All language subtitles for Presence.2024.Tr.720p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-FEELME

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

VARLIK

Kahretsin. Ciddi olamazsın.

Hay aksi!

Merhaba!

Selam. Kusura bakmayın. Siz geleli çok oldu mu?

Ben hep erkenciyimdir. Buyurun, şuna bir göz atabilirsiniz.

Teşekkürler.

Ben sadece bu semtteki okulu teyit etmek istiyordum.

Kuzey Bölgesi Lisesi var. Aksi takdirde size bu evi göstermezdim.

Ayrıca, ev şu an böyle bomboş olduğu için kusura bakmayın,

maalesef onu süsleyecek zamanım olmadı

- çünkü henüz piyasaya bile çıkmadı. - Vay.

Yani burayı gören ilk aile sizsiniz ve...

- bu bölgeye olan talep resmen... - Hiç fena değil, ha?

...kontrolden çıkmış durumda.

Siz etrafa bir göz atın. Herhangi bir sorunuz olursa ben buradayım.

Harika. Teşekkür ederiz.

Ne demek. Kendi eviniz gibi davranın.

Çok güzel, değil mi? Bu tam 100 yıllık.

Ev ilk yapıldığında konulan orijinal ayna.

Gümüş nitrat cam kullanılmış.

Böylesini artık üretmiyorlar bile.

Işığı yansıtma kalitesi bambaşka.

Antika bir parça. Doğrusu muhteşem bir şey.

Bana sorarsan, bu ayna evin kalbi.

- Karar verdik, değil mi? - Henüz emin değilim.

Evi gören ilk müşteri biziz.

İkinci müşteri onu satın alır görürsün.

Bu semtte herhangi bir ev bulmak imkansız gibi.

- Evet, biliyorum. - Oğlan, Kuzeydeki lisede okumalı.

- Farkındayım. - Dört kulvarda yüzebiliyor.

Bütün listelerde en üstte yer alacak.

Sanırım caddenin karşı tarafında bir Kavaklık var.

Eyalet şampiyonu da olurlarsa, o zaman önünde bütün kapılar açılır.

Kavaklıkların yakınında yangın istasyonu olur.

Diğer yerden en az 600 alacağız.

Yangın istasyonu siren demek.

Faizden dolayı kazıklanacağız, ama 12 ay içinde yeniden toparlanabiliriz.

Çok erken değil mi?

Ne, Tyler için mi?

Yüzme sezonu Kasım'dan önce başlamayacak ki.

Chloe için.

Hayat bu...

- Aslında, konu ölüm. - Tatlım, Chloe iyi olacak.

Değişim iyidir.

Ah, selam! Şimdi, sekiz artı çeyrek, 30 gün emanette kalma süresi...

25 bin de tadilat masrafı, bizim takdirimiz bu.

- Karınız çok akıllı bir kadın. - Öyledir.

30 günlük kredi alma süresi var ama gerekirse onu kaldırırım.

Tabii. Elbette, destek olmana çok sevinirim.

Eminim bir şeyler ayarlayabiliriz.

- Başka birimizin söz hakkı yok mu? - Boşver, bırak annen işini yapsın.

Bu işler nasıl yürür bilirsin. Gel hadi, gel.

Kardo, tamamdır. Anlaştık.

Peki bu oda nedir? Oturma odası gibi bir şey mi?

Git şöyle bir etrafa bak.

Bence burası çalışma odası veya oturma odası olarak düşünülebilir.

Yani, ne şekilde isterseniz öyle kullanabilirsiniz.

Evin potansiyeli büyük, her şekilde değerlendirilir.

Vay canına. Buranın ne kadar çok ışık aldığına baksanıza.

Orijinal hâlinin büyüsü bambaşka.

Çok büyük tadilata da gerek kalmayacakmış gibi geliyor bana.

Hatta hemen bile taşınabilirsiniz.

Yenilemeye ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Bence mükemmel.

Gerçekten öyle.

Tanrım. Bu iş Dutton'la asla olmaz, dostum.

- Sana garanti veriyorum. - Tamamen saçmalık.

Tanrım. Peki. Ne zaman, söyle. Bana tek bir sefer göster.

Green Bay maçı. Sen onu izledin mi hiç?

Green Bay maçıymış. Yani bu herif de...

Hey, üst kattan başlayın.

Green Bay maçıymış.

- O maç üç yıl önceydi. - Olsun, yine de sayılır.

Tanrım.

Boya, Sherwin-Williams markasının "Rüzgârlı" rengi olacak.

Ön tarafta, garaj yoluna bakan bölüm için..

Pekâlâ, tamam.

Hey, bak, o adam serserinin teki.

İyi be anladık.

Serseri, serseri, serseri...

Buradaki işin şimdiye biter sanıyordum.

Ben de biteceğini düşünmüştüm ama...

...her şey benim üstüme kalmadan önceydi o.

Roberto nerede?

Ebeveyn odasına astar çekiyor.

Ne sikime sana yardım etmiyor?

Buraya girmiyor.

Ne demek buraya girmiyor?

“Ben o odaya girmem.” dedi. Adamın söylediği bu.

Kafayı yemiş.

- Selam. - Selam, günün nasıl geçti?

İyi.

Bunu bilmek istemiyorum.

Dave, bütün mesele bunu bilmiyor olmam.

İlk iki buçuğunu hiçbir bilgim olmadan ölçeklendirdim. Neden sen...

Carlos'a söyle. Ondan iste. Bana ne.

Zaten iyice dolmuş durumdayım.

Bak, bu gece uyuyacağım, tamam mı? Evet...

Bu gece kahrolası bir uyku çekeceğim.

Bu konuda saldırı yüzeyini arttırmayın.

Bu hiç iyi bir hamle olmaz.

Neyse, artık kapatmam lazım.

Evet, gitmem gerek.

Nasıl bir sorun var?

Karışık bir durum. Üstesinden gelirim. Her zaman olduğu gibi.

Neden bana anlatıyorsun ki?

Böyle boktan şeyleri bilmemem gerekir.

Tek bilmeni istediğim, yaptığım her şeyin...

tek tek her birinin, senin için olduğudur.

