Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
ÖNCEKİ BÖLÜMLERDE
Bodrumda ziyan oluyorsun.
Gece ajanı olmaya ne dersin?
Adamımız o mu?
Yeni bilgi sızdıracak olabilir.
- Tanıdın mı? - Hayır.
Yeni adam bende. Sen Warren'ı al.
- Şimdi bir şey bıraktı. - Seninle buluşayım.
Alice, ifşa oldum!
Kahretsin, ben de!
Alice!
ÇOK GİZLİ
- Peter Sutherland? - Hâlâ yerini bulamadık.
Bangkok'ta ne ters gitti, çözüldü mü?
Eğitimi hızlandırıldı. Çok çabuk sahaya itildi.
Yani sorun Peter mı?
- Kimsiniz? - Peter Sutherland'ı arıyorum.
Nereden tanıyorsunuz?
Peter hakkında bir telefon almışsınız.
Peter'ı bulduğumuzda size güvende olduğunu iletirim.
Neredesin?
- Ne oldu? - Babamla ilgili.
- Konuşmadınız mı? - Signal'dan konuşuyorduk.
Mesajlaşma uygulaması.
YARIN ANNEN FARK ETMEDEN ÇIKABİLİR MİSİN?
EVET.
- Yere yat! - Sana canlı lazımım.
- Rose? - Peter.
Ha...
DOKUZ AY ÖNCE
Ben Catherine.
İdarecim misiniz?
İstihbarat memuru.
Bir gece ajanının kendini idare edebileceğini umuyoruz.
Tayland'a hoş geldin.
- Almanya'daki işlemler nasıl geçti? - İyiydi.
- Beklediğimden uzun sürdü. - FBI ajanı görünüşün anca değişmiştir.
Tüm o dövmeleri sildirmek de hoş olmamıştır.
Pek seçenek bırakmadılar.
Brifingi okudun mu?
Okudum da çok bilgi yoktu. Ne zaman başlıyorum?
Her şey sırasıyla.
Bangkok'taki CIA istasyonunda sızıntı olduğuna dair güvenilir kanıt var.
Teşkilatın iç soruşturması sonuç vermedi.
İşimiz köstebeği ve sebebini öğrenmek.
Araştırıldıklarını ajanlara fark ettirmeden.
Anlaşıldı.
O zaman Gece Harekatı'nda
ne kadar başarılı olacağından neden şüpheli olduğumu da anlarsın.
- Pardon? - Analiz tamam, lojistik iyi.
Ama saha çalışması? Buna hazır olmadığını sen de biliyorsun.
Ne oluyor?
Sana geri dönme şansı veriyorum.
Gidip FBI'a çalışabilirsin.
Başkan bizi zorladığı için buradasın.
Uygun kanallardan ilerleyip gerekli engelleri aştığın için değil.
Bu iş insanı yorar. Hazır olmadığını kabul etmek de bir erdem.
Gece ajanlığında başarı özel bir karakter gerektirir.
Bırakmak ayıp değil. Aslında tam tersi.
Sonra ben yapmak zorunda kalacağıma bu seçimi şimdi yapman daha iyi.
Başarabilirim.
Peter, bu Alice.
- Merhaba. - Sonunda gelmene sevindim.
Bu görevde eğitimini yönetecek. Onu takip et.
Merak etme, yumuşağımdır.
Diğer ülkelerdeki ajanları yönetiyorum. İlerlemenizi arada kontrol edeceğim.
Yani sahaya hazır olup olmadığına Alice karar verecek.
- Sanmıştım ki... - Ne sandın, biliyorum.
Ama eğitim önce gelir. Sizi bırakayım. Beni bilgilendir.
Demek böyle.
Böyle.
Saha ofisi yok, karargâh yok, destek personeli yok, ayak izi yok.
Burada sadece sivil gibiyiz.
Bu arada, telefonuna bakayım.
Pekâlâ, benim telefonum kayıtlı.
Gece Harekâtı'nın yerel numarasını ezberledin mi?
- Evet. - İyi.
O numara asla telefona kaydedilmemeli.
Amerika'da bir söylenti olabiliriz ama burada tamamen yokuz.
