söylesene. Helal olsun sana kayınbaba.

[bağrışmalar, neşeli müzik]

Elektrik çarptı!

Izgara oldu!

Houston Texas'ın Sugar Land şehrindeki herkese merhaba.

Bugün burada bizimle olan ve bizi izleyen herkese.

Tinne için bulunmaz fırsattır bu, tatlım.

Hem çalışma izni alacaklar hem oturma izni alacaklar.

Helal olsun bu kayınbabaya.

Beni iş sahibi yaptığı yetmiyor, bütün köyü de yapacak.

Boşuna belediye başkanı olmamış. Yalnız valiyi çok iyi ikna etti.

Evet, hem de tam beş aile Yeşil Kart alacak.

Artık resmen kardeştir, Teksas ile Tinne.

Ben belediye başkanınız Christopher Brown, size iyi günler dilerim.

Ve şimdi de huzurlarınıza valimiz sayın Friendhood'u

davet etmek istiyorum.

Öncelikle İbrahim Hanna'ya hoş geldiniz demek istiyorum.

Hadi, bayanlar önden.

İtme. İtme lütfen.

Merhaba, selamünaleyküm, hello, hi.

Siz Tinne köyü sahiplerine

Sugar Land'in simgesel anahtarını vermek

benim için büyük bir zevk.

Tanrı Tinne'yi korusun

ve Tanrı Amerika'yı korusun.

Âmin.

İşte al.

Ömrümde ben bu kadar büyük anahtar görmemişim.

Efendim bizim Tinne'mizin anahtarı yoktur.

Öyle açık köydür.

Vur kapıyı gir.

Sen de sizinkini ver.

[kadın] Hediyeleri getir.

Biz de vereceğiz.

Sizin için hediyelerimiz var.

Çevir sen çevir.

Bu da Mardin'imize has cevizli sucuğumuzdur.

Bakın böyle kendisi cevizlidir, fakat sucuklu değildir.

Yani bu sucuğumsu bir kıvamda cevizlenen

bu sucuğu buradan alıp...

Afiyet olsun.

Bir tane daha var.

Şimdi bu da bizim Mardin'imize has mavi badem şekerimiz.

Dikkat ederseniz, kendisi mavidir.

Gerçi siz dikkat etmezseniz de mavidir.

Yani sizin dikkatinizi çekmek için mavi değildir.

Kendi hususi tabiatında mavidir.

Benim dikkatimi...

Tıkadın hikâyeyi, akmıyor.

Buyurun.

Sayın valim size şunu hatırlatmalıyım ki...

Adaptasyon... Neyin adaptasyonu?

Buraya adaptasyon sınavı gerekli.

Biz de Tinne'ye Amerika hayatını öğretmek için söz verdik.

Çünkü sonra Tinne'ye gelip uyumlu aileleri belirleyecekler.

[fonda alkış sesleri]

Hayaller Amerika, hayatlar sıçtık yani.

Her zaman Tinne'ye bekleriz.

[hareketli müzik]

[kayınpeder] Hadi resim çektirelim.

Duydun mu? İbrahim, Jessica'nın üstüne kuma Amerika getirmiş.

Yok kız, diyorlar Amerikanya'yı bize üvey kardeş ilan etmişler.

Kız, Amerikanya onun kardeşiyse benim de eltimdir o hâlde.

O eltinse bu kaynım da benim başımın Belarusudur.

O vakit benim görümcem de Hırvattır, kocam da gavattır.

Yürüyün kız, yeter İbrahim ile Jessica'nın yaptıkları.

Yeter!

Yürüyün! Yürüyün! Yeter ya!

İbrahim demiş bir, iki, üçler Teksas ile Tinne kardeştirler.

Dört, beş, altı Polonya battı.

Demiş yedi, sekiz, dokuz, Alman domuz.

O halde 10, 11, 12, İtalya oldu tilki.

Demek ondan diyor 13, 14, 15, Amerika bize kan kardeş.

Hadi lan! Gösterelim şunlara kim kime kardeş.

Zaten kardeşten geçilmiyor. Gösterelim kim kime kardeş.

[hareketli müzik]

♪ Tinne'ye lazım oldu bir kardeş Teksas ♪

♪ Gelir gerisi ♪

♪ Colorado, Ohio, Arkansas ♪

Babo.

Biz evlenemezmişiz, biz kardeşmişiz baba.

Hepimizi İbrahim yapmış.

Senin ağzını burnunu kırarım.

Al kamerayı yürü hadi. Habere gidiyoruz hadi.

♪ Tinne seni bekler ♪

♪ Çoluk çocuk, dört göz ile ♪

♪ Kucaklasın ister seni ♪

♪ Hasretiyle, vergisiyle ♪

♪ Hoş gel İbrahim, Gel şahı şahbaz etmeye ♪

♪ Bak hayata, pembe rengi ♪

♪ Hoş geldin Tinne'ye ♪

Çok şükür ya Rabbim.

Nasıl özlemişim kokusunu bile valla.

Yaslı gittim şen geldim.

Aç koynunu ben geldim, Tinne.

[hareketli müzik]

Lanet olsun ya!

Abim.

Ablam.

Kız, Sultan'dır o.

Sultan! Kız!

Benim güzel kardeşim.

Gel kız.

Nasıl özlemişim ben bunu.

Kız, Sultan.

-Çok hoş olmuşsun. -Dur abla. Sağ ol.

Ben de size hoş geldiniz demek isterdim fakat

size gelenler pek hoşunuza gelmezler.

-O ne demek kız? -Sultan, iyi misin?

Ben iyiyim.

Çok şükür. Fakat,

onlar değil.

Kız, kim onlar?

Ne ki bu?

[bağrışmalar]

Ne oluyor ulan? Kim bunlar?

Size kardeş getirdik. Amerika kardeş.

Evine git Yankee!

[çığlıklar]

Benim ben! İbrahim.

Tinne seninle rezil oluyor! Tinne seninle rezil oluyor!

Sevgili Gercüş Times izleyenleri.

Gün geçmiyor ki bu sıkıcı Tinne'de

her gün bir bok olmuyor ve nedense hiçbir gün geçmiyor.

Fakat müjdemi isterim.

Her yer Tinne, her yer direniş!

Her yer Tinne, her yer direniş!

Dağılın ulan, dağılın!

Bak Nedim abi geliyor. Muhtar Nedim abi.

Lanet olsun senin gibi anonsa.

Dağılın ulan! Son ikazımdır.

Gidin! Çabuk evinize gidin!

Nerede kalmış misafirperverliğiniz!

[kadın] Dikkat edin, biber gazı sıkıyor!

[Sultan] Yok sinek ilacıdır.

Sanki parfümdür? Kapat ağzını.

Kıymetli Gercüş Times izleyenleri, bakın ne şartlarda haber yapıyoruz.

Hadi lan! Eve gidin bakayım.

Hele şükür, Nedim abi.

Sen bunlara demedin mi bizim müjdemizi?

-Hani diyordun bir de hâlden anlarım. -Halden geliyorum zaten.

Kusura bakmayın biraz geç kaldım.

Yumurta nedir ya? Günlük yumurta, köy yumurtası.

Hoş geldin Fehime.

Hoş geldin Danny kurban.

-Okey, hadi. -Geliyorum oğlum, geliyorum.

Hoş geldin mi? Pek de hoş karşılanmadım.

[anlaşılmayan konuşmalar]

Nedim abi, Danny'yi de eve bırakırsan çok makbule geçer.

Jetlag olmuş biliyor musun?

Bilmez miyim?

Rahmetli dedemi jetlagtan kaybetmişim.

-Alkollü müsün Nedim abi? -Yok.

Utanmıyor musun? Tövbe, tövbe.

-Gitmiş. -[Nedim] Muhtar adamın alkolle ne işi var?

[Nedim] Allah için, hepinizin elektrik, su,

vergi borcunu ihbar ederim devlete.

Hadi ya, hadi gidip anamı görelim.

Kız, anam nerede?

Anam nerede lan?

Faruk abim askerliği albayın postası olarak yapmış.

O da ondan çok memnun kalmış demiş ki:

"Sen çok güzel posta koyuyorsun, kal yanımda, çalış Ankara'da sen."

O da hâlâ postalıyor işte.

Rukiye annem ise babamız öldükten sonra

kendi öz hakiki çocuklarını alıp Faruk abimin yanına yerleşmiş.

Kız sana anamgili sormuşuz,

"gilini" demişsin anamı dememişsin.

Anam nerede?

Bak işte orada, inşaatta.

İnşaatta ne yapıyor?

Dedemden kalan araziye aile mezarlığı dikiyor.

Diyor aile geniş, ancak sığarız.

Oraya Ubeyd dedeni nakledeceğiz neden o kadar uzun kazmışsın?

Rahmetli zaten olsa olsa Öfkeli Şirin kadardır.

Yani şart mı baş köşe olması?

Ubeyd dedeyi de buraya yerleştiririz Hate ana.

Ulan senin...

Soytarı!

Yusuf ağanızdan başka hiç kimse bana Hate diyemez.

Rahmetliden sonra kimse beni göbek adımla çağıramaz.

Nereden benim göbeğimi görmüşsün de benim göbek adımla konuşursun?

Terbiyesizler!

Benim adım Meyro'dur. Meyro!

Biliyoruz, deli Meyro.

Ulan deli diye senin babanın köpeğine derler.

Anne!

[hüzünlü kemençe]

Anne.

Biz geldik anne.

Anca mezarıma gelmişsiniz. Bari bir Fatiha okuyun hayırsızlar.