Anne, sen ne...

Hayır, hayır. Benim için hiç kimse, senin kadar anlam ifade etmedi.

Peki.

Sana hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren...

...hayattaki amacımı biliyordum.

- Bu çocuğun korunması gerek. - Ne?

Hayır, hayır, gerçekten.

Hayır. Başka hiçbir insana...

...bu kadar yakın hissetmedim.

Ee, Chloe peki?

Evet. Hayır. Yani, tabii ki. Sadece, bu...

Bu farklı işte.

Dinle Ty, sonuç olarak bilmeni istediğim şu ki...

tüm bunlar senin için yapıldı.

- Ne benim için yapıldı? - Tek söylemek istediğim,

sevdiğin insanlar için çok ileri gitmekte...

...bir sakınca yoktur. Hepsi bu.

Anne.

Yapman gerektiğini düşündüğün şeyi yap.

Hatanın ne kadar büyük olduğu önemli değil. Eğer onu doğru...

bir sebepten dolayı yaptıysan, vicdanın rahat olsun. Hepsi bu.

Git yat, anne.

Nadia?

Sen Hep / Sen Asla ALICE HUGHES

Clo, iyi misin? Affedersin.

- O... - Çığlık mı attın sen?

Şey ben... ben bir şey gördüğümü sandım. Bir fare.

Ah. Harika.

- Affedersin. - Bir bakmamı ister misin?

Hayır, hayır. Yanılmışım.

- Tamam, emin misin? - Eminim. Kusura bakma.

Peki. Tamam.

Sokaktan gelen yüksek seslerde bile nasıl...

yerinden sıçradığını görmüyor musun?

Kim sıçramaz ki?

Bu.. bu farklı.

Yani evet, biraz anksiyetesi var.

Chloe her zaman gergin bir çocuktu.

Belki de uyuşturucu testi yapmalıyız.

- Olur, tabii, ona sen söylersin. - Yo, bilmesine gerek yok ki.

Fırçasından bir saç teli alabiliriz.

Tehlikeli sularda yüzüyorsun.

Bak, Nadia'nın tanıdığı insanları o da tanıyor...

Aynı pislik hâlâ dışarıda bir yerlerde.

Nadia kaç yaşından beri esrar içiyordu, 11 mi?

Chloe o kız gibi değil. Kafası çok daha düzgün çalışan biri.

Biliyorsun, sadece bir kereye bakar. Sadece bir kez.

İki ayda iki çocuk öldü, tamam mı?

Şu işi bitirmem lazım.

O kızcağızın solunumu durmuştu. Kendi yatağında öldü.

Ailesinin onu bulduğu anı hayal edebiliyor musun?

Chris, lütfen. Bunu yetiştirmem lazım. Kısıtlı sürem var.

Chloe artık konuşmuyor. Çok içine kapandı.

Pekâlâ, farklı bir ilaç denemek ister misin?

Olabilir.

Farklı bir terapiste ne dersin?

Olur. Bu durumu bir şekilde düzeltmek istiyorum.

Tatlım, bunu düzeltmenin bir yolu yok.

Ve onunla birlikte biz de dibe vurmamalıyız.

Şu hâline bir bak. Berbat durumdasın.

Zaman... Yardımcı olacak tek şey bu.

Hiç fark ettin mi, önerilerinin sonu her zaman tam olarak...

bizim hiçbir şey yapmamıza gerek olmamasına bağlanıyor?

- Hiç? - Ben...

Hiç.

Anladım.

Hiç!

Selam, Howard. Ben... Christopher Payne.

Uzun zamandır konuşamadık.

Biraz tuhaf sayılabilecek hukuki bir sorum var, ve...

Başka kime soracağımı bilemedim.

O yüzden, müsait bir zamanında sana danışmak isterim.

Teşekkürler. Umarım her şey yolundadır.

Kız kardeşim de evde, ama o hep odasında takılır.

- Aa kız kardeşin mi var? - Evet, evet... Soğuk nevale.

Bu onun odası mı?

Evet. Merhaba demek ister misin?

Tabii.

Bu, Ryan.

Selam.

Selam.

Kanka.

Aklından bile geçirme.

Yok, ama harbiden iyi olurdu.

Ciddiyim.

Tamam be. Tüttürmek yok tamam. Sadece söyledim.

Tamam.

Dinle. Gelecek hafta bir parti falan verebiliriz.

Ve düşünüyorum da... Max'i çağırırız, Eric gelir.

Olur, varım. Parti mi, takılmaca mı?

Bence takılmaca tarzı bir şey daha iyi olur.

Diğer türlüsü nasıl oluyor ki?

Alkol partisi falan.

İşte ben asıl onu yapmak istiyorum. Alkol partisi.

İyi de, ne ona ne getirebilirsin ki en fazla...

Bağımlılar ne kullanıyorsa onu.

Babam çocuk doktorudur, hiç evde olmaz.

Ama adam eczacı gibi, bu sayede bende her türlü ilaç var...

İş berbat gitti.

Olamaz. Bitmedi mi?

Hayır, iyice yerleşip kaldılar. Ölü sinirler gibiler.

Bu çok sinir bozucu.

Bir sonraki hamlenin ne olacağını da bilmiyorum.

Üzgünüm.

Sanırım onların karşılık vermelerini beklemek durumundayız.

Sen ne yapıyorsun?

Garip bir virüs bulaşmış. Her şeyi...

...boşaltmam gerek.

Ne tür bir virüs?

Bilmiyorum. Şu “Amazon hesabınız donduruldu” türünden...

...bir aldatmacaya tıklamış olmalıyım.

O şeylerdeki kötü dilbilgisine bayılıyorum.

Birkaç dakikaya işim biter.

"Hesaplarınız dolandırıcılık. Üzülerek biz bildirdi."

Ha! Tyler 400'ü kazandı. Ve iki solo yarışını da.

Sana kendisi anlatsın.

Ben...

Bugün Chloe için başka birini buldum.

Tommy'nin terapisti birini tanıyormuş.

Bir kadın. Belki de ihtiyacı olan şey budur...

belki bu sayede içini daha rahat dökebilecek duruma gelir.