Birkaç kişisel numarayı kaydedebilir miyim, telefonu...
Bayan Larkin için mi?
Dosyanı okudum. Nereden geldiğini bilmek benim işim.
- Yanlış anlama. - Sorun değil.
Onu arayacağımı söylemiştim ve...
Sana bir tavsiye. Ben zor yoldan öğrendim. Artık gece ajanısın.
İlişkiler tehlikelidir.
Normal insanlar için bile, ki biz değiliz.
Şu andan itibaren kişisel bağlantın olmamasını öneririm.
Geçmişini geride bırakmak daha kolay.
İtirazın var mı?
Hayır efendim.
Alice de.
- "Efendim"leri Catherine'e sakla. - Tamam.
Başa biraz ürkütücüdür ama seni umursar. Bu alanda nadir görülen bir şey.
Başta seni de bırakmaya ikna etmeye çalıştı mı?
Hayır. Beni işe o aldı.
Seni gereken yere götürelim. Hadi.
Kim o?
Diğer uca git. Bir çıkış yolu bul. Hadi.
Peter!
Buradan.
Dur.
Gir.
Kenardan dolaş. Arkadan yollarını kes.
Koş!
Rose, hadi!
Şuraya.
Ne yapıyorsunuz?
Gitmemiz lazım. Birkaç sokak öteye götür.
- Uber öyle çalışmaz. - Emin misin?
Peki.
- Yürü. Hadi. - Hadi.
Ne kadar kötü?
- Yaşarım. - Nereye gittiler, gördün mü?
İyi misin?
- Bilmiyorum. Ne oldu? - Evde anlatırım.
Ev nerede?
Dinle, nerede olduğumu kimse bilmemeli.
- Beni nasıl bulduğunu anlatmalısın. - Bir fotoğraf buldum.
Köhne bir acil servisteki bir kadının selfie'sindeydin.
- Ondan sonra işimi yaptım. - "İşimi yaptım" ne demek?
Beni tam olarak nasıl bulduğunu bilmeliyim.
- Her şeyiyle. - Biliyorum ve anlatmaya çalışıyorum.
Üzgünüm. Düşünmem gerek.
Az önce biri bizi öldürmeye çalıştı.
Yeniden.
Peter, kanaman var.
Kahretsin.
- Yardım lazım mı? - Hayır.
Sadece enfeksiyon kapmış.
Bu yüzden acildeydim. Antibiyotik verdiler.
Oradaki kadın kaldığın sığınmaevini söyledi.
Sonra sığınma evindeki adam basketbol sahasından bahsetti.
Sahada da bir çocukla tanıştım. Telefonunu çalmışsın anlaşılan.
Onun numarasını takip edip seni buldum.
- Numarayı mı takip ettin? - Başka kimse nerede olduğunu bilmiyor.
Tamam. Sağ ol.
- Özür dilerim. - Anlıyorum. Sorun değil.
Peki neden beni arıyordun?
Çünkü senden 10 aydır haber alamadım.
Sonra bir anda tanımadığım biri arayıp seni sorunca ödüm bokuma karıştı.
- Kim aradı? - Bilmiyorum. Bir adam.
Başın beladaymış ve sana yardım etmek istiyormuş.
Ben de Travers'a ulaştım ve Catherine diye bir kadın çıkageldi.
Ona çalışıyormuşsun.
- Catherine'le mi konuştun? - Evet.
- Ne dedi? - Hiçbir şey.
Bana cevaplarını bilmediğim bir sürü soru sordu ve...
Bak Peter, hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum.
Ne oluyor, anlatacak mısın?
Seni bu işe bulaştıramam.
Seni bulmak için beni aradılar.
Yarım saat önce de bize ateş ediyorlardı.
Bulaştım zaten.
Ne oldu sana? O çocuğun telefonunu neden aldın?
Bu adamı bulmak için. Warren Stocker. Çocuğun babası.
Tüm bunların anahtarı o.
Tüm bunlar ne?
Neyi söylemiyorsun?
Bir ay önce çalıştığım operasyon sarpa sardı.
Aslında sırf keşif amaçlıydı.