Anne daha ölmemişsin ki.

-Denir mi öyle? -Vah ki ne vah!

Ne yazıktır ki ölmemişim değil mi?

Ben ölmeden önce bana bir duayı bile çok görmüşsünüz, değil mi?

Anca öldükten sonra arkamdan Fatiha okuyacaksın değil mi?

Ne okuyacaksan yüzüme karşı oku ulan!

Yeter anne kurban olayım.

Ne olmuş sana, depresyona girmişsin.

Nedir bu mezarlık?

Köyün mezarlığına ne olmuş?

Herkes yatıyor orada.

Ulan vallahi bu kepçeyle ağzını burnunu kırıveririm senin.

-Ne indiriyor ya? -Merdan da aynı mezarda yatıyor.

Üstelik baban ile dedenin tam ortasına yatmış.

Namussuz, haysiyetsiz, şerefsiz, deyyus. Allah rahmet eylesin.

Ulan bana bak, şu sağ üst köşedeki var ya,

o benimdir.

Allah Allah.

Anne, kurban olayım şöyle konuşma,

Allah geçinden versin. Bu nedir ya?

Yok ulan, korkma.

Sultan evlenmeden ölmeyi düşünmüyorum.

Allah Allah. O ne demektir? Benim kardeşim bir kere dünya güzelidir.

Elini sallasa ellisi. Kim bilir sen nasıl damat istiyorsun kıza?

Tercihen adam arıyoruz.

Nasıl? Kız kimse seni beğenmiyor mu?

Bu ara damat işleri biraz kesattır.

O ne demek?

Hadi yürüyün eve, Sultan'a görücü gelecek.

Gelip görsünler bari. Yedi yıldır kimsesiz kalmıştır garip.

Laf soka soka gidiyor.

[hareketli müzik]

Ehliyeti var mı?

[adam] Kaç, kaç!

[adam] Açılın.

Sultan'ı isteyenler bizim bu civardan biri değildir inşallah Baran.

Gerekirse adamı yakalayıp gönderin konum, bu civardansa kafasına korum.

Kalk!

Araştırmamızı yaparız. Sultan senin sevdiğindir.

Kimse cesaret edemez. O iş bizdedir.

-Kaç. -Tapulu damın mı?

Evet tapulu damımdır. Allah’ın tapulu damı. Zaten canım sıkkın.

[adam] Kalk.

Anne biliyor musun tam beş tane aileyi

iş sahibi yapacağız Amerika'da.

Sadece bazı sınavları geçmeleri gerekiyor.

Ama biz yardım edeceğiz.

İnşallah yani. Kader, kısmet, talih gülerse.

Mukadderat yani.

-Bunu seviyorum. -Ben de seni seviyorum.

Bundan bahsediyordum hayatım.

Cibinliği diyorsun. O da seni seviyor.

Herkes.

Siz önce karılarınıza yardım edin.

[Meyro] Hani hamileydiler.

Anne ya.

Budur hamile?

Hele bir de bakayım, Allah aşkına, kaç aylık o?

Üç aylık.

Kız senin aylıkları dağıtmamışlar.

Senden de hep amorti çıkmış anne.

Kız, sen benimle ne biçim konuşuyorsun.

[Fehime] Hii!

Anne, sen ne yaptın?

Ben onları Amerika'dan getirmiştim, sen çöpe atmışsın.

Git Allah aşkına.

Zannettim ki erzaktır, yolda hazırlamışsın

bunlar da artıklarıdır, kaldırdım attım.

Vallahi gitti güzelim rokfor peyniri.

Bokfor peyniri mi? Ondan böyle ayak kokuyordu.

Bak sen tatsaydın severdin o "pickle"ı.

Nasıl diyordunuz?

Turşu, turşu.

Kız sana nasıl diyorlardı, kahpe.

Çekil önümden. Sen de kaçıl!

Namaza geç bıraktınız beni.

Hazırlıkları tamamlayın kız.

[nefes alamaz]

[nefes verir]

Oh, çok şükür.

Kusura bakma,

-biliyorsun annem... -Biliyorum.

Beni dert etme. Hadi, sizin misafir var.

Sağ ol tatlım.

İyi uykular.

Anne!

O kravat hiç olmamış.

Sanki sorduk.

-Vallahi geldiler! -[kapı vurulur]

Ya dur hele ya.

Yahu ne telaş ediyorsun?

Ben hele bir namaz kılıp geliyorum.

Ya bu rahatlık...

Geldim.

Hayırlı akşamlar İbrahim.

Danny nasıl olmuş?

Nasıl olsun, iyidir, dinleniyor adam.

Hastadır tabii, dinlensin.

İnan ki çok seviyorum onu.

Sakın aklına, yarın kardeş köy olunca

ben de otomatikman Amerikan hükûmetinde

bir sıfat sahibi olurum gibi şeyler getirme.

-Samimi hissiyatımdır. -Getirmiyorum zaten.

Öyle bir şey yoktur Nedim abi.

Hee yani...

İşte böyle ya.

Bazı çok değerli fikirlerim var

bu Amerikan idaresi hakkında, fakat acelesi yok.

Sayın Obama ile bir araya geldiğimizde kendisine bizzat aktaracağım.

Valla söz ben seni getireceğim Barack'lara.

Allah razı olsun.

De hadi. Yav, misafirimiz var.

-Söyle hemen. Gelecekler. -Tabii tabii.

Hemen gelecekler.

Kim?

[neşeli müzik]

Ayıp oldu ya.

Kusura bakmayın.

Hoş gelmişsiniz.

[neşeli müzik devam eder]

Siz de hoş gelmişsiniz ey cemaat!

-Hoş bulduk! -Hoş bulduk!

Anne, Tinne üstümüze gelmiş. Hadi.

Hemen geliyoruz.

[haberci] Evet, kıymetli belge severler.

İbrahimler dişilerini yuva kuracağı erkeğe vermeden önce

erkeğin familyasını,

yani yedi ceddini bilmek isterler.

Zira bu türler için evlilikler

kayınlar, eltiler ve görümceler arasındaki

ten uyumu çok mühimdir.

Çeto.

[tango çalar]

Allah, çok şükür ya rabbim.

[kısık sesle] Hadi lan İbrahim.

Söyle şunlara kızı bir an önce istesinler.

Biz de vermeyelim, gidelim, yatalım artık.

Madem vermeyeceksin niye çağırdın o zaman?

Ulan hemen öyle kız verilir mi? Bir naz dönemi vardır.

Allah, tövbe ya rabbi.

Şey yani... Hani...

Efendim...

[İbrahim öksürür]

Gıcık kapmışım.

Size değil, kendime gıcık kapmışım, şey yapmışım.

Efendim, sizlerin de görmüş olduğu gibi

biz çok geniş bir aileyiz.

Böyle iç içe, sevgi dolu.

Bu, anamız oluyor.

Bu, anamızın kızı,

yani ablamız.

Bu Nedim abimiz.

Demirbaşımız, vazgeçilmezimiz. Hep burada.

Bunlar ihtiyar heyetimiz.

Çok ihtiyar heyetimiz.

Bu etraf, civar ileri gelenlerimiz.

Bunlar geri kalanlarımız.

Bir de hiç gelmeyenlerimiz var.

Sultan, kız kahveleri getir!

Lafa girdim, çıkışı bulamıyorum!

Efendim, ben de Berkaycem.

Annem Neriman, kendisi hayvan hakları derneğinde

"Bir Kap, Bir Su" kampanyasını bulan kişidir.

Afiyet olsun canım.

Babam Özer, kendisi ressamdır.

Çok sıkı natürmort yapar.

Allah gecinden versin.

Yav. Allah Allah.

Biz Sultan'la Hasankeyf'te tanıştık.

Birkaç kare fotoğraf almak isteyince kendisinden...

Efendim, kahveleriniz buyurun.

Geldi dağ ceylanı, bakar mısın?

-Sağ ol kızım. -Teşekkürler.

Mersi küçük hanım.

Ya tabii aslında efendim her şey birden gelişti. Yani...

Ben birkaç kare fotoğraf almak istedim Sultan'dan.

O da gel ailemden izin iste deyince

ben de bizim tontişlere dedim ki,

neden olmasın?

Karma'ya, yani,

hayatın bu sürprizlerine açık olmak lazım, değil mi?

İlginç bir experience olabilir.

-Ne diyor? -Deneme diyor, deneme.

Sultan’ı mı deneyecek?

Evet.

Ulan bir boy büyüğünü verelim.

Büyüyünce de denesin soytarı.

Anne duyuyorlar, kendileri buradalar şu anda.

Ayrıca onun bir boy büyüğü bu oluyor.

Yok, yok, yok, problem değil efendim.

Aslında tabii bence de evlilik çok saçma bir şey yani sonuçta,

bir kağıt parçası, öyle değil mi?

-Öyle mi? -Öyle.

Yani...

Sevişeceğimizi neden

belediyenin bir memuruna söylüyoruz, değil mi?

Sadakallahülazim.

Bismillahirrahmanirrahim.

Müsaadenizle.

[tükürür]

-Arkadaşlar hazır mıyız? -[kalabalık] Hazırız!

O vakit daha güzel daha namuslu bir Tinne için

sıksın bütün Tinne!

[hareketli müzik, zılgıtlar]

Fokurdat, fokurdat.

Üfleyin, fokurdatın şu suyu, fokur fokur olsun.

Biraz mola verelim Fırat abi, nefesimiz bitti ya.

Demek siz Survivor’a katılsanız bir ödül oyunu bile kazanamazsınız.