İhtiyacı olan tek şey, zaman.

İki çocuk... Senin iki çocuğun var.

Evet, ve her birinin vücudumdan çıkışına dair...

çok net anılarım var.

Sağ ol hatırlattığın için.

Selam.

- Selam. - Günün nasıldı?

Orta ila ortalamanın altında.

Hadi ya? Benimki de. Dürüm yemek ister misin?

Bir tane isterim.

Sipariş vereceğim. Pekâlâ...

Hey, evlat. Dürüm ister misin?

Bunu evet olarak kabul ediyorum.

Howard. Selamlar.

Geri döndüğün için çok teşekkürler.

Sadece bir saniye bekleteceğim, olur mu?

Evet, tamam.

Evet, iyiyim, iyi. Hayır, hayır.

Dönüşler gayet iyi. Evet, iyi görünüyor.

Evet, ya, aslında olay sadece, şu hukuki şey,

nasıl ifade edeceğimi de bilemiyorum aslında.

Bir... arkadaşım geldi ve...

...bana bu meseleyi sordu, tabii olay beni aşıyordu ve ben...

...ben de başka kime danışacağımı bilemedim.

Pekâlâ, tamam...

Bir evlilikte eşlerden biri...

...bir şeye bulaşırsa,

kesinlikle yasal olmayan bir şeye yani,

bunun diğer eş için ne gibi sonuçları olur?

Olaya müdahil olmayan eş için.

Evet. Hı-hım.

Hayır, bence farazi bir soruydu,

hani "ya olursa" türü bir şey.

Evet, bana çok fazla detay vermek istemedi açıkçası.

Hı-hım.

Tamam. Peki ya...

...peki ya resmî olarak ayrılırlarsa?

Evet.

Ben mi?

Dürüst olmak gerekirse, o kadar da iyi değilim.

Ben... ben dağılıyor gibiyim.

Evet, sanki herkes, her şey, kötüye gidiyor.

Öyle.

Hı-hım.

Peki, teşekkürler.

Tamam.

- Bu doğru. - Hım.

Ağabeyin var. Tyler.

Emin misin?

Daha birkaç saat gelmez.

- İçer misin? - Hayır sağ ol.

Ödlek.

Doğru, sen çok havalısın.

Biraz daha kanıtla.

Odamı görmek ister misin?

Gördüm zaten.

Çok tuhaf birisin be.

Kız seni içmeye ve odasını görmeye ikna etmeye çalışıyor ve sen...

"Odanı gördüm zaten" mi diyorsun? Aman Tanrım.

Belki farkında değilsin,

belki de bu dışardan duyabileceğin bir şey değil,

ama ağabeyin kötü niyetli biri.

Tyler mı kötü niyetli? Nasıl yani?

Simone'a yapmak istediği bir eşek şakası var.

Bayağı ağır bir şey.

Neden Simone? Bir şey mi yapmış?

Tik, tik, tik...

İyi. Göster hadi şu aptal odanı.

Felaket güçlüymüş bu.

Evet. Adı "Tren Kazası".*

Çabuk çarpar, ancak üstüne başka şey kullanmazsan hemen hafifler.

Hâlâ resimlerin çıktılarını mı alıyorsun?

Ben eski kafalının tekiyim.

Onu tanıyordun. Değil mi?

Evet.

Arkadaşın mıydı?

En yakın arkadaşım.

Onunla bir kez karşılaşmıştım. Galiba.

Bir partide olabilir.

Nasıl bir şey?

Ne nasıl bir şey?

Benim hiç yakınım ölmedi.

Korkunç.

Ve geçmiyor.

Ne demek istiyorsun?

Sanki dünya ikiye ayrılıyor.

Ve sen o çukura düşüyorsun.

Ve çukurun kenarları çamur. Ve dışarı çıkamıyorsun.

Nerede olduklarını merak ediyorsun.

Ve sen de yanlarında olsaydın nasıl olurdu diye merak ediyorsun.

Üzgünüm.

Keşke o olay olduğunda ben de yanlarında olsaydım diyorsun.

Durdurmak için değil, kendin de birlikte gitmek için.

Belki de ben öyle yaptım.

Ya da o kaldı.

Ya da geri dönmek istiyor.

Amma boktan bir durum. Hiç mantıklı konuşmuyorum.

Hayır, sorduğum için ben özür dilerim.

Başka kimse sormuyor.

Nasıl bir şeydi? Sence?

Onun açısından mı?

Evet.

Ne bileyim ben.

Belki de bilerek yapmıştır?

Hayır.

Hayır, sadece boktan bir şey kullandı.

Zaman zaman bunu düşünürüm.

Bence o şu an burada.

Ne?

Nadia... Burada.

Nerede?

Hiç. Hiçbir yerde. Bilmiyorum.

Affedersin.

Hayır, sorun değil.

Hey, sorun yok.

Tamam, bir şey yok. Her şey yolunda.

Bu tamamen senin istediğin şekilde olacak. Tamam mı?

Tamam mı?

Dinle.

Hayatım boyunca benim adıma, ben hariç herkes karar verdi.

Hiçbir zaman kendi bokumdan kendim sorumlu olmadım.

Bir kez bile.

Ve annem...

Lanet olası Beth Jarrett'ın* kopyası gibidir.

Gerçi sen bilmezsin. O kitabı üçüncü sınıfta okuyacaksınız.

Bilmiyorsun.

Hiçbir şeye ben karar vermedim.

Hiçbir söz hakkım yok. Ben lanet olası Ryan-Bot 9000'im.

Ve her şey gittikçe kötüleşiyor.

Altı ay boyunca...

...eldivenimin içinde jilet taşıdım.

Hiçbir şey olmadı.

Hiçbir şeye karar veremedim.

Ama bu...

Aramızdakiler... senin elinde.

Yaşanacakların hepsi senin elinde olacak.

Tamam mı? Sen karar vereceksin.

Ne o amına koyayım?

Raf duvardan düştü.

Dandik alçıpanlar.

Kahretsin.

- Ne? Ne var? - Hiç, hiç...