CIA istihbaratını kimin, kime sızdırdığını bul.
Ama... Bilmiyorum. Başka bir iş dönüyordu.
Çünkü bu gece bize ateş eden adam o gün oradaydı.
Gece Harekâtı dışında kimsenin bilmediği tahliye noktasında bizi pusuya düşürdü.
Ortağımı öldürdü.
Tanrım. Üzgünüm.
Catherine'in parmağı var mı, Gece Harekâtı güvenli mi bilmiyorum.
Ve çözene kadar...
Hiç kimseye güvenemem.
Ben hariç, değil mi?
Sen hariç.
Bu geçen seferki gibi olamaz.
Seni koruyamam Rose.
Engel olmak istemedim. Ben... Yardım etmeye çalışıyordum.
Dürüst olmak gerekirse, orada olmasaydın
diğer adamı muhtemelen göremezdim. Yani...
Yani seni kurtardım sayılır.
Biraz dinlenelim. Olur mu? Bunları sabah çözeriz.
Sen yatağı al, ben kanepeyi.
Hayır, kanepede uyurum. Sorun değil.
Rose, bir kapının daha ardında olman daha güvenli.
Doğru.
- Rose? - Evet?
Bir daha birinin peşine düştüğünde
topuklu giyme.
Seni görmek güzel.
Evet, seni de.
İki çocukla İran'a gitmek ne kadar zor, biliyorsun.
Kolay değil ama bu yıl onları iki hafta büyükannelerine götürmek istiyorum.
Peki ya sen?
İstediğiniz araştırma.
- Masama bırak. - Tamam.
Sağlığı kötüleşiyor, onu yakında görmek istiyoruz.
- Bayan Taheri. - Buyurun?
Mutfak personeline yardım lazımmış. Yardım edeceğini söyledim.
- Tabii. - Teşekkürler.
Bismillahirrahmanirrahim.
Bir dakika dinlemenizi rica ediyorum.
Teşekkürler.
Davranışlarınız tüm temsilciliğimizi ve ülkemizi yansıtır.
Haftaya toplanacak olan Genel Kurul'da
herkesin uygun şekilde davranması çok önemli.
Zira yakından inceleme altında olacağız.
Ayrıca şunu da hatırlatayım.
Amerikalıların İran'la ilgili aşırı paranoyalarından dolayı
temsilciliğin tüm personelinin şehirde gidebileceği bölge
kesin olarak belirli.
Bu bölgenin dışında bulunursanız
sorgulanıp sınır dışı edilmek üzere
tutuklanırsınız.
Bazılarınızın bildiği gibi,
Houshang ailevi bir acil durum sebebiyle eve dönmek zorunda kaldı.
Yani güvenlik protokollerimiz hakkında sorularınız varsa
lütfen Javad Rahmani'ye danışın.
Kendisi temsilciliğimizin yeni güvenlik şefi.
Teşekkürler.
Noor, bırak temizlikçi halletsin.
Sakıncası yok.
Hatta Büyükelçi dağınıklığı tercih ediyor bence.
Sorun değil. Kardeşim yüzünden temizlik yapmaya alışkınım.
Ama Abbas'ın ablası değil, asistanısın.
Diğer asistanını kötü gösterme.
- Javad sana bakıyordu. - Bizi gözlemek onun işi.
- Hayır, sadece seni gözlüyor gibiydi. - Haleh!
Temsilcilikteki tek bekâr kadın sensin.
İyi bir işi, harika saçları var. Kaçırılmaz.
Onu tanımıyorum.
Tanış o zaman.
Sen de kaçırılmaz birisin. Ne zararı var?
Haleh, bunların yarına temizlenmesi için kaçta vermemiz gerek?
13.00'te.
13.00 mü? O zaman gitsen iyi olur.
Ama 10 dakika sonra brifing var. Not tutmam lazım.
Öğle yemeğinde ben bırakabilirim.
Teşekkürler Bayan Taheri. İnisiyatif almanızı takdir ediyorum.
Beni kötü göstermeyi bırak.
- Ne yapıyorsun? - Sakin ol. Videoda hiçbir şey olmadı.
Eşyalarımı karıştırmamalısın.