Dondurmanın yarısı şimdi,

yarısı iş bittikten sonra diye anlaşmadık mı?

İş bitene kadar eriyecek o zaten.

Ben dondururum tekrar.

Neyi dondursan dondurma olur zaten.

[Fırat] Siz üfleyin, bu küçüğü örnek alın. Aferin lan.

-Fokur fokur olsun. Üfle. -Resmen çocuk işçi çalıştırıyorsun.

-Avrupa insan haklarına başvuracağım. -Bana problem çıkartma Çin Ali.

[fonda yavaş müzik]

Aha Sultan. Hadi mola, gidin yalayın kalan dondurmanızı hadi.

Hayırdır Fırat efendi, havuz problemi mi çözüyorsun?

Neden haber vermedin geleceğini?

Bak organik jakuzi yaptırmışım, has kul yapımıdır.

Haa. Bana bak Fırat.

Babamla dedemin mezarının yanında yatan

senin deden Merdan ağa değil mi?

Hee.

[fonda kaval] Bütün aşiretimizin başıymış rahmetli Merdan dedem.

Onun sayesinde gitmediğimiz şehir, görmediğimiz yer kalmamıştır.

Bütün Anadolu'yu karış karış gezdik diyebilirim.

Merdan Ağa asker miydi yoksa öğretmen mi?

Hırsızdı.

Bütün gittiği şehirlerde bir, bilemedin iki ev soyuyormuş.

Tabii yakalanınca da kaçıyormuş.

En son burada amcanı soymuş, tabii amcan da onu vurmuş.

Ha, o yüzden sizden nefret ediyoruz biz.

-Sen de mi? -Ben de.

Ondan elli tane takla atıyorum,

kendi anamgile oyunlar oynuyorum değil mi?

Bize bir "he" desin diye, ne kadar mümkün olmayan tip varsa

hepsine mavi boncuk dağıtıyorum senin yüzünden.

Kız, ya ters teper de anan birine evet derse?

Bak bokumuzda mavi boncuk aramayalım.

Ya yeminle anamı, kaynını,

eltisini, dayımları, teyzemleri ikna etmişim.

Geri kalanı...

Düğünlerine tebrik yollayalım bari.

Sanki onlar evlenecek Fırat?

Tabii onlar evlenecek, biz âşık kalacağız.

[neşeli müzik]

Salak.

Sultan, yine yaktın beni kız.

Kız, elbisemi nereye götürüyorsun?

[çocuklar güler]

[çocuklar güler]

Yapma.

Getirin onları buraya. Yapmayın!

Koşun koşun, kavunlu çilekli don gelmiş!

Yalamalı bir hasta için acil don aranıyor!

Getirin onu buraya!

Yapmayın.

Gün, Tinne'nin günüdür!

Bravo! Bravo!

Artık hepimiz için değişim zamanıdır.

-Bravo! -Helal olsun.

Tinne olarak...

Yeter yahu.

Lafa giremiyorum. Belki küfür edeceğim.

Yok etmeyeceğim, çok güzel şeyler söyleyeceğim.

-Var ol! -Bravo!

Müsaade et, söyleyeyim.

Tinne olarak...

...yüzümüzü batıya dönüyoruz!

Bu taraftadır, bu tarafta.

-Hani, ne var orada sanki? -Zıkkımın kökü var.

Tövbe ya Rabbi.

Bakın, daha basit bir dille anlatayım size.

Diyelim ellerimi böyle açıyorum ya,

şimdi sol tarafım benim batı oluyor.

Sağım doğu oluyor.

Önüm kuzeydir, arkam güneydir.

Ben de emekliliğimde güneye yerleşeyim diyordum.

[kahkahalar]

-Evet... -Bakkal, bakkal!

Hay ben senin...

Bir bu eksikti. Git başka yerde sat kardeşim.

Okey, hanımlar.

En önemli konu ile başlayacağız.

Sen kaç yaşındasın Hatice?

Hatice Hanna, nüfusta 8 yaşındayım. Senin çocuğunum, bilmiyor musun?

Affedersin, haklısın. Normal yaşın?

Valla anam diyor 25, babam diyor 30 ama bende hissedilen 50.

Okey. Kaç çocuğun var?

Yedi tanedirler, ellerinden öperler.

[İngilizce] What?

Vat yok, en büyüğü Serhat.

Sonra Ferhat, Cihat, Mithat, Hilkat,

Hakikat ve Keremcem.

Üveydir o, ilk hanımdan. Zaten o yüzden Keremcem'dir.

Ama olmaz.

Özellikle bu zaman hamile olmayın sakın.

Yeşil Kart, yani,

oturma, çalışma alsanız bile

Amerika'ya gidemezsiniz.

Uçmanıza izin vermezler.

-O vakit ne yapıyoruz hanımlar? -[hanımlar] Ne yapıyoruz?

Doğum kontrol.

He... Kontrol bendedir.

[fonda neşeli kemençe]

Havada, karada, suda doğurmayı öğreniyoruz.

Bak Nedim abi ben de insanım. Tamam mı?

Aynı zaman da Kürtçe, Türkçe, Arapça, Süryanice konuşamam.

Ben söyleyeceğim, sen beni Kürtçeye çevir,

Kazım Arapçaya, Nazım da Süryaniceye çevirsin.

Tamam, hemen.

Kulaklıklar.

Vallahi çok iyi düşünmüşsün bunu. İyi, hadi.

Bakın, artık işsiz güçsüz kimse kalmayacak.

Teksas eyalet valisi bize söz verdi.

Tinne'yi kardeş köy ilan ediyor.

Tinneli beş aileye Yeşil Kart verecek.

Yani çalışma, oturma müsaadesi, hem de Amerika'da.

Tabii eğer İngilizceyi öğrenir,

Amerikan tarihini anlar,

kültürüne, yasalarına, kanunlarına uyum sağlar,

örflerini adetlerini hayatınıza geçirir,

Macaristan da İsviçre'yi üç farkla yenerse

gruptan çıkıyoruz Amerika'ya yerleşiyoruz.

Ne diyor, ne diyor?

-Ne diyorlar? -Diyorlar ki başınız sağ olsun.

Çok da gençmiş ya.

Bakın suda doğum çok farklıdır

ve çok mühimdir.

Sen öyle hemen telaş etme.

Gebede yüzme bilme şartı aranmıyor.

Sadece ebe bilse yeterlidir.

Hatta, ebe de bilmiyorsa bir şambrel yardımıyla

yavrunuzu suya salabilirsiniz.

Dönerse zaten sizindir.

Yok eğer dönmezse

yüzme bilmiyordur, kısmet değilmiş.

Ne anlatıyorsun Fehime?

Fehime ile doğum teknikleri.

E, hadi Fehime sen suda doğur çocuğunu.

Adını da Okyanus koy oldu mu?

Hiç değilse dalgası büyük olur.

Bana bakın...

Sakin lütfen Fehime.

İlk günümüz.

[İbrahim] Arkadaşlar bakın, hepiniz bana odaklanın, tamam mı?

Attention yani dikkat demektir.

Özellikle sen Abdo Dayı.

-Sor Danny. -[İngilizce] What is your name?

[İngilizce] My name is İbrahim.

Anladın mı?

Bak şimdi sana soracak. Hadi ona sor.

-[İngilizce] What is your name? -[İngilizce] My name is İbrahim.

Senin...

Yahu İbrahim benim. Sen Abdo Dayı'sın.

Normalde Abdulrezzak'ım.

Ama arkadaşlar arasında Abdo Dayı'yım.

Abdo Dayı onun nickname'idir.

Valla çok da "nickneyimde" değildir.

Şakacı, şakacı.

Gülme! Gülme!

İbrahim, biliyorsun bizim evin bir yanı Oxford diğer yanı Harvard'dır.

Fırsat bulamıyoruz gitmeye.

Laf çarpıyor bana.

Bırak beni, bırak!

Resmen vicdanıma dublaj yapıyor.

Nefes al, nefes al. Sakin ol.

[İbrahim, genzini çeker]

Yok geçmiyor, oksijen tüpü lazım.

Kalkın lan kalkın! Adamı hasta ettiniz, yallah.

Çıkın dışarı, yürü!

[fonda neşeli müzik]

Ben Türkçe konuşamıyorum bana İngilizce laf söylüyor.

Danny de diyor ki, İngilizce öz geçmiş.

Benim geçmişim İngilizce geçmemiş ki.

-Sen İngilizce biliyor musun hacı? -Ben Türkçe bilmiyor.

Hayır, bir de aksan belirtmiyor. Amerikan İngilizcesi midir,

English İngilizcesi midir, yoksa Irish midir?

Bizi ayrıştırmaya çalışıyorlar.

Boşuna dememişler dilli kaşarlı dost olmaz diye.

Tatlı dili de yılan sokarmış!

Tatlıdır çünkü.

Hadi lan!

Vallahi Amerika'da kafayı yemiş bu. Suda doğum nedir?

Kız bu Fehime manyak he, sen hiç gördün mü doğum yeri su olanı?

Bunlara kalsa çocuğun baba tarafı Mardinli, ana tarafı çok sulu olacak.

Valla resmen, balık adam doğurun diyorlarmış.

Kız benim adam zaten balık gibidir.

Yatak odasında sazan besliyorum.

Evet, kıymetli belge severler.

Evliliğin Gizemleri adlı programımızın volume ikisindeyiz.

Evlilik müessesesinde İbrahim'ler ise avını

ana dişiyi önden göndererek, kızı hamam tarzı bir ortamda

savunmasız ve çıplak olarak görmek isterler.