- Ne oldu? - Hiçbir şey, hiçbir şey...

Ne oldu?

Ot yüzünden.

Peki.

"Bir şey gördünüz mü" derken neyi kastediyorsun?

Aynen söylediğim şeyi.

Ne gibi yani?

Gördünüz veya hissettiniz mi işte? Bir şey algılamak falan gibi.

- Tyler! - Ya katlanamıyorum artık...

Basit bir soru sordum millet. Evet ya da hayır.

"Hayır"sa da söyleyin.

Hayır, ben evde olağandışı bir şey hissetmedim ya da algılamadım.

Şey gibi mi demek istiyorsun...

Bir varlık.

Hayır. Ya sen?

Evet.

Biraz detaylandırabilir misin?

Yapmak istediğimden emin değilim.

Tamam, belki... belki ikimiz daha sonra konuşabiliriz.

İlk başta sadece hissettim ama sonra bir şeyler hareket etti.

- Hareket mi etti? - Evet.

- Neler mesela? - Bir sürü şey.

- Yüce Tanrım. - Gördüm.

Gördün mü? Eşyaları hareket ederken mi gördün?

Hareket ettikten sonrasını gördüm.

Ayrıca içimde bir his var ve bu bazen gerçekten çok ama çok güçlü oluyor.

- Nasıl bir his? - Atazagorafobi.

Bu kelimeyi bilmiyorum. Ne anlama geliyor?

Unutulma ya da görmezden gelinme korkusu ve ben bunu hissedebiliyorum.

O şey burada. Evin içinde.

Öf Tanrı aşkına! Cidden! Ne oluyor lan?

- Hop! - Anlıyorum, siz bu saçmalığı...

dinlemek zorundasınız ama ben mecbur değilim...

Bir boklar görüyorsun yani ha? Şaka mısın lan sen?

- Hey, hey... kes şunu. - Hayır, bu resmen saçmalık!

Bu da beni millete lanet olası bir geri zekâlı gibi

göstermesinin bir başka yolu.

Sen öyle görünmeyi çoktan başardın, pislik.

Çocuklar. Hadi, sakinleşin.

Geçen yıl saçmalıklarınla beni mahvettin

ama bu sefer aynı boku yiyemeyeceksin.

Ne bu peki?

Ha?

Söyle hadi.

Uyuşturucu bağımlısı ölü arkadaşının sana musallat

- olduğunu falan mı düşünüyorsun? - Çok ileri gidiyorsun, Tyler.

Bu mu yani? Bir yerlere gelmek için uğraşıyorum, tamam mı?

Şu Ryan denen çocuk. Okulda çok önemli biri.

Ve benimle arkadaş olmayı kendisi istedi.

Bunun ne kadar büyük bir olay olduğunu anlıyor musun?

Kimse seni utandırmaya çalışmıyor, kimsenin...

...niyeti bu değil.

- Artık çok geç ama! - Senden nefret ediyorum!

- Senden öyle nefret ediyorum ki! - Sen lanet bir psikopatsın!

Buna katlanmaya devam etmeyeceğim!

Katlanmayacağım. Kabul etmiyorum.

Anladınız mı? Şimdi biraz sakin olun.

Umutsuz vaka.

Gidip onunla konuşur musun, lütfen?

Selam. Biraz vaktin var mı?

Tabii.

Pisliğin teki gibi davranmış olabilirim.

Bunu söylemen gereken kişi ben değilim.

Ona da söyledim.

Ne dedi peki?

"Defol git odamdan."

Belki sonra yine denersin.

Her neyse.

Eğer bunu şimdi yapmazsan, bu ilişkiyi düzeltmek için

uzun süre beklersin.

Liseden sonra altı yıl boyunca kız kardeşimle konuşmadım.

Anladım.

Bak... Kız kardeşin çok şey yaşadı, Tyler.

Yapma lütfen.

Gerçeklik hiçbir zaman ona göre bir şey olmadı ki...

Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?

Şimdi iyice azıttı ve sen onun bu hâllerine prim veriyorsun.

Garip şeyler arayıp duruyor, o yüzden buluyor.

Olan şey bu işte.

İkisini de tanıyordu.

Ölen kızları diyorum.

Sadece Nadia sanıyordum.

Diğerini de tanıyordu. Biraz... ama olsun.

Siktiğimin moronları, bile bile bedenlerine o boku sokuyorlar.

- Tamam. - Toz olmaz, hap olmaz.

- Toprakta yetiştiyse sorun yok. - Pekâlâ.

- Ama bir laboratuardan çıkmaysa... - Artık yatmam gerek.

Bence ona idrar testi yaptır.

- Hey, neyi nasıl yapacağımı bilirim. - Yap o zaman baba.

Söylüyorum sana. Bu kız kafayı sıyırmış...

ve olay bu ölü arkadaş saçmalığı değil.

Senin içinde mükemmel bir adam var Tyler.

En kısa zamanda ortaya çıkmasını öyle çok isterim ki.

Mavi gömleğini ütüledim.

Teşekkürler.

Güzel bir gün olsun...

Ama bu önemli, tamam mı?

Emin ol, bu Simone var ya, kız tam bir kâbus...

...bunu kesinlikle hak etmişti.

Gitti Derek'in yakın arkadaşına yavşadı.

- Ve Derek bunu asla kaldıramaz, anlıyor musun. - Tabii.

O çocuk inanılmaz komik biri.

Çok komik anasını satayım.

O vurguya gerek yok, anladık, komik.

Devam et sen.

Neyse, Simone'a bir telefon mesajı gelmiş, o da "Sen kimsin?" diye sormuş.

Karşıdaki de cevap yazmış, "Hadi ama... Ben Jimmy."

Kız da numara Jimmy'nin mi diye başka birinden kontrol etmiş...

ve tabii ki gerçek olduğunu görmüş, çünkü Derek...

- Jimmy'nin telefonunu klonlamış... - Klonlamış mı? Nasıl yapmış o işi?

- Bir OTA* ve yön değiştirici ile. - Ne?

Ya, adam dâhi, anasını satayım. Manyak bir şey.

O kadar kullandın ki, bu küfür vurgu bile yapmıyor artık.