Warren Stocker, değil mi? Yaklaşıyorum.
Yani, tüketici seviyesi yüz tanıma bir sürü yalancı pozitif buluyor
ama şehir içinden birkaç görüntü bulmayı başardım.
Hepsi geçen haftadan.
Dur. Oha. Bu ne?
Dün gece uyku tutmadı.
Ve böyle olunca bir şeyle dikkatimi dağıtmam gerekiyor.
Seni bulduğum gibi senin adamı bularak sana yardım edebileceğimi düşündüm.
Arayüzü yeniden kodlayıp daha fazla parametre almasını sağlarsam.
Neyin arayüzü? Ne... Sen neden bahsediyorsun Rose?
AdVerse diye bir pazarlama protokolünü kodlamaya yardım ediyorum.
Her kombinasyonla interneti tarayabiliyor.
Yazılar, fotoğraflar, konumlar...
Verdiğin her bilgi aramayı daraltır.
Seni ararken kurcalamaya başlamıştım.
Ve işte aradığın adamın son görüntüsü. Dün geceden.
Artık konum verisi de var.
- Anlaşılan şehre dönüyormuş. - Evet, bu o.
Trafik kamerasından. Sonra ne yaptı bilmiyorum ama.
- Dur, dur. Dün gece hiç uyumadın mı yani? - Pek uyumadım. Sorun değil.
Elimden gelen bu kadar.
Arayüz sadece halka açık, arşivlenmiş verileri tarıyor.
Eski yani. En iyi ihtimalle 12 saat gecikme var.
- Gerçek zamanlı değil. - Bilmiyorum, bayağı iyiymiş.
Şirketin bu, öyle mi? Artık işin bu mu?
Kodun çoğunu ben yazdım ama hayır.
Sadece orada çalışıyorum.
Kendi işini kurmak istediğini sanıyordum. Kendi şirketini falan.
Evet.
10 ayda kaçırdığın çok şey oldu.
Dinle...
Rose... Seni aramak istedim.
Peter, önemli değil. Biz...
- Hayır, önemli. - Hayır.
Özür dilerim. Seni aramalıydım.
Yaptığın şey önemli, biliyorum.
- Ama şimdi yardıma ihtiyacın var. - Evet.
Kimseye güvenemiyorsan neden Travers'a ulaşmıyorsun?
Gece ajanı olmak telefonlarına bakmak gibi değil.
Warren'ı ele geçirmeden Başkan'a gidemem.
Ve hangi istihbaratı kime sızdırdığını ve Gece Harekâtı'ndaki köstebeği bulmadan.
Çünkü Catherine'se Başkan'a beni kötülüyor olabilir.
Hayır. Ona gitmeden önce inkâr edilemez kanıtım olmalı.
Gece ajanı olmak nasıl bir şey?
Uçağa binerkenki heyecanını hatırlıyorum.
Evet.
Piston yatağı olmak gibi.
- Peki. - Araba değilsin.
Motor bile değilsin.
Motorun çok ama çok küçük, çok önemli bir parçasısın.
Ve başarısız olamazsın.
Çünkü başarısız olursan her şey dağılır.
Ve...
Evet, buna izin veremezsin.
Doğru yoldasın gibi.
New York ülkede en çok kamera olan şehirlerden.
- Warren ortaya çıkar. - Göreceğiz.
Bir şey soracağım. Bu onun evi mi?
Yoksa 1995'ten kalma bir VHS kaseti mi oynatıyorsun devamlı?
Bu aralar bir FBI gözetleme setine erişimim yok.
Elimden gelenin en iyisi bu.
Kalan son Radio Shack'in indirim reyonundan kamera mı topladın?
- Sonuçta işe yarıyor. - Eh, haklısın.
Hayır, bu ev eskiden onundu
ama boşanırken Ethan'ın velayeti ile birlikte kaybetti.
Bir ay önce kendisi ve oğlu için sahte pasaport çıkarttı.
Sanırım Ethan'ı alıp ortadan kaybolmaya çalışıyor.
Ethan'ın babası onu almaya çalışacak
ve polise söylemek yerine almasını mı bekliyorsun?