Hani bir değişen boyası, çürüğü, vuruğu var mı diye.

Karpuz çekirdeği, kavun çekirdeği, kabak çekirdeği, cırcıra gazoz!

Buyurun, buyurun.

Bu kız beni ya hasta edecek ya katil.

Zaten psikopat katilsin.

Tamam Baran, konuşma.

Kız daha başlamadı, hayvanları salacağım.

[kısık sesle] Yine Sultan'ı istemeye gelmişler.

Yeminle, benim çişim daha az geliyor.

-Terbiyesizlik etme. -Bu nedir ya?

[Meyro] Allah Allah!

Her gece, her gece.

Hele sen, bunlar nedir?

Nereden bileyim çocuğu olduğunu?

[Arapça]

Amin. Cümlemize inşallah.

Hele Nedim, söylesene ne diyor bu?

Nedim abi, hani sen Arapça biliyordun?

Yav, benim Arapçam Suudi'dir.

Bununki biraz farklı tınlıyor.

Yani aksan uymuyor.

-Hayırlı geceler olsun. -Hoş geldin hacı amca.

Hayırdır İbrahim?

Misafirimiz gelmiş, kendisi ne Türkçe, ne Kürtçe, ne İngilizce biliyor.

-Sen bize bir yardımcı olsan. -Ne demek.

Fransızca biliyor musunuz?

Sen Fransızca biliyor musun?

Yo, o biliyor mu?

Yo, öyle bakıyor, bilmiyor herhâlde.

İkimiz de Fransızca bilmiyorsak mesele yok.

O zaman Arapça konuşuruz.

Yemin ediyorum bu köyün suyuna bir şey karıştırmışlar.

[Arapça konuşurlar]

Adam Suriyeli, karı falan istemiyor.

-İş istiyor adam, iş. -İş?

Kız senin...

-Kız ben sana ne edeyim? -Ben ne bileyim.

Ellerinle böyle böyle yapınca, ben de beni istiyor sandım.

Allah seni...

-İş? -Valla iş, mafiş.

Çok hızlı girdik bu işe İbrahim.

İnsanlar bıkacaklar hemen.

Daha keyifli hâle getirmemiz lazım her şeyi.

Yok, yok. Biz yarın köyce spora başlayacağız.

Sizin program ne?

-Pilates, kısmetse. -Vıy?

Alışmamış götte pilates topu durmaz.

Senin kafan o sineklikten nasıl geçiyorsa,

benim de alt yapım bunu kaldırır çok şükür.

Bana bak sen!

Yalnız bu sineklik değil ineklik olmuş gerçekten.

Ben ışığı kapatayım, yatacağız.

Allah’ım inşallah top sıkışmıştır.

Sultan, Sultan! Gel hele gel!

Kız gel, bir it beni, toptan sıkıştım.

Tabii tabii, sen toptan sıkışmışsın.

Seni var ya yolarım. Dua et götüm dara düşmüş.

E, abla neden indirip çıkartmıyorsun.

-Ulan! -Tamam be yardım ediyoruz.

[hareketli müzik]

Dur bir şey deneyeceğim.

-Topu çek topu. -Üç.

[Fehime çığlık atar]

[cam şıngırtıları]

Evet topunuzu şişirdiğinize göre başlayabiliriz hanımlar.

Evet, önce kaslarımızı ısıtacağız.

Sakatlanmamak için.

Şimdi eller belde bu bölgeyi sık, kalçaları çevir.

Hanımlar, Fehime.

Elinizi belinize koyuyorsunuz,

önünüzü sıkıyorsunuz,

götünüzü sağ yanaktan sol yanağa doğru döndürüyorsunuz.

E, hadi!

Evet, götleri çeviriyoruz.

[fonda hafif tempolu müzik]

Bunlar da götünden spor uyduruyor.

Kaynatma, kaynatma. Sık mabadı, sık sık sık.

Nefes al.

[gaz çıkartma sesi]

Acil nefes ver!

[öksürürler]

Kız!

Spora gelirken rahatlayın içinizi dökün demedim mi ben size?

Bir şey olmaz, açık havadayız.

Valla ne yediysen, açık hava ile tepkime yapmış

kızı burada beyninden vurmuş. Bu nasıl bir darbeli gazdır?

Hadi al git topunu hadi.

Kız!

Hele bu nedir? Bu kepazeliktir.

Valla keserim topunuzu. Al, al, al.

Götür topunu, git öte tarafa. Pu!

[samba ritmi]

Bence onlara Amerikan futbolu öğretsek daha iyi olur.

Danny, sen ilk geldiğin de getirdin ya.

Olmuyor, üç gün denediler, gol atamadılar.

Yan yan gidiyor.

[Danny] Gol görmek istiyorum!

Ya Nazif amca, Allah aşkına böyle gol olur mu ya?

-Faul! -Kardeşim değil mi? Hep dövüyorum zaten.

Ne kardeşi kardeşim?

-Karşı takımda mücadele ediyor. -Allah Allah.

[İngilizce] Fair play, fair play.

Sizler için neler düşünüyorum bak, her şey nizami.

Bismillahirrahmanirrahim.

[adam] Hadi, bunu mu bekleyeceğiz?

Lan! Sizi var ya... Bana bak!

[birlikte] Gol!

Al kırmızı kart, al kırmızı kart, al kırmızı, al sarı kart!

-Anladın mı? -Bu hep delinmiş.

-Tövbe estağfurullah. -Hele bizim halı dövücüleri atın!

Anam, anam!

Evet futbolu yaptık.

Voleybolu gösterdik, şimdi de sıra basketbol.

Amerikan sporları, çok iyi beyler, çok iyi.

Şimdi bu potayı anamın mezarlığındaki vince asacağız.

Fakat fileyi nasıl yapacağız?

[birlikte] Gösterelim anam!

Şalvarlarınızın uçkurlarından fedakârlık yaparak

potamızın filesine katkıda bulunduğunuz için

şahsım adına size çok teşekkür ediyorum.

Burası Tinne Bulls'tur.

Siz de Midyat Thunder.

Olsa da yesek.

Bu topu o potadan geçiren sayıyı alıyor.

Topumuz budur, potamız odur. Tamam mı?

Helal olsun!

-Ananız da buradadır. -Ya anne.

Hadi defolun! Mezarda bile rahat yoktur insana.

-[işeme sesi] -Aaa! Ulan o kimdir o?

O kimdir oradaki namussuz?

Danny, anne. Hemen bir işini yapacak, çıkacak.

Ulan eşeğin oğlu eşek.

Yapma. Anne!

Anne, ne yapıyorsun? Çocuk gitti!

Yav, gitti adam!

-Bakın hanımlar üç pas yapıyoruz. -[kadınlar inler]

Sonra da karşıdakinin alnına böyle yapıştırıyoruz.

Anladınız mı?

[hep birlikte] Hee.

Biz niye burada geberiyoruz Fehime?

Nasıl smaca çıkayım, hadi çıktım nasıl ineyim?

Siz kaşındınız.

At topu.

-[bağırarak] -[çatırtı sesi]

Belim!

Belim kırıldı.

İşte bu Fehime, Fehime!

Vermiş olduğu onurlu eğitim mücadelesinde

gazi düşen Danny kardeşimizi nasıl bilirdiniz?

[hep birlikte] Sarışın!

Kendisine hakkınızı helal ediyor musunuz?

Helal olsun!

-Acil şifalar diliyor musunuz? -Geçmiş olsun.

-Çok sağ olun, ileteceğim. -Afiyet olsun.

Bakın, bu golftür.

Şimdi bu da gördüğünüz bu topu

böyle vura, vura uzaktaki o deliğe sokacağız.

Hangi deliğe?

Orada işte, kırmızı çaput bağladım oradaki deliktir.

Gitmesek de görmesek de o delik bizim deliğimizdir.

Dikkat! Üst taraf sabit, alt taraf oynar.

Evet.

[eşek acı acı anırır]

Eşeğe denk gelmiş, vallahi zevkli adam İbrahim.

Bakkal, bakkal!

Sen de bakkalsan bakkallığını bil, git köyde sat.

Belki de hayvanın mutluluk nidasıdır, ne biliyorsun?

Gülmeyin!

Aranızda denemek isteyen?

Üst tarafımız sabit, alt tarafımız da,

sağ yanağımızı sol yanağımıza deviriyoruz. Bak böyle.

Böylesin.

[darbuka çalar]

Yap.

Tamam?

Hadi bismillah, vur bakalım.

-Allah! -[hareketli müzik]

[adam] Adam gitti ulan!

Gençliğim gitti!

[adam] Ne yaptın sen, Nazif amca?

Kazım, Nazım. Siyabend'in kulübesinden, tentürdiyot getirin, koşun.

-Fırla Nazım! -Fırladım Kazım.

[adam] Ne ettin Nazif amca, öyle vurulur mu?

Valla bilmeden oldu.

Nazif amca.

Ben sana spor öğretiyorum.

Sen beni sakatlıyorsun Allah'tan reva mı?

Valla bilmeden oldu.

Senin dediğini yapmışım. Böyle tuttum...

-Allahu ekber! -[hareketli müzik girer]

O topa vuracaksın, benimkine değil!

[adam] Hadi sürelim.

Neyi süreceksin manyak mısın? Tentürdiyot neye süreceksin?

Nazif amca, ver şu elindeki değneği. Milleti sakatlıyorsun.

Valla vermem.

Sen benim teyzemin oğluna nasıl vurursun?

[hoparlörden müzik sesi gelir]

Dağılın evlerinize, dağılın gidin utanmazlar!

Nedim abi gel, bir aile çöküyor.