Sizin jenerasyon olağanüstü...

Öyle. Sonuçta kız mesaja cevap veriyor ve olaya atlıyor...

çünkü, normalde Jimmy onun boyunu aşan biri.

İşte herif kıza asılıp biraz da zorluyor, e fena hâlde de çekici olunca,

kız da ona malum fotoğrafı gönderiyor, anlarsın ya...

Bak işte bunu sevmedim.

Bekle, daha bitirmedim. Derek bunu fotoğraf için yapmamış.

Ama kızın öyle sanmasını sağlamış, anladın mı?

Ve kıza demiş ki, "Tanrım, çok seksisin..."

"...yarın buluşmak ister misin?"

Kız bu teklifin de üstüne atlayınca, Derek demiş ki...

"Harika. Yedinci dersten sonra tiyatro salonunda buluşalım mı?"

“Ve gelirken şu köpekli tişörtünü giysene."

"Onu giyince aşırı seksi oluyorsun." Kız bunu duyunca uçmuş...

O fotoğrafı saklamadı, değil mi?

Ne? Yok, yok. Sanmam. Muhtemelen hayır. Ama dur,

olayın en iyi kısmı şimdi geliyor.

Biz, hep birlikte, tiyatro salonunun üst katına çıktık.

Sen oraya hiç çıkmış mıydın?

- Hayır. - Tabii ki çıkmamışsındır.

Her neyse, biz sekiz kişi, oraya çıktık.

- Sekiz kişi mi? - Sekizimiz birden...

...rafların arkasına geçtik, neredeyse düşecek gibiydik.

Ama kıpırdamadan bekliyorduk,

çünkü kızın sesini duymaya başlamıştık, merdivenlerden çıkarken

aynen şöyle diyordu: "Derek, burada mısın? Derek, tişörtü giydim."

- Ve bir anda hepimiz öne fırladık... - Bu ses ne böyle?

...ve bağırdık: "Derek! Derek! Derek!..."

"...Tişörtü giydim!"

Aman Tanrım. Ne kadar kötüsünüz.

Ya, bu kız, Simone, bunu kesinlikle hak etmişti. Sonra bir şekilde...

- olayı herkes duydu. - Kesin "bir şekilde"dir.

Ve bugün bütün gün koridorda herkes şöyle diyordu:

"Hey, güzel tişörtmüş. Hey, Simone, tişörtü giydin mi?

"Hey, köpekli tişörtün güzelmiş, Simone."

Peki fotoğraf nasıl yayıldı?

Ne? Fotoğraf bu mu?

Ben yapmadım.

Bir dakika. Bunun sende ne işi var peki?

Çünkü Ty onu internette paylaştı.

Ben o fotoğrafı görmedim bile. Ciddiyim.

Hiç yalan söylemeye kalkma.

İkinizin de telefonunda olmamalı bu.

Kesinlikle ben yapmadım.

Benim başım neden belaya giriyor bunun için?

İkiniz de telefonunuzda böyle bir şey bulundurmamalısınız.

Ne oluyor lan?

Bu ne, Chris? Odanda biri mi var?

Hey!

- Bu ne? - Durun!

Bu da nesi?

Yüce Tanrım!

- Lanet olsun! - Hey. Hayır, geri çekilin!

- Aman Tanrım! - Kahrolası kupalarım!

Chloe! Chloe!

Bu o.

Bu, Nadia.

- Ne yapacağız... Ne... - Bir saniye, düşünüyorum.

- Ben oraya geri dönmem. - Bırak da bir dakika düşüneyim.

Bunun sırası mı şimdi?

Siktir git, şu an ihtiyacım var.

- Ne zamandan beri sigara içiyorsun? - 2003.

O sigaranın hiç şansı yok.

Böyle bir durumda nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun?

Size anlatmaya çalıştım.

Tanrım, işler çığırından çıktığında bile bomboksun.

Hey, bana bak! Bir kez daha kız kardeşinin...

- ...üzerine böyle gidersen... - Hey, sakin ol.

ben de senin üzerine gelirim.

Ciddiyim. Kızın yakasından düş ve kes artık!

Bir kere de onun arkasında dursan ölmezsin.

Anlaşıldı mı? Tek bir kere!

Pekâlâ, olan oldu.

Şimdi ne yapacağız?

Bunu kime soracağız? Gerçek anlamda yani.

Birilerine anlatabilir miyiz?

İçeri tekrar nasıl gireceğiz ki? Ciddiyim.

Evimize nasıl geri döneceğiz?

- Kötü bir niyeti yok. - Ne?

Kim? Kimin kötü bir niyeti yok?

Kim olduğunu hepimiz biliyoruz.

- Nereden biliyorsun? - Mahvettiği oda, benim.

İyi ama nereden biliyorsun?

Biliyorum işte. Aynı şekilde onun içini de görebiliyorum.

- Ne görüyorsun peki? - Onu görüyorum.

Aslında, yok, tam olarak değil. Onu hissediyorum.

Bu genellikle ben yalnızken olurdu, b-bu kez...

...ilk defa insanlarla birlikteyken oluyor.

Bakın, o kimseyi incitmek istemiyor.

Hatta tam tersi. Bence yardım etmek istiyor.

- Bu deli saçması bir sohbet. - Hem de nasıl.

Bilinmeyen diye bir şey var, Tyler. Bu dünyanın bilinmeyenleri var.

- Burada güvende değiliz. - Sonunda. Değiliz tabii.

İstiyorsanız gidin. Tamamen taşınıp gidebilirsiniz bile.

Ben hiçbir yere gitmiyorum.

- Ben kalacağım. - Sokarım böyle işe.

Chloe'nin manyaklıklarının bir parçası olacak değilim.

- Bak, sana bir kere söyledim! - Biraz olsun ilgini çekmiyor mu?

Demek istediğim, bir yanın bunun...

...belki, bak belki diyorum,

tüm o aptal, boktan hayatın boyunca başına gelen

en büyüleyici şey olduğunu düşünmüyor mu?

Hadi ama...

Bunu görmezden gelme.

O kadar mı korkuyorsun cidden?