Elimdeki tek ipucu o. Ethan'ı güvende tutacağım.
Bir şey oluyor.
Basketbol maçına gidiyorlar. Ethan play-offta oynayacak.
- Nereden biliyorsun? - Ethan'a koçluk yapıyordum.
Koçluk mu, yankesicilik mi?
Ustasından öğrendim.
- Nereye gidiyorsun? - Warren onu götürmeye çalışabilir.
- Sen burada kal, döndüğümde... - Hayır, burada tek başıma kalmıyorum.
Gece dediklerimi duymadın mı?
Seni yanımda götüremem. Seni koruyamam.
Şu anda yalnız kalamam. Ayrıca yardım edebilirim.
Yanında mı daha güvendeyim, yalnız mı?
Ethan. Merhaba canım. Gel.
Ne oluyor?
Gideyim mi?
- Yüzüne ne oldu? - Bir şey yok. Kötü düştüm sadece.
- Seni görmek güzel. - Seni de.
Bak, biliyorum, daha sonra görüşecektik ama bazı şeyler çıktı
ve görüşmek istiyorsak şimdi gitmeliyiz.
- Peki maç? - Üzgünüm, kaçırmamız gerekecek.
Ama şimdi çıkmamız cidden önemli, tamam mı? Hadi Ethan, gidelim.
Ethan? Hâlâ burada mısın? Maç başlıyor.
Hadi, gidelim!
Ethan, ne yapıyor...
Warren? Neler oluyor?
- Ethan, paltonu al, dışarıda bekle. - Dur, bekle.
- Hemen annene git Ethan. - Baban benim, o değil.
Paltonu al ve dışarıda bekle. Frank'le konuşacağım.
Ethan, dur. Sadece...
- O senin oğlun değil. - Mahkeme emrini ihlal ediyorsun.
Sen evliliğimi ihlal ettin.
Ben ülkeme hizmet ederken karımı becerdin.
Benim evimde oğlumla yaşıyorsun. Neyin doğru olduğunu sen mi öğreteceksin?
Ethan için doğru olana ne dersin?
Soyunma odası.
- Siktir. - Ben hallederim. Git.
- Tamam. - Tamam. Hey.
Ne oldu?
- Warren yaptı. Ethan'ı götürdü. - Nereye götürdü, fikriniz var mı?
- Burada ne işin var? Ethan nerede? - Patricia, dinle. Ben FBI'danım.
Warren'ın nereye gidebileceği hakkında ne biliyorsan söylemen çok önemli.
Bilmiyorum!
Bana bak. Adım Rose. Sana yardım edeceğim, tamam mı?
- Yapabilirsin. - Ne oluyor?
Warren, Ethan'la kaçmaya çalışıyor. Yardımınızla durdurabiliriz.
Ethan'ı kaçırmaya mı çalışıyor? Deli herif.
- Polisi aramalıyız. - Evet ama Warren bir adım önde.
- Nereye gidebilir, fikrin var mı? - Hiç yok.
Evliyken acil durumda buluşma noktalarından bahsetti mi?
Evet. İşinde bunların normal olduğunu söyledi.
Haritada gösterebilir misin?
- Belki. - Fikrin var mı?
Ülkeden çıkmak için bir yolu olmalı. Onu bulmalıyız.
AdVerse sonuçlarını konuma göre sıralarım.
Konum geçmişi gittiği yere işaret edebilir. Bakalım.
Bunlardan biri tanıdık mı?
Bu, biraz.
- Long Island mı? - Annemler orada.
Farmingdale'in içinde eski bir motel var.
Bir şey olursa oraya gidin demişti.
- Bölgede başka ne var? - Özel şirketler.
Küçük bir havaalanı, uçuş okulları.
- Adam pilot. - Tanrım!
Onu durduracağız.
Siz polisi arayıp her şeyi anlatın.
Sonra eve gidin. Belki Ethan kaçıp eve dönmeye çalışır.
TEMİZLEME TERZİ
- Evrakları düzenlemek ne kadar sürer? - Önce bakalım işe yarar bir şey var mı.
Bu işe yaramaz. Bununla bir şey yapamam.