Dağılın lan, dağılın!

Bunlar beni sakatladı, beni hastaneye götür.

Bir şey yap, buz koy, sıcak su bir şey yapın.

Bize diyor, spor yapın top atın.

Ulan biz sokağa çıkıp yürümeye korkuyoruz.

Her taraf mayın, sporu nasıl yapalım?

Gidin lan! Utanın be!

Yemin ediyorum, dinime imanıma...

Valla bu Güneydoğu kamu spotu olmuş.

Sultan'dır.

Siz gidin hadi bekleme yapmayın, devam edin.

-İyi günler yenge. -Hayırlı günler.

Alış verişten mi geliyorsun aşkitom?

Bana bak, sen sizinkilere dedin mi konuyu?

-Kısmen. -Kısmen?

Ben de o zaman bu akşam beni istemeye gelenlere varırım.

Kısmet.

Merhaba sevgili izleyiciler.

Anadolu Lezzetleri'nin bu bölümünde Midyat'a...

-Afiyet olsun. -[kadın] Kestik.

Otur kızım. Teşekkür ederim.

-Efendim, Midyat'ımıza hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

-Mumbarımızı denediniz mi? -Deneyeceğim inşallah.

-Anneminkini de deneyin gitmeden. -Nasıl olur, bilmem ki.

Ben biliyorum. Olmaz ki bu.

Ya neden olmasın?

Seninkini de tatsın, annemden de istemeye gelsin.

-Neyi? -Yani mumbarını.

Akşam muhakkak bekliyoruz.

-Afiyet olsun. -Teşekkür ederim.

[Sultan] Adresi de Ahmet abiden alırsın.

-Geçmiş olsun İbrahim. -Sağ ol.

[anons] Dikkat. Dikkat! Aile hekiminiz gelmiştir.

Bak hekim bey gelmiş zaten.

Yalnız bunu yine çalıştırmak için vurdurmak gerek.

Herkes gitmiş, ben nasıl vurdurayım?

Hiç vurdurmadın mı?

Vurdurmuş olsam vurdurduğumu vurduruşumdan belli...

Allah aşkına, biri beni durdursun.

İbrahim abi.

Abi!

Abisini görecek bu hâlde.

Hii!

Abi, ne olmuş sana böyle?

Akşama görücü geliyor bana.

Valla seni de görmeyen kalmamış Sultan.

-Götür beni hadi götür. -Gel, gel.

-Gel bakayım. -Yardım edeyim mi?

[neşeli müzik]

-Damda niye ağırlamadık yahu? -Kız, ne damı?

Millete reklam olmuşuz, dam nedir artık?

Ananı... Anamı seviyorum.

Hadi sorsana, kızı kendine mi istiyor?

Ben onu nasıl sorayım?

Kim için baktınız mı diyeyim?

Baktım, baktım. Çok güzel gerçekten.

Güzeldir vallahi.

Yani kendim çıkarmışım diye demiyorum.

Şu civarda şöyle bir arasanız eşini benzerini bulamazsınız.

Zaten methinizi duydum.

Her yaptığınız çok güzel oluyormuş.

Yani her seferinde denk gelmiyor elbette.

Ama genel olarak iyidir.

Kurban yav.

Bu arada kuyruk yağı mı kullanıyorsunuz?

[Sultan öksürür]

[Sultan] Şerbetiniz de geldi.

Hakikaten de cildi biraz yağsızdır, kullanmak lazım anne.

[adam] Denemenizi tavsiye ederim.

Hee.

Gerçekten de çok güzel olmuş, ev yapımı değil mi?

Ev... Ev yap...

Evli yapımı yani.

Ev yapımı, başka nerede yapılacak bu şey?

Siz evde yaptınız değil mi?

Adam soruyor.

Bu fabrikalarda katkı maddesi katılarak yapılan

bir ürün değil, değil mi? Onun için soruyorum.

Bizzat benim mahsulümdür.

%100 organiktir kendisi, değil mi kız?

Sevindim. Bir de merdiven altında üreten sahtekârlar var.

İnsanların sağlığı ile oynuyorlar.

Allah Allah? Allah Allah?

Allah Allah!

Tövbe estağfurullah!

Bize ne kardeşim? İnsanlar nerede istiyorsa orada yapsın.

Merdivenin altında, üstünde, ortasında.

Bize ne onların fantezi dünyasından?

Ayrıca oynuyorlarsa da kendi sağlıkları ile oynuyorlar.

En fazla pozisyon hatası yaparlar, beli çıkar. Allah!

Biz ne konuşuyoruz ya?

Biz ne biçim şeyler konuşuyoruz? Manyak mıyız biz?

Yok, çok mühim bir konu bu.

Allah Allah.

Ben vücuduma aldığım bir şeyin nerede yapıldığını,

merkezini görmeliyim ve bilmeliyim.

-Merkez benim. -İyi bir şaka.

Senin şakanı...

-O sakallarını yolarım yemin ederim! -[hareketli müzik]

Kardeşim, sen kimsin kardeşim?

Kimsiniz sen ya?

Lütfen derhal bu evi terk edin.

Mumbar da vermiyoruz size. Buyurun, kapı bu tarafta.

Lütfen, lütfen.

İşte kapı, işte sapı.

Yaşınıza hürmeten bir şey yapmıyorum ama ebesinin damı artık.

Dam mevsimidir, olgunlar düşüyor.

Bizim dinleyicilerimiz çoktur maşallah.

-Öpeyim İbrahim abim. -Berhudar ol yavrum.

-Bu kim ulan? -Hadi, hadi, hadi.

Yürüyün gidin!

Sizi var ya bak! Keratalara bak!

Kerata.

[yavaş müzik girer]

♪ Doğan sade güneş değil her sabah ♪

♪ Umut doğar, hasret doğar ♪

♪ Kayan sadece yıldız değil her gece ♪

♪ Yıldız kayar, hayat kayar ♪

♪ Âşık söyler, arif anlar ♪

Erkeğin kalbine giden yol nereden geçer?

Söyleyin.

Benimkinin kalbi aşağıda atıyor.

Ama bütün yollar da ona çıkıyor.

Oha, hayvan oha.

Bilhassa hanımlarımızın yanında,

lütfen mümkün olduğu kadar kibar, efendi ve centilmen olalım.

Tamam mı?

Amerika da öyle buradaki gibi üstüne kuma almak falan yok.

Kanunen bir tane hanım alacaksınız, ömrü billah odur.

-Öyle, öyle. -[ahali üzülür]

Ben de oradan kendi bedenime uygun birkaç karı bulurum diyordum.

Buradakiler dar geliyor insana, ben geniş karı seviyorum.

Hepimizi anamız, babamız evermiş.

Sanki karıyı görmüşüz.

Ya yemin ediyorum, hâlen bana toplumsal analiz yapıyor bu adam!

Eleştirel bakıyor! Bana eleştirel bakma.

Okey, sofra kurmak ve sevgiliye...

-...aşkla bakmak çok önemli. -Evet.

Misal ben ilk görüşte aşka inanırım.

Zaten Danny'ye de öyle vuruldum.

Ya.

Siz ilk görüşte aşka inanır mısınız?

Valla üçüncü ya da dördüncü görüşte tanımaya başlıyoruz adamı.

Sonraki görüşme hastanede oluyor genellikle. Değil mi kız?

Yani ön görüşme yoktur bizde, direkt mülakata geçiyoruz.

Sonra da nedir o dediğin aşk falan hissedersek,

seversek ne ala.

Sevmezsek de lanet gelsin o hayata.

Kız, sen öyle hemen vazgeçme.

Adamı doyur,

yemeğin tadını çıkar.

Artıkları da kenara atma, çünkü bu evlilik oyununda

belki bir çikolata fantezi yaparsınız.

Böreği de benden kaçırmışsın!

Sakin, lütfen.

Modern sanatlardan dansa geçiyoruz.

[Latin müziği]

Şimdi bu dansın adı salsadır.

Salsa nedir?

Salsa yani böyle salsa.

Halayın sallamalısıdır.

Gibi.

[tango müziği]

Tango, erkekle kadının yaptığı romantik bir aşk dansıdır

ve çift olarak yapılır.

[Jessica] Ay!

-[Jessica] Of! -[kadın] Ay!

Halayın çiftlisidir.

Haa.

Bu ne ya?

İşte bu da step danstır. Depiyorsun ya hani.

Yani halayın depmelisi.

[birlikte] Haa!

[hiphop müzik]

Yani hip-hop halayın zıplamalı olanı.

Haa!

Halay halay dedin, içim çekti bir halay.

Kazım, Nazım kalkın bakayım.

Al bu telefondan bir türkü aç bakayım.

Şemmame'yi aç.

Benim de canım çekti. Bir şey diyeceğim.

Danny'yi sağlık ocağından alacağız.

-Halayla birlikte alırız değil mi? -Tabii, tabii.

-Sonra bizi bir eve atarsınız artık. -Ayıp ettin ya.

-Hadi bakalım. -Hadi.

[halay müziği, Şemmame]

Nedim abi, biz böyle bir yere varamayız.

Hani gidecektik sağlık ocağından Danny'yi alacaktın, eve gidecektik.

Delilo, Delilo!

[halay müziği, Delilo]

Hadi.

Geldik eve çok şükür.

Ağır ol, inecek var.

-Kız sen halay mı öğrendin? -Evet.

Bugün iyi geçti sanki. Değil mi Fehime?

He, yola geliyor kahpeler.

Yani kıymetli ladylerimiz.

Bizim de gayet iyiydi, Nazif amca hariç.