Sana bir şey olmayacak Tyler. Söz veriyorum.

Pekâlâ...

Tamam.

Öyle mi? Tamam, bu harika olurdu.

Çok iyi.

Evet, teşekkürler. Görüşürüz.

Tamam. Öncelikle, Cece'nin dediğine göre...

bu evde daha önce hiç böyle bir olay rapor edilmemiş.

Hem de hiç.

Zaten olsaymış,

kanunen bunu bize söylemekle yükümlüymüş.

Ama ilginç olan şu ki...

kocasının kız kardeşi...

bazı şeyleri biliyormuş, ve hissediyormuş.

Bir dakika, kadın medyum muymuş?

Hayır. Hayır, onunki o daha çok...

bir tür altıncı hismiş, Cece'nin deyimiyle.

Ve, bize yardım edip edemeyeceğini görmek için

onu buraya getirebileceğini söyledi.

Kadın profesyonel bir medyum o zaman.

Hayır, o, sıradan bir işi olan, sıradan bir kadın. Böyle şeyleri...

...sadece arkadaşları ve ailesi için yapıyormuş.

Demek arkadaşları ve ailesi?

- Evet. - Mutlaka öyledir.

Cece, onu yarın 12:30'da buraya getirebileceğini söyledi, ben de...

...tamam dedim.

Tamam. Geldi.

İşte geliyorlar.

Merhaba, nasılsınız? Geldiğiniz için teşekkürler.

Ben Chris.

Ben Carl. Bu da karım Lisa.

Lütfen, içeri buyurun.

Bu, karım Rebekah. Ve bunlar da Tyler ve Chloe.

Lisa öğle tatilinde, o yüzden hemen başlamamız gerek.

Tabii. Evet, kesinlikle. Neye ihtiyacınız var?

Bir yere oturmak ister ve bir bardak da suya ihtiyacı olacak.

Tyler, çabucak bir bardak su getirir misin?

Bu taraftan gelebilir misiniz? Teşekkürler.

Nereye isterseniz buyurun...

Teşekkürler.

- Bir şey hissede... - Sen.

Sen kendini kandırıyorsun.

Blue.

Bu onun göbek adı. Chloe Blue. Siz nereden...

Nereden biliyorsunuz?

Ona ben söyledim.

Carl onun, hepimizin tam adını bilmek istediğini söyledi.

O, acı çekiyor.

Tıpkı senin gibi, Chloe.

Arkadaşını mı kaybettin?

Bunu ona ben söylemedim.

Adı neydi?

Nadia.

Acı çektiğin için çok üzgünüm, Blue.

Acı çekmenin ne demek olduğunu bilirim.

Nadia'nın ölümü, bu travma...

...sana acıdan daha fazlasını getirmiş.

Algıların daha önce hiç olmadığı kadar açık.

Başkalarında olmayan bir duyarlılığa sahipsin.

Bunu bir kapı gibi düşün.

Çoğu insan için bu kapı neredeyse her zaman kapalıdır.

Arada bir, sadece ufacık şekilde aralanır.

Mesela rüya görünce.

Ya da Tanrı'yı hissettiğimiz zaman.

Ama bazı insanlar için...

sadece çok azı için, bu kapı bir şekilde açılır.

Travma ya da zihinsel bir hastalık yüzünden parçalanır mesela...

Ve çok daha azı için de, o kapı her zaman açıktır.

Ve... bazıları buna katlanamaz.

Kimisi, tahammül etmek yerine, tüm algılarını sona erdirmeyi bile seçer.

Lisa'nınki, tüm hayatı boyunca açıktı.

Evet.

Evinizde bir varlık var. Sana bağlı olduğunu hissediyor.

Kim... kim olduğunu biliyor musun? Nadia mı?

Onun... kafası karışık.

Neden burada olduğunu bilmiyor.

Başına bir şey gelmiş.

Muhtemelen burada, bu evde.

Seni anlamaya çalışıyor.

Kendisini anlamaya çalışıyor.

Zaman... onun için aynı şekilde işlemiyor.

Geçmiş ve şimdi, aynı anda var olabiliyor, bu yüzden

zamanın neresinde olduğunu bile bilmiyor.

Yapması gereken bir şey var.

Ama ne olduğunu bilmiyor.

Eski aynalar, yenilerinden çok daha iyidir.

Yaşlı insanlar gibidirler.

Çok fazla şey görmüşlerdir.

Ona yardım et.

Tanrım. Hey.

Siz... siz iyi misiniz? O... iyi mi?

İyiyim. Affedersiniz.

Rica etsem, biraz...

İzninizle.

- Bu yetenek... - Evet.

Karım bu yeteneğini her zaman bir lütuf gibi hissetmiyor.

- Evet. - Ve bir bedeli oluyor...

- Evet. - Fiziksel bir bedel.

- Mutlaka. - Bazen...

...işe dönmesi bir ya da iki gününü alıyor.

Seanstan sonra hemen işe dönemiyor.

Ha, tabii, anladım. Anladım, tamam.

Bir bakalım...

Amma iş, değil mi?

- Sen iyi misin? - Evet.

- Siktiğimin ucubeleri! - Tyler.

Hey!

Chris, kadına ödeme yaptın mı? Ödedin, değil mi? Ne kadar?

Kadın gelmek istemedi. Cece onu ikna etmek zorunda kaldı.

O kadın bir daha asla bu eve adımını atmayacak.

İyi misin?

Sanırım durumu daha da kötüleştirdim.

Hey, susadın mı?

Gidip içecek bir şeyler getireyim mi?

Evet, iyi olur. Alkollü olmasın.

Meyve suyu olabilir.

Tamamdır, güzelim.

Peki, sana garip bir şey anlatsam, dinler misin?

Dinlerim tabii ki.

Seninkiler eve ne zaman dönüyor?

Yediyi geçmeden dönmezler.

Süper.

Ne anlatacaktın bana?

Git gel, öyle.

Ee, neydi anlatmak istediğin şu garip şey?

Belki sonra.

Bu çılgınca ama bir posta daha gidebilirim.

İstemez aygır, teşekkürler.