Ama bunu doğrudan temsilcilik dosyalarından kopyaladım.
İran'ın İHA programının detayları.
Daha önce görmediğimiz bir şey yok.
İstihbarat sağlarsam CIA bana ve aileme sığınma hakkı verecek demiştiniz.
Öncelikle sen bize geldin.
İkincisi, işe yarar bir istihbarat olmadan taleplerini karşılamak zorunda değiliz.
Üzgünüm.
Yakalanırsam bana ne olacağını biliyor musun?
Tabii ki biliyorum. Ama bu senin seçimindi.
Bir iyilik karşılığında istihbarat sözü veren
ilk yabancı olduğunu mu sanıyorsun?
- Bu oyunu daha önce oynadım. - Benim için oyun değil.
Kardeşimi İran'dan çıkarmak için bir haftam var.
Ve saf değiştirirsem
onu ya da annemi geride bırakamam. Misillemenin hedefi olurlar.
Yardım etmek istiyoruz. ama bunu hak etmelisin.
Verdiğim telefon duruyor mu?
Tamam. Sıra dışı bir şey bulursan bana nasıl ulaşacağını biliyorsun.
Büyükelçi,
Amerikan istihbaratından biriyle gizli toplantılar yapıyor.
Nereden biliyorsun?
- Temsilcilikte bir söylenti duydum. - Söylenti.
Eğer doğruysa aranızda bir köstebek olabilir.
Doğruysa kanıt bul.
O zaman yardım edebiliriz.
Başka bir şey var mı?
- Patricia? - Evet?
Kocanız hakkında konuşacaktım.
- Psikopat herifi yakaladınız mı? - Kimsiniz?
FBI'danım.
David ve Rose, Ethan'ı buldu mu?
- David ve Rose? - İki ajanınız.
Warren, Ethan'ı alırken buradaydılar. Peşinden gittiler.
- Bu mu? - Evet, David.
Oğlumu buldu mu?
- Telefonun nerede? - Yanımda değil.
Emin misin? Kimse bizi takip etmemeli.
Nerede bilmiyorum. Bir arkadaşımınkiyle karışmış.
- Kim o arkadaş? - David.
Bana koçluk yapan adam.
Arkadaşın değil o! Bana ulaşmak için seni kullandı!
- Bana zarar vermek için, anladın mı? - Nereye gidiyoruz?
- Güvenli bir yere. - Annem ne olacak?
Tamam. Annen...
Biliyorum, şu an çok hızlı geliyor ama her şey yoluna girecek.
Buradan çıktığımızda açıklayacağım.
Sen ve ben baştan başlıyoruz, tamam mı?
Güven bana. Güveniyor musun? Tamam.
Yardım edin! Pistte acil durum var. Yardım lazım.
- Burada kal. - Çabuk!
Ne oldu?
Arkadaşım düştü.
Bilinci kapalı ve etrafta kimse yok. Yardım lazım.
Ethan, benimle gel.
Hadi!
Ondan uzak dur!
Ethan!
Ethan!
Onunla ne yapıyorsunuz?
Evine, annesine götürüyoruz. Taksi yolda.
- Babamla ne yapıyorsun? - Devlete çalışıyorum.
Baban kötü şeyler yaptı.
Hayır Ethan. Onu dinleme. Yalan söylüyor.
- Peter, bunları görmesine gerek yok. - Peter mı? Adın David değil mi?
Bak, biliyorum, şu an anlamsız geliyor.
Ve inan bana, neler yaşadığını tam olarak biliyorum.
Üzgünüm.
Bunları hak etmiyorsun.
Bekle, lütfen.
Açıklayabilirim. Bekle.
Bekle lütfen.
Seni seviyorum!
- Konuşmak istemediğine emin misin? - Git başımdan.
Ethan.
Baksana.
Baban güvende olacak, tamam mı?
Söz.
Pardon, bir dakika bekler misiniz lütfen?
Bak, tüm bunlara bulaştığın için üzgünüm
ama sen olmasan Warren'ı bulamazdım.
Teşekkür ederim.
Ne? Ne oldu?
Gerçek Peter olmayı hiç bırakma, tamam mı?