-Flash TV'den geçiyor mu? -He, he atlayın hadi.

Atla hadi.

-Hadi eve. -Yavaş, yavaş. Allah! Allah!

Kız aynı hamiledir, senden öncedir ya.

Sanki ne taşıyor içinde ya.

Bu nedir, bu nedir?

Kız ben sana çiçek getirmiştim.

Ne bileyim ben çiçek olduğunu.

Sebze sandım yemek yaptım. Ne yapayım?

-Şimdi ben karanfil yarık mı yiyeyim? -Zıkkım ye.

Dur, kımıldama.

[hareketli müzik girer]

Bana böyle gel, canımı ye.

Makbule'nin kocası ona çikolata sürüyormuş.

Sen lale getir ancak.

Kız sana daha dün yoğurt sürmedim mi?

Hadi git, o yoğurt mantıdan artmıştı, leş gibi sarımsaklıydı.

Ulan sana da fantezi dayanmıyor artık ha!

-Vurma, döverim Nazım! -Yapma.

[hareketli müzik girer]

Yemin ediyorum şaka yaptım!

Lan ne oluyor?

-Yarasın Abdülrezzakcığım. -Sağ ol Nazifciğim.

Yalnız İbrahim sıçtı.

Fakat köye iyi hareket getirdi.

Eskiden buralar hep arsaydı.

Bak şimdi terlik, tabak, çanak, saksıdır.

Kürdan?

Kendinden flor... Florü... Florürlüdür.

Valla kendinden manyaksın Nazif.

Çılgın, çılgın.

[bağrışmalar]

Ulan valla ben bunu kullanırım.

Ya İbrahim gitsin bu köyden ya biz!

Ya şu hale bak, iç savaş çıkmış resmen.

-Komşularımızla ilişkilerimiz bitmiş. -Bence Amerika kasten yollamış.

-Diyorlar İbrahim CIA ajanıdır. -Hem FBI diyorlar hem de KGB’dir.

-Madem HGS'dir, OGS ne oluyor? -Onun PTT'si başına yıkılsın inşallah.

Bu köyün halet-i ruhiyesi hiç iyi değildir.

Yok yok, müdahale etmek lazım hemen.

Valla tam benim ölçüm. Belki kullanırım sonra.

-Sabah şerifleriniz good morning. -Günaydın.

Hayırlı sabahlar, oğlum.

Bismillahirrahmanirrahim.

Köyde çok mu hasar varmış?

Savaş alanına döndü. Milletin dedikodusu da cabası.

Bu kadar sürede her şeyi öğrenmeleri mümkün değil demiştim.

-Bana bak yolarım seni, sus! -Sus Danny, sus Danny.

Zaten ben neyin peşindeyim ki.

Kaderimi zorluyorum ömrü billah.

Susuz köye su mühendisi çıkmışım ya.

Oğlum ben sana demişim.

Alışmamış köyde Amerika durmaz.

Hâlâ aynı meseleyi konuşuyorsunuz.

Senin zirzop koca adaylarını mı konuşalım?

[çocuk] Yazıyor, yazıyor! Zavallı Tinne, vah vah İbrahim yazıyor!

Ulan kim ne yazıyor?

Nerede yazıyor şerefsiz?

Yazıyor dedim ya, bitmemiştir tam.

Babam hâlâ yazıyor.

-Senin var ya babanın şarap çanağına... -İbrahim!

Dur, sakin.

Yahu sen dur hele, otur hele.

İki dövsün rahatlasın çocuk.

He valla.

Seni de, o babanın gazetesini de...

Kaçma lan, kaçma!

İmdat! Özgür basın susturulamaz!

Senin babanı nasıl özgür basacağım şimdi bak!

Şşş. Yayındadır babam, sessiz ol.

Ne yapıyor? Kendi kendine konuşuyor bu manyak.

-Öyle göremezsin 3D yayındır. -Ne?

3D, 3D.

Allah Allah?

[parazit sesi]

Bismillahirrahmanirrahim.

Evet kıymetli izleyenler hayat bilgisi programımızda yine

Sermiyandan Hoca ve leoparlarıyla birlikteyiz.

Çok yakışıklısınız yine, maşallah hocam.

Maşallah maşallah bakayım.

Yakışıklıyım gerçekten.

Maşallah. Elhamdülillah.

Evet Sermiyandan Hocam...

Bugün ki konumuz hasta ve hastanelerimiz.

Yahu yapmayayım diyorum aklıma getiriyor.

Maşallah durmayın hocam.

[kadın] Ne geldi güzel aklınıza hocam?

Espri değil mi? Hadi yapın, yapın.

Israr ediyorlar madem peki.

-Hastanede ne olur kızlar? -Hasta.

-Postanede ne olur? -Posta.

-Pastanede ne olur -Pasta.

-Kütüphanede ne olur? -Kütüp.

İlahi hocam bizi de şey ettiniz.

Niye kitap oku diyorlar, "kütüpmüş" bak.

Alimallah, alimallah.

[kadın] Maşallah.

Madem bu kadar eğlendik hadi o zaman eğlenceye devam.

Ne kadar komiğiz, ne kadar eğlenceliyiz.

[techno müzik]

[hoca] Maşallah. Maşallah.

Bana benziyor bu.

He vallah, hiç o açıdan bakmamıştım.

Ben de kaptırmış izliyorum.

Siyabend!

[parazit sesi]

Siyabend!

Ne yapıyorsun?

Kestik.

Al şunu.

Ne oldu, İbrahim?

-Ne yapıyorsun sen orada? -Senin avatarını yaptım.

Beğendin mi?

Gerçi mavi değil ama idare et artık.

Bak nasıl da eğleşiyorlar baba oğul.

Bu nedir ?

"İbrahimsiz Tinne çok daha şahane."

Devamı 37. sayfada diyor. Kim bilir ne yazdın.

-Getir bakacağım. -Gazete dört sayfa.

Ne gibi? Nasıl gibi?

Ne bu…

-Bu mudur hepsi? -Evet.

-Niye devamı 37. sayfada yazıyor? -Gizem olsun diye.

Bak orada ne yazıyor?

"Hiçbir gizem kalmayana dek Gercüş Times."

-37 sayfa olsaydı gizem kalır mıydı? -Yok.

Benim kelime dağarcığım yetmiyor sizin zekânıza.

Beni böyle rezil edeceksiniz Tinne'ye değil mi?

Sanki olmamışsın.

Tekrara düşmüşler. Senin artık haber değerin kalmadı.

Madem öyle...

[hüzünlü müzik]

Çok da gençti.

Ey güzel Allah'ım...

...belki de Tinne, "yok demek" olduğu içindir kaderi yok olmak.

Tinne var oldu...

...kimlikli oldu da ne oldu sanki?

Kimlik dediğin aynı tuzluk, şekerlik gibidir.

İçine tuz koyduğun tuzluk olur,

şeker koyduğun şekerlik olur.

Kimi koysan kimlik olur.

Bizim kim olduğumuz hiç mühim değildir ki.

Öyle.

Jessica.

Gel, bir tanem gel.

Gel sen de damda yat.

Gel bakalım, gel.

Denedin İbrahim, onlar için denedin

ve çok iyi yaptın.

Ama olmadı...

...olamadı.

Olmadı diye denemekten vazgeçseydik

ne biz, ne aşk olurdu dünyada.

Ne de başka bir şey tatlım.

Doğru diyorsun.

Yarın gidip konuşacağım Nedim abi ile.

Ne yapalım kısmet değilmiş.

[yere çarpma sesi]

Yıldız mı kaydı?

Yok, çocuk kaydı.

[Nedim] Deneme bir, iki...

Ses bir, iki.

Sevgili Tinneliler.

Benim, korkmayın.

Bundan böyle, kulaktan kulağa

bilgi yayınına son vermek için

köyle ilgili haberleri benden alacaksınız.

Ben size olan biteni anons edeceğim.

Kendi kendinize olayları abartmayın.

Anons bitti, hayırlı günler.

Ulan bu nedir? Bunu kim koydu buraya?

Bu basın özgürlüğüne yapılan bir darbedir.

-Sen misin İbrahim? -Evet, benim.

Geliyorum İbrahim.

Gel yavrum, buyur gel.

-Hayırlı olsun. -Sağ ol canım, gel.

Ne ikram edebilirim?

Çay, kahve,

ikametgâh, ilmühaber.

[iç çeker]

Anons et Nedim abi.

Bizim iş bitti.

Ben dönüyorum Amerika'ya.

Kararım kesindir diyorsun yani, öyle mi?

Benim değil, Tinne'nin kararıdır.

-İstemiyor kimse. -[fonda hüzünlü müzik]

Vay canına. Ben diyordum sen...

...Yusuf Ağanın oğlu kolay vazgeçmez.

Bak geçen gün ne buldum.

Babanın devlete son mektubu.

Hele oku.

Valla ben unutmuşum.

-Hepsi babamın yazdıkları. -Hepsi.

147.

147 tane.

Hele oku. Ne olur oku.

"Değerli devlet büyüğüm.

Biz varız...

...fakat galiba da yokuz."

Yani aslında varız...

fakat haritada görünemiyoruz.

Tinne halkı olarak...

...çok müşkül durumdayız.

Tinne aslen 'yok' demek oluyorsa da

gerçekten varız.

Fakat resmiyette gerçekten yokuz.

İşte bundan sebeptir ki köy de olamıyoruz.

Muhtarlığımız yoktur.

Okulumuz yoktur.

Hastanemiz yoktur.

Sağlık ocağımız yoktur."