Sana meyve suyu getirdim.

Oha! Ryan! Tanrım!

Bu neydi lan böyle? Kahretsin!

Bir havlu getireyim.

Sehpanın kenarına çok yakın koymuş olmalıyım.

Yapış yapış bu.

Evet. Affedersin.

Senin hatan değildi.

Hey, Perşembe günü kimya sınavım var.

- Hangi konudan? - İyonizasyon.

Öyle mi? Ben onu geçtim. Yardım ister misin?

Hayır, sağ ol. Tek başıma daha iyi çalışıyorum.

Seni tekrar görmek istiyorum.

Ben de.

Yok, ben uzun süreli beraberlikten bahsediyorum.

Senin için uygun mu? Unutma, her şey sana bağlı olacak.

Seçim senin. Kontrol sende.

Az önce kontrolün bende olduğunu söyleyebilirim.

Öyle. Kesinlikle sendeydi.

Bayıldım.

Annem ve babam, annemin işi için bir yere gitmek zorundalar,

cumadan itibaren bir hafta yoklar.

Seni burada mı bırakıyorlar?

Evet. Yatıya gelsene.

Tyler ne olacak?

Tek sıkıntı o.

Olur.

Ben onu hallederim.

Nasıl?

Adamın her yerinde Ambien* yazıyor.

Nesin sen, eczacı falan mı?

Reçete yazmakla tanınırım.

Sanırım... sana aşık oldum.

Kapa lanet çeneni.

Aman Tanrım.

- Affedersin. - Beni korkuttun.

Özür dilerim.

Ne zamandır orada dikiliyorsun?

Yeni... daha yeni geldim. Şimdi...

Garip davranmasana. İstiyorsan girebilirsin.

Peki, tamam.

Bir... sorun mu var?

Şey... Hayır. Sadece...

Sadece birazcık...

Yapabilirsin...

Ezelden beri, annenin benden üstün olduğunu biliyordum.

Bunu en başından beri biliyordum.

Lütfen saçma sapan konuşma.

Ama sanırım... sanırım...

tüm kararları onun vermesi hoşuma gitmişti.

Bunun onu mutlu ettiğini biliyordum,

bu yüzden, öyle yapmasında bir sakınca görmedim.

Pekâlâ, bana ne söylemeye çalışıyorsun?

Tamam, evet, sana ne söylemeye çalışıyorum...

Tamam. Benim... annem, senin büyükannen...

...aşırı derecede dindardı.

Evet, fark etmiştim.

Emin ol, senin bildiğinden çok daha fazlası vardı.

Bu Katolik takıntılardan dolayı, kolayca dalga konusu olurdu.

Bana bak mesela.

Adımı bile İsa'nın (Christ) aşkına Chris koymuş...

İşte bu yüzden, senin göbek adın Blue olsun istedim.

Çünkü Blue, havalı bir isim. Anlıyor musun?

Ama işte azizlerden birinin ismi değil.

Ve bu, annem için büyük bir problemdi.

Bu yüzden ilk isim olarak onu koymaya cesaret edemedim.

Mesele şu ki...

Annem ve ben, onun ölümünden önceki

son birkaç yıla kadar pek iyi anlaşamazdık.

Ve galiba...

belki de yaşlandığım içindir ama...

şöyle düşünmeye başladım...

Ben ne hakkında... ne biliyorum ki? Belki de annem haklıdır.

Anlıyor musun? Tanrı, ölüm, evren...

Bunlar... bunlar hakkında verebilecek hiçbir cevabım yok.

Doğru sorular neler, onları bile bilmiyorum.

Söylemeye çalıştığım şey...

Sana inanıyorum.

Burada bir şey var.

Bizimle birlikte.

Ve herhangi bir sebeple, sen onu... hissedebiliyorsun.

Herhangi bir sebeple, sen hepimizden farklısın.

Muhteşem bir şekilde öyle.

Ve umarım...

Umarım hiç değişmezsin.

Tamam. Tamam.

Bakın, üzgünüm. Evdekiler yardımınıza ihtiyacımız olduğu

konusunda benimle hemfikir değil. Kusura bakmayın.

İçeri gelmeme gerek yok. Sadece şunu bilmenizi istiyorum,

gördüğüm bir rüya yüzünden artık inanıyorum ki, o Varlık...

henüz gerçekleşmemiş bir şey için burada.

- Kötü bir şey. - Bunlar... gerçekten yardımcı olmuyor.

Bir pencere yüzünden. Açılmayan bir pencere.

Kusura bakmayın.

Pencere. Bir pencere gördüm.

Gelişin ve desteğin çok ince bir davranış.

Eh, birkaç gün uzaklaşacağız o kadar.

Hem fırsat bulursak bakarsın kaçamak yaparız.

Tabii.

Daha fazla eşya alamayız.

- Senin için çok sıkıcı olacak. - Ben idare ederim.

Bütün gün toplantılarda olacağım.

Bu yüzden yanıma kitap aldım.

Hey, bu seferkine Alan Doyle da katılacak mı?

Evet. Hukuk departmanındaki herkes geliyor. Neden?

Sadece merak ettim.

Evet, şirket çapında olacak, o yüzden...

Belki de onunla görüşmeliyiz. İkimiz. Birlikte.

Alan Doyle ile neden görüşelim ki?

Doğru şekilde... pozisyon alabilmemiz için.

Neye karşı?

Seni tehdit edebilecek herhangi bir şeye karşı.

- Ne gibi, Chris? - Hey, hey, hadi ama.

Evet ayrılmayı düşündüm. Bunu yaptım. Ama bak buradayım.

Ve bunu seninle birlikte göğüslemeye hazırım.

Eğer izin verirsen bunu birlikte çözebiliriz.

Sen... sen anlamıyorsun.

O zaman bana yardım et.

Geç kaldık.

- Yani, gelmek istiyorsan. - Ben alırım. Ben alırım.

Biz gidiyoruz.

Chloe, Tyler, biz çıkıyoruz.

Pazar günü en geç altıda dönmüş oluruz.

Hesaplarınıza para yatırdım. Lütfen en azından ikiniz de

aynı yerden sipariş vermeye çalışın ki fiyattan tasarruf edin.