Ona pişman olacağın bir şey yapma.
Kamyonetteki, evdeki şeyler sen değilsin.
İşim bitince seni bulup her şeyi açıklayacağım.
Tamam.
Ethan'ı eve bıraktıktan sonra Kaliforniya'ya geri dönüyorum.
Güzel.
Bir şey isteyeceğim.
Chinatown'dan gece otobüsüne bin. Boston'a git, Logan Havaalanı'ndan uç.
Daha güvenli olur.
- Peki ya sen? - Bir şey olmaz.
Tamam.
Dikkatli ol.
Tamam.
Burada ne yapıyorsun?
Temizlik yapıyorum.
Asistansın, değil mi?
Evet. Yeni başladım.
Büyükelçi'de iyi bir izlenim bırakmaya çalışıyorum.
Benim yüzümden geç saate kaldıysan özür dilerim.
Ben Noor.
Javad.
Seni görmüştüm sanki.
Efendim?
Ailen nereli?
İsfahan.
Benim de.
Ghadir Bahçesi yakınlarında büyüdüm.
Sahi mi?
Okula giderken oradan geçerdim.
Kuzey tarafında bir yer harika zoolbia yapar.
- Chai Maison? - Evet!
Vay be, dünya küçük.
Evi çok özleyeceğimi düşünmüyordum
ama şimdi sen bahsedince canım çok zoolbia çekti.
New York'ta her yemeği bulabilirsin.
İran mutfağını bile.
Şunları kaldırayım.
Evine kadar eşlik edebilir miyim?
Çok naziksin ama zahmet vermek istemem.
Zahmet değil.
Ayrıca Amerika'da sokaklar çok güvenli değil.
Özellikle geceleri.
Başka işin varsa bitirmeni bekleyebilirim.
Tamam o zaman. Teşekkürler.
Rica ederim.
Oğlumu bir daha görebilecek miyim?
- Alo? - Direktör Gedney.
Direktör Yardımcısı Mosley'le birlikteyim.
FBI ve CIA yöneticilerinin buluşması hayra alamet olamaz.
Başkan, CIA'in bugün aldığı bir istihbaratı paylaşmamızı istedi.
Geliştirme sürecindeki bir muhbirimiz bir istihbarat sızıntısından bahsetti.
İranlılar gizli bilgiler ele geçirmiş olabilir.
Sizin vakayla bağlantılı olabilir.
Başkan, Gece Harekâtı'nı dâhil etmek istiyor.
Warren Stocker İranlılara istihbarat satmak için mi şehre döndü?
Belirsiz. Doğrulamaya çalışıyoruz.
Aranırken daha fazla suç işlemek için ABD topraklarına dönmek
ya aptallık ya inatçılık.
Geliştirdiğiniz muhbir kim?
Sağ ol.
Times Meydanı'na gitme.
Ama orası New York'un merkezi.
Sirk gibi bir yer. Güven bana.
Şehri yaşamak istiyorsan, bodega'ları ziyaret et.
Her tür insan oralara gidiyor ve her şey satılıyor.
Sana güveniyorum.
Eşlik ettiğin için sağ ol.
Yarın temsilcilikte görüşürüz.
Tamam.
Belki öğlen beni New York usulü İran yemeğiyle tanıştırırsın.
Genelde öğle yemeğinde çalışırım.
Peki.
İyi geceler.
İyi geceler.
Noor.
Evet?
Sadece bir asistan değilsin.
İşin önemli.
Eminim ailen seninle gurur duyuyordur.
Ethan, baksana.
Ebeveynler hata yapar.
Hata yapsalar da seni severler.
- Anne! - Ethan!
Chinatown otobüsü lütfen.
İyi besleniyor musun?
Evet anne. Merak etme.
Solgun görünüyorsun. Yeterince meyve yiyor musun?
Evet. Göstereyim mi?
Evet.
Bak.
- Çilek mi onlar? - Evet.
Kocamanlarmış!
- Ne kadar tuttu? - Çok değil.
Burada her tür meyve ve sebze var ve bizdeki kadar pahalı değiller.
- Çok güzelmiş. - Öyle anne.