"Vallahi kimsenin nüfusta kaydı bile yoktur.

Sadece büyük oğlum İbrahim'in kimliği vardır.

O da burada yoktur.

Belki diyeceksiniz ki...

...madem hiçbir şey yoktur, siz niye varsınız terbiyesizler?

[anlaşılmayan konuşma]

Yani, bilmiyorum.

Ne zaman canımız sıkılıyor, bir tane daha kalabalık oluyoruz."

"Kur'an adı hakkı için

belki 130 yıldır buradayız.

Ama kime gittiysek birini getirtemedik.

Sizlerden istirhamımız tez vakitte buraya gelip bizi görmenizdir.

O zaman biz ereriz muradımıza...

...hep beraber çıkarız muasır medeniyetler seviyesine.

Tinne köyü sahibi Yusuf Ağa."

Kurban olduğum.

Gel.

Nedim abi.

Bütün umudu, hayatı sendin.

Burayı kalkındırman,

insanına sahip çıkmandı.

Sen geldin sağ olasın, hepimizi kimlikli yaptın.

Var olasın.

Sen gidersen...

...vallahi kimsenin gönül koymaya hakkı yoktur.

Hii!

[neşeli müzik]

Sultan?

-Fotoğraf mı o elindekiler? -Abi, lütfen yapma.

Ne yapma? Ver bakayım bana.

Hii!

Fotoğrafçı?

Hani diyordun kendi kendine çekmiş?

Hiç selfie...

Sultan.

Kıyamam sana, kıyamam. Kurban olurum.

Kız bana neden yalan söyledin öyleyse?

Abinim ben senin. Hiç sana kızabilir miyim?

Yok estağfurullah abim. Ne bileyim?

Anam diyor ailece sevmeyiz Merdanları.

Fırat da Merdan Ağanın torunudur.

Ama kalbim de ondadır.

Nasıl diyeyim ben bunu anama?

Ben de o yüzden kendime çakma görücüler çıkartıyordum ki

beni Fırat'tan başkasına vermesin diye.

Kız olur mu öyle şey?

Beş parmağın beşi bir değil ki.

Değildir, değil mi?

Belki Fırat çok iyi çocuk, değil mi?

Belki, değil mi?

Kız o kadar seviyorsan aşkın önünde kim durabilmiş bugüne kadar?

Belki, tabii, değil mi?

Oy, oy.

Şu garip Tinne'ye hiçbir katkım olmadı.

Kardeşimin mutluluğuna bir faydam olsun.

Seni var ya, ulan Sultan.

Ya var ya...

Bu İngilizce o kadar da çok zor bir dil değildir.

Mesela horse at oluyor, don't horse atma.

Present Harika tens.

Bu suda doğum için Tom Cruise efendi diyormuş ki:

"Hey kadınlar, dinleyin beni."

-Amerika'nın ilk başkanı kimdi? -İbrahim'di.

Bu köyün değil, Amerika'nın başkanı.

Tamam, İbrahim Lincoln işte.

-Merhaba İbrahim abi, öpeyim. -Estağfurullah, hoş geldin Fırat.

Yalan konuşma lan!

Fırat, sen misin? Şaka mı yaptınız?

Siz ne âlemsiniz.

[hareketli müzik]

Faul, faul, faul.

["gol" sesleri]

Saçına ne yapmışsın? Kuşlar yuva mı yapıyor burada?

Ne yalan konuşup şaşırtmaca yapıyorsunuz?

Fırat benim abim, şaka yapıyor bunlar. Öpeyim.

Ben bu Fırat'ın suyunu keserim!

[İbrahim] Sultan, derhal kurbanını teşhise gel.

-[adam] Var ol Tinne. -[birlikte] Huh!

-Şampiyon Tinne! -[birlikte] Huh!

-Şampiyon Tinne! -[birlikte] Huh!

Huh! Huh! Huh!

Gel bakayım, hangisi Fırat?

[hareketli müzik devam]

Bu mu?

-Ne haber? -İyi, abim.

Bakacağız.

[hareketli müzik devam]

Var ol Tinne!

[zılgıtlar]

[çığlıklar]

İbrahim abi, ayıptır sorması beni niye söğütlüğe getirdin?

Tabii ki ayıptır sorması.

Burada soruları ben sorarım. Sana ne?

Gözden ırak kalmak istedim ki seni daha iyi tanıyayım.

Evet canım. Ne tür müzikten hoşlanıyorsun Fıratcığım?

Şey... Şey... Karışık.

Yani ben her türlü müzik dinlerim, müzik ayırt etmem.

Çok hoş.

Burcun?

Burcum...

Boğa, boğadır burcum.

Ama yükselince yay oluyor.

İyi, çok hoş.

Peki hobilerin, fobilerin, tabiilerin,

mümkün değillerin neler?

Şimdi açıkçası her şey mümkündür.

Tabii yerine göre.

Falın çıktı.

Bak canım, aşk çok hoş ve güzel bir şeydir.

Fakat o ki Sultan'ı mı üzdün...

Bak...

Ha bu Fırat'ın Fı'sıdır ya...

...ha bu Sultan'ın Su'sudur ya...

Ben de İbrahim olarak bu Fırat ile Sultan'ın arasına girerim...

...böyle "fis" olursunuz.

Büyük resmi görüyorsun değil mi?

Anladım İbrahim abi.

Canım.

Sağlam yanak.

[hareketli şarkı girer]

♪ Haydi yine iyisin İbrahim ♪

♪ Tinne geldi gaza Coş oyna, vur saza ♪

♪ De haydi rin tin tin Rin tin tin tinne ♪

♪ Daltonlar geliyor ♪

♪ Rin tin tin Tinne ♪

♪ De haydi rin tin tin Rin tin tin tinne ♪

♪ Kovboylar geliyor ♪

♪ Rin tin tin Tinne ♪

♪ Daltonlar geliyor ♪

♪ Rin tin tin Tinne ♪

Geliyorlar, geliyorlar! Baba, baba geliyorlar!

[haberci] Gir, gir, gir sen yayına gir.

[zılgıtlar, hareketli müzik]

Yol açın yol açın.

[haberci] Hoş geldiniz, hoş geldiniz.

Oğlum yayını sakın kesme, yayını sakın kesme.

Bir tane lokum, Allah aşkına bir tane yiyin.

Mardin'imizi nasıl buldunuz?

Acaba diyorum Tinne'yi nasıl buldunuz?

Amerikan heyeti köyümüze iştirak etmiştir.

Yalnız araya bir de Japon karıştı, onu çözemedim.

Sakin olun, herkesi teker teker alacağız. İyi şanslar.

Teker teker alacakmış, iyi şanslar diliyormuş.

-Okunmuş şeker yok mu? -Var.

Sen de bir tane al, sen geç sen geç.

Pencüse, severler güzeli genç ise.

Hep yek.

Kırarım adamı, tek tek.

Market, market!

Bu bakkal da her seferinde beni öldürecek.

Ne var bakkal?

Ne zaman market oldu bu?

Bu bakkalı kapattı market açtı.

Amerikalılar geldi ya.

Amerika... Buraya mı geldi Amerika?

Amerikalılar geldi! Amerikalılar geldi!

Gelmişler, Amerikalılar gelmiş. Ne oldu, heyet gelmiş?

Geldiler mi? İçerideler mi?

Sen çekil dua onlara gitsin, sana gelmesin.

[uzaktan anlaşılmayan konuşmalar]

Biliyordum.

Ne oldu? Amerikan tarihi ne oldu?

Kölelik?

Hiç mi anlamadınız?

Hiç mi öğretemedik?

Senden ne bekliyorum ki zaten?

Sen yapsan sürpriz!

Anladım, anladım.

Bir kişi yahu.

Gözlüğünden utan, nerede bozdun o gözlerini?

Oku, oku. İki kelime.

Bu nedir Nedim abi? Sen ne yapmışsın?

Bu paça nedir?

Moda oğlum, ecnebiler gelmiş.

Biz neyin derdindeyiz, sen neyin derdindesin?

Okey.

Ne düşünüyorsun Charles?

Sen nereden öğrendin bunu?

-Danny'den öğrendim biraz. -Yav, siz beni...

Evet, efendim?

İnanılmaz.

Hepsiyle gurur duymalısın.

Nasıl?

Sizle gurur duyacakmışız.

Fakat niye? Niye?

Hepsi gitmeyi hak etti.

-Ne? -Hepiniz hak etmişsiniz.

Bana numara yapıyordunuz!

Ama bir durum var.

Vali sadece beş aileye yerleşme izni verdi.

Yani?

Maalesef ki...

...kura çekmemiz gerek.

Kötü bir şey diyor.

Ne var? Ne olmuş? Bize de söyleyin.

Başta söylemiştim ya

bu Teksas valisi beş aileye

Yeşil Kart sözü verdi.

Şimdi hepiniz kazanınca...

...kura çekeceğiz diyor.

[ahali söylenir]

Milletin ömrünü kura ile mi tayin edecek bu soytarılar?

Hadi oradan bilmiş pislikler.

Zaten kuralarda bize düşen hep yektir.

İstemiyoruz kardeşim biz.

Talih benden yana olup komşumu üzecekse

ben tüküreyim o talihin tepesine.

Nazif amca, kendine gel.

Ben kendimdeyim, siz bana gelmişsiniz.

[fonda hüzünlü müzik]

Helal olsun Nazif amca.

Valla çok güzel konuştun.

Sağ olsun. Valla yazar beni seviyor.

Jessica, kurban olayım, benim dediklerimi onlara çevir.

Öpeyim Nazif amca.