Chloe! Tyler!

Hey.

- Biz çıkıyoruz. - Tamamdır.

Pekâlâ.

Hoşça kal, tatlım.

Buraya gel.

Bana ne zaman istersen mesaj at, tamam mı?

- Peki. - Tamam.

Seni seviyorum.

Tyler nerede?

- Duşta. Ben ona söylerim. - Tamam, pekâlâ.

Gece kimse yok. Anladın mı?

Bunu pek yutmadım ama olsun.

Akıllı seçimler yap.

Aptalca olanlar sonsuza dek başına bela olabilir.

Diyo'sun...

Evet, öyle, ve haklıyım. Seni seviyorum.

Merhaba?

Kardo.

Kanka.

Kardo, bu bok üç yıl öncenin be.

Tam bir klasik işte daha ne.

Susamış bir adam için bir şeylerin var mı?

Olduğunu biliyorsun.

Ya, sanki annenin o boktan tahıllı içkisini sek içebilirmişim gibi.

Portakal suyunuz var mı?

Evet, ödlekler için dolapta bulunduruyoruz.

- Gel vereyim. - Yok, ben alırım.

Tamam.

Şu kız... Simone...

Evet?

Şu... Jimmy'nin olayındaki kız...

Ne olmuş ona?

Kız okuldan ayrıldı, dostum.

Süresiz ruh sağlığı izni.

Belki de hiç geri dönmez.

Hadi ya?

Evet.

Bazı insanlar bunu kaldıramıyor.

Kaldıramıyorlar amına koyayım.

Muhtemelen sonu Sacred Heart Hastanesi olacak.

Hepsinin gittiği yer orası.

Doğru.

Güçlü olanın şerefine, dostum. Biz yırtarız!

İyi...

Ne dersin?

Peki. Bir tane daha?

Tamam.

Şerefe.

Tyler.

Tyler!

Gel.

Selam, seksi şey.

Selam.

İyi misin?

Evet.

- Pek öyle görünmüyor. - Tyler nerede?

Sana söylemiştim. O işi hallettim.

Nerede o?

Tyler için uyku vakti.

Yanlış bir şey mi yaptım?

Hayır. Hayır, ben...

Bu ilişkiyi istemiyorum.

Siktir.

Üzgünüm.

- Yanlış bir şey yaptım. - Hayır, yapmadın. Yapmadın.

Pekâlâ, sorun bende. Sorun bendeydi. Ben sadece...

İyi değilim.

Benim dengem... pek yerinde değil.

O yüzden...

Hiç kimseyle... olmak istemiyorum.

Bu tek başıma atlatmam gereken bir şey. Hepsi bu.

Vay be.

Ben tam bir pisliğim.

Hayır.

Hayır, öyleyim. Ben... Ben bir pisliğim.

Zor bir şey atlattım, tamam mı? Hâlâ etkisindeyim.

Anlıyorum.

Anlıyorum, ama...

Çok yalnızım amına koyayım.

Hey, değilsin.

Yalnız değilsin.

Sadece konuşsak olmaz mı?

Tabii ki.

Bir şey söylememize bile gerek yok.

O zaman nasıl konuşmuş olacağız ki?

Bazen olur öyle.

Peki.

Şimdi, sadece... gevşe.

Rahatla.

Hiçbir şey olmayacak.

Karar senin.

Her şey senin kararına bağlı.

Aynen öyle.

Böyle yapsam olur mu?

Olur.

Sen uykuya dalana kadar seninle konuşabilirim de.

Olabilir.

Saçların yumuşacık.

İyi hissediyorum.

Seninle konuştuğumda kendimi o kadar da yalnız hissetmiyorum.

Çok sevindim.

Hoşuna gidiyor mu?

Her şey senin elinde demem, hoşuna gidiyor mu?

Kontrol sende, demem?

Tabii ki.

Bu hakkı sana ben veririm.

Çünkü o, bana ait.

Peki.

Bizden başka herkesin gücü var.

Pek iyi hissetmiyorum.

O zaman kontrolü ben devraldım.

Ben aldım. Ve verdim.

Ve geri aldım. Ve tekrar aldım.

Ve olamaz, Chloe...

Öyle çok...

...sertleştim ki.

Sakin ol. Sakin... Ben hallederim.

Ben hallederim.

Bu... öyle hassas bir şey ki.

İncecik bir çizgi.

Böyle... insan bir saniye önce hayattayken, bir saniye sonra...

...ölüyor mesela.

Ve sana söyleyeyim, ikisinin arasındaki zaman, hiçbir şey değil.

Bahsettiğim çizgi bu, Chloe.

İkisinin arasındaki çizgi.

Bunu her zaman düşünürüm.

Bunu hayal ederim. Sürekli.

Şuna bir bak.

Bunun ne kadar ince olduğunu biliyor musun?

0,0005 santimetre.

Santimetrenin on binde beşi.

O kadarcık.

Hiç bu kadar delicesine ince bir şey duymuş muydun?

Yani, bunu aklın alıyor mu?

Görmek ister misin?

Sana göstereceğim.

Diğer ikisine gösterdiğimi sana da göstereceğim.

Nadia'nın hissettiklerini hissetmek ister misin?

Şu hâline bak.

Siktiğimin sentetik maddesi bu lan, kıpırdayamazsın.

Ama beni duyabiliyorsun, değil mi?

Değil mi?

Ben her şeyim.

Ne diyecekler biliyor musun?

Aptal kız. Bir aşırı doz daha, solunumu öylece duruverdi.

Tıpkı bütün o diğer...

lanet olası... aptal... kızlar gibi.

Chloe?

Uzak dur ondan lan!

Hadi gidelim anne.

Bir dakika daha.

Biz dışarıda olacağız. İstediğin kadar kal.

- Bu o! Bu o! - Rebekah!

- Ah, bebeğim benim! - Hey, hey.

- Anne. - Oğlum!

Seni o kurtardı.

Oğlum! Oğlum benim.

Geri geldi. Seni korumak için geri geldi.

- Tamam, geçti. - Tamam, yok bir şey.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.