Keşke size gösterebilsem.
Lapayı karıştırmam lazım.
Farhad! Gel, ablanla konuş.
Günaydın kardeşim.
Ne zaman geleceksin?
Demek beni özledin, ha?
Anneme ev işlerinde başkasının yardım etmesini özledim.
Peki.
- Daha iyisi ne olurdu, biliyor musun? - Ne?
Beni ziyarete gelsen
ev işlerimiz olmaz.
Sana şehri gezdiririm.
Eğlenceli olur, değil mi?
Belki bir gün.
Evet, belki bir gün.
Bana işkence edeceksen, sadece...
Babam da devlet sırlarını satmıştı, biliyor muydun?
Başta inanmak istemedim ama bu doğru.
- Neden yaptı, biliyor musun? - Sana bakmak için.
Keşke buna inanabilsem.
Ama asıl cevap, hiçbir fikrim yok.
Ama pişman olduğunu biliyorum.
Ve ölmeden hemen önce doğru olanı yapmaya karar vermişti.
Şimdi anlıyorum.
Birinin ailesi için neden her şeyi feda edebileceğini anlıyorum.
Buna hayranlık bile duyuyorum. Evet.
Ve babamın sebebi buysa
o zaman onu affedebilirim.
Şimdi dinle.
Ethan'ı bir daha ne zaman görebilirsin, ya da hiç görebilir misin, bilmiyorum
Ama babasını biraz anlamasını sağlayabilirim.
Sana işkence etmeyeceğim.
Seni öldürmeyeceğim. Öyle biri değilim.
Bilmek istediklerimi söylemezsen seni FBI'a vereceğim.
Seni vatana ihanetle yargılayacaklar ve tüm hayat hikâyeni baştan yazacaklar.
Ve Ethan'a senin hakkında ne demeye karar verirlerse...
...tek bildiği o olacak.
Ya da sorularıma cevap verebilirsin.
Dürüstçe ve hızlıca.
O zaman Ethan'a açıklarım.
Tamam mı? Yaparım, söz.
Ona babasının sonunda doğru şeyi yaptığını anlatırım.
Tamam mı?
Babasının iyi bir yanı olduğunu anladığından bizzat emin olacağım.
Bu hiç sahip olamadığım bir şey.
- Ne öğrenmek istiyorsun? - Bangkok.
Hangi istihbaratı kime sattın?
Adının Arthur olduğunu söyledi ama takma ad olmalı.
Gerçek alıcı o değil gibiydi.
Daha çok aracı gibi biriydi.
Orada başka bir adam daha vardı. Göze çarpıyordu.
Sakal, kravatsız beyaz takım.
Her şeyi izliyordu. Kimdi o?
Bilmiyorum. Sadece Arthur'la görüştüm. Kiminle çalıştığını bilmiyorum.
Neden yalan söyleyeyim? Şu an neden yalan söyleyeyim?
Görelim bakalım.
Gece Harekâtı'nı kim ifşa etti?
Ortağımın ölmesine sebep olan köstebek kim?
Bilmiyorum. Gece Harekâtı ne?
Bak, ben yalnız çalışıyordum, tamam mı?
Ethan'ı Patricia'dan ve o pislik Frank'ten uzaklaştırmam lazımdı.
Yurt dışında çalışmaya başlayınca Patricia'ya gelsin diye yalvardım.
Ethan'ı okuldan alamayacağımızı söyledi. Ben de tek başıma gittim.
Sonra o mimar bozuntusuyla ilişki yaşamaya başladı.
Sonunda benden boşandı, bir de velayet gidiyor!
- Yani... - Tamam.
Bangkok. Hangi istihbaratı satıyordun?
Siktir.
Gizli bir askerî program vardı. CIA'in emriyle başlatılmıştı.
Sattığım dosya onun ilk evrelerinden.
Teorik bir şeydi, tamam mı? Ciddi bir şey değil.
- Program yıllar önce iptal edildi. - Hangi program?
Adı Foxglove'du.
Deneysel silahlarla ilgiliydi. Genelde kimyasal...
Alo?
Alt yazı çevirmeni: Ozan Molva
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.