Bak, yaratan bizim hepimize tek bir hayat vermiş.

Yaratırken de seni benden farklı kılmamış.

Biz öyle sanmışız.

Sonra da hep yarışmışız.

Daha da hâlâ herkes yarışıyor.

Bak, Fadike ile Nazike...

Onlar aynı tandırda yapmışlar ekmeklerini,

hem de birbirlerinin haklarını gasp etmeden.

-Seni seviyorum Nazike. -Ben de seni canım.

Ben de seni seviyorum kız.

Hepiniz sanıyorsunuz,

ancak birini mutsuz edince mutlu olunabilir, değil mi?

Ama bizim örfümüzde

komşusu ağlarken bize gülmek yoktur.

Öyle değil mi Abdülrezzak amca?

Öyledir, ağlattın beni namussuz.

Ağla Abdülrezzak amca.

Neticede gözyaşın bu toprağa dökülecek.

Zaten yıllardır bizim gözyaşımız da

terimiz de bu toprağa dökülmüş.

Gülmüşüz, bu dağların yankısı bize arkadaş olmuş.

Biz böyle yaşayıp giderken

siz öyle bir düzen kurmuşsunuz ki,

güçlü olan güçsüzü hep mecbur etmiş.

Çünkü birini güçlü yapmak

ancak diğerini güçsüz yaparak olur, değil mi?

He. Kazım abim benden güçlüdür misal.

He vallahi, ben Nazım'dan güçlüyüm.

Ama iki kişi olduğumuz için çözdük problemi.

Duydunuz mu?

Tanjant ile kotanjant kardeşler.

Burada başkasının mutsuzluğu üzerine

mutlu olacak bir Allah'ın kulu yoktur.

Hata bendedir ki ben bu insanların güzelliğini bilememişim.

He valla, biz de götümüzde Amerikan bezi ile büyümedik.

Anamızın bezini bırakıp hiçbir yere gitmeyiz.

Gir lan koluma Danny boy.

Helal olsun be ablam.

Seni seviyorum İbrahim.

Söyle vallah, kalırız burada.

He vallah, kalırız.

Ben de seni çok seviyorum.

Hep beraber...

-[İngilizce konuşur] Buradayız! -[kalabalık İngilizce] Buradayız!

-Biz buyuz! -Biz buyuz!

Dağ başına hoş geldiniz!

Dağ başına hoş geldiniz!

Tinne'ye hoş geldiniz!

Tinne'ye hoş geldiniz!

Eğer bizi karıştırırsan...

Eğer bizi karıştırırsan...

Sakin ol...

Sakin ol...

Ve geri bas!

Ve geri bas!

Hadi, hadi megafonun tam zamanıdır.

Hadi başlayalım.

[İbrahim] Haydi, haydi. Halaylamaya!

[halay havası]

♪ Karpuz getir yiyeyim Aç odana gireyim ♪

♪ Uyan, uyan, sar beni Yâr olduğun bileyim ♪

Evet sevgili Gercüş Times izleyenlerimiz.

Şimdi İbrahim ağamların yuva kuruşlarına tanık, yani şahit oluyoruz.

Kamera şaryo.

Hadi oğlum çek, babam gelmeden hadi.

Beni balayına nereye götüreceksin ayı?

Nereye istiyorsan oraya gideriz.

-İskandinavya'ya. -Neyden dinavya?

Salak, oranın havası serindir.

İskandinavya, gideriz.

İbrahim, Meyro'nun mezarından yol geçirtecekmiş.

Tehdit etti diye kızı Merdan'ın torununa vermiş.

Geçmiş olsun Meyro ana. Diyorlar ki,

kendi kazdığın mezara düşmüşsün, ayağını sakatlamışsın.

Hadi git oradan.

Erovizyon olmuş, ben ne yapayım? Boş boş konuşuyorsunuz.

Erovizyon kim?

Toprak kayması, cahil kızım.

Ben Sultan'ımı evlendirmişim.

Artık canım ne zaman isterse o zaman gider yatarım mezarıma.

-Tövbe de Meyro anne. -Yok kız şimdi istemiyorum zaten.

[adam] Gelsene İbrahim abi!

-Galiba zamanı geldi. -Bebek geliyor!

Anne, baba oluyorum, sen babaanne oluyorsun.

Jessica kötü oluyor, nerede doğuracak?

-[kadın] Yardım edin hele. -Sizin arabaya gidelim.

Torunum geliyor.

Torunum geliyor!

Benim bebeğim de geliyor!

Danny, yardım et!

Önce ben ulan... Önce ben!

Ben! Ben!

[kadınların inlemeleri]

Jessica!

Bir tanem.

-Karıma bakıyorum. -İbrahim abi, neye bakıyorsun?

Karım, karım benim karım!

Yahu ben de yaptım o çocuğu!

[Nazif] Gel oğlum, gel!

Geliyor Meyro anne!

Anne geldi valla geldi!

Sür kızım sür şuraya!

-Yardım edin lütfen! -Sür şu tarafa.

-Ablamınki de geliyor. -Sür şuraya.

Geç kızın yanına.

Valla benimki kafayı çıkardı, uç verdi.

Kes sesini Fehime!

Ben ne yapayım ikinizin arasında?

Kurban olayım, ıkınma. Bebek tersten gelecek.

El kadar şey, tersinden düzünden ne olacak?

Siz itin karnımı yolda düzelir. Uç verdi.

Burası geliyor işte.

Burası doğuruyor.

Ben bu kadar acılı bir şey olduğunu bilseydim

baştan sevişmezdik yani.

Ben yaptım o çocuğu, ben yaptım!

Karımla beraber yaptık onu biz.

Çocuğun yanında neler konuşuyorum.

[İngilizce] It's okay. It'll be okay.

[anlaşılmayan konuşma]

Bir karışmayın.

Kimse yok mu?

Nefes al, nefes al.

Tamam, böyle.

[telefon zil sesi]

Selam! Ne var ne yok?

-Nefes al ve ver. Normali budur. -Aldırıyorsun, verdirmiyorsun!

Sen niye heyecanlı değilsin?

-Fehime de doğuruyor. -Fehime işte, bilirsin.

-[gülerler] -O da doğru.

[duygusal müzik]

Anam.

Anne, küçücük.

Jessica, versene bana torunumu.

[Meyro] Canımın canı geldi.

Kurban olduğum, gel oğlum.

Sen Amerikalardan mı geldin?

Baban seni bana hediye mi etti?

Ula ben sana kurban olu...

Kız, babasına da versene.

Abim, abim!

Nur topu gibi bir oğlan.

[anlaşılmayan konuşma]

At, at.

Getir kız, getir.

[telefon zil sesi]

Selam baba.

Seninle gurur duyuyorum. Çok güzel görünüyorsun.

Benim de size sürprizim var.

İnanamayacaksın.

Çok güzelsin tatlım. Dorothy bak Jessica.

Aman Tanrım. Sürpriz, şunlara bak!

Tebrikler. Çok güzel görünüyorsun.

Fehime bak.

Selam Fehime, bak!

Köpeğin bile doğurdu sen hâlâ doğuramadın.

O bile doğurmuş, lanet gele ya!

Kapat şunu Jessica. Kapat, kapat!

Baba, seni seviyorum.

Kız valla benimki de geliyor!

Kız, kalk oradan!

Kalk işgal etme yatağı boşu boşuna.

Herkes doğurdu, benimki içimde kaldı, görüyor musunuz?

Hoş geldin benim oğlum.

[bebek ağlaması]

-Fehime iyi mi? -İyi.

Düğün ne oldu, iptal mi?

[kısık sesle] Zaten anamı zor ikna ettik, devam.

Sessiz ama sessiz.

Aman ha.

Haydi sessiz halaylıyoruz.

[Nedim fısıldayarak] Bebeği ürkütmeden.

Ben sana kurban olurum.

[sessiz halay çekerler]

Görüyor musun?

Tinne seni çok seviyor.

Çünkü sen Amerikalı değilsin.

Tinneli doğdun, Tinneli kalacaksın.

Öyle değil mi Abdürrahim O'Brien?

["Karpuz Kestim Yiyeyim" çalıyor]

[erkek] ♪ Karpuzun dilimi, nettin benim gülümü ♪

♪ Gülümü koklayanlar, göze alsın ölümü ♪

♪ Karpuzun dilimi, nettin benim yârimi ♪

♪ Gülümü koklayanlar, göze alsın ölümü ♪

["Ben Bir Keklik Olaydım" çalıyor]

[erkek] ♪ Ben bir keklik olaydım Dallarına konaydım ♪

♪ Gelen geçen yolcudan Haberini soraydım ♪

[koro birlikte] ♪ Ben bir keklik olaydım Dallarına konaydım ♪

♪ Gelen geçen yolcudan Haberini soraydım ♪

♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

[erkek] ♪ Gidiyorum ağlama Karaları bağlama ♪

♪ Saçlarından bir tel ver İlaç olsun yarama ♪

[koro birlikte] ♪ Gidiyorum ağlama Karaları bağlama ♪

♪ Saçlarından bir tel ver İlaç olsun yarama ♪

♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

[erkek şiir okur] Ben bir keklik olaydım, dallarına konaydım.

Gelen geçen yolcudan, haberini soraydım.

Ah ye esmeri loy, habibi ıl esmerani.

Esmer ebu ıyun ıssud, eğet akli ğelleni.

[kadınlar] ♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

[birlikte] ♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

♪ Ah ye esmeri loy Habibi ıl esmerani ♪

♪ Esmer ebu ıyun ıssud Eğet akli ğelleni ♪

